Firuze Çiçekleri

                                  **Giriş**

adrea gözlerini açtı. gözlerini açtığından emin olmak için kapatıp bir daha açtı. evet. gözleri açıktı. fakat etraf zifir karanlıktı. adrea yerde uzanıyordu. elleriyle yeri yokladı: taştan bir zemin. belinin üstüne doğruldu, elleriyle yerden destek alarak ayaklandı. sonra kollarını öne uzattı, dikkatli adımlarla yürüdü. yedi adım sonra soğuk, sert bir yüzeye dokundu. yokladı. taştan bir duvar olduğuna kanaat getirdi.

niye buradayım? diye düşündü adrea.

göğsü daraldı. duvara sırtını verip yere çöktü. dizlerini kendisine doğru çekti, kollarını üzerinde bağladı.

nasıl kurtulacağım?

nefes alışı derinleşti. ağzından soluyordu. oksijenin yetersiz geldiğini hissetti. ellerini yumruk yapıp bıraktı. ayaklarını uzattı. boynunu sağa, sola yatırdı. sonra dizlerini tekrardan çekti. ellerini duvara yaslayıp ayaklandı.

adrea arşınlamak istedi. fakat adım attığında arzusundan vazgeçti. önünü göremiyordu. nereye toslayacağını bilmiyordu. ellerini kafasına götürüp hızlıca kaşıdı.

adrea burnundan derin bir nefes çekti, sonra hepsini bırakıverdi ağzından. üç kez tekrarladı. düşünmek için zorladı. gözlerini kapattı. açık olması ile arasında fark yoktu. ama böyle daha sağlıklı düşünebileceğini hissetti.

zihni koca bir boşluktan ibaretti. adı adrea’ydı. kasıklarının arasında et parçası vardı.

kim olduğumu, ne olduğumu biliyorum en azından, diye kendisini ironik bir şekilde teselli etti.

bir ses duydu. yer sarsıldı. sonra ses kesildi. derken bir başka ses gümbürdedi. belirli aralıklarla ses birbirini takip etti, devam ettikçe büyüdü.

adrea öylece bekledi. sanki başının üstüne dev bir meteor düşüyordu. o sıra koca bir taş parçası adrea’nın içinde bulunduğu yerin tavanına çarptı, adrea savruldu.

tavanda kocaman bir delik açıldı. etrafı toz bulutu kapladı.

adrea gözlerini kırpıştırdı, genzine dolan tozlardan sebep öksürdü. sırtında bir ağrı hissetti. acı bir hırıltı çıkarıp doğrulmayı denedi. neler olup bittiğine dikkat kesildi: önündeki toz bulutu usulca çöküyordu. sonra istemsizce gözlerini kıstı. taş parçasının peşine gün ışığı da içeri düşmüştü. uzun süredir karanlıkta kaldığından sebep gözleri henüz alışmamıştı.

adrea zor da olsa ayaklandı. birazcık gerindi. sırtında hafif bir ağrı vardı. sanki iğne batırılmış gibiydi. endişe verici olmadığını düşündü. sonra da şanslı olup olmadığını.

dev bir taş parçası çarpmış, ufak bir sızıyla atlatmıştı.

adrea dikkatli adımlarla yığıntılara basarak tırmandı, taş duvarın tepesinden etrafa bakındı: alabildiğine uzanan, sık ağaçlarla kaplı orman. taşın yuvarlandığı tepeyi süzdü; eğimli, dümdüz bir dağ yamacıydı. sonra içinde bulunduğu yapıya baktı; ufak bir odaya benziyordu fakat kapısız, camı olmayan, kutu misali taşlardan örülüydü.

adrea aşağı atladı.

1 Beğeni