Kitap Hakkında:
“Mayk’ın Maceraları” (Sınırsız Dünyalar, Sonsuz Maceralar), Türk dilinde kaleme aldığım fantastik ve bilimkurgu türünde bir romandır. Başkarakterimiz Mayk’ın her bölümde farklı gemilerle uzay, yer altı ve su altına yaptığı gizemli sarguzashtları konu almaktadır. Yorumlarınızı ve eleştirilerinizi merakla bekliyorum.
Bu kitabımı üstadım, fantastik yazar Hocıakbar Şayhov’un aydınlık hatırasına adıyorum.*
ÖNSÖZ
Eseri okuyup bitirdikten sonra sizlere hoş geleceğini umuyorum. Onda iyilik yüceltilmiş, kötülük ise kınanmıştır. Baş kahraman iyi bir insan olduğu için mutlu ve zengin bir insana dönüşür. O her zaman vicdanının sesiyle hareket eder. Eserden çok şey öğrenebilirsiniz. Ben elimden geldiğince olayların ilginç ve inandırıcı olmasına çalıştım. Eser fantastik türde olduğu için, tüm olaylar hayal gücümün meyveleridir. Bu eseri okuyarak kendinize gereken sonuç ve bilgilere ulaşacağınızı umuyorum. Baş kahraman Mayk Jekson’un da sizin sevdiğiniz eser kahramanlarınız arasında yer almasını diliyorum. Hayatınız boyunca zorluklarla karşılaşırsanız, onları korkusuzca yenip hedeflediğiniz amaca ulaşın. Sizlere tükenmez huzur, sağlık ve dünyadaki tüm güzellikleri diliyorum. Şans sizi hiçbir zaman terk etmesin! Hayatta daima mutlu yaşayın! Sizleri çok seviyorum.
Yazar.
BALZAK’IN BİLGE KÖPEĞİ
Profesör Balzak’ın odası bir telaş içindeydi. Yeni deneyi için hazırlık yapıyordu ki kapı çalındı — arkadaşı Jek içeri girdi. Jek aslen İngiliz’di; yıllar önce Amerika’da profesörle iş dolayısıyla tanışmış, o günden beri can dostu olmuşlardı.
“Balzak, gemi hazır!” dedi Jek heyecanla kapıdan. “Yarın sabah yola çıkabiliriz.”
Balzak yerinden kalktı, odanın ortasında bir süre düşünceli düşünceli dolaştı, sonra gülümsedi:
“O hâlde, uzun ve zorlu bir yolculuğa hazırlanalım dostum.”
Ertesi sabah saat sekiz buçukta iki arkadaş Antarktika’ya doğru yola çıktılar. Antarktika’da tuhaf, *uçan köpekler* yaşadığına dair söylentiler bilim çevrelerini aylardır meşgul ediyordu — Balzak bu söylentinin doğru mu yalan mı olduğunu kendi gözleriyle görmek istiyordu. Böylece 1758 yılının 24 Ağustos’unda küçük bir bilim insanı ekibi, önlerinde bekleyen sayısız zorluğa doğru yelken açtı.
Antarktika’ya vardıklarında hava buz gibiydi, deniz yüzeyi donmaya başlamıştı bile. