Bu arada iş için macbook kullanıyorum. Onu da aktif olarak 3 sendir kullanıyorum sanırım. Cokta rahatsiz olmadim zaten günümün çoğu terminal, vscode, browser ve slack dörtlüsünde geçiyor. Brew bence çok başarılı bir paket yöneticisi. Sanallaştırma için de inanılmaz performanslı ürünler var. Özellikle rust ile yazılmış toolları tercih ediyorum. Macbook varken linux u desktop olarak tercih etmek için bir sebebim olmuyor. Fakat elimde macbook harici bir donanım olsaydı tabi ki linuxtan şaşmazdım
Aynı fikirdeyim ya. Ben de nerdeyse birebir aynı aletleri çalıştırıyorum genelde (ekstradan birkaç jetbrains ürünü daha işte). Apple abilerin dediği gibi, “it just works”.
Major update geldiğinde görmezden duymazdan bilmezden gelip IT departmanı ya da IDE’ler falan mecbur bırakana kadar erteliyorum sadece. Major update’ler canına okuyor sistemin, dilim çok yandı bu konuda. ![]()
Bu konuda sana katılıyorum ama Mac OS X’in tadını hep merak etmişimdir. Görünüşü güzel ama kullanımı nasıldır acaba?
Benim için güncellemeler sorun değil, sürekli güncelliyorum. Sorun çıkarsa resmi yerlere yazıyorum. Onlar ise çözüyorlar.
Haha, valla hocam işimde hiç birilerine yazıp günlerce cevap bekleme lüksüm olmadı. Destek gerektiren işe hiç bulaşmıyorum artık. Çalışıyorsa çalışıyordur, çalışmıyorsa çalışmıyordur. Bağımlı olduğumuz ve düzgün çalışmayan bir şeyde workaround bulmak ve uygulamak genelde destek beklemekten daha kısa sürüyor. Destek gelirse gelir, workaround kötüyse destek hasbelkader çalışmışsa workaround silinir. Ama desteğe bel bağlanmaz
. Açık kaynak kodunu akademiyi zaten geçtim, saatlik para verilip alınan desteğe bile bel bağlanmaz.
Maalesef ~10 yılda edindiğim tecrübeler bana bunu öğretti ![]()
Haklısın hocam, piyasa değişiyor. Tabii insanlar da kezâ öyle.
Ben de Linux kullanıyorum. Kullandığım dağıtım Fedora, masaüstü ortamım KDE.
Linux’la ilk 2008’de tanışmıştım. O zamandan beri çok şey değişti. Linux zaten cep telefonları, tabletler, sunucular, süper bilgisayar ve diğer bazı alanlarda egemen konumda olsa da kişisel bilgisayar tarafında bir seçenek bile değildi. Bu alanda kullanım oranı olarak hâlâ çok geride olsa da sorunlar büyük ölçüde çözüldü ve ciddi bir rakip hâline geldi. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Linux’un PC pazarında Windows’tan ciddi ölçüde pazar payı kapması bekleniyor.
Eskiden Linux’ta oyun oynanmazdı, şimdiyse hepsi olmasa bile oyunlar oynanıyor. Steam’in Linux’a gelmesinin ardından bazı oyunların Linux versiyonu çıktığı gibi Steam’in altyapı yatırımları sayesinde Linux versiyonu olmayan oyunların önemli bir çoğunluğu da Linux’ta kolaylıkla kurulabilir ve oynanabilir hâle geldi. Hatta Linux versiyonu olmayan Detroit Become Human oyununu, Linux’ta Windows’a kıyasla çok daha yüksek bir performansla oynayabildim. Lutris gibi yazılımlar ise Steam’da bulunmayan oyunlar için bir çözüm olabilir.
Donanım sürücülerinde de sorunlar büyük ölçüde çözüldü. Eskiden Linux’ta ekran kartı düzgün çalışmaz, ses kartı tanınmayabilir, webcam çalışmaz, işlemci alev alacak kadar ısınabilir, wi-fi sürücüsünü kurmak zor olabilir ve bu yüzden internete bağlanılamayabilirdi. Bu sorunları çözmek epey zor olabilirdi. Hatta çoğu zaman çözemeyip Windows’a dönmek zorunda kalabilirdik. Şimdiyse bu sorunlar büyük ölçüde ortadan kalktı.
