İptal edilmiş adalet

Sistem Her Şeyi Bilir

1. SAHNE – Gülin (Çağrı Merkezi)

(Ses efekti: Telefon tuşları, müzikli bekleme sesi)

Çalışan:

— Merhaba, … çağrı merkezi. Size nasıl yardımcı olabilirim?

Gülin:

— Ben tarifemi yenilemediğim halde neden hâlâ fatura kesiliyor?

Tarife bitti diyorsunuz ama bir yandan da para alıyorsunuz. Hangisi doğru?

Çalışan:

— Sistem kendini yenilemez efendim.

Ancak siz tarifenizi iptal etmediğiniz için sistem, kullanım haklarınızı otomatik devam ettirmiştir.

Bu yüzden iki kez ücretlendirilmiş olabilirsiniz.

Gülin (iç ses):

— E… Haklı olabilir. Yenilemezsem böyle olur işte.

(Üzgünce başını eğer ve telefonu kapatır.)

Çalışan (iç ses):

— Salak… Kendini suçlu gördü!

(Alaycı kahkaha atar.)

2. SAHNE – Zeynep (Mağazada)

(Zeynep içeri girer. Elinde bir belge var. Kararlı bir duruşla yaklaşır.)

Zeynep:

— Ben faturamı zamanında ödedim ama şimdi “tarifeniz yenilendi” diyorsunuz.

Üstelik iki kat fatura kesilmiş! Bu nasıl olabilir?

Çalışan (iç ses):

— Bu da tarifeyi donduracak galiba… Neyse, yine ben kazanırım.

Çalışan (dış ses):

— Efendim, sistem bir önceki faturanızı ödeme işlemi tamamlanmadan yeni tarifeyi başlatmış olabilir.

Dolayısıyla hem eski hem yeni fatura birlikte yansımış.

Zeynep:

— Ama bu benim hatam değil!

Çalışan:

— Sistem durdurma işlemi görmediği sürece faturayı otomatik oluşturur.

Yani… sizi bir kere değil, çok kere cebinizden alıyor sistem!

Zeynep:

— “Sistem” diyorsunuz da… siz kimsiniz?

(Zeynep çıkar. Yeni müşteri girerken sahne kararır.)

(Devam sahneleri: Emre, Mahmut Amca, Engelli Kadın ve Hırsız sahnesiyle birlikte geliyor.)

“Zeynep Geldiğinde”

( çağrı merkezinin ön banko alanı. Müşteri koltuğu, ekranlar, duvarda “Müşteri memnuniyeti önceliğimizdir” yazısı.

Çalışan, bilgisayar başında oturuyor. Zeynep sinirli ama kontrollü bir halde içeri girer.)

Çalışan (yüzünde yapay bir gülümsemeyle):

– Buyurun efendim, nasıl yardımcı olabilirim?

(İç ses – Çalışan):

“Tarifeyi dondurmak isteyecek kesin… Neyse, yine ben kazanırım. Sistem dursa da ben durmam, hehe.”

Zeynep (sert ama sakin):

– Ben faturamı ödedim, sistemde hâlâ ‘ödenmemiş’ görünüyor. Üstelik bu sefer iki katı borç çıkmış. Bu nasıl iş?

Çalışan (dış ses – gülümseyerek):

– Efendim… demek ki yine ödemeniz gerekiyor.

(İç ses – Çalışan):

“Yani ben nasıl kazanacağım yoksa? Sistem çalışıyor, ben sadece sesiyim.”

Zeynep (şaşkınlıkla):

– Ne demek ‘yine ödemeniz gerekiyor’? Ben ‘neden’ diyorum. Bana sebebini söyleyin lütfen!

Çalışan (hafif iç çekerek):

– Sistem hattınızda durdurma işlemi görmediği için…

Fatura otomatik olarak devam ediyor. Yani… sizi bir kere değil, çok kere cebinizden alıyor sistem.

(İç ses – Zeynep):

"Yani ben paramı sisteme ödüyorum, ama hâlâ borçluyum. O zaman neden ekmek alırken fiş kesiliyor ki? Sistem fatura kesiyor, ben yemek yiyemiyorum!

Mahmut Amca Sahnesi – 2

Mekan müşteri hizmetleri merkezi.

Zeynep’in çıktığı masaya yeni müşteri gelir.

(Kapı hafif aralanır. Mahmut Amca topallayarak, ama kendince kıvrak adımlarla girer. Başında kasket, elinde baston. Elini masaya koyar, hafif eğilir.)

Mahmut Amca (aniden, çalışanın lafını keser):

– Öldüm öldüm bittim kızım, bana bi su ver hele…

…Sonra onun da faturasını kesersiniz nasıl olsa!

Çalışan (gülümser, ama yorgun):

– Biz değil amca… sistem kesiyor faturayı.

Mahmut Amca (kaşlarını çatar, alayla):

– Hadi ordan kızım! Sistem kim?

(Bi duraksar, bastonuna yaslanır.)

– Ben hiç internet kullanmıyorum ama her ay faturam şişmiş! Bu internet bana değil, komşuya mı gidiyor ne?

Çalışan:

– Amca… sistem her şeyi bir bütün halinde veriyor, ayırmıyor.

Mahmut Amca (gözlerini kısar):

– Hee, demek sistem de ben gibi yaşlı… her şeyi karıştırıyor!

(Omzunu silker)

– Ama ben unutunca kızıyorlar, sistem unutunca niye ben ödüyorum?

İç ses – Mahmut Amca:

“Eskiden posta güverciniyle haber yollardık. Şimdi internetsiz adamdan fiber para alıyorlar…”

Sahne biterken Mahmut Amca bastonuyla masaya hafif vurur, iç çekerek çıkar. Kamera yavaşça Zeynep’in not aldığı deftere kayar:

“Mahmut Amca - Kullanmadan borçlanan müşteri no: 28945”

“Sistemlik Bir Soygun”

Mekân: Bir danışma mağazası.

Ortam yapay ışıklı, duvarda “Hızlı Hizmet, Güvenli Fatura” yazısı asılı.

Arka planda klasik çağrı merkezi müziği: Tın-tın-tın…

Emre içeri girer

Başını öne eğmiş, üzgün, yorgun bir şekilde yürür.

Saçını karıştırır, bir şey demeye hazırlanırken çalışan gözünü bile kırpmadan konuşur.

Çalışan (robotik sesle, alışkanlıkla):

– Buyurun… size daha nasıl koyabiliriz?

Emre (başını kaldırır, gözleri dolu ama öfkeli):

– Koymuşsunuz zaten.

Daha ne kadar koyacaksınız?

Ben kullanmadığım bir şey için fatura ödüyorum!

Neden?!

Çalışan:

– Çünkü sistem kendisini yeniler.

Siz sonlandırma işlemi yapmadığınız için paket otomatik olarak yenilenmiş.

Emre (eliyle işaret eder):

– Yani benim suçum, öyle mi?

O sırada bir kadın ayağa kalkar.

Bastonuna yaslanarak konuşur.

Sesi sakin ama içi doludur. Kalabalık kadına döner.

Engelli Kadın:

– Deminden beri sizi seyrediyorum.

Ne desek sistem diyorsunuz.

Nerede bu sistem?!

Siz kendiniz değil misiniz sistem dediğiniz?

İnsanların ruhu duymadan, cebinden türlü bahanelerle para alıyorsunuz.

Mesela ben engelli paketinden faydalanmak istedim.

Faydalanamadım.

Ama ücretlendirildim.

(Çalışan tam bir şey söylemek ister, dudağını aralar…)

VE O ANDA

Mağazanın köşesinden biri çıkar: Üzerinde siyah mont, yüzünde maske.

Güvenlik ona yönelir.

Adam yavaşça maskesini çıkarır, çalışanla göz göze gelir.

Hırsız (gülümseyerek, ama ciddi):

-ben bile böylesini yapamadım.

(Sahne donar. Fon müziği susar. Işık kararır.

Sadece ekranlarda “SİSTEM HATASI” uyarısı yanıp sönmeye başlar.)