John Wyndham Kitaplığı


İlk romanlarını 30’lu yıllarda John Beynon mahlasıyla yayımladıktan sonra, 50’lerde Wyndham adıyla basılan romanları, İngiliz yazara büyük bir şöhret getirmiştir. Yapıtları arasında en bilinenleri ve başarılıları, 1951 tarihli Triffidlerin Günü ve 1955 tarihli Krizalitler’dir. Bir diğer kitabı ise iki kez Village Of The Damned adıyla sinemaya uyarlanan The Midwich Cuckoos’dur. (Kaynak Deli Dolu Yayınları )

John Wyndham Parkes Lucas Beynon Harris, John Wyeynham kalem adı altında yayınlanan çalışmaları ile en iyi bilinen bir İngiliz bilim kurgu yazarıydı, ancak John Beynon ve Lucas Parkes gibi isimlerinin diğer kombinasyonlarını da kullandı. Eserlerinden bazıları kıyamet sonrası manzaralara yerleştirildi. ( Wikipedia )

  1. Krizalitler (Yankı Yayınları - 1978)
  2. Krizalitler ( Deli Dolu )
  3. Triffidlerin Günü (Deli Dolu )
  4. Chocky ( Deli Dolu )
  5. Midwich’in Guguk Kuşları ( Deli Dolu )
  6. Kraken Uyanıyor ( Deli Dolu )





11 Beğeni

@fortknoxt Serhat seni uğraştır mıyim dedim :grin: ama kapaklar kocaman olmuş sanki :sweat_smile:

Listenin en başına
0. Krizalitler (Yankı Yayınları - 1978)
eklenebilir.

1 Beğeni

Bugün aldığım krizalitler kitabı geldi ancak kitap 17. sayfadan başlıyor ve sayfanın başında 2 yazıyor. Kitabın başında da basım tarihi gibi şeylerin yazdığı sayfalar yok. Bendeki kitap hatalı mı ? Kitaba sahip olan varsa bakabilir mi rica etsem.

1 Beğeni

Evet, elinizdeki kitap hatalı basılmış.

Teşekkür ederim. Sizi uğraştırmak istemiyorum ama zamanınız varsa o sayfaları atar mısınız?

Tabiki…

Sayfa 5-17

1 Beğeni

Çok teşekkür ederim. :heart:

Benim sipariş geldi bugün. Şu an işyerinde akşam bi aksilik olmazsa alır, Bakıp atarım foto :+1:t6:

1 Beğeni

@Leingrad attı ama yinede çok sağ olun düşünceniz için.

1 Beğeni

Rica ederim. Bendeki sorunsuz geldi.

2 Beğeni

Yazmışım buraya 2 Eylül 2020’de. Ne zaman ve nereden edindim kitabı hatırlamıyorum ama sonunda okudum Triffidlerin Günü’nü.

Ve sayın Wyndham, yazdığın bu kitabı beğenmedim, seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım:

Kitabı elinize aldınız. Adı ilginizi çekti. Triffidler? Güzel, ciltli bir kapak, üzerinde yeşil garip bitkiler var. Arka kapak yazısına göz attınız. Bilinç kazanan ve “yürüyen” devasa bir bitki türünün insanlara saldırmasıyla ilgili bir felaket romanı. Demek Triffid denen bu bitkilerin dünyaya hakim olacakları “gün” geldi, diyorsunuz kendi kendinize ve hevesle okumaya başlıyorsunuz.

İlk sayfa, bir hastane odası, sabah, ana karakterimiz Bill Masen, gözleri sargılı; bir triffid tarafından zehirlenmiş, tedavi olmuş, iyileşmek üzere. Kalkıyor, hemşirelere sesleniyor, kimse cevap vermiyor, sargılarını açıyor ve görebildiğini fark ediyor. Ama sayfalar ilerledikçe anlıyoruz ki önceki gece bir meteor yağmuru olmuş ve onu izleyen herkes görme yetisini kaybetmiş.

Hikaye gittikçe ilginçleşiyor. Diyorsunuz ki herkes görme yetisini kaybetti, dolayısıyla triffidler onlara rahatça saldıracak ve müthiş bir ölüm kalım mücadelesi okuyacağız. Kısmen öyle oluyor ama ölüm kalım mücadelesi daha çok görme yetisini kaybeden insanların açlıkla karşı karşıya kalmasından doğuyor.

Peki diyorsunuz, ilerde Triffidler daha da hızlı yürüyecek, zekaları artacak ve ortalık cehenneme dönecek. Hayır. Görebilen küçük zümreler ortaya çıkıyor ve kendi fikir ve inançlarına göre göremeyenler üzerinde hakimiyet kurmaya başlıyorlar.

Ana karakterimiz ne yapıyor? Uzunca bir süre içiyor. O bar senin bu bar benim, büyük bir umutsuzluk içinde dolanıyor. Sonra Josella adında görebilen bir kadınla karşılaşıyor ve birlikte mücadeleye devam ediyorlar. Hayır hayır triffidlerle mücadele etmiyorlar, zaten bir silah alıp kafasına ateş edince hemen ölüyor triffid denilen o melun. Kürekle kafasına vursan da olur. Hatta sizi zehirlediği kırbaç şeklindeki uzvu kesmeniz bile yeter onu zararsız hale getirmeniz için.

Bu sırada bazı melankolik anlar dışında biz ne Bill’i ne Josella’yı yakından tanıyoruz. Onlar hakkında soğuk biyografik bilgiler dışında hiçbir şey bilmiyoruz. Bill, meteordan önce, triffid yetiştiren bir şirkette çalışan bir biyolog. Josella ise Sex is My Adventure adlı berbat bir kitabın müellifi. Anlayacağınız üzere bu iki genç insan birbirlerine aşık oluyorlar.

Bu aşk okuru zerrece etkilemiyor. Zaten roman sizi ne korkutuyor, ne heyecanlandırıyor ne hüzünlendiriyor. Etrafta elllerindeki sopaları yere vura vura açlık içinde dolaşan, acı içinde ölen onlarca insan var ama anlatım o kadar yavan ki biz bu acıyı hissedemiyoruz.

Ve Wilfred Coker. Bazen mahalle ağzıyla konuşan bazen ünlü yazarlardan alıntı yapıp sosyal roller üzerine tiradlar atan bu karakter neden var bilmiyorum? Sanki sayın Wyndham, fikirlerini bu karakterin ağzından bize aktarmış. Bunda bir sorun yok, lakin bu fikirleri hiç beklemediğiniz bir karakterden duyduğunuzda karaktere yabancılaşıyorsunuz. Bunun oluru o karakteri bu lafları söyleyecek şekilde kurmaktır.

Bu sırada bir okur olarak ben Bill’den triffidlerle ilgili bilgilerini kullanarak bir tür kimyasal silah yapmasını beklerken o bilimi elinin tersiyle itip bir B Filmi kahramanı gibi alev silahlarıyla, tüfeklerle saldırdı. Aslında, çoğalıp her yanı sarmaktan ve arada bir zehirli şaplaklar atmaktan başka tehlikesi olmayan bu bitkiyi bertaraf etmenin tek çözümü bu.

Tabi neredeyse herkesin görme engelli olduğu bu dünyada böyle bir çözüme ulaşmak zor olabilir ama bu mücadeleye hiç girişilmiyor. Herkes manyak gibi alev saçıyor etrafa.

İşin aslı ne biliyor musunuz? Sayın Wyndham bir uzaylı istilası romanı yazmak istemiş. Ama bu çok klişe olacağı için yaratığı uzaydan değil yeryüzünden, hatta yerden çıkarmış. Azıcık Soğuk Savaş ekleyeyim diyerek tohumu SSCB’den getirtmiş. Bitkiler tek başına biraz zorlanır diye yine uzaydan yardım alıp biraz meteor serpiştirmiş, millet görme yetisini yitirmiş. Hah şimdi bitkilerle insanlar eşit oldu mu? Ama bu sefer de bitkiler çok “canlı” oldu. E o zaman meteor yağmurunu izlemeyenlere bir şey olmasın, nasıl fikir? Güzel diyelim.

E durum böyle olunca görenlerin görmeyenler üzerindeki tahakkümü ve gören grupların kendi aralarındaki iktidar mücadelesi başlıyor. Of be, müthiş. Sayın Wyndham acayip sulara dalıyor ve devam ediyor. Gören grupların kimine dini, kimine evrimsel, kimine de militarist bir çıkış noktası belirliyor ve ana karakterlerimizi bunların arasında sürüklüyor ki biz hepsinin tadına bakalım. Arada bir de “bak doğa bizden nasıl intikam alıyor” (triffidler ve “doğal”?) temalı konuşmalar geçiyor ve romanımız çok yönlü eleştirisini tamamlıyor.

Hakkını yemeyeyim Sayın Wyndham iyi bir hikaye anlatıcısı. Yani ortada fikirlerin hikayeyi ezdiği bir romandan ziyade iyi bir maceranın anlatıldığı ve bir çok fikrin serpiştirildiği akıcı bir roman var.

Tabi ben sürekli Sayın Wyndham’a kızmaktan romanın akışına kaptıramadım kendimi. Çeviriden de bahsedeceğim ama kızmaktan ve yazmaktan yoruldum.

Hasılı, Sayın Barry Langford’ın önsözde bahsettiği gibi “büyük” meselelerden bahseden bir roman değil Triffidlerin Günü, Bay Langford biraz fazla “niyet okumuş”. Bu roman olsa olsa o büyük meseleleri anlatmaya meyleden bir macera romanı olabilir.

4 Beğeni