Herhangi bir eseri anlamak için o eserin sanatçısını bilmek, yapıldığı çağın düşünce biçimini, çağın yaşayış biçimini ve bir hareketin o çağda ifade ettiği anlamı bilmek gerekebiliyor. Bahsettiğim yazılar bu konularda yardımcı olabiliyor. Ayrıca başkalarının görüşlerini okumamız kabul etmemizi gerektirmiyor. Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü eserinin sonsözüne bakarsanız eserin dinsel bir okumaya el verip vermediği inceleniyor mesela. Buna Tolstoy’un karakteri ve yaşadıklarını da ekleyince eser hakkında daha derin düşünme fırsatı yakalamış oluyorsunuz.
Ve tüm bu olanaklar kitabın hemen içinde Türkçe dilinde hazır bir şekilde duruyor. Bu imkanın tepilmemesi gerektiğini savunuyorum.
Tamamen eserin anlatım tarzıyla alakalı bir durum. Her eser işlediği konuları genel kurguya yedirmek zorunda değil. Kaldıki HxH her act’ında farklı şeyleri işleyen uzun bir anime.
Örneğin en güçlü böceğin (meryemdi sanırım)saraydaki bağışlanma isteyen kızlara bakıp siz hiç bağışlanmayı isteyen bir sığırı yemekten vazgeçtiniz mi diye sorması. İnsanın besin zincirinin en üstte olmasını ve beraberindeki hakimiyetini normal saymasına çok güzel bir sanatsal yaklaşım. Aynı şekilde Netero’nun aslında doğasını yaşayan böceklerin kralını insanın kendi doğasını yansıtarak öldürmek istemesi ve aslında bunda haksız olması çok güzel bir sanatsal yaklaşım. Sonuçta böcekler kötü bir şey yapmıyorlar. Besin zincirinin en üstüne geçtikleri için bunun gereğini yapıyorlar o kadar.
Örnekler daha da çoğaltılabilir ama HxH’nin sanatsal içeriği her olay için ayrı ve kopuk bir şekilde işlenmiş.
Hayvan Çiftliği’ni Sevin Okyay çevirisinden okumayı düşünen arkadaşlar için söylüyorum.Sevin Okyay hayvanlara Türkçe isimler vermiş, “Fikriye”, “Mualla” gibi. Haberiniz olsun.
@DamlaGol okumadığımız için sadece 1-2 isim değişikliği üzerinden konuşuyoruz ama galiba buna uyarlama deniliyordu. Yanlış mı düşünüyorum örneğin burada isimlerde yapılmış olan orijinal dilde isimlerde olan etkinin, varsa göndermelerin çevrilen dilde aynı etkiyi yaratması için yapılması gibi geldi bana.
Çok doğru özetledin. Orijinal metindeki isim, sadece isim değilse; metnin içinde bir anlamı ve göndermesi varsa o isimleri de çevirmek akla yatkın bir strateji oluyor. Burada bazen çeviriyi sadece kelime aktarımı sanan arkadaşların yorumlarını görüyorum, oysa çeviri metnin özünü, anlamını, hissini, göndermelerini de aktarmayı içerir ve bu yüzden çok katmanlı, meşakkatli bir iştir.
Bu tür hedef dile/kültüre yaklaştıran çeviriler eskiden daha çok görülürdü. Günümüzde okurların çoğu İngilizce bildiği ya da huylu (!) olduğu için pek tercih edilmiyor ama Sevin Okyay yetiştiği çeviri ekolünü yansıtan bir karar vermiş gibi duruyor. Sadece kelimeler üzerinden bir çeviriyi aklamak ya da karalamak çeviri eleştirisi olmayacaktır. Çevirmenin notundan da anlaşılacağı gibi, ha deyince verilen kararlar değil bunlar; üzerine düşünülen şeyler.
Sevin Okyay’ın Harry Potter serisindeki muazzam Türkçeleştirmelerine hepimiz tanık olduk, sevdik ama Hayvan Çiftliği’nde yaptığı şey saçma olmuş “bence”.
Geçen haftalarda Türk bir yazarın 3’lemesini okudum. Adak serisi. Seri içerisinde isimler gerçekten çok anlam taşıyor. Kitabı okurken ilk dikkatimi çeken yazar karakterlerini yaratırken, isimler konusunda çok araştırma yapmış olabileceğiydi.
Örneğin bir karakterin adı Arim Alator. Arim : Set, baraj, büyük sel demek. Alator ise bir kelt tanrısı. Karakterleri isimleriyle birlikte düşününce çok daha anlamlı bir okuma oldu benim için.
İsimlerin karakter üzerinde tanımlayıcı etkisi olduğu kesin, anlamlı koyulan adlar benim de çok hoşuma gider. Dediğin gibi karakter isimlerinin nereden geldiği ile ilgili araştırma hangi dilde olursa olsun yapılabilir, hiç kullanılmayan Türkçe isimler kadar İngilizcesinden de.
Cavcav’ı biliyordum ama Mualla neymiş diye bakmak zorunda kaldım Google’dan. Aynı işlemi kolayca yabancı dilde de yapabilirim.
Ekleme: Bunun doğru ya da yanlış olarak değerlendirmiyorum, çevirmen ve okuyucu tercihi. O şekilde seveni de vardır elbette.