Forum’un geceyarısından sonra sessizliğe boğulması gece yaşayan biri olarak beni huzursuz ediyor. 12’den sonra hayat duruyor. Ben de gece yaşayanlar için bir başlığın iyi olabileceğini düşündüm. Ha bu başlık çalışır çalışmaz orasını bilemem fakat geceye dair izlenimlerimizi burada paylaşabiliriz.
Kulübün Hasan Tahsin’i ben olayım ve kurşunumu buraya sıkayım, Anadolu’ya da çıkan çıksın:
Uzun süren bir sürecin başarısızlıkla sonlanmasının ardından gelen huzursuzluk bugün son buldu desem başım ağrımaz. Şimdi evin uyuyanlarının sessizliği içinde çeviri yapmaya, kalkıp evde iki tur atmaya ve çayı sigaraya kardeş etmeye devam ediyorum. Sabah ezanına kadar bu böyle. Bir de üstüne 01:00 civarında banyo yaptım ki pırıl pırıl oldum.
Twitter falan da sakin geçiyor. Abartılı bir yerli dizinin, abartılı bir sahnesi üzerine dönen Türkiye’de kast sistemi tartışmaları dışında pek bir hareket yok. Doğal olarak yapacak fazla bir şey de yok. Yeni basılan çevirimin kopyaları geldi. Okuyarak kendimi eğlendiriyorum.
Çay bitmeye yüz tuttu, daha da demlemem.
Afşin Kum’un Kübra’sı iki gündür kapağı açılmadan masada duruyor. Kitabın ikinci kısmına geçince biraz sıkıldım.
Planlar, planlar. On bin projeyle başbaşayım.
Eski harddiskleri karıştırırken kaybolduğunu sandığım çektiğim konserlerden birinin fotoğraflarına ulaştım. Bir tanesini buraya bırakıyorum.
Güzel bir başlık. Gece vardiyalarında uğrayacağım kesin. Benimkisi seninki kadar dolu dolu geçmiyor ne yazık ki. Yine de geceyi daha iyi yapmak adına bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Bir Diskdünya kokusu var bu başlıkta… Sam Vimes bu başlığı beğendi.
Gecenin sessizliğini severim. Herkes el etek çeker yaşamdan. Şehir sessizleşir, böcekler son ötüşlerini saatler önce yapmıştır. İsterse rüzgar gezinir damlar arasında, yapraklar dans şarkılarıyla. Ve insanın kendi içindeki sessizliği oturur bir köşe başında. Bütün günün gürültüsünü alıp götürür bulutlar. Kuşlar yuvalarında sabah beklentisiyle titreşir. İnsanlar biraz ölmüştür uykularında. Yollar gitmekten yorgun düşmüştür artık. İşte böyle huzurlu bir gecenin huzursuz bekçilere ihtiyacı vardır…
Satranç oynamayı sevmem, ne var ki birkaç aydır sıklıkla oynuyorum. Bu süreçte sevmemek için bir sebep daha buldum: Artık Minesweeper’dan zevk alamıyorum. (chess.com’cu arkadaşlar eklesin: elhacGani)
Hüvel Baki hatları bakıyorum bir iki gündür. Sonsuzluk üzerine düşünürken vardığım bir yerdi Hüvel Baki. “Sonsuz olan O’dur” mânâsını taşıyor. Bir ateist olarak aradan Allah’ı çıkarıyorum ve birçok şeye işaret ediyor. Hüvel Baki, Vahdedi Vücud ve En el Hak. Bunlar önemli şeyler. Bakın bir Hüvel Baki, Erol Alan’danmış:
Gün içinde dönüşümlü yaşıyorum, bazen gece bazen gündüz. Gündüze döneyim de belki daha rahat çalışırım dedim ve bir 24 saat kadar ayakta kaldım fakat bunun üzerine bir de 30 saat uyuyunca sonuç ortada: Gece bekçiliğine devam. Ne demiş ozan: “Some born to sweet delight /Some born to endless night.”
@Agape İthaki’ye başvurmuştum da deneme çevirisi olarak Larry Niven vermişlerdi, konuşan köpek ırkı falan vardı, Diskdünya’ydı o galiba değil mi?
Sonra İthaki’ye ikinci bir sefer daha başvurdum ki Stand on Zanzibar verdiler. E yuh artık. James Joyce çevirmek gibi bir şey. (Ki başka bir yayınevi de Joyce yollamıştı.) Öyle bir-iki günde, hatta bir-iki haftada Stand on Zanzibar’dan deneme çevirisi yapabileni bırak çevirmen, yayınevine genel müdür yapmaları lazım.
Yukarıdaki şiir Jim Jarmusch klasiği Dead Man’de geçiyor. Film bir başyapıt ve şiir de William Blake’in. Jarmusch’un anlattığına göre filmde kelle avcılarının doğaçlama çekilmiş bir sahnesinde, Jarmusch Michael Wincott’tan sahnedeki boşluğu doldurmasını ister ve Wilcott da müthiş çatallı sesiyle şunları yumurtlar, “Aren’t you glad that it get’s dark out kind of gradually. Because, what if it went of all of a sudden and scare the bit jesus out of you?” Buyrun filmin teaser’ı.
