Ben de bu filmi iki kez izledim. Bence gayet normal ![]()
Bir video-müzik klibini nasıl ki tekrar tekrar izliyorsam, bir filmi de tekrar tekrar izleyebilirim. O halde seni tuhaf karşılayanlar bir video-müzik klibini ikinci kez izlemesinler.
Ben de Urban Legend(Gerçek Efsaneler)-(1998) ve The Others(Diğerleri)-(2001) filmlerini kaç kere seyrettiğimin sayısını bile bilmiyorum.
Video ya ilk yorum benden gelmiş olsun ![]()
City of Violence filmini ömrümün sonuna kadar tekrar ve tekrar izleyebilirim.
Bu sahne günlük hayat rutinime özet geçiyor hatta.
Carrie - 1976
Daha önce Scarface-1983 ve Carlito’s Way-1993 filmlerini (Bir kaç tane daha var) seyrettiğim ünlü yönetmen Brian De Palma nın Stephen King uyarlaması. Bir amerikan yapımı. Film King in basılan ilk romanının uyarlaması. Konusu, okuldaki diğer çocuklar tarafından sürekli itilip kakılan, aklı gidik bir anne tarafından sürekli baskı altında yetiştirilen genç kızımız, sonunda bütün herkesin validesini silkmeye karar verir. Kendi validesi dahil ama onu asarak silker. Konu iyi, senaryo iyi, oyunculuklar dönemine uygun. Bu kullandığım son ifadeyi çok kullanıyorum zira filmleri çekildiği yıllara göre değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Buna oyunculuklar dahil. Ancak bazen istisnalar çıkıyor ve zamanının ötesine geçen oyunculuklar görebiliyoruz, tıpkı Sissy Spacek de olduğu gibi. Ayrıca çekim açıları, planlar v.s gayet düzgün çekilmiş bir film. Ben daha önce beğenmiştim zaten yine izledim yine beğendim.
Bu filmi, ilk filmin remake’i zannettiğimden es geçecektim. Bir forum üyesi sayesinde, bu filmi de izlemiş oldum.
İlk film kadar beğenmesem de güzeldi. Sadece bazı sahnelerin, açıkça gösterilmesini sevmedim. Cgi’ın çok olmasından ötürü, ilk filmdeki kasvet ve gizem biraz eksikti. Filmin sonunu, ilk filme çok başarılı bir şekilde bağlamışlar. Önceki film kadar olmasa da tiksindirmeyi başaran iyi bir body horror olmuş.
Carpenter izlemeye devam ediyorum.
They Live; ilgi çekici konusu, örtülü sistem eleştirileriyle ve verdiği mesajlarla oldukça iyi bir film olarak göze çarpıyor. Carpenter, hedef tahtasına; aslında, uzaylı maskesinin ardındaki, dünyayı sömüren bir kitleyi koyuyor.

Matrix’teki gibi, toplumdaki derin uyku hali burada da mevcut. Filmdeki, uzun dövüş sahnesi de uykudan uyanmak istememekte direten insanları temsil etmiş gibi. Ayrıca medyanın gücü, insanları uyku moduna alması ve yönlendirmesi de bariz şekilde eleştirilmiş.
Gerçekten görebilmek için her zaman
takmak gerekmez. ![]()
Ne zamandır izlemek istiyordum. Hikayesi ve oyunculuklarıyla çok sağlam bir filmdi.
ekşi’den:
Heavy Trip sonrası, grup elemanlarının başına gelen trajikomik olayları anlatan Heavier Trip, kimilerine göre ilk filmin gölgesinde kalsa da bence aynı ruhu, kaldığı yerden devam ettiriyor.
Bu kez; sertliğinden, duruşundan taviz vermeyen Black Metalci Xytrax karakteri iyice yıldızlaşıyor.
Wacken yolunda, başlarına gelmedik şanssızlık kalmayan grup üyeleri, yine izleyiciyi güldürmeyi başarıyor.
Her metal dinleyicisinin izlemesi gereken eğlenceli seri, yeni bir devam filmini hak ediyor.![]()
Ben önermiştim. Tam dediğim gibi bulmuşsunuz.
Pratik efekt olmayınca ilk filmin vuruculuğuna asla yaklaşamıyor. Sadece bu film özelinde değil bu yazdığım. Eğer bir filmde ya da yapımda pratik efekt varsa orada kalite vardır emek vardır. Bu da izleyiciye geçiyor.
Ashoka damıydı bir pratik efekt sahnesi var mesela dizin vasatlığını birden unutuyorsunuz. Spoiler olmasın şimdi bir gün izlerseniz direkt anlarsınız.
Dediklerinize katılıyorum. İzleyicide, kolaya kaçıldığı algısı oluşuyor ve sahneler iyice yapay duruyor. Ben de senaryonun, oyunculuğun, kostümlerin, kısaca kamera arkasındaki emeğin fazla olduğu filmleri izlemek istiyorum artık. Geçen gün bir film eleştirmeni de bu konuya değindi. “Bruce Willis’in dikkat çekmeyen bir filmi, ABD’de yıllar sonra popüler oldu.” dedi.
