Edebi Eserin Değeri mi Yoksa Yazarın Kişiliği mi Daha Önemli?

Yorumlardan sonra yine bu kitaba döneceğim çünkü Orwell güzel bir şekilde açıklıyor bu konuyu. O yüzden aslında önermiştim okunmasını. Orwel, kısaca der ki; sanatçının eseri kişiliğinden bağımsızdır fakat atıyorum bir eser sahibinin istismarcı olduğu da bilinçte yer almalıdır. Eserlerinin çok iyi olması onun kişiliğindeki ayıbın haklı sebebi olmamalı. Görmezden gelinmemeli. Yani bir konuda iyi olması onun yeteneğidir der. Yeteneğinin mükemmel olmasının haklı sebebi kusuru olmamalıdır.

3 Beğeni

Alkollü araç kullanıp baba, anne ve kızlarını öldürdü. Yalan söyleyip aracı arkadaşının kullandığını söyledi. Üç dört gün sonra, vücudunda alkol (ve varsa uyuşturucu maddeler) temizlendikten sonra ve de ne hikmetse savcı aracı kullanan kişinin iddia edildiği gibi arkadaşı olmadığını kanıtlarıyla ispatlamisken suçunu itiraf etti. Büyük bir şov yaparak (ve yine bence) zerre pişmanlık gostermeyerek cezaevine girdi.

Edebiyatı da kalemi de olmaz olsun.

3 Beğeni

Üzüldüm, büyük trajediymiş. Anlaşılan olayda benim yukarıda söylediğim gibi taksir falanda yok.

1 Beğeni

Konuya zor bir örnek olmuş. Aslında yazarın kişiliği ile eserinin ayrı tutulması gerektiğine katılsam da (bakınız Leingrad’ın verdiği örnekler ve daha bilmediğimiz, asla bilemeyeceğimiz yüzlercesi), bir yazar özel hayatında bu derecede bir riyakârlık gösterebiliyorsa, bunun bilincindeki bir okur yazdıklarının içtenliğine nasıl güvenebilir veya düşüncelerini nasıl içselleştirebilir? Zor bir durum, çıkış göremiyorum.

4 Beğeni

Üzerinden yeterince zaman geçerse Hasan Ali Toptaş da okuruz Emrah Serbes de. Zaman, yazarla eser arasındaki mesafeyi açar.

Hasan Ali Toptaş ilk romanlarını kadınlara sarkıntılık yapmayan biri olarak yazmıştır muhtemelen. Ve bundan 10 yıl sonra, belki, yaptıklarından büyük pişmanlık duyarak yazan biri olacak.

Yeterince zaman geçerse her eser yazarından kopup bağımsızlaşır, çünkü yazar o kitabı yazan kişi değildir artık.

7 Beğeni

Benim için kişilik de önemli yer tutuyor. Yazar içkiciymiş, kumarbazmış bunlar benim için çok önemli değil ama pedofili, sapıklık, tecavüz vs ise o yazarın kitabını alıp da okumam.

2 Beğeni

Kesinlikle ikisinden biri önemlidir diyemiyorum, kişilik çok geniş bir kavram. Yukarıda söylenenlerin çoğunda hemfikirim. İstismar ve sapkınlık söz konusu ise kesinlikle ben de okumam. Eserin edebi değeri ne kadar yüksek olursa olsun, bazı sınırlar var.
Misal Bukowski okumayı tercih etmiyorum. Kadınlar romanını aşağılayıcı ve cinsiyetçi buluyorum. Bu da diğer eserlerini okumamam için kendimce iyi bir gerekçe. Düşünce tarzı çoğunlukla kişiliği yansıtır.

2 Beğeni

Konuya yazmamak için kendimi zor tuttum ama bazı arkadaşlar belirtince ben de hislerimi söylemek istiyorum.

Mevzu bahis arkadaş kitaplar yazdı, diziler yazdı ama ne kitapları okudum ne dizisini seyrettim. Sadece bir iki videoda denk geldim, “Yahu ne güzel konuşuyor bu adam, özgürlük, adalet vs.” diyerek içimde bir sempati oluşturdum.

Malum polisiyeye meraklıyız, Sevil Atasoy’un sürekli kendini methettiği kitaplarını sırf adli vakalar yüzünden hatim etmişiz. O sebeple bu arkadaşın adli vakasını uzun uzadıya takip ettim.

