Hikayeyi Devam Ettir (2.Hikaye)

Kasvetli bir akşamüstünde evinin geniş balkonunda oturan kadın, bir yandan yoldan geçenleri izlerken; diğer yandan da beklediği mesajın gelip gelmediğini cep telefonuyla ikide bir kontrol ediyordu. Öyle tedirgindi ki, su içme zamanının geldiğini gösteren bildirimin sesiyle bir an heyecanlandı, neredeyse telefonu elinden düşüyordu, fakat beklediği mesajın hala gelmediğini görünce hayal kırıklığı yaşadı ve yine beklemeye başladı. Kadının telefonu çaldığında, o kadar sevinçle aldı ki elinden düştü ve kırıldı.
Sonunda beklediği mesaj gelmişti ama şu an onu okuyacak kadar sağlam bir telefonu olmadığını fark edince sabırla içini çekti kadın ve ekranı kırılan telefonu yerden alıp elinde bir kaç sefer çevirdi. Sonra birkaç sefer daha çevirdi ve bir çok birkaç seferden sonra aklına bir fikir geldi: tamamen bozulan telefonu onu arayan kişinin kafasına atmak. Ancak telefon fiyatları yüksek olduğu için bu fikrinden hızlıca uzaklaştı ve ekranını yaptırmak için servise götürdü. Servise giderken mesaj beklediği kişiyi gördü ve yanına yaklaştı. Adam yanına yaklaşan kadının gözlerinin hafiften kırmızıya döndüğünü fark edince görmemiş gibi yapmaya çalışarak tam ters istikamette son hızla koşmaya başladı. Koşarak kaçamayacağını anlayan adam bir kütüphanenin içine girdi, orada onu yakalayamazdı. Kadın, adamın acelesi olduğu için koştuğunu düşünerek yürümeye devam ediyordu ki adamın cüzdanını yere düşürmüş olduğunu fark ederek yerden alıp kütüphaneye doğru yürümeye başladı. O esnada kütüphanenin içerisinde akşam haberleri için bir röportaj yapılmaktaydı ve içeri aceleyle giren adam kendisini bir anda kameraların önünde buldu. Henüz kameraların neden orada bulunduğunu bile anlayamamıştı ki onu hedef almışçasına üzerine doğru koşan tavşan kuyruğuna sahip kedileri görmek içinde büyük bir korku oluşmasına sebep oldu. Bu faninin dünyasında henüz keşfedilmemiş bir tür olan tavşan kediler, normal şartlar altında ejderha yumurtalarından çıkan, oldukça huzurlu hayvanlardı ama onların etraflarında bulunan insanların dikkat etmeleri gereken tek bir şey vardı ki o da tavşan kedilerin heyecanlı insanların üzerine doğru koşup, onlar sakinleşene dek bacaklarına sıkıca sarılmalarıydı. Tavşan kedilerin adamın ayağına yapışmasıyla birlikte adam tökezledi sağ tarafındaki kitaplığa çarptı ve kitaplık içindeki kitaplarla birlikte devrilirken adeta zaman yavaşladı. O esnada kapıdan elinde bir cüzdanla kadının girdiğini gördü ve tavşan kedilerin burada bulunmasının sebebinin o olduğunu anladı.Kadın olacakları anlamış gibi ‘‘hayır sakın bakma!’’ diye bağırırken ve adam sebebini merak ederken düşen kitaplardan birinin tam önünde yavaşça açıldığını gördü ve o büyülü satırları istemeden de olsa okudu ve bir anda ortadan kayboldu.Bunun üzerine kadın da hemen kitabın üzerindeki büyülü satırları okuyarak adamın peşinden gitti ve bu iki insan kendilerini Maymunlar Gezegeninde buldular. Kadın endişeli bir şekilde etrafına bakarken adam “Burası da neresi?” diye sordu ve tam bu esnada kafasına bir muz düştü, kadın dehşet içinde “Burası Maymunlar Gezegeni” diyerek cevap verdi. Kadın dikkatlice etrafına baktı ama aradığı adamı bulamadı. Sonra aniden ayakları altındakı toprak titremeye, sallanmaya başladı; etrafını kuşatan yemiş yüklü ağaçlardan patır patır dökülen yaprak ve meyveler, maymunvâri hareketlerle kaçışan insanlarca ezildi, ufuktan yükselen toz bulutu kadına yaklaşıyordu ve yaklaştıkça hatları belirginleşen siluetlerin konuşmaları işitiliyordu, en öndeki berisindekilere bağırarak:
— Siz ikiniz benimle kalın, etrafını sarın kadının, biriniz de Hüsnü’ye haber salsın, ona Pembe’yi bulduğumuzu söyleyin! Ama kadın hiçbir şey anlamıyordu ve ne yapacağını bilmiyordu.
Kadın oldukça korkmuştu şimdi, yanındaki adamın da birden bire nereye kaybolduğunu düşünmeye başladıysa da şu an kendisini neyin beklediğini düşünmek daha mantıklı geliyordu ona. Buradan nasıl çıkılacağını düşünüyordu, ama hiçbir çözüm yoktu.
O böyle uzun uzun düşünürken maymun süvariler dibine kadar gelmiş, atlarından inmiş, bir süre kendi iç monoloğunda karar vermesini beklemiş, bundan sıkılınca da içlerinden biri siyah çantasından telli çalgısını çıkarmış, yanık yanık sesiyle bir türkü patlatmıştı.
Bu bir kaç dakikalık dinlenme faslından sonra sonunda süvariler kadının kollarına girmiş ve ilerideki devasa yapıyı göstererek kadını oraya doğru sürüklemeye başlamışlar. Kadın kendini “Orman Çocuğu”* filminin içinde gibi hissediyordu, böyle hissetmesinin tek nedeni ormanda olması değildi, bunun yanı-sıra maymunların onu götürdü yerde bir kral tahtı ve tahtta oturmuş başında tacı olan ve kadının diğerlerinin başcısı varsaydığı bir maymun vardı. Maymunların kralı konuşmaya başladı, “Burda ne arıyorsun?” dedi. Kadın,“arkadaşımı arıyorum, cüzdanını verecektim ama birden yok oluverdi.” dedi.
Kral ona kötücül bir bakış attı ve yerinden kalkarak korkudan titreyen kadının yanına geldi, kadının çenesini kıllarla kaplı eliyle kaldırdı ve bakışları buluştu. Kadın tir tir titrerken Maymun Kral hizmetçierine:“Öbür insanı getirin!” diye emretmiş. Biri uzun diğeri huysuz ve kısa iki hizmetçinin gidip yanlarında çelimsiz bir adamı getirmesi üzerine kadın ufak bir nida kopararıp, “Aman Tengrim! Bu o!” diyerek bayıldı. O sırada Hüsnü geldi ve kadını yerde görünce “Pembem” diye bağırarak ona doğru koştu. Hüsnü onu kollarına aldı ve uzattı. Gözünün ucuyla adamı süzen Hüsnü etrafındaki maymundaşlarına dönerek, “Görüyorsunuz neler çektiğimi, anlatmaya gerek yok, ben Pembe’mi odama götürüyorum, siz de hemen organizasyonu tertip edin, bir güzel toy düğün eyleyin.” dedi. Diğer maymunlar emir almaktan hoşlanmamış görünüyorlardı ki, yerlerinden kıpırdamadılar - maymun kral sinirle kaşlarını çatana kadar. Maymun kral onlara hapse atılmalarını emretti.

@Melisa sadece eklediğimiz kısmı yazmak daha iyi olur.

Böyle de yazabilirim @Rena . :slightly_smiling_face:

Kasvetli bir akşamüstünde evinin geniş balkonunda oturan kadın, bir yandan yoldan geçenleri izlerken; diğer yandan da beklediği mesajın gelip gelmediğini cep telefonuyla ikide bir kontrol ediyordu. Öyle tedirgindi ki, su içme zamanının geldiğini gösteren bildirimin sesiyle bir an heyecanlandı, neredeyse telefonu elinden düşüyordu, fakat beklediği mesajın hala gelmediğini görünce hayal kırıklığı yaşadı ve yine beklemeye başladı. Kadının telefonu çaldığında, o kadar sevinçle aldı ki elinden düştü ve kırıldı.
Sonunda beklediği mesaj gelmişti ama şu an onu okuyacak kadar sağlam bir telefonu olmadığını fark edince sabırla içini çekti kadın ve ekranı kırılan telefonu yerden alıp elinde bir kaç sefer çevirdi. Sonra birkaç sefer daha çevirdi ve bir çok birkaç seferden sonra aklına bir fikir geldi: tamamen bozulan telefonu onu arayan kişinin kafasına atmak. Ancak telefon fiyatları yüksek olduğu için bu fikrinden hızlıca uzaklaştı ve ekranını yaptırmak için servise götürdü. Servise giderken mesaj beklediği kişiyi gördü ve yanına yaklaştı. Adam yanına yaklaşan kadının gözlerinin hafiften kırmızıya döndüğünü fark edince görmemiş gibi yapmaya çalışarak tam ters istikamette son hızla koşmaya başladı. Koşarak kaçamayacağını anlayan adam bir kütüphanenin içine girdi, orada onu yakalayamazdı. Kadın, adamın acelesi olduğu için koştuğunu düşünerek yürümeye devam ediyordu ki adamın cüzdanını yere düşürmüş olduğunu fark ederek yerden alıp kütüphaneye doğru yürümeye başladı. O esnada kütüphanenin içerisinde akşam haberleri için bir röportaj yapılmaktaydı ve içeri aceleyle giren adam kendisini bir anda kameraların önünde buldu. Henüz kameraların neden orada bulunduğunu bile anlayamamıştı ki onu hedef almışçasına üzerine doğru koşan tavşan kuyruğuna sahip kedileri görmek içinde büyük bir korku oluşmasına sebep oldu. Bu faninin dünyasında henüz keşfedilmemiş bir tür olan tavşan kediler, normal şartlar altında ejderha yumurtalarından çıkan, oldukça huzurlu hayvanlardı ama onların etraflarında bulunan insanların dikkat etmeleri gereken tek bir şey vardı ki o da tavşan kedilerin heyecanlı insanların üzerine doğru koşup, onlar sakinleşene dek bacaklarına sıkıca sarılmalarıydı. Tavşan kedilerin adamın ayağına yapışmasıyla birlikte adam tökezledi sağ tarafındaki kitaplığa çarptı ve kitaplık içindeki kitaplarla birlikte devrilirken adeta zaman yavaşladı. O esnada kapıdan elinde bir cüzdanla kadının girdiğini gördü ve tavşan kedilerin burada bulunmasının sebebinin o olduğunu anladı.Kadın olacakları anlamış gibi ‘‘hayır sakın bakma!’’ diye bağırırken ve adam sebebini merak ederken düşen kitaplardan birinin tam önünde yavaşça açıldığını gördü ve o büyülü satırları istemeden de olsa okudu ve bir anda ortadan kayboldu.Bunun üzerine kadın da hemen kitabın üzerindeki büyülü satırları okuyarak adamın peşinden gitti ve bu iki insan kendilerini Maymunlar Gezegeninde buldular. Kadın endişeli bir şekilde etrafına bakarken adam “Burası da neresi?” diye sordu ve tam bu esnada kafasına bir muz düştü, kadın dehşet içinde “Burası Maymunlar Gezegeni” diyerek cevap verdi. Kadın dikkatlice etrafına baktı ama aradığı adamı bulamadı. Sonra aniden ayakları altındakı toprak titremeye, sallanmaya başladı; etrafını kuşatan yemiş yüklü ağaçlardan patır patır dökülen yaprak ve meyveler, maymunvâri hareketlerle kaçışan insanlarca ezildi, ufuktan yükselen toz bulutu kadına yaklaşıyordu ve yaklaştıkça hatları belirginleşen siluetlerin konuşmaları işitiliyordu, en öndeki berisindekilere bağırarak:
— Siz ikiniz benimle kalın, etrafını sarın kadının, biriniz de Hüsnü’ye haber salsın, ona Pembe’yi bulduğumuzu söyleyin! Ama kadın hiçbir şey anlamıyordu ve ne yapacağını bilmiyordu.
Kadın oldukça korkmuştu şimdi, yanındaki adamın da birden bire nereye kaybolduğunu düşünmeye başladıysa da şu an kendisini neyin beklediğini düşünmek daha mantıklı geliyordu ona. Buradan nasıl çıkılacağını düşünüyordu, ama hiçbir çözüm yoktu.
O böyle uzun uzun düşünürken maymun süvariler dibine kadar gelmiş, atlarından inmiş, bir süre kendi iç monoloğunda karar vermesini beklemiş, bundan sıkılınca da içlerinden biri siyah çantasından telli çalgısını çıkarmış, yanık yanık sesiyle bir türkü patlatmıştı.
Bu bir kaç dakikalık dinlenme faslından sonra sonunda süvariler kadının kollarına girmiş ve ilerideki devasa yapıyı göstererek kadını oraya doğru sürüklemeye başlamışlar. Kadın kendini “Orman Çocuğu”* filminin içinde gibi hissediyordu, böyle hissetmesinin tek nedeni ormanda olması değildi, bunun yanı-sıra maymunların onu götürdü yerde bir kral tahtı ve tahtta oturmuş başında tacı olan ve kadının diğerlerinin başcısı varsaydığı bir maymun vardı. Maymunların kralı konuşmaya başladı, “Burda ne arıyorsun?” dedi. Kadın,“arkadaşımı arıyorum, cüzdanını verecektim ama birden yok oluverdi.” dedi.
Kral ona kötücül bir bakış attı ve yerinden kalkarak korkudan titreyen kadının yanına geldi, kadının çenesini kıllarla kaplı eliyle kaldırdı ve bakışları buluştu. Kadın tir tir titrerken Maymun Kral hizmetçierine:“Öbür insanı getirin!” diye emretmiş. Biri uzun diğeri huysuz ve kısa iki hizmetçinin gidip yanlarında çelimsiz bir adamı getirmesi üzerine kadın ufak bir nida kopararıp, “Aman Tengrim! Bu o!” diyerek bayıldı. O sırada Hüsnü geldi ve kadını yerde görünce “Pembem” diye bağırarak ona doğru koştu. Hüsnü onu kollarına aldı ve uzattı. Gözünün ucuyla adamı süzen Hüsnü etrafındaki maymundaşlarına dönerek, “Görüyorsunuz neler çektiğimi, anlatmaya gerek yok, ben Pembe’mi odama götürüyorum, siz de hemen organizasyonu tertip edin, bir güzel toy düğün eyleyin.” dedi. Diğer maymunlar emir almaktan hoşlanmamış görünüyorlardı ki, yerlerinden kıpırdamadılar - maymun kral sinirle kaşlarını çatana kadar. Maymun kral onlara hapse atılmalarını emretti. Pembe gözlerini açtığında rutubetli bir zindanda; Hüsnü, aradığı adam, maymun Sezar ve Zaboo adında bir lemur ile birlikteydi.

2 Beğeni

Hüsnü kollarında baygın yatan Pembe’nin saçlarını okşayarak, “Biz niye zindana atıldık ki? Kral onları cezanlandırın demedi mi?”, diye sorunca Zaboo, " Devletin işine akıl sır ermez abey. Bi gün ağam paşam derler, öbürsü gün bi bakmışsın Kratt kardeşlerın mabadına duhuladığı yarım kilo kokayla seni sınır kapısında yakalamışlar. Ben diyorum parlementer sisteme geçelim diye." minvalinde cevap verdi.

3 Beğeni

Yanlarındaki maymun Sezar cevap verdi: Olabilir aslında, ben zamanında kralın en sadık yardımcısıydım, buraları avcunun içi gibi bilirim, buralarda bir yerde çıkış olmalı.
@Orhan_Kolibandi iyi güldüm buna :joy:

3 Beğeni

Kasvetli bir akşamüstünde evinin geniş balkonunda oturan kadın, bir yandan yoldan geçenleri izlerken; diğer yandan da beklediği mesajın gelip gelmediğini cep telefonuyla ikide bir kontrol ediyordu. Öyle tedirgindi ki, su içme zamanının geldiğini gösteren bildirimin sesiyle bir an heyecanlandı, neredeyse telefonu elinden düşüyordu, fakat beklediği mesajın hala gelmediğini görünce hayal kırıklığı yaşadı ve yine beklemeye başladı. Kadının telefonu çaldığında, o kadar sevinçle aldı ki elinden düştü ve kırıldı.
Sonunda beklediği mesaj gelmişti ama şu an onu okuyacak kadar sağlam bir telefonu olmadığını fark edince sabırla içini çekti kadın ve ekranı kırılan telefonu yerden alıp elinde bir kaç sefer çevirdi. Sonra birkaç sefer daha çevirdi ve bir çok birkaç seferden sonra aklına bir fikir geldi: tamamen bozulan telefonu onu arayan kişinin kafasına atmak. Ancak telefon fiyatları yüksek olduğu için bu fikrinden hızlıca uzaklaştı ve ekranını yaptırmak için servise götürdü. Servise giderken mesaj beklediği kişiyi gördü ve yanına yaklaştı. Adam yanına yaklaşan kadının gözlerinin hafiften kırmızıya döndüğünü fark edince görmemiş gibi yapmaya çalışarak tam ters istikamette son hızla koşmaya başladı. Koşarak kaçamayacağını anlayan adam bir kütüphanenin içine girdi, orada onu yakalayamazdı. Kadın, adamın acelesi olduğu için koştuğunu düşünerek yürümeye devam ediyordu ki adamın cüzdanını yere düşürmüş olduğunu fark ederek yerden alıp kütüphaneye doğru yürümeye başladı. O esnada kütüphanenin içerisinde akşam haberleri için bir röportaj yapılmaktaydı ve içeri aceleyle giren adam kendisini bir anda kameraların önünde buldu. Henüz kameraların neden orada bulunduğunu bile anlayamamıştı ki onu hedef almışçasına üzerine doğru koşan tavşan kuyruğuna sahip kedileri görmek içinde büyük bir korku oluşmasına sebep oldu. Bu faninin dünyasında henüz keşfedilmemiş bir tür olan tavşan kediler, normal şartlar altında ejderha yumurtalarından çıkan, oldukça huzurlu hayvanlardı ama onların etraflarında bulunan insanların dikkat etmeleri gereken tek bir şey vardı ki o da tavşan kedilerin heyecanlı insanların üzerine doğru koşup, onlar sakinleşene dek bacaklarına sıkıca sarılmalarıydı. Tavşan kedilerin adamın ayağına yapışmasıyla birlikte adam tökezledi sağ tarafındaki kitaplığa çarptı ve kitaplık içindeki kitaplarla birlikte devrilirken adeta zaman yavaşladı. O esnada kapıdan elinde bir cüzdanla kadının girdiğini gördü ve tavşan kedilerin burada bulunmasının sebebinin o olduğunu anladı.Kadın olacakları anlamış gibi ‘‘hayır sakın bakma!’’ diye bağırırken ve adam sebebini merak ederken düşen kitaplardan birinin tam önünde yavaşça açıldığını gördü ve o büyülü satırları istemeden de olsa okudu ve bir anda ortadan kayboldu.Bunun üzerine kadın da hemen kitabın üzerindeki büyülü satırları okuyarak adamın peşinden gitti ve bu iki insan kendilerini Maymunlar Gezegeninde buldular. Kadın endişeli bir şekilde etrafına bakarken adam “Burası da neresi?” diye sordu ve tam bu esnada kafasına bir muz düştü, kadın dehşet içinde “Burası Maymunlar Gezegeni” diyerek cevap verdi. Kadın dikkatlice etrafına baktı ama aradığı adamı bulamadı. Sonra aniden ayakları altındakı toprak titremeye, sallanmaya başladı; etrafını kuşatan yemiş yüklü ağaçlardan patır patır dökülen yaprak ve meyveler, maymunvâri hareketlerle kaçışan insanlarca ezildi, ufuktan yükselen toz bulutu kadına yaklaşıyordu ve yaklaştıkça hatları belirginleşen siluetlerin konuşmaları işitiliyordu, en öndeki berisindekilere bağırarak:
— Siz ikiniz benimle kalın, etrafını sarın kadının, biriniz de Hüsnü’ye haber salsın, ona Pembe’yi bulduğumuzu söyleyin! Ama kadın hiçbir şey anlamıyordu ve ne yapacağını bilmiyordu.
Kadın oldukça korkmuştu şimdi, yanındaki adamın da birden bire nereye kaybolduğunu düşünmeye başladıysa da şu an kendisini neyin beklediğini düşünmek daha mantıklı geliyordu ona. Buradan nasıl çıkılacağını düşünüyordu, ama hiçbir çözüm yoktu.
O böyle uzun uzun düşünürken maymun süvariler dibine kadar gelmiş, atlarından inmiş, bir süre kendi iç monoloğunda karar vermesini beklemiş, bundan sıkılınca da içlerinden biri siyah çantasından telli çalgısını çıkarmış, yanık yanık sesiyle bir türkü patlatmıştı.
Bu bir kaç dakikalık dinlenme faslından sonra sonunda süvariler kadının kollarına girmiş ve ilerideki devasa yapıyı göstererek kadını oraya doğru sürüklemeye başlamışlar. Kadın kendini “Orman Çocuğu”* filminin içinde gibi hissediyordu, böyle hissetmesinin tek nedeni ormanda olması değildi, bunun yanı-sıra maymunların onu götürdü yerde bir kral tahtı ve tahtta oturmuş başında tacı olan ve kadının diğerlerinin başcısı varsaydığı bir maymun vardı. Maymunların kralı konuşmaya başladı, “Burda ne arıyorsun?” dedi. Kadın,“arkadaşımı arıyorum, cüzdanını verecektim ama birden yok oluverdi.” dedi.
Kral ona kötücül bir bakış attı ve yerinden kalkarak korkudan titreyen kadının yanına geldi, kadının çenesini kıllarla kaplı eliyle kaldırdı ve bakışları buluştu. Kadın tir tir titrerken Maymun Kral hizmetçierine:“Öbür insanı getirin!” diye emretmiş. Biri uzun diğeri huysuz ve kısa iki hizmetçinin gidip yanlarında çelimsiz bir adamı getirmesi üzerine kadın ufak bir nida kopararıp, “Aman Tengrim! Bu o!” diyerek bayıldı. O sırada Hüsnü geldi ve kadını yerde görünce “Pembem” diye bağırarak ona doğru koştu. Hüsnü onu kollarına aldı ve uzattı. Gözünün ucuyla adamı süzen Hüsnü etrafındaki maymundaşlarına dönerek, “Görüyorsunuz neler çektiğimi, anlatmaya gerek yok, ben Pembe’mi odama götürüyorum, siz de hemen organizasyonu tertip edin, bir güzel toy düğün eyleyin.” dedi. Diğer maymunlar emir almaktan hoşlanmamış görünüyorlardı ki, yerlerinden kıpırdamadılar - maymun kral sinirle kaşlarını çatana kadar. Maymun kral onlara hapse atılmalarını emretti. Pembe gözlerini açtığında rutubetli bir zindanda; Hüsnü, aradığı adam, maymun Sezar ve Zaboo adında bir lemur ile birlikteydi. Hüsnü kollarında baygın yatan Pembe’nin saçlarını okşayarak, “Biz niye zindana atıldık ki? Kral onları cezanlandırın demedi mi?”, diye sorunca Zaboo, " Devletin işine akıl sır ermez abey. Bi gün ağam paşam derler, öbürsü gün bi bakmışsın Kratt kardeşlerın mabadına duhuladığı yarım kilo kokayla seni sınır kapısında yakalamışlar. Ben diyorum parlementer sisteme geçelim diye." minvalinde cevap verdi. Yanlarındaki maymun Sezar cevap verdi: Olabilir aslında, ben zamanında kralın en sadık yardımcısıydım, buraları avcunun içi gibi bilirim, buralarda bir yerde çıkış olmalı. Maymun Sezar her yeri aradı, ama hiçbir şey bulamadı, oturdu ve düşünmeye başladı.

2 Beğeni

O sırada kadının aklından şu geçiyordu: "Bir mesajdan nerelere geldik?"
Şahsen kendi düşüncem :rofl: :rofl: :rofl:

3 Beğeni

Tam bu esnada herkesin umudunu kaybetmiş olduğunu farketmiş olacak ki, maymun Sezar der: "Ben bir zamanlar Romalı Sezar’ın maymunuydum, asla pes etmem!"

2 Beğeni

Lakin o an gözlerinin önünden “Sende mi Brütüs?” dediği bir an geçip gider.
Biraz saçma oldu :sweat_smile:

3 Beğeni

Hikaye baya uçuk yerlere gitti :rofl: :rofl:

2 Beğeni

Melisa’nın son mesacından sonrası olmamış gibi devam edek.

O sırada kadın(nam-ı diğer Pembe) tömbererek uyanacak gibi oldu ama dört bir yanının kıllı kıllı Erzincanlı tipli erkeklerle çevrili olduğunu görünce basıncını içinde tuttu ve kedi gibi mırlayarak uyandı.

2 Beğeni

Kasvetli bir akşamüstünde evinin geniş balkonunda oturan kadın, bir yandan yoldan geçenleri izlerken; diğer yandan da beklediği mesajın gelip gelmediğini cep telefonuyla ikide bir kontrol ediyordu. Öyle tedirgindi ki, su içme zamanının geldiğini gösteren bildirimin sesiyle bir an heyecanlandı, neredeyse telefonu elinden düşüyordu, fakat beklediği mesajın hala gelmediğini görünce hayal kırıklığı yaşadı ve yine beklemeye başladı. Kadının telefonu çaldığında, o kadar sevinçle aldı ki elinden düştü ve kırıldı.
Sonunda beklediği mesaj gelmişti ama şu an onu okuyacak kadar sağlam bir telefonu olmadığını fark edince sabırla içini çekti kadın ve ekranı kırılan telefonu yerden alıp elinde bir kaç sefer çevirdi. Sonra birkaç sefer daha çevirdi ve bir çok birkaç seferden sonra aklına bir fikir geldi: tamamen bozulan telefonu onu arayan kişinin kafasına atmak. Ancak telefon fiyatları yüksek olduğu için bu fikrinden hızlıca uzaklaştı ve ekranını yaptırmak için servise götürdü. Servise giderken mesaj beklediği kişiyi gördü ve yanına yaklaştı. Adam yanına yaklaşan kadının gözlerinin hafiften kırmızıya döndüğünü fark edince görmemiş gibi yapmaya çalışarak tam ters istikamette son hızla koşmaya başladı. Koşarak kaçamayacağını anlayan adam bir kütüphanenin içine girdi, orada onu yakalayamazdı. Kadın, adamın acelesi olduğu için koştuğunu düşünerek yürümeye devam ediyordu ki adamın cüzdanını yere düşürmüş olduğunu fark ederek yerden alıp kütüphaneye doğru yürümeye başladı. O esnada kütüphanenin içerisinde akşam haberleri için bir röportaj yapılmaktaydı ve içeri aceleyle giren adam kendisini bir anda kameraların önünde buldu. Henüz kameraların neden orada bulunduğunu bile anlayamamıştı ki onu hedef almışçasına üzerine doğru koşan tavşan kuyruğuna sahip kedileri görmek içinde büyük bir korku oluşmasına sebep oldu. Bu faninin dünyasında henüz keşfedilmemiş bir tür olan tavşan kediler, normal şartlar altında ejderha yumurtalarından çıkan, oldukça huzurlu hayvanlardı ama onların etraflarında bulunan insanların dikkat etmeleri gereken tek bir şey vardı ki o da tavşan kedilerin heyecanlı insanların üzerine doğru koşup, onlar sakinleşene dek bacaklarına sıkıca sarılmalarıydı. Tavşan kedilerin adamın ayağına yapışmasıyla birlikte adam tökezledi sağ tarafındaki kitaplığa çarptı ve kitaplık içindeki kitaplarla birlikte devrilirken adeta zaman yavaşladı. O esnada kapıdan elinde bir cüzdanla kadının girdiğini gördü ve tavşan kedilerin burada bulunmasının sebebinin o olduğunu anladı.Kadın olacakları anlamış gibi ‘‘hayır sakın bakma!’’ diye bağırırken ve adam sebebini merak ederken düşen kitaplardan birinin tam önünde yavaşça açıldığını gördü ve o büyülü satırları istemeden de olsa okudu ve bir anda ortadan kayboldu.Bunun üzerine kadın da hemen kitabın üzerindeki büyülü satırları okuyarak adamın peşinden gitti ve bu iki insan kendilerini Maymunlar Gezegeninde buldular. Kadın endişeli bir şekilde etrafına bakarken adam “Burası da neresi?” diye sordu ve tam bu esnada kafasına bir muz düştü, kadın dehşet içinde “Burası Maymunlar Gezegeni” diyerek cevap verdi. Kadın dikkatlice etrafına baktı ama aradığı adamı bulamadı. Sonra aniden ayakları altındakı toprak titremeye, sallanmaya başladı; etrafını kuşatan yemiş yüklü ağaçlardan patır patır dökülen yaprak ve meyveler, maymunvâri hareketlerle kaçışan insanlarca ezildi, ufuktan yükselen toz bulutu kadına yaklaşıyordu ve yaklaştıkça hatları belirginleşen siluetlerin konuşmaları işitiliyordu, en öndeki berisindekilere bağırarak:
— Siz ikiniz benimle kalın, etrafını sarın kadının, biriniz de Hüsnü’ye haber salsın, ona Pembe’yi bulduğumuzu söyleyin! Ama kadın hiçbir şey anlamıyordu ve ne yapacağını bilmiyordu.
Kadın oldukça korkmuştu şimdi, yanındaki adamın da birden bire nereye kaybolduğunu düşünmeye başladıysa da şu an kendisini neyin beklediğini düşünmek daha mantıklı geliyordu ona. Buradan nasıl çıkılacağını düşünüyordu, ama hiçbir çözüm yoktu.
O böyle uzun uzun düşünürken maymun süvariler dibine kadar gelmiş, atlarından inmiş, bir süre kendi iç monoloğunda karar vermesini beklemiş, bundan sıkılınca da içlerinden biri siyah çantasından telli çalgısını çıkarmış, yanık yanık sesiyle bir türkü patlatmıştı.
Bu bir kaç dakikalık dinlenme faslından sonra sonunda süvariler kadının kollarına girmiş ve ilerideki devasa yapıyı göstererek kadını oraya doğru sürüklemeye başlamışlar. Kadın kendini “Orman Çocuğu”* filminin içinde gibi hissediyordu, böyle hissetmesinin tek nedeni ormanda olması değildi, bunun yanı-sıra maymunların onu götürdü yerde bir kral tahtı ve tahtta oturmuş başında tacı olan ve kadının diğerlerinin başcısı varsaydığı bir maymun vardı. Maymunların kralı konuşmaya başladı, “Burda ne arıyorsun?” dedi. Kadın,“arkadaşımı arıyorum, cüzdanını verecektim ama birden yok oluverdi.” dedi.
Kral ona kötücül bir bakış attı ve yerinden kalkarak korkudan titreyen kadının yanına geldi, kadının çenesini kıllarla kaplı eliyle kaldırdı ve bakışları buluştu. Kadın tir tir titrerken Maymun Kral hizmetçierine:“Öbür insanı getirin!” diye emretmiş. Biri uzun diğeri huysuz ve kısa iki hizmetçinin gidip yanlarında çelimsiz bir adamı getirmesi üzerine kadın ufak bir nida kopararıp, “Aman Tengrim! Bu o!” diyerek bayıldı. O sırada Hüsnü geldi ve kadını yerde görünce “Pembem” diye bağırarak ona doğru koştu. Hüsnü onu kollarına aldı ve uzattı. Gözünün ucuyla adamı süzen Hüsnü etrafındaki maymundaşlarına dönerek, “Görüyorsunuz neler çektiğimi, anlatmaya gerek yok, ben Pembe’mi odama götürüyorum, siz de hemen organizasyonu tertip edin, bir güzel toy düğün eyleyin.” dedi. Diğer maymunlar emir almaktan hoşlanmamış görünüyorlardı ki, yerlerinden kıpırdamadılar - maymun kral sinirle kaşlarını çatana kadar. Maymun kral onlara hapse atılmalarını emretti. Pembe gözlerini açtığında rutubetli bir zindanda; Hüsnü, aradığı adam, maymun Sezar ve Zaboo adında bir lemur ile birlikteydi. Hüsnü kollarında baygın yatan Pembe’nin saçlarını okşayarak, “Biz niye zindana atıldık ki? Kral onları cezanlandırın demedi mi?”, diye sorunca Zaboo, " Devletin işine akıl sır ermez abey. Bi gün ağam paşam derler, öbürsü gün bi bakmışsın Kratt kardeşlerın mabadına duhuladığı yarım kilo kokayla seni sınır kapısında yakalamışlar. Ben diyorum parlementer sisteme geçelim diye." minvalinde cevap verdi. Yanlarındaki maymun Sezar cevap verdi: Olabilir aslında, ben zamanında kralın en sadık yardımcısıydım, buraları avcunun içi gibi bilirim, buralarda bir yerde çıkış olmalı. Maymun Sezar her yeri aradı, ama hiçbir şey bulamadı, oturdu ve düşünmeye başladı. Tam bu esnada herkesin umudunu kaybetmiş olduğunu farketmiş olacak ki, maymun Sezar der: “Ben bir zamanlar Romalı Sezar’ın maymunuydum, asla pes etmem!” O sırada kadın(nam-ı diğer Pembe) tömbererek uyanacak gibi oldu ama dört bir yanının kıllı kıllı Erzincanlı tipli erkeklerle çevrili olduğunu görünce basıncını içinde tuttu ve kedi gibi mırlayarak uyandı. Kadın hatırlamaya çalışıyordu, “Ben nasıl burdayım?” diye kendine soruyordu, aniden her şeyi hatırlamaya başladı.

2 Beğeni

Arkadaşlar 1.hikayeyi burda bitirmek istedim :slight_smile: Sebebi bir çok arkadaşın mobil vs gibi platformlardan dolayı tüm hikayeyi kopyalayamadığını söylemesi oldu ve bundan sonraki hikayeleri herkes sadece bir cümle yazarak devam ettirsin en son ben de onları toplayıp paragraf şeklinde sunalım, hem dediğiniz gibi kopyalama sorunu olmamış olur hem de başlık çok kalabalık görünmez. Bir de 3.kurala özen gösterelim mümkünse :slight_smile:

Neyse 2. hikayemize geçelim, dediğim gibi herkes üstteki cümleye sadece bir cümle ekleyerek devam etsin, hepsini kopyalamanıza gerek yok artık:

Blok-alıntı
Şimşeklerin göğü yararcasına çaktığı, yağmurun geleceğini bariz bir şekilde belli ettiği o gecede genç kadın, ürpertici odasının penceresinden bu renk değiştiren gökyüzünü inceleyerek iç çekiyordu.

4 Beğeni

Kadın kitap okumak için kitablığa baktı, ama bütün kitabları okumuşdu.

2 Beğeni

Yarın hemen bir sahafa gitmeliyim diye düşünerek uykuya daldı.

2 Beğeni

Yarın için planını yapmış olsa da her yağmurlu gecenin sabahı istisnasız başına bir iş geldiğinden, gece boyu huzursuz edici rüyalar görüp durdu.

2 Beğeni

Bu rüyaların birinde aniden uyandı, rüyasında bir adam onu camdan itmişti.

2 Beğeni

Adamı hayal meyal hatırlamaya çalışmıştı kendine geldiğinde, fakat zihninde onu netleştiremiyordu.

2 Beğeni

Halbuki sahafa gittiğinde onu karşılayan adamın rüyasında onu camdan iten adam olduğundan habersizdi.

2 Beğeni