12.Bölüm - Yolundan Sapmak
Fukaralar Sokağı’na vardığımda iki evin çıkmazına girdim.
Çıkmaz güneş ışığı almıyordu; göğün parıltısına maruz kalmış, solgunluktan ibaretti.
Vungar öylece dikiliyordu. Helket ileri geri arşınlıyordu.
Helket beni görünce durdu. Kaşlarını çattı.
Vungar korkutucuydu, yadsınamaz bir gerçekti, fakat Vungar’dan daha korkunç biri varsa o da Helket’ti.
‘‘Geç kalmadığıma eminim.’’ Sesimdeki çekinceyi seçmesi pek zor olmamıştır.
Helket arkada birleştirdiği ellerini saldı. ‘‘Sen kalmadın,’’ diye tısladı. ‘‘Takip edildin mi?’’
Kafamı iki yana salladım.
Helket mavi gözlerini benden ayırmadı. ‘‘Emin misin?’’
Kafa sallayarak onayladım.
Beş yahut on dakika sonrasında Nalfin ile Vuinar geldi.
Helket onları fark ettiyse de kafasını kaldırmadan arşınlamaya devam etti.
Nalfin ile Vuinar birbirlerine baktı.
‘‘Ormandakiler işlerini layıkıyla yapıyor mu diye kontrol ediyorduk.’’
Helket başını kaldırdı, Nalfin ile Vuinar’a doğru ilerledi. Karşılarında dikildi. Bakışlarını Nalfin’e yoğunlaştırdı. Nalfin bakışlarını kaçırdı. Helket, Nalfin’in çenesinden tutup kendisine çevirdi.
‘‘Size…’’ Helket, Nalfin’in göğsüne elinin tersiyle vurdu, ‘‘iş yapacağımız günlerde dumanlamayacağınızı söylemedim mi?’’
‘‘Bir duman aldık,’’ diye mırıldandı Nalfin, sahibinin öfkesinden kaçınan bir köpek edasıyla. ‘‘Üstesin-’’
‘‘Halinize bak!’’ diye haykırdı Helket, bakışları Vuinar ile Nalfin üzerinde savrulurken.
Helket arkasına döndü, başını arkaya düşürdü. Bezgin bir iç geçirdi. Toplanmamızı isteyen bir el hareketi yaptı.
Helket’in etrafına kümelendik.
‘‘Şimdi,’’ diyen Helket, gözlerini üzerimizde gezdirdi. ‘‘Karşı yakalı Dailen. Beş kiloluk alışveriş. Anladınız mı? Önümüzdeki dört ay yer, içer, takılırız. Elinizi yüzünüze bulaştırmayın. Şu salak pelerinliyi görürseniz kaçın. Askerlere yakalanın daha iyi.’’
Helket’in bahsettiği kişi kırmızı bir maske ile pelerin takıp, kanunsuzları avlayan bir kahraman bozuntusuydu. Halkın gönlünü kısa sürede kazanmıştı. Çocuklar onun kılığına bürünüp birbirleriyle dövüşüyordu. Tabii bu durum krallık tarafından hoş karşılanmıyordu. Askerleri kötü gösterdiğini, işlerini iyi yapmadığını açıkça gözler önüne seriyordu. Bazı askerler ise minnettardı çünkü böyle işlerin üstesinden gelmek zordu, canlarından olabilirlerdi, maskeli herif onların yükünü hafifletiyordu.
‘‘Büyük bir kargaşa istiyorum.’’ Helket kollarını havada genişletti. ‘‘Ana caddede tüm sokakları yankılatacak bir karışıklık. Bizim yakayı sorunsuz geçmeliyim. Ayrı çantalarla her birimizin malı taşımasının gerektiğini düşünüyordum fakat mimliyiz. Risk almadım. Mal eksik gitmemeli. Ortada büyük bir para var. Paradan olmak hoşumuza gitmez…’’ birazcık duraksadı, ‘‘yanılıyor muyum?’’
Helket’in sözlerini sessizce onayladık.
Helket, Nalfin ile Vuinar’ı karşısına aldı. ‘‘Ana caddeyi karıştırın. Ve zahmet olmazsa kaçın. Takip edilmediğinizden emin olana dek kaçın.’’
‘‘Bize bırak,’’ dedi Vuinar kendinden emin bir sesle.
Helket arkasına dönecekken durdu. ‘‘Maskeler.’’
Nalfin iç cebine koyduğu maskeyi çıkarıp taktı; bordo maskesindeki demir örgü desen, maskesinin yüz kısmını çevreliyordu.
Vuinar’ın beyaz maskesinin göz kısımlarının hemen altında gözyaşı deseni vardı.
Helket, Vungar’a döndü. ‘‘İkisine yakın dur. Nalfin’in dosyası kabarık. İçeri girerse ellisinden önce çıkamaz. Hayatının bedelini yeterince ödedi.’’
Vungar kafa salladı.
‘‘Vuinar’ı kefaletle çıkarabiliriz,’’ diye devam etti Helket. ‘‘Nalfin’e göz kulak ol. Vakti geldiğinde tavernaya dönün.’’
Vungar’ın beyaz maskesinin önyüzü açık renkteki dört sözcükle çevriliydi.
Vungar hariç hiçbirimiz sözlerin ne anlama geldiğini bilmiyorduk.
Helket arkasına döndü, bir köşeye dayadığı çantayı sırtına geçirdi. ‘‘Yakalanırsam gün yüzü göremem amına koyayım.’’
Helket’in solgun pembe rengi maskesinin şakak kısımlarında kiraz ağacı yaprağı oyması vardı. Takacağını düşündüm ama belinde asılı duran maskesine yeltenmedi.