Yazılım konusunda da gelişmeler oldu. Pek çok yazılımın Linux versiyonu çıktı. Sadece web tarayıcı üzerinden çalışan yazılımlar yaygınlaştı ki doğal olarak Linux’ta da çalışıyorlar. Bazen de alternatif yazılımlar geliştirildi.
Yapılandırma konusunda da büyük gelişmeler yaşandı. Son kullanıcı odaklı Linux dağıtımları pek çok ayarın zaten otomatik yapıldığını veya bunu kolaylaştıran araçların bulunduğu şekilde piyasaya sürülüyor.
Bu arada Microsoft da artık Linux’a ciddi yatırım yapıyor. Sunucu sistemlerinde Linux kullanıyor, alt sistemlerini Windows’a yüklenebilir yapıyor. Çekirdeğe kod katkısı sağlıyor. Microsoft Edge’nin Linux versiyonunu bile çıkardı.
Hiç mi sorun yok? Elbette var. Adobe ve SAP gibi bazı büyük yazılım şirketlerinin ürünlerinin hâlâ Linux versiyonları yok. Wine ile bu yazılımları Linux’a kurmayı deneyebilirsiniz ya da alternatiflerini kullanmayı deneyebilirsiniz. Ama Wayland’ın gelişmesi, HDR özelliklerinin Linux’a gelmesi, grafik kartı sürücülerinin üst düzey seviyeye çıkması ve Linux’un pazar payının artması ile Adobe’un da inadından vazgeçeceğine inanıyorum. Donanım konusunda ise çok az da olsa donanım sürücüsü eksikliği yaşayabilirsiniz ama bunun artık nadir denilecek seviyeye düştüğüne inanıyorum. En iyisi denemek.
Günün sonunda Windows’tan çok daha hızlı, çok daha güvenli, kullanıcıya çok daha fazla özgürlük tanıyan, sınırsız özelleştirme imkânı sunan, kullanması keyifli Linux tabanlı işletim sistemlerimiz var. Dilediğinizi seçebilirsiniz.
Ben kişisel bilgisayarımda Linux kullanıyorum ve her işimi bu platformda yapıyorum. Windows 11’i silip Linux’a geçtikten sonra bilgisayarım resmen nefes aldı. Eskiden Linux’a geçip sorunları çözemeyip Windows’a dönerdim. Bu yıl tam tersi oldu. Windows’taki sorunlarımı çözemeyip Linux’a geçtim ve şimdi keyfim yerinde.
Bilgisayarınızda Linux’a bir şans vermenizi tavsiye ederim.
En son 12 yıllık dizüstüne değişik dağıtımlar kurmayı denedim, denedim olmadı(Mint xfce vardı ama bozulmuştu). Sanırım ssd öldü. Yeni ssd alıp ve hafiften bir ram takviyesiyle tekrar hayata döndüreceğim. O dizüstü şimdilik komada olduğu için yeni dizüstü almıştım. Tabiiki freedos. Ve Ubuntu 24.10 kurmuştum. Mutlu bir şekilde devam ediyoruz. Heroic Game Launcher’ ımı ve Steam’ imi de indirip kurduk. Miss gibi. İleride belki Fedora, POP OS vb. Ama acemisi olduğum için tek kural var: Çalışıyorsa hiç dokunma. ![]()
@Pardus Gnome masaüstü ortamı her ne kadar özelleştirilebilse de bana her nedense fazla sade geliyor. Ama iş akışı konusunda çok başarılı. Fakat Ubuntu’nun Gnome’u kullanış şeklini sevmiyorum, Fedora ise saf bir Gnome deneyimi sunuyor.
Bu arada bu da benim KDE masaüstüm.
Yedi yıldır GNU/Linux kullanıyorum ve bu süreç bana sadece bir işletim sistemi öğretmedi, bilgisayarla ilişkimi tamamen değiştirdi. İlk yıllarda en çok dikkatimi çeken şey, GNU/Linux’un sana sistemi anlama ve kontrol etme alışkanlığı kazandırması oldu. Bir sorunla karşılaştığında kopyala–yapıştır çözümleri değil, gerçekten öğrenmeyi teşvik ediyor. Paket yöneticisi mantığını kavramak, çekirdeğin donanımla nasıl konuştuğunu görmek ya da bir servisi elinle ayağa kaldırmak, bilgisayara olan bakışımı tamamen değiştirdi.
Bugün dönüp baktığımda, sürücü sorunlarıyla uğraştığım o eski günler aslında bana sistemin derinliğini öğreten birer deneyimmiş. Mesela bir Wi-Fi sürücüsünü elle derleyip kurduğum zamanlarda yaşadığım uğraş, sonradan başka bir problem çıktığında bana yol gösterdi. Artık bu sorunların çoğu otomatik çözülüyor ama o altyapıyı öğrenmiş olmak bana hâlâ avantaj sağlıyor. Oyun ya da performans kısmına gelince, eskiden “idare eder” diye düşündüğüm GNU/Linux, bugün ana tercihime dönüştü. Proton’un olgunlaşmasıyla oyunların sorunsuz çalışması bir yana, sistemin genel verimliliği beni zaten Windows’a ihtiyaç duymayacak noktaya getirdi. Kaynak kullanımındaki denge, KDE’nin esnekliği ve Fedora’nın güncelliği birleşince elimde tam anlamıyla kendi elimle şekillendirdiğim bir sistem oluyor.
Kısacası GNU/Linux benim için sadece ücretsiz bir alternatif değil, bilgisayarıma gerçekten hâkim olabildiğim, öğrendikçe daha da zevk aldığım bir platform. Yedinci yılın sonunda şunu söyleyebilirim: GNU/Linux kullanmak, “bir sistem seçmekten” çok, bilgisayar kullanımını farklı bir seviyeye taşımak.
Buna tamamen katılıyorum.
Linux’un bilgisayar kullanımını farklı bir seviyeye taşımasını sağlayan şey Linux’ta imkânsız diye bir şeyin neredeyse hiç olmamasıdır. Akla hayale gelmeyecek yapılandırma ve özelleştirmeler, en zorlu sorunlara bile üretilen çözümler mümkün. Özgür yazılımın gücü buradan geliyor. Özgür yazılım, sadece bir lisans meselesi değil, kullanıcıya kendi sistemi üzerinde tam anlamıyla söz hakkı tanınması.
Aslında özgür yazılımın neden gerekli olduğunu onu kullandıkça daha iyi anlıyor insan. Bunu şöyle açıklayabilirim:
Bir ev satın aldınız. Onu istediğiniz gibi kullanabilir, dekore edebilirsiniz. Ayrıca evi isterseniz satabilirsiniz, kiralayabilirsiniz, boş tutabilirsiniz. Bunun yanı sıra, öldüğünüzde eviniz mirasçılarınıza kalır.
Size evi satan inşaat şirketinden şunu duyamazsınız: “Sana bu evi satıyorum ama onun içinde sadece sen oturabilirsin, kimseye satamazsın ve kiralayamazsın, hiç kimseyle paylaşamazsın, ayrıca benim koyduğum koşullara göre ve benim belirlediğim amaçlar dahilinde bu evi kullanabilirsin. Öldüğünde bu ev mirasçılarına da kalmayacak.”