Ahsoka’yı izlemiştim ama hatırlayamadım dediğiniz sahneyi.
The Thing önerisi için teşekkürler…
Pet Sematary - 1989
Stephen King’in romanından uyarlanmış bir korku filmi. amerikan yapımı. Konusu, yeni taşındıkları yerde kedilerini kaybeden ailenin babası kızına verdiği söz üzerine, kediyi ölümden geri getirir. Ama mezarlık bir kez uyanmıştır ve durmaz. Konu iyi, senaryo iyi, aslında King’in kitaplarından uyarlanan yapımların senaryoları hep biraz eksik kalmış gibi hissettirir, ancak bu filmde o hissi duymadım. Belki bunda senaryoyu da King’in kendisinin yazmış olmasının etkisi vardır. Oyunculuklar dönemine uygun, gerilim dozu fena değil. Tabi şimdi öyle söylerim, ancak ilk olarak beyoğlu sinemasında, son seans ta seyredip te, gecenin birinde Cezayir sokağa yürümek zorunda kaldığımda hiç te “Fena sayılmaz” değildi. Oralarda kaç sokak kedisi var biliyor musunuz?..Çok.
The Shining - 1980
Yine bir Stephen King uyarlaması. Ünlü yönetmen Stanley Kubrick in çektiği amerikan yapımı korku filmi. Konu, kış bekçiliği göreviyle dağ başındaki otele gelen kahramanımız cıldırık ötesi olarak ailesini baltalamaya kalkar. Konu iyi, senaryo (???), oyunculuklar (???), çekim kalitesi iyi, korku dozu (???). Filmi daha önce seyrettim tabi ki. Fakat bu ikinci seyredişimdeki fark altta yazan yorumlara bakmam oldu. Normalde izlediğim sitede film yorumlarına bakmam. Zeka seviyesi terliksi hayvan düzeyindeki bir takım cisimlerin yazdıkları beni pek ilgilendirmiyor (“The Exorcist” in altına “Şafak Sezer bunu daha önce çekmişti” diyen var yahu. Daha ne diyeyim). Ancak iki mesaj dikkatimi çekti. Birisi romanı okuyan bir vatandaşın, diğeri de en azından konuya hakim birinin. Stephen King in filmi beğenmediği hatta nefret ettiğini biliyordum. Oluşturulan genel kanı, Kubrick in, King’in senaryosunu beğenmediği, onun için yazarın gıcık olduğu yönünde. Bu yorumlardan öğrendiğim ise son derece farkı. Onun üzerine kısa bir araştırma da yaptım tabi. King’in bu hoşnutsuzluğunun nedenlerinin farklı olduğunu gördüm. O yüzden filmi iki bakış açısıyla değerlendireceğim.
Müstakil film olarak. Ki anlaşılan filmin roman ile alakası yok. Film olarak gayet güzel. Çekimler, sanat yönetimi, oyunculuklar, senaryo gayet iyi ve bu gün bile seyredilebilir bir film. Sadece ön plana çıkan Jack Nicholson değil Shelley Duvall de, oynamamış yaşamış. Nitekim yaşamışta zaten. Kubrick, Nicholson ile anlaşarak sette kadına adeta cehennemi yaşatmışlar. Bu psikolojik taciz de işe yaramış. Sonuç olarak bir çok filme ilham olan, göndermeler, saygı duruşları yapılan bir film çıkmış ortaya.
Uyarlama olarak. Berbat bir film. Roman ile alakası yok. Sadece karakterler ve otelin, birde King in adını kullanan, Kubrick in kendi hayal aleminde çıkma bir film. King film için “Bence ‘The Shining’ harika bir film ve muhteşem görünüyor, daha önce de söylediğim gibi, içinde motoru olmayan büyük, güzel bir Cadillac gibi” demiş. Şimdi, King in bunu “Kan davası” na döndürmesine şaşırmıyorum. Çünkü romanda yazdığı “Jack Torrance” karakteri King in bizzat kendisi, Kubrick in tasvir ettiği gibi zaten deli olan birinin zırdeli ye dönüşmesinden ziyade, özünde iyi olan, alkol problemleri ile boğuşan (Aynı King gibi), otelin varoluşundan gelen kötülüğü ile deliren, iyi bir baba, iyi bir koca. İkinci isyan, filmin ikinci ana karakterine. Wendy nin tasviri. King in karakteri hiçte güçsüz, aptal ve beceriksiz değil.
Neyse. Daha net konuşmak için ya kitabı okumam yada, King’in kendi elinden çıkma, 1997 mini dizi versiyonunu seyretmem lazım.
Güzel film. Mükemmel yorum olmuş, ellerine sağlık ![]()
Teşekkür ederim. Romanın 1997 mini dizi versiyonunu bulabilirsem seyredip bir yorum da ondan sonra yapmak istiyorum.