Bu arkadaş Egede bir yazlık beldemizin virajlı dağ yollarında alkol ve uyuşturucu alıp, ultra lüks arabasının direksiyonuna geçti. Arkadan çarptığı araçta baba kız, uçuruma yuvarlanıp öldü. Kendi aracındaki kadran çarpışma anında durmuş ve 140 kmde takılı kalmış. Çarpışma hızının 170-200 olduğu tahmin edildi. İlk başta bu arkadaşın yanında çalışan elemanı veya arkadaşı suçu üstlendi. Arkadaş büyük ihtimalle " suçu üstlen, ben içerde sana bakarım" dedi. Bizim bu bıçkın, özgürlükçü, adaleti savunan arkadaş planı güzel yapmış, tereyağından kıl çeker gibi işten sıyrılmıştı. Neden bilmem olaydan 4 veya 5 gün sonra savcının kafasında bir ampul yandı ve arkadan vuran aracın koltuklarındaki kan lekelerininin incelenmesini istedi, bu sayede kaza anında kim hangi koltukta oturuyor belli olacaktı. İşte bu olay gazetelere yansıyınca bizim akıllı arkadaş bir pişmanlık mektubu yazıp şovunu yaparak teslim oldu.

  1. Uyuşturucu, alkol alıp direksiyona geçtin 200 bastın. Yasayı bilmem ama bence direkt bilerek ve isteyerek adam öldürmeye teşebbüs ettin.
  2. Emeline ulaştın masum baba ve kızını öldürdün. Ama suçunu kabullenmedin.
  3. Baktın yakalanacaksın utanmadan edebi bir pişmanlık mektubu yazıp teslim oldun.

Hiç kusura bakma, ben senin yazdığın ve yazacağın adaletten, özgürlükten hayattan istemiyorum. Çünkü hepsi şov, hepsi edebiyat parçalama, hepsi küçük adamın büyük gölgesi.

Not : Ülkede adalet olmadığı için, suçlular dışarda, suçsuzlar da hapiste olduğu için seni de virüs bahanesiyle saldılar. Bu arada soyadımdan dolayı insanların seni benle akraba sanmasından ayrı nefret ediyorum seni çakma adalet bekçisi.

5 Beğeni

Yaşamını en çok araştırdığım yazar Philip K. Dick idi ve onun yerinde olsam (“eğer Maradona olsaydım, Maradona gibi yaşardım” sözünde olduğu gibi) onun seçimlerini yapıp yapmayacağımı gerçekten uzun süre düşünmüşümdür. Aç ve parasız kalmaktan, kullanım tarihi geçmiş kedi köpek mamasıyla hayatta kalmaya varan, gerçeklik algısının kaybedildiği bir hayattan bahsediyorum. Kendi kurgusal otobiyografisi gibi duran ayrıntılara sahip olan Siyah Kan’dan sonra Jean Christophe Grange’a bakış açımı da bir süre sorguladığımı anımsıyorum. Özetle bu soruya verilebilecek net bir cevap yok, sinema konusunda zamanla öğrendiğim çoğu olay beni Bertolucci, Tarantino, Kubrick gibi “büyük” sayılan pek çok yönetmenden soğutmuştur (özel hayatı geçtim, çekimleri sırasında dublör yada kameranın öldüğü filmleri çeken kişilerden bile soğuyan birisiyim) Rurouni Kenshin manga’sını şu ana dek okumadığım için onun pedofili davasından sonra (evinde pedofili görselleri bulunmasına karşın cinsel saldırı suçlusu olduğu kanıtlanamadığı için tazminatla serbest bırakılmasına rağmen) bu isteği tümüyle kaybettiğimi söyleyebilirim, muhtemelen en takdir ettiğim senarist olan Tow Ubukata’nın da eşine şiddet uyguladığı gerekçesiyle bir süre 9 gün hapis yatıp yapıp aklanmasından sonra ona bakışımın pek de değişmediğini farketmiştim. (Aklanmasaydı, belki değişirdi, bilmiyorum) J.K. Rowling’in tek kitabını okumuş olmama karşın onu örgüt içi infazla linç etmeye çalışan kitleden rahatsız olduğumu, benzer şekilde henüz bir kitabını okumamış olsam da Amerika’da bile insanların nasyonel sosyalist gösteriler yaptığı, Amerikan yaşam tarzını inşa eden ikonlardan olan Ford’un bile ırkçı yazılar kaleme aldığı ve Nazi’ler ile yakın ilişkiler kurduğu bir dönemde kişisel mektuplarından ötürü cancel’lanılmaya çalışılan Lovecraft’a karşı yürütülen kampanyadan da öfkelendiğimi anımsıyorum. Bu saydığım örnekler üzerinden gidersem şu yada bu şekilde fark ediyor diyebilirim fakat yaşadığımız çağda kimsenin melek yada aziz olmadığı da aşikar.

2 Beğeni