İngilizce Bilmek Bilgelik mi?

Değil diyorsanız, düşünmenizi istiyorum;Bir Türk başka bir Türk ile konuşurken, sözcüklerin arasına neden İngilizce laflar sokuşturur? Bunu neden yapıyoruz? Türkçe, yetersiz, eski veya köhne kalmış bir dil midir? Bunu hiç düşündünüz mü?

1 Beğeni

Beyin doğuştan simultane tercümanlık yapabilen bir organ değil. Bunun üniversitesi, eğitimi, öğrenim yöntemleri var. Beyin bir kelimeyi en fazla ne şekilde duyar veya görür ise o şekilde saklar ve rasgele konuşurken veya yazarken o şekilde çıkar. Beyin böyle çalışıyor… Bu İngilizce’ye özgü bir durum değil. Örneğin siz İspanya’ya gemi mühendisliği okuma gidin. Ülkeye dönüp biriyle gemiler ile ilgili konuşmaya başladığınızda araya İspanyolca kelimeler, terimler sıkıştırdığını fark edersiniz. Siz “kağıt” kelimesini 100 defa duyup “paper” kelimesini 1000 defa duyarsanız konuşma arasında istemsizce “paper” dersiniz. “Yöresel kelimeler” dediğimiz şey de tam olarak budur.

Özellikle yurtdışı ile iş yapan şirketlerle çalışıyorsanız Türkiye’de yaşamanıza rağmen nerdeyse hiç Türkçe konuşmadan bir günü geçirebildiğiniz oluyor. İş yazışmaları İngilizce yapılıyor. Toplantılar İngilizce yapılıyor. Bir sorun olduğunda çözümü için İngilizce kaynaklara başvuruluyor. Arabada, toplu taşımada müzik açıyorsunuz, İngilizce. Evde oyun oynayayım diyorsunuz, İngilizce. Bi dizi film falan izliyim diyorsunuz, İngilizce. Bu kadar İngilizce biliyorsanız yatmadan orijinal dili İngilizce olan kitapları da İngilizce okuyorsunuz, gün bitiyor.

Haliyle bazı kelimelere Türkçesinden daha çok maruz kalıyorsunuz. Bunun başında benim denk geldiğim “random” var. Kimse rasgele demiyor ama bu rasgele kelimesini bilmediklerinden değil random kelimesine rasgele kelimesinden daha çok maruz kaldıkları içindir.

6 Beğeni

Başlığı yanıtlamak gerekirse: İngilizce bilmek bilgelik değil. Günümüzde her noktadan maruz kalıyoruz. İsteyince öğrenmemek zor.

Konuşurken araya İngilizce kelimeler sıkıştırılmasının sebebiyse Türkçenin yetersiz, eski ya da köhne bir dil olması değil. Yine her noktada İngilizce’ye maruz kalıyor olmamız. Dillerin değişmesi ve başka dillerden kelime alması son derece normal.

Ancak, şu noktada Türkçe’de zaten halihazırda bulunan kelimeler için bile sıklıkla İngilizcesi kullanılabiliyor. Date, meeting, random, deadline, event, red flag, vibe, update, block ve pek çok başka kelime.

İngilizce bilimin, iş dünyasının, kültürün, iletişimin, kısacası her şeyin dili haline geldi. Lingua franca uzun süredir İngilizce ve İngilizce, hızlıca Türkçe ve her dilde yerli kelimelerin yerini hızla alıyor.

Bugün İngilizce olmayan hemen hemen herhangi bir dili dinleyin. O dile ait kelimelerin arasına karışmış o kadar çok İngilizce ifade ve kelime bulacaksınız ki. Bu durum yalnızca dilimize ait değil.

Çözümü bilmiyorum. Belki de çözülmesi gereken bir şey değildir. Çok uzak bir gelecekte dillerimiz gerçekten eskimiş duruma gelebilir ve hepimiz bir dil konuşuyor olabiliriz.

3 Beğeni

Değil. Gereklilik. Türkçeye çevrilmiş yazılı içerikler cevrilmemislerin yanında kıyaslanamaz bile.

1 Beğeni

Soru ve içerik uyumsuz…

Mesela bir sunum veya temsilde birileri İngilizce konuşuyor ve bunu havalı buluyorsa, seni de cahil gibi gördüyse tamam.

Ama sen neden Türkçe konuşurken araya İngilizce katıyoruz bunu sorduysan, dünyaya da biraz bakmak gerek. Artık “globalleşme” ile sadece dil değil , kültür ve değerlerde kaynaşıyor.