Nalfin omzuma dokundu. ‘‘Ana caddede para saçmanın cezası yoktur herhalde?’’
Helket’in bana kanunları tüzüğü tüzüğüne öğrettiğinin bilincinde olarak sormuştu.
Zihnimin köşesindeki Adalet Kitabı’nın sayfalarını taradım. ‘‘Kanunlar içerisinde istediğini yapabilirsin, kimse senin parana karışamaz,’’ dedim. ‘‘Fakat halkı birbirine karşı galeyana getirmek üzerinden bir dosya açılabilir. Ama boş bir dosya olur.’’
Vuinar kızıl saçlarını arkadan bağladı. ‘‘Parmaklıkları boylamazsın.’’
‘‘Senin için öyle,’’ diyerek karşılık verdim. ‘‘Nalfin için verilecek en ufak bir ceza bile onun başını yakar.’’
Vungar üçümüzün arasından geçip sokağa çıktı. Arkasından Nalfin ile Vuinar takip etti.
Helket’e döndüm. ‘‘Maskemi unuttum.’’
‘‘İkimizin de ihtiyacı yok,’’ dedi Helket. ‘‘Alenen iş yapmayacağız. Yürüdüğüm yollardan gelme. Beni gölgelerin ardından takip et. Bir tehlike sezersen sansarı yolla. Kendini alıcılara dahi gösterme.’’
***
Helket ile ana caddeden geçerken duraksadık. Nalfin kesesindeki tüm paraları saçtı: Paralar kargaşaya yol açtı, kargaşa arbedeye evrildi.
Askerler üşüşmeden oradan ayrıldık.
Kalabalığın arasına karışarak Helket’i takip ettim.
Batı kısmı ile doğu kısmı arasında kalan Taş Nehir caddesinde Helket’i takip etmeyi bıraktım. Batı yakasına geri yöneldim. Bir caddenin ağzındaki kalabalığın arasına karışıp tiyatro oyununa göz attım: Hikaye Tüccarı, adlı oyun oynanıyordu. İkinci perde açılıyorken ayrıldım. Terlemiştim. Paltomu çıkarmakla çıkarmamak arasındaydım. Fakat gün ışığı bulutların arkasında kaybolmuşken, gölgeler şehri sarmalarken vazgeçtim.
Yolun iki kısmında etrafı çitle çevrili bahçeli evlerin yer aldığı muhite girdim. Yolun sonundaki eve vardım. Çit kapısının önünde dikildim.
İçim kıpır kıpır olmuştu. Gri arduvazlı, gri boyalı, tahtadan bir kapısı olan basit bir evdi sadece. İçerideki… O kadın, tek gecelik ilişkilerimi basit bir kaçamaktan ibaret kılan, bedenimi tüm kadınlarla paylaşsam bile gönlümü sadece onunla paylaşabileceğim bir varlıktı.
Perde aralandı. Yüzü seçemesem de Maariblilere özgü gümüş saçın sahibini iki kilometre öteden tanıyabilirdim.
Kapı önce aralandı, sonra gıcırdayarak ardına kadar açıldı.
Heyecanlanmadım. Onun yanındayken diğer herkesin yanında olduğumdan daha rahattım. Onun için kendimi değiştirmeme, ben olmaktan çıkmama gerek yoktu. Aksine, beni özgürleştiriyordu.
Gölge’yi paltomun iç cebinden çıkarıp avuçlarımda tuttum. Uyuyordu. Başının tepesini huylandırdım; Gölge huysuz mırıltılar çıkararak çapaklanmış gözlerini kısık bir şekilde açtı. Gölge’yi yere bıraktım. Gölge çiti geçip sundurmanın köşesinde kıvrıldı.
Çit kapısını kapattım. Sundurmayı tırmandım. Kapıya vardığımda Sirver kollarını boynuma doladı.
Gözleri şehvetle parıldıyordu.
Dudaklarıma uzun bir öpücük kondurdu.
Ayağımla iteleyerek evin kapısını kapattım.
Sirver’in ince belini kavrayıp biraz daha kendime çektim. Yuvarlak göğüsleri göğsümle birdi. Parfümünün kokusu burnuma çaldı: Çilek aroması.
‘‘Seni çok özledim.’’ Elinin tersini nahif bir hareketle sakallarımda gezdirdi. Gülümsedi. ‘‘Felekten mi geldin,’’ baş parmaklarıyla kaşlarımı düzeltti, ardından elleri yanaklarıma düştü, ‘‘niçin bu kadar geciktin?’’
Ellerini yakaladım. Avuçlarının içini öptüm. ‘‘Felek de sensin, mehtap da.’’ Boynuna bir öpücük kondurdum.
‘‘Kül gözlüm.’’ Dudağıma buse kondurdu. ‘‘Kara aygırım.’’ Ardından bir buse. Sonra bir buse daha. ‘‘Sen de gecemsin benim… Saçların kadar koyu bir gece.’’ Gözlerinin içi ışıldarken saçlarımı okşadı. ‘‘Benim, feleğin de, mehtabın da.’’
Tebessüm ettim. ‘‘Şiirsel zırvalıklardan sıkılmadın mı?’’ Çenesinin kenarına öpücük kondurdum. ‘’ ‘Erkekler’ şiirin kendisine nitelik kattığını düşünür ama bizim gibiler bilir ki seni adam yapan, sana nitelik katan tek şey paradır.‘’
Sirver’i kavrayıp çuval misali omzuma attım. Sirver bacaklarını çırparak neşeli çığlıklar attı. O sıra yatak odasının yolunu tuttum.