Banu gölgeyi takip etti. Işıkların dans ettiği avlunun ortasına kadar geldi. Karalıklardan sinsice izlemek yerine özellikle ışığa çıktı. Belki onu fark eder de yapmak üzere olduğu şeyi, o her neyse, yapmadan korkup kaçar diye. Ama Banu gölgenin umurunda olmadı. Daha doğrusu onu fark etmedi bile. Köşeye kadar ilerledi, kucağındaki şeyi yüzüne doğru kaldırdı bir an ve onu kuyunun içine attı.
Banu olduğu yerde dona kaldı. Giderek uzaklaşıp yiten cılız bir çığlık geldi kulaklarına ve sırtı buz kesti. O yaşadığı şok ile felç olmuşken gölge koşarak ana kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Ancak o zaman Banu kendine gelebildi bir nebze bile olsa. Koşarak kuyuya gitti ama avlu ne kadar aydınlık olsa da kuyunun içini görebilecek ışık yoktu. Çığlık atmamak için ellerini ağzına bastırarak koşabildiği kadar hızlı resepsiyona gitti.
Oturduğu yerde yarı uyuklayan genç adama olanları anlatmaya çalıştı. Nefesi kesilmiş. eli ayağına dolanmıştı. “Orada…orada. Kuyu…biri…attı” diyebildi sadece. Resepsiyonist sakinleştirmeye çalışırken onun sesi daha yüksek çıkmaya başladı. Artık neredeyse bağırıyordu. “ÇABUK OLSANA…KUYUYA BEBEK ATTILAR DİYORUM”