Bunları duymazsınız, çünkü ev sizindir. Yazılım sektöründe ise sahipli yazılım ya da kapalı lisanslı yazılım diye bir ucube geliştirildi. O kadar yaygınlaştı ki insanlara garip gelmemeye başladı. Özgür bir yazılım kullandığınızda yazılımı geliştiren ve satan kişi ya da şirket size şunları söyleyebiliyor: “Bu yazılımı sadece benim belirlediğim koşullar ve amaçlar dahilinde kullanmak zorundasın. Onu arkadaşlarınla paylaşamazsın. Benim belirlediğim miktarda bilgisayara kurabilirsin. Bu yazılım üzerinde hiçbir özelleştirme yapamazsın, kaynak kodlarını düzenleyemezsin, bu yazılımı çatallayıp yenisini geliştiremezsin. Bu yazılımı mirasçılarına devredemezsin, onlar da ayrıca satın almak zorunda. Eğer bu koşullara uymazsan suç işlemiş olursun ve mahkemede yargılanabilirsin.” Yani aslında size yazılımı değil, sadece sınırlı bir kullanım hakkını satıyorlar. Aldığınız lisans ömür boyu bile olsa kiracısınız. Yazılımı yüklerken de koşulları onaylıyorsunuz. Bu koşullara uymazsanız korsan işlerine girmiş sayılıyorsunuz, bu da Türkiye dâhil neredeyse her ülkede suç sayılıyor.
Özgür yazılım ise size şunu söylüyor: “Bu yazılımı bir kere aldığında, indirdiğinde tamamen sana aittir. İstediğin gibi kullanabilirsin. İstediğin herkesle paylaşabilirsin, hatta bunu yaparsan seviniriz. Yazılımı istediğin gibi özelleştirebilirsin. İstersen kaynak kodlarını alıp yeni bir yazılım bile üretebilirsin. Ya da kaynak kodlara katkıda bulunup yazılımın gelişmesini sağlayabilirsin. Bu yazılım üzerinde tam kontrol sahibisin.”
Linux, bir özgür yazılım olması sayesinde hızlı bir şekilde gelişiyor.
Hocam sözlerinizi anlamak ve aslında özünde katılmakla beraber tartışmayı bir miktar pragmatizm ile gerçek dünyaya döndürmenin faydalı olacağını düşünüyorum ![]()
Günümüzde bu açık kaynak işleri özgürlük ile ilintilendirilse de özünde donanım üreticilerinin ‘tamamlayıcını adi meta haline getir‘ (commoditize your complement) stratejisinden doğan bir olay (Joel Spolsky reyizin 2002 yılından bir makalesini bırakayım buraya).
Akılda tutmamız gereken şey aslında şu; yazılım hem geliştirmesi hem de uzun vadede bakımı çok miktarda emek ve para isteyen bir şey. Ve de müteahhitten aldığımız evin aksine kopyalaması iş bile olmayan bir şey. O yüzden bahsettiğiniz nalet lisans işleriyle uğraşılıyor sıklıkla. Bunlara girilmeyip direkt kaynak kodu sağlanmışsa da bu durum genelde tamamen pragmatik ve stratejik seçimler sonucunda gerçekleşmiş oluyor.
Yani mesela atıyorum godot pek çok oyun geliştirici tarafından maddi olarak desteklenen bir ürün. Kendisi de bir oyun motoru yapan ve satan Epic Games bile para akıtıyor. Bunun sebebi kendileri de paralarını lisanslardan kazanan bu firmaların özgürlükçü olması ya da kapitalizmi sevmemesi değil, bu işin stratejik olarak faydalarına olması.
2-d piyasasına yürümeyeceğinden emin olan firma 2-d oyun motoruna yatırım yapar ki hem 2-d hem 3-d yapan rakiplerinin eli zayıflasın (Epic games - Godot). Donanım/cloud firması yazılımı ele ayağa düşürmek için open source destekler; ki yazılım kullanımı artsın kendi ürününe talep oluşsun. Danışmanlık firması kendi framework’ünün kaynak kodunu açar ki kullanımı artsın destek satabilsin. Arada beleş katkı da gelirse ne ala tabi ki.
Ben de açık kaynak kodu severim, daha enerjik ve hevesliyken linux kullanırdım. Şimdi de özellikle işimde kapalı kaynak kodlu aletlerden cüzzamlıdan kaçar gibi kaçınıyorum.
Ama ‘özgür’ yazılımın da bir bedelinin olduğunu unutmamak lazım. Kullanıcı ödemiyordur belki, ama birileri mutlaka ödüyor bunu. Kim niye ödüyor, ne zamana kadar öder bunlar GNU ideallerinden bile önce akılda tutulması gereken şeyler bence.
Garuda Dr460nized Gaming yükledim ikinci işletim sistemim olarak yakın zamanda. Belki oyun oynarım vs diye de bu distroyu seçmiştim ama çok da açmıyorum. Linux’u sadece film dizi izlerken kullanıyorum, SVP sağolsun linuxta bedava.
Söylediklerinizin bir kısmına katılıyorum. Sonuçta yazılım geliştiriciler de ekmeğini kazanmak zorunda. Özgür yazılımları geliştirmek için de emek, zaman ve hatta para harcanıyor.
Fakat özgür yazılım = ücretsiz yazılım olmak zorunda değil. Stallman’ın geliştirdiği GPL lisansları “özgür yazılımlar, ücretsiz olmak zorundadır” demiyor. Özgür yazılımdan da para kazanılabilir ki kazanan da var.
Linux dünyasına bir bakalım: Red Hat şirketi Red Hat Enterprise Linux, Suse şirketi Suse Enterprise Linux dağıtımlarını geliştirirken Canonical da Ubuntu Pro aboneliği sistemini geliştiriyor. Özgür yazılım üzerinden para kazanabiliyorlar. Aslında yazılım özgür ve herkesin kullanımına açık, hatta ücretsiz. Aslında yaptıkları şey, kurumsal kullanıcılara profesyonel destek sağlayarak kâr etmek.
Bireysel kullanıcılar içinse ücretsiz sistemler geliştiriyorlar. Red Hat şirketi Fedora’yı, Suse şirketi ise Opensuse’yi ücretsiz kullanıma sunuyor. Canonical’ın Ubuntu’su ise zaten ücretsiz. Ubuntu Pro ise bireysel kullanıcılar için ücretsiz.
Yani kurumsal kullanıcıdan elde edilen kazanç ile bireysel kullanıcıya ücretsiz sistem sağlıyorlar. Bireysel kullanıcıdan alınan geri bildirim, katkı ve deneyimle de kurumsal ürünlerini geliştiriyorlar.
Başka özgür yazılım projelerinde de benzer yollarla para kazanılabiliyor. Bazılarında ise gönüllü bağışçılar sayesinde işler yürüyor.
Bütün bunlar yapılırken özgür yazılımın kullanıcıya ve geliştiriciye sunduğu haklar geçerliliğini koruyor.
Google’ın da açık kaynaklı Chromium projesi gibi projelerden nasıl faydalandığı ve para kazandığını da konuşabiliriz.
Bu nedenle sahipli yazılım geliştiren şirketlerin “emek, zaman ve para harcadık, bunun bir karşılığı olması lazım” diyerek yazılımlarını kapalı hâle getirmelerini mantıklı bulmuyorum. Yukarıda örneğini verdiğim üzere hem özgür yazılım geliştirip hem de para kazanabilirler. Bence onlar yazılımlarını kapalı yaparak rekabeti öldürüyor, teknolojiyi kendi egemenliklerinde tutmaya çalışıyorlar.
Aslında dediğiniz durumun (birinin kullandığı şeyin bedelini başka birinin ödemesi) korsan kullanım yüzünden kapalı yazılımlarda daha çok olduğunu düşünüyorum.
Demek istediğim tam bu değildi. Daha çok çıkarlar ve teşviklerden bahsediyordum hocam.
Yani mesela;
Mesela bu durumdan ben de bahsetmiştim. Danışmanlık satmak üzere geliştirilen açık kaynak kodlu pek çok ürün var. Bunlar “kullanıcılarımız özgür olsun, teknoloji ilerlesin” diye geliştirilen ürünler değiller. “Kaynak açık olsun ki insanlar kullansın desteğe ihtiyaçları olsun” diye geliştirilen ürünler bunlar. Konunun özgürlükle alakası şirketin PR stratejisinin o anki halinin bir fonksiyonu.