Bir de “bir varmış bir yokmuş” masal açılışı atomların titreşimini hatırlatmıştır bana hep, atomların titreştiğini öğrendiğimden beri.
Gece gece aklıma düştü, tür olarak devamımızı sağlamak için yıldızlara gitmeden önce bir gezegen üzerinde doğru düzgün yaşamayı öğrenmeliyiz sanki. Belki de LeGuin’i bunun için seviyoruzdur.
Güzel bir fikir ama bence insanları başka kıtalara ve yerlere, hatta gezegenlere taşınmaya iten asıl durum yaşanan sorunlar. Mesela Amerika’ya giden Puritanlar. Ya da Avusturalyaya yerleşen İngiliz suçlular. Amerika’nın kapanan ticaret yolları yüzünden keşfedilmesi. Yine başka gezegenlerde hayat arayışı içerisinde olanlar aynı Amerikalıların servet için batıya koşturmaları gibi, şu anki durumlarından huzursuz, mutsuz, uyumsuz kişiler olacaktır diye düşünüyorum ben. Dolayısıyla aslında belki de başka gezegenlere gitme ve keşfetme isteğimizi asıl cezbeden şey burada yaşadığımız kötülükler, haksızlıklar ve rahatsızlıklar olabilir.
37 yaşıma geldim, kendimi bildim bileli uyuyamıyorum.
Ama hayatında mutlu insanlara bakınca ilk gördüğüm şeylerden birisi rutin hayat ve güzel uyku düzeni.
Rize’de, bir arkadaşımın otelinde çalışmaya başladım. Tempo şimdilik yüksek. Haliynen gece bekçiliğinden bir süreliğine de olsa istifa etmek drumundayım. Bir iki seneye görüşürüz. Aşağıdaki fotoğraflar otelin yoga platformu ve hemen altımızdaki çay bahçeleri. Çok güzel, orman içinde bir yer. Karadeniz’e yolunuz düşerse uğrayın.
İlan ediyorum, geceyi seviyorum. O da beni seviyor. Uzun yıllar boyunca hep manalı bir ilşkimiz oldu. Ben onu ilk fark ettiğimde o bana çoktan usul usul sokulmuştu, onu ansızın ruhuma sızmış, beni ele geçirmiş halde buldum. Bunu bir sinsilik olarak görmeyi nedense hiç aklıma getirmedim, tam tersine hayatıma büyüleyici bir boyut kattığını görerek doğrudan onun etkisine kapılmış, yörüngesine girmiştim. Onsuz bir hayat düşünmek, güneşsiz bir dünya gibi bir şeydi. Esiri olmuştum ve uzun zamanlar boyunca onun etkisi altında derin bir uykuya dalmıştım. Bana düşler, hayaller ve coşkun ırmaklar gibi çağlayan, başı sonu olmayan düşünceler ikram ediyordu. Her akşam güneş ufuktan aşağı doğru kayıp gittiğinde, önce onun kokusu sarardı her tarafı, biliyordum yine usul usul hiç fark ettirmeden ruhumu kendine doğru çekecek, gözlerim kayıp leylasının ardında yitip gitmiş mecnunun dalgınlığına bürünecek, zamansız, mekansız bir boşluk içinde ruhum yavaş yavaş yine bilinmez alemlere doğru akıp gidecek. Ansızın bir bakış, bir kelime, bütün hikayesini ele veren ve bir duvar arkasında kaybolan veya bir kapı aralığında görünüp yok olan hareket ve daha ne olacağı bilinmez bir imge beni gecenin sonuna doğru yola çıkaracak, peşine düştüğüm şeyin ardında dipdiz, anlamsız, aklı zorlayan dehlizlerde beni kaybedecek, oralarda oyalayıp eylendirecek. Yaşamım işte bu geceyle geçti. Beni terkisine bağlayıp peşi sıra kendi aleminin şehirlerinde gezdirdi durdu. Her sabah mahmurlaşan sesim gecenin zorlu aleminin bir kalıntısıydı. Bana sorsalardı geceyi tanıyor musun diye, hiçbir cevap veremezdim çünkü onu hiç görmemiştim. Bir an bile olsa göz göze gelmedim onunla. Hep masallar ardında kendini benden sakladı. Ama bir akşam onu bekledim, onun beni uyutmasına karşı direndim ve uyumadım. İşte o zaman gördüm onu. Ve ona olan aşkım böyle başladı. Gece akşam olunca usul usul bir kar yağışı olarak başlıyordı ve tüm gece şiddetlenerek artan bir yağışla gün doğna kadar yağıyordu. Onu ilk olarak böyle gördüm. Giderek fırtınaya dönüşen bir kar yağışıydı. Bu kar fırtınası içinde insanın görmeyeceği rüya, inanmayacağı bir masal yoktur. Bu kar da gecenin kendini saklama oyunlarından biriydi. Ama ben uyanmıştım artık, bizzat gecenin peşindeydim ve onu bulmak için ben de tuzaklar kurdum. Sonunda göz göze geldim geceyle. O beni seviyor ben de onu seviyorum, ilişkimşz ciddi.