I. Koro (saksafon)
Alto karanlık bir depoda. Bir rehincinin vitrininde. Altın parıltılı, uykuda, üstüne iliştirilmiş etiket terliyor soluğundan. Toronto’da eline tutuşturdukları şey plastik. Takma diş renginde, ya da ucuz bir pansiyonda kire bulanmış bir sabunun rengi, bir Grafton, İngiliz malı, bir saksafon değil bu, bir kabulleniş. Ona öldüğü için hiç kederlenmediği bir ölüye bakar gibi baktı. Sonra dudaklarına götürdü. Ve ses, karanlıkta yanan bir kibrit gibi tutuştu. Plastik saksafondan pas, bal, barut ve erik akıyor, kaynayan renkleriyle bütün tayf, tekrar ve ebediyen ispatlıyor, dehanın madende saklı olmadığını, ette saklı olduğunu. Bir lağım borusuyla da aynı şeyi yapardı.
II. Koro (boks)
Chicago, stadyum, ışıklar, Marciano ve Walcott, rövanş, milyonlarca göz çöreklenmiş üstlerine, bütün barlar ayçiçeği gibi onlara dönmüş yüzünü. İki dakika yirmi beş saniye. Bir sağ kroşe. Walcott yere serildi ve öylece kaldı. Her şey Perdido’dan kısa sürdü. Yüz kırk beş saniye sonunda gelecek bir yumruk uğruna evrenin en harika hadisesine tanıklık etmekten vazgeçtiler. Ve bunu anladıklarında artık çok geçti. Şapkalarını başlarına geçirmiş, içiyorlardı, ve sekiz yüz kilometre ötede beş adam, yüzyılın en eşsiz anlarını, parmaklarıyla örüyordu. Ama Diz bile kaçıp duruyordu kulise. Telefona sarılıyordu fırsat buldukça, galibi öğrenmek için, sahneye döndüğünde suratında bir gülümseme. Trompet kıvılcım çakıntıları saçıyordu. Tarih, tarih olmayanı merak ediyor ve yanlış olanı seçiyordu.
III. Koro (beşli)
Massey Hall. İki bin yedi yüz kırmızı koltuk. Yedi yüzü dolu. Boşluklarda duman gibi tütüyor kadifenin tozu. Afişte The Quintet yazıyor. Kurbağa avurtlu Gillespie, sahnede elleri görünmez olan Roach, 1979 yılına kadar öfkesi asla dinmeyecek Mingus, piyanonun önüne süpürülmüş bir enkaz, Powell. Ve Chan. Charlie Chan. Yalnızca o gece var olmuş bir adam. Önce Perdido ürkekçe yokluyor salonu, ardından Salt Peanuts, Dizzy haykırıyor, tempo dönen bir merdivenden koşarak gökyüzüne tırmanmaya başlıyor, atlıyor, zıplıyor, sıçrıyor, artık çatıda. Alto ile trompet omuz omuza, duvarların, çitlerin üstünden aşıyorlar ve her şeyin başladığı yerde buluşuyorlar gülüşerek, deltada. Hot House’da sıra Bird’e gelince, plastik saksafon bir yağmura dönüşüyor, ve gökten ses yağınca Toronto’ya, boş iki bin koltuk, karanlıkta şaşkınlıktan ağzı açık öylece oturuyor, ve haklılar da.
IV. Koro (coda)
Mayıs, Shuter Sokağı’nın camlarını tuhaf bir maviye boyuyor. Beşli eşyalarını topluyor. Dizzy hala Marciano’ya gülüyor. Kayıt, Mingus’un kollarında bir bebek gibi uyukluyor. Bird plastik saksafonu geri veriyor. Bomboş ellerle Toronto’nun karanlığına çıkıyor. Yirmi iki ay sonra dünyadan bir şey eksilecek. Bir doktor, ölünün yaşını kestiremeyecek. Ama plastik saksafonun ışığı hepsini aydınlatacak, dört adam sırayla onun peşinden yukarı çıkacak, tavan arasına, gökyüzünün üstündeki o odaya, ve kapı aralık olacak orada, ve yanacak lamba, ta ki, sonu gelene kadar, sonsuzluğun da.