ChatGpt için ne diyelim mesela? Veya Falcon Uzay mekiği için Şahin Uzay mekiği…

Burger smash, Aldante makarna, Diesel yakıt… ipods , airpod, uçağın flapları…

Bence buradan dönmez…

3 Beğeni

İngilizce bilmek:

Akademik alanlarda yürümek istiyorsanız gereklilik.

Kültürel bazda Batı ürünü içerikler ilginizi çekiyorsa size sınırsızdan hallice opsiyonlar sunar.

Diğer türlü, ağırlıkla kişisel tercih. Gene de yerel alanların ötesinde kültürlenmek istiyorsanız da İngilizce bayağı önemli.

Google Translate ve yapay zeka gibi şeylerden faydalanarak İngilizce içerikleri çevirip okuyabilirsiniz, fakat İngilizce bilmek sadece İngilizce bir metni orijinal dilde anlamak değildir.

Bilhassa bilingual, yani çift dilliyseniz şeytansınızdır. Sizi gidi çatal dilliler…

Bu demonik şakayı bir yana bırakırsak… Bilingual olmak aslında iki ayrı dilde de düşünebilmek demektir ve bu da entelektüel bir zenginliktir kişi için. Benim mesela bir İngilizle falan İngilizce konuşurken vücut dilim bile bambaşka formasyonlar kazanıyor. Bunu aslında kendim fark ettim ve “başka biri gibi oluyorum lan” demiştim böyle sohbet ederken. Haha. Atatürk’ün dediği gibi “2 insan” gibi oluyorsunuz 2 lisanlı olunca.

1 Beğeni

Araya İngilizce yerine İspanyolca, Japonca kelimeler katsak daha güzel olacak. İngilizce kelime katılan cümleler havalı değil malesef.

Hem diyaloglar da şenlenir.

:smiley:

4 Beğeni

Ben şahsen ekstra cool’luk ve bilgelik için Latince katıyorum. Quidquid latine dictum sit, altum sonatur hocam sonuçta değil mi hahahah!

3 Beğeni

Şaka bir yana, @erce hocama katılmakla beraber bence durum bir adım ötede.

Yani hep duyarız, “dili zenginleştiren, o dilde yazılan kitaplardır, verilen eserlerdir” vesaire şeklinde. Ama düşünürsen hocam balkonunda oturmuş çayını yudumlarken oturup laptop’ında roman yazan asosyal bir adam tuşlara bastıkça büyülü bir şekilde Türkçe’yi zenginleştirmez. Mesele 3 kuruşluk laptop’ın klavyesi değildir.

Mesele kültür ürünüdür, ifade gücüdür. Biz kendimizi ifade ediş şeklimizi gördüğümüz kendini ifade eden başka insanlardan almayı seçtiklerimizle inşa ederiz.

Tükettiğimiz kültür ürünlerinin (kitap, film, dizi, oyun, tiktok, reel, her neyse) çoğunluğu doğrudan ya da dolaylı (çeviri vs.) İngilizce hocam. Problem burda bana kalırsa, bilge görünme çabasından ziyade kültürel ürünlerin nerdeyse tamamının ithal olmasının doğal sonuçları gibi geliyor.

Türkçe de köhnemiş denir mi bilemedim, ama köhnemekte olduğu inkar edilemez bence.

İngilizce’den motamot çevrilmiş gibi konuşan (sizi arıyor olacağız) nedense çoğunlukla İK’cı tayfayaysa henüz ben de bir açıklama getiremedim.

4 Beğeni

Hepinize düşünce ve yorumlarınız için teşekkür ederim. Lakin ben bu globalleşme dayatmasına şiddetle karşıyım ve mazlum milletleri sömürerek , birbirine kırdırarak , kendi dilini , sömürü yaptığı ülkelere dayatarak , bugünde Teknoloji , İnternet ve toplumsal medyalarla kendi dilini , dünya milletlerine ’ bir üstünlük , bir bilgelik dili ’ olarak dayatan , dünya ve bilimin dili dingiliççedir yalanını pompalamış ,bu ‘pembe dünya’ yalancısı , sinsi ve çıkarcı Anglo-sakson oyununa karşı, Hepinizi dilimize sahip çıkmaya davet ediyorum. Şeytanın avukatlığını yaparsak, düşünce kapasitemizi elimizden alıyorlar. Nesillerimizi devşiriyorlar. Örneğin ‘video’ kelimesi, bu yabancı dillerden dilimize girmiş bir sözcük. Türkçe karşılığı nedir? İzleti, hareketli görüntü vb daha türetilebilir. Örnek olarak, izleti sözcüğünü ele alalım.. Tek bir ‘izleti’ sözcüğünden şunları anlayabiliriz; Burda bir iz sürme söz konusu ,hareketli görüntü kaydı olmalı ki bu bir izleti halini almış ve gözlemlenebilir bir olay söz konusu olmalı. Bakın 3 çeşit birbirinden farklı düşünceler ürettim. Ama video demek? Bilgisayar da veya telefon da ki video işte görüntü. İşte arkadaşlar toplumlar bu şekilde köreltiliyor ve devşiriliyor. Siz ben veya başka yetkin birisi bunu anlayabilir. Ama çocuk anlayamaz. Evet bu problem aşılabilir. Ama belli bir yaş sonra. Ve biz o çocuğa şunu fısıldıyoruz aslında ‘‘senin dilin, kültürün ,dinin, hatta ataların geride kaldı. Onlar eski kafa. Sen aydınsın. Sen dünyayla uyumlusun’’
Toplumumuz şuan için muhtemel cahil ve bu durumu anlayamaz. Görev bilinci önce bizlere düşüyor. Nesillerimiz de ki kopukluk buradan doğuyor. Çünkü devşirilmiş. Özünden ve kimliğinden böyle koparılıyor gençler. Tek tip insanlar üretiliyor.

Sizlere Prof Dr Halil İnalcık’ın şu sözleri ile saygılarımı sunuyorum;

‘‘Batı Ayasofya’yı hiçbir zaman unutmadı.’’

Prof Dr Oktay Sinanoğlu’nun da şu sözleri ile de uyarıyorum;

‘Türkçe konuşurken araya yarı İngilizce laflar sokuşturmak üstünlük veya bilgelik değil. Bir haysiyetsizlik alametidir.’’

3 Beğeni

Valla hocam saygı duymakla beraber bayağı farklı düşünüyoruz.

Öncelikle bilimin dili günümüzde tartışmasız İngilizce’dir hocam, tarih boyunca da bilimde kim ilerdeyse onun dili bilim dili olmuştur (Almanca, Arapça, vs.). Gelecekte belki farklı bir dil olur, ama şu an bu dil İngilizce’dir.

Teknoloji de böyledir. İcat eden kimse ismi o koyar. Medya da böyledir. Medya üreten önce kendi ülkesine üretir. Önce içerde satar. Sonra dışarı açılır.

Önce açık net dümdüz gerçekleri kabullenerek başlayalım. Bunlarda tartışmak vakit kaybı bana kalırsa.

Medya ve teknoloji konusunda, bunları ihraç eden ediyor hocam. Kore müziği/dizileri, Japon animeleri falan tüm dünyaya ihraç edilen ürünler. Biz de ediyoruz. Güney Amerika kökenli tanıdıklar benden iyi biliyor Türk dizilerini. Galiba biz de Güney Amerika’nın mazlum milletlerine medyamızı dayatıyoruz? :thinking:

Ortada bir dayatmadan ziyade serbest bir piyasa var gibi. Mesele iyi medya üretmek, iyi eserler yazmak. Türk dizileri sinematik anlamda, senaryo olarak vs. kalite fışkırtıyor demiyorum, ama belli ki dünyanın öbür ucundaki insanlara seslenebilmiş. Önemli olan da budur.

Burdaki noktanızı anlamadım. Video da ingilizce değil ki zaten; latince ("veni, vidi, vici"deki vidi ile aynı kök, görmek). İngilizlere/Amerikalılara da bir anlam ifade etmiyor yani. Kendi kendilerini mi devşirmişler? :thinking:

Hocam birincisi bizler kimiz burada? İkincisi çocuklara gençlere hitap eden, onları anlatan ve anlayan eserler yabancı kökenliyse çocuklar gençler yabancı kökenli eserlerle şekillenir. Sadece çocuklarla sınırlı da değil tabi bu.

Ayasofya’nın konuyla ilgisini vallahi anlamadım hocam. Batı kim zaten burda, Amerika mı?

Adam çok ingilizce okumuştur/izlemiştir aklına ilk ingilizcesi gelir. Her kavram her dilde zaten yoktur. Bazen mecbur kullanırsın.

Ne bileyim niye durduk yere kendi halinde takılan işinde gücünde adamların, youtube izleyen çoluk çocuğun şerefini haysiyetini sorguluyoruz anlamadım.

10 Beğeni