Evet, internetin kapısının kilidini ellerinde tutuyorlar bu şekilde. Google bir özgürlük savaşçısı değil hocam, stratejileriyle uyumlu olduğu sürece kaynağı açarlar. Kaldı ki google anonim şirket. Hissedarlarının karını maksimize etmeye yönelik yasal bir zorunlulukları var. Olabildiğince her senaryonun çalışılıp kaynağı açmanın en çok kar getireceğine karar kılındığına emin olabilirsiniz.
Bu sektöre, ürüne, çözülen probleme, probleme sahip olan demografiye vs. çok bağlı olan bir durum. Atıyorum Redhat ve Nintendo bambaşka işler yapan firmalar. Birinin metotları diğerine sökmez.
Hocam aslında savım özetle şu: yazılımı geliştiren/bakımını yapan şirketin stratejisi için ne avantajlıysa o şekilde gelir modeli kurulur. Kapalı olması stratejikse kapatılır “teknolojik üstünlük” denir “ticari sır” denir. Açık olması icap ediyorsa açılır “özgür yazılım süper bir şey” denir. Son kullanıcının özgürlüğü nerdeyse her zaman safi PR malzemesidir.
Dediğim gibi ben de elimdeyse Open Source tercih ederim o ayrı, ama kimin neyi niye yaptığının da farkında olmak lazım diye düşünüyorum.
Son zamanlarda Linux’un PC pazarında önemli bir yükselişe başlayabileceği öngörüleri yaygınlaşıyor. Bu öngörüler gerçekleşecek mi yoksa tutmayacak mı göreceğiz. Fakat şimdiden bir miktar yükseliş görmek mümkün.
ABD’de Linux ilk kez PC pazarında %5 barajını aşmayı başarmış görünüyor. Avrupa’da da yükseliş eğilimi var.
Önümüzde dönemde çok daha büyük bir yükseliş bekleniyor ve bunun için birkaç neden öne çıkarılıyor.
- Ekim 2025’te Windows 10’un resmî desteği sona erecek. Bundan sonra güncelleme alamayacak. Windows 11 ise bazı sistem gereksinimleri nedeniyle daha eski bilgisayarlara kolay kolay yüklenemiyor. Bu nedenle milyonlarca bilgisayar kullanıcısının yeni bir bilgisayar almak yerine Linux’a geçmesi bekleniyor.
- Microsoft’un gizlilik konusunda attığı bazı adımlar pek çok kullanıcıyı rahatsız ediyor. Recall özelliği, yapay zekânın sistemin derinlerine nüfuz etmesi gibi kararlar bazı kullanıcıları memnun etse de pek çok kişiyi rahatsız ediyor. Microsoft her ne kadar bu özelliklerin isteğe bağlı olduğunu söylese de yaygın bir şüphe var.
- Linux da altyapısal olarak kendisini çok geliştirdi. Daha iyi bir donanım desteğine ve daha modern bir yazılımsal altyapıya sahip. Linux’ta artık oyun oynanabiliyor, profesyonel birçok iş yapılabiliyor. Kullanımı da eskiye göre iyice kolaylaştı.
Bu nedenlerden dolayı Linux’un önümüzdeki yıllarda PC pazarında sıçrama yapması bekleniyor. Bazı öngörüler dünya genelinde %10’a yaklaşabileceğini söylüyor.
En büyük sorun ise Linux eko sisteminin parçalı yapısı. Bir sürü Linux dağıtımı, masaüstü ortamı ve seçenek var. Yeni kullanıcılar hangi dağıtımı seçeceklerine karar veremiyorlar. Aslında tecrübeli kullanıcılar bile bazen kararsız kalabiliyor. Sık sık dağıtım değiştiren Linux kullanıcılarına distro hopper deniyor.
Sık sık dağıtım değiştirmek, yeni dağıtım kurmak ssd’ ye zarar verir mi?
SSD’nin kullanım ömründen yemek dışında bir sorun olacağını sanmıyorum. Linux dağıtımlarında genellikle TRIM özelliği açıktır. Sistem, SSD’yi doğru kullanmak için elinden geleni yapar.
Pardus’ un yeni sürümü yayımlanmış. Haberiniz olsun.
Sıradan bir dağıtımın haberi yapılmaya değmez. Cidden soruyorum, her hangi bir katkısı var mı?


