Hayatın Anlamsızlığına Karşı Yaratıcılık ve Diğer Çözümler

Başlık tırt bir kişisel gelişim kitabının kapağını andırıyor, kusura bakmayın :sweat_smile:.

Arada sırada Ekşi’nin debe kısmına bakarım. Camus başlığına yazılan ufak bir yazı dikkatimi çektim. Yazarı daha önce okumadığımı belirterek alıntılıyorum:

""en sevdiğim, hiçbir zaman üzerinde düşünmekten bıkmadığım usanmadığım bu sözleri söyleyen varoluşçu feylesof.
eminim o da benim gibi doğum günü kutlamayı sevmiyordu ama selamlar olsun!

“yaşamın anlamsız olduğuna karar vermek ile yaşanılmaya değmez olduğuna karar vermek arasında fark vardır. yaşam anlamsızdır, ancak yaşamaya değerdir.”

“yaşamın tüm bu aynılığı ve absürtlüğüne dair çözüm, insanın kendi haline başkaldırısındadır. en ayrıcalıklı başkaldırı biçimi ise yaratıcılıktır.”

“başkaldırı, işte absürd bir varoluşu anlamla kuşatan ve insana sahici bir özgürlüğü yaşama imkanı veren direnme gücüdür.” “”

(07.11.2021 17:56 ~ 08.11.2021 15:37 uzaydangelenfare adlı yazardan alıntılanmıştır.)

Üzerinde karar kılamadığım çeşitli düşüncelere itildiğimi hissediyorum. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

5 Beğeni

İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir der kendisi. Bu düşüncelerini en iyi şekilde aktardığı kitabı Sisifos Söyleni sanırım.

Konuyla ilgili kendi düşüncemi söyleyecek olursam, amaç kavramının çok kilit bir nokta olduğunu düşünüyorum.

Amacın ne olduğu değil ama bir amacın varoluşu, deliliğin, kaosun, belirsizliğin önüne geçiyor. Amaçsız kalan ister canlı ister nesne olsun sanki yok hükmündedir. Kafesin biri bir gün bir kuş aramaya çıktı sözünü de ben hep bu minvalde yorumlarım. Nesne bile olsa varoluş amacına hizmet etmeden duramaz.

İnsanlar olarak bizse, kendimize çeşitli bir amaç skalası üretebiliriz ve üretmişizdir de. Amaçlarımız dahilinde bir rota belirler ve zor da olsa yorucu da olsa geleceğimizi bir gidişat içine sokabildiğimiz için, beden yaşamını garanti altına almış olur.

Her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile diyor ya joker, işte amaç kavramı da bana kalırsa bu şekilde akıl sağlığını tehdit eden panikten koruyor insanı.

Ama işte bizim bir handikapımız var. Ne için var olduğumuzu bilmiyoruz. Bize söylenmedi. Kendimizi var olurken bulduk. Bir kafes gibi belirlenmiş bir görev tanımımız yok. Seçtiğimiz bir amacın, hayat gayesinin, doğru olup olmadığını bilmek için ömrümüzle kumar oynuyoruz. Hayatın sonunda boşa yaşamışım tedirginliği her zaman içimizdedir, işler ters gitmeye başladığında bizi tamemen ele geçirir hatta. Gayesizleşen, hayattan kopan insanların çoğu bu tedirginliğin kurbanıdır.

İşte böyle bir sürüncemede kalan insan, anlam arayışına gider. Kendini bir yere konumlandırmak için, icinde olduğu dünyayı anlamlandırmaya çalışır. Kimisi kendinden yola çıkar, kimisi dış dünyadan, içi dışa, dışı içe indirgeyerek hayatı anlamlandırmaya çalışırız.

Ama gel gör ki kavrayış noksanlığımız ve bilgi yetersizliğimiz yüzünden; evreni, hayatı bir çırpıda yalın ve kesin bir şekilde anlamlandıramamıştır insanlık. Bu noktada bu anlamlandırma çabasının imkansızlığı, hayatın anlamsız olduğunu, bu uğraşın bir yere varmayacağını hissettirir insana. Ama hayatı anlamlandırma çabasına, ömrünü vefa etmiş birine hayat anlamsızdır derseniz ne olur? Boşa düşer.

Bu boşluğu her gün yenmesi gereken insan, intihara direnmesi gereken insan, ruhen olmasa da bedenin genlerinde saklı yaşama arzusu ile kendine hayatta kalmak için bir senaryo üretmek zorunda kalır.

Ne zaman sokağa çıksam, hayat bu mu olmak zorundaydı diye düşünüyorum. Yaşamın potansiyeli buymuş ki bu hale gelmiş denilebilir mi bilmiyorum ama hali bu. Kimsenin tek başına bir şeyi değiştirmeye gücü de yetmez. Terk etmekle etmemek arasında kayda değer bir fark olduğunun garantisi de yok.

Velhasıl anlamsızlığa karşı yüzmek insanı yorar, ona kucak açmak da insanı anlamsızlaştırır, körle yatan şaşı kalkar misali. Peki ne yapmalı? İşte onu bilmiyorum.

4 Beğeni