Masal, Kireç Rengi Kelebek ve Android Kız

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/masal-kirec-rengi-kelebek-ve-android-kiz/



Otobüs nemli yaz gecesinin içinde ilerlerken, Çocuk, hiç hatırlamayacağı soluk bir rüya görüyordu. Yolda beliren bir çatlak otobüsü sarsınca uyandı. Kadulgaz’a yaklaşmışlardı. Aslıkerem Sınır Kapısı’nda durdular. Kafasını yasladığı camdan dışarıya baktı. Onlarca tırın suskunluk içinde beklediği, nemli ve alacakaranlık bir yerdi burası. Uzaklarda floresan rengi ışıklar göz kırpıyordu ve kargalar kalkıyordu meçhulden. Kumaşsu’dan beri ilk… (DEVAMI…)

1 Beğeni

Selam Tuğrul,

Şaheser bir eserdi… (bak farsça kelime oyunu da yaptım :wink:)

Senin betimleme ve metaforlarını döktüğün tamlamalarını zaten çok sevsem de, bu sefer, takip edebildiğim bir olay örgüsünü de okumuş, ve bu olay örgüsünün dayattığı lineer gerçekliğin öykünün ruhuna hiçbir zarar vermeden anlatılmasına şahit olmuş olmam beni gerçekten bir şaheserle karşı karşıya olduğuma inandırdı.

Tek tek aklımda kalan birçok güzel cümle/tanım/tespit olsa da buraya hepsini yazamam. Ve kendini arkadan hissettiren evren de gizli gizli fantastik bir dünyanın kurulduğunu müjdeliyor. Doğduğun topraklara v tarihçesine değinmen de cabası…

Bu arada çocuk android sanırım.
Ve bir küçük eleştiri. Bazı icat edilmiş ya da adapte edilmiş kelimeleri bir çok kez kullanmak okuyucuyu havadan bir anlığına çıkarabiliyor. Örnek; “Brütalist”

Her şeyin sonunda ellerine sağlık.
:raising_hand_man:

2 Beğeni

Rica etsem birisi Tuğrul’un üzerine yayın evi yetkililerini fırlatabilir mi lütfen? Erken gelen bu büyük yeteneği kapar, geç kalan ben nasıl kaçırdım bu çocuğu diye dizlerini döver artık. Ya da gider android kızın bacaklarına kapanır, ağlar falan. Bilemem artık o kadarını.

Gerçekten tadı damağımda kalan müthiş bir öyküydü Tuğrul. Ellerine, hayal gücüne, kalemine, aklına sağlık. Beğendiğim çok fazla yer oldu. Bir kısmını aşağıda sıralayacağım.

Öykünün senin zaten inşa etmekte olduğun evrenin bir parçası olduğunu tahmin ediyorum. Devasa bir tarihçe ve bağlantılı geçmişleriyle içerisinden hikaye üstüne hikaye türetebildiğin ve belki de gece başını yastığa koyduğunda içine girip yaşadığın bir evren olmuş bu. Artık bu yarattığın evrenin en ince detaylarına bile o kadar hakimsin ki, bu durum senin diline ve anlatımına da yansımış durumda.

Gerçekten çok çok iyi bir öyküydü. Yer yer anime havası veren, Miyazaki filmlerini andıran, distopik esintili, cyberpunk ışıklandırmalı, bir çok detayı kendi içinde harmanlayan bir öyküydü. Çok çok beğendim.

Birkaç noktadaki naçizane düşüncelerimi de seninle paylaşmak istiyorum. Belki değerlendirmek istersin.

Öncelikle öykünün bu tema için yazılmadığı ama bu temaya uygun olması için üzerinden geçildiğini düşünüyorum. Bu noktada gözüm sürekli tema bağlantısı aradı ama bulmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim.Bu bir problem mi? Elbette değil. Fakat belirtmekte fayda var diye düşünüyorum.

İkilemeleri gereğinden bir miktar fazla kullandığını düşünüyorum. Sen zaten çok iyi bir hikaye anlatıcısısın, ikilemelerle pekiştirme yapmaya ihtiyacın yok bence. Özellikle “yapış yapış” ile çok sık karşılaştık.

Bazı sıfatları da gereğinden fazla kullandığını düşünüyorum. Alacakaranlık gibi.

Bazı bölümlerde tasviri ve betimlemeyi okuyucuya bırakmayı da değerlendirebilirsin. Her şeyi en ince detayına kadar sen bize anlatınca bizim hayal gücümüz tembelleşiyor. Bazı şeyleri bize bırakmanın ve bazı bölümleri daha yalın geçmenin faydalı olabileceğini düşünüyorum. Okuyucunun soluklanması için de faydalı olabilir.

Bunlar dışında çok özenli ve detaylı bir öyküydü, tekrardan ellerine, yüreğine sağlık. Önün çok açık. Umarım birisi en kısa sürede elinden tutar ve seni layık olduğun noktalarda görürüz. Başarılarının devamını dilerim.

Beğendiğim yerlerin bir kaçı:

Onlarca tırın suskunluk içinde beklediği, nemli ve alacakaranlık bir yerdi burası.

Uzaklarda floresan rengi ışıklar göz kırpıyordu ve kargalar kalkıyordu meçhulden.

Adımları, cam kırıklarının üzerinde geziniyormuşçasına tedirgindi.

Bir melek yıllar önce düşmüş, tüm sokak onun üzerine inşa edilmişti. Yol mumyanın çatlamış teni üzerinde akıyordu.

Yüzü sanki burnunun yarattığı iç bükey çekimin etkisi ile garip bir ifadeye bürünmüştü.

Sıcak, zamanı eritip yapışkan bir kütleye dönüştürmüştü.

Dünya denen devasa çöplük, diğer milyonlarca biçareyle birlikte onu da sindiriyordu. Harıl harıl dönüp duran bir merdane tarafından ezildiğini hissetti.

Annesi iki kişilik yatağa bir çarşaf serip üzerine oturmuştu. Durmaksızın bir şeyler mırıldanmıştı. O histerik ses bütün gece açık kalan bir musluğun damlaları gibi yankılanıp durmuştu odada

Çünkü daha hayatının başında, henüz hamuru yumuşakken omurgası eğilmişti.

Komünistler Tanrı Hanuman’ı esir almış, onu acımasızca kesip biçiyorlardı. Omuriliğini sömürüp yeni bir insan yaratmaya çalışıyorlardı ondan.

Tanrısının geceye karışan soluklarını duyuyordu.

Kokona, mavi bir geceliğin içinde, karşısına çıktı. Yüzünü pudra ile bembeyaz yapmıştı ve gözlerinin üzerine gece kadar amansız bir far çekmişti. Sarıya boyadığı saçlarında yer yer büyük boşluklar vardı. Camdan bir tabutta uyuyan mumyaları andırıyordu.

Kartın tam ortasında ağlayan bir cansız manken vardı

Kadın resepsiyonda, soluk floresanların baş ağrısı gibi cızırdadığı alacakaranlıkta oturuyordu.

Şehir ben uyurken tuhaflaştı mı, yoksa hep böyle miydi? diye geçirdi içinden Çocuk.

Batu, kitabı onlara sergiler gibi kaldırdı. Kapakta, dilini dışarı çıkarmış Tanrıça Kali, burjuva kuklaların fabrikalarını bombalıyordu ve bulutların ardındaki zeplin şehirlerinde oturan komisarlar, dürbünlerle yeryüzünde gerçekleşen bu kutsal mücadeleyi izliyordu.

Uyduların ışığına binmiş erotik gece yayınları televizyonlara akıyordu.

Hepsi bir epifani anı gibi zamanın o eşsiz uçurumunda donup, biçimlerini kübist bozunuma armağan ederek, bu rölyeflerde enkarne olmuştu.

Şehirden arta kalan solgun ışıklarsa aysız gecenin puslu bulanıklığında dans ediyordu.

1 Beğeni

Selamlar,

Şu müthiş kelime oyunu günlerdir kafamın içinde dönüp duruyor, akla takılan bir şarkının sözleri gibi. Şaheser bir eser… şaka bir tarafa iltifat için teşekkür ederim :slight_smile:

Eleştirine son derece hak veriyorum. Bazı kelimeleri illaki kullanmak isteği başa çıkamadığım bir hastalık gibi ve bu da bazen yazdığım şeyleri abuk sabuk bir hale getirebiliyor. Bu arada brutalist (ya da gerçek ismiyle brütalist) mimariye bayılırım.
Yine de bu hastalıkla baş etme konusunda uzun yollar kat ettiğimi düşünüyorum: eskiye kıyasla şimdiki yazılarım daha okunaklı, daha düzenli hiç olmazsa. Uzun bir çağ kadar geçmişte kalmış gibi hissettiren o karanlık yıllarda yazdığım şeyler neredeyse okunmayacak kadar karmaşık ve de abuk sabuk bir halde. Hiç olmazsa bunların üstesinden gelmişim. Aslında biraz daha zamanım olsa bu hikayeyi çok daha okunaklı ve çok daha güzel bir hale getirebilirdim. Bu tema için defalarca kez bir şeyler yazıp sildim ve nihayetinde sadece teslim tarihine bir hafta kalmışken bu hikayeyi yazabildim.

Bir not olarak şu Kadulgaz şehir devletinin Artvin ve Batum arası bir yerde olduğundan bahsetmek istiyorum. Bu iki şehrin karışımına ek olarak Kars ve Iğdır da eklenince ortaya Kadulgaz çıkıyor.

Son olarak bu güzel yorumun için ve eleştirin için, çok minettarım.

1 Beğeni

Yorumunu okuyunca kendimi inan ki çok mahcup hissettim. Bir o kadar da mutlu oldum. Her şeyden önce sadece yazdıklarımın okunduğunu görmek bile gurur verici. Hele bir de böylesine güzel ve bir o kadar hakikatli bir yorum almak…
İnsan yazmanın zevkine bir kez varınca bundan artık vazgeçmesi imkansız ama bazen böylesine yüreklendirilmeye de ihtiyaç duyuyor.
Eleştirilerin tümüne katılıyorum. Hepsi iyi tespit edilmiş, bunları mutlaka bir sonraki hikayelerim için değerlendireceğim.
Ne yazık ki bu hikayeyi şu an okuduğumda bile gözüme bir iki tane hata çarpıyor, birbirini tekrar eden fiiller, aynı kelimeyi aynı paragraf içinde iki defa kullanışım… Bunlardan dolayı çok üzgünüm. Daha fazla vaktim olsun isterdim.
Öykü seçkisi temalarına hep saygı göstermişimdir ve her seçki için yeni hikayeler yazmaya gayret etmişimdir. Gelelim bu tema için, tabiî olarak, iki kat daha fazla özenli davrandım. Bundan önce bir iki hikaye daha yazmıştım ama hepsi kelime sınırını aşıyordu. Bu yüzden onları elemek zorunda kaldım. Her denememde sanırım temadan biraz daha uzaklaştım. Bundan dolayı da üzgünüm.
Esasında, itiraf etmeliyim ki, bu hikayenin konusu aklımda uzun zamandır dönüp duruyordu. Ben de şansımı denemeye karar verdim ve aklımda dönüp dolaşan fikri bu temaya uyarladım, üstelik fazla zamanım kalmamıştı.
Hikayenin belki de şu hali ve yaptığım hatalar, pişmek için henüz daha çok yolumun olduğunu, çalışmaya ve de zamana ihtiyacımın olduğunu gösteriyor. İnsan bazen kendi hatalarına karşı körleşiyor gibi. İkinci bir göz tarafından okunmaya ve hatalarına ışık tutulmasına ihtiyaç duyuyor. Bunlar için çok ama çok minnettarım.

1 Beğeni

Eminim çok daha iyilerini yazacaksın Tuğrul. Doğru yoldasın. Ben de o maksatla sana içten eleştirilerimi sunmak istedim. Elbette değerlendirip değerlendirmemek sana kalmış. Senin başka tarz öyküleri de ne kadar rahat kaleme alabildiğini bildiğim için içim rahat. Yaşın da çok genç zaten.

Son olarak Stephen King’in bir sözünü aktarmak istiyorum sana. Stephen King, iyi bir yazarın her yeniden okumada yazdıklarını kırpması gerektiğini söyler. Yani bazen cümleleri basitleştirip, tekrarları silmesi gerektiğini, yazdıklarını yalınlaştırması gerektiğini ekler. Fazla uzun kaldığını düşündüğün öykülerinde bu yöntemi denemeye çalışabilirsin. :slight_smile: Bakarsın sonuçtan sen de memnun kalırsın.

Tekrardan tebrik ederim bu güzel öykün için.

Selam tekrar Tuğrul.

Bence anlaşılmak veya hissettirmek aynı güce sahip. O sebeple bunu bir hastalık olarak tanımlama bence.

Ve brütalist mimari o kadar da zalim gelmedi bana :raising_hand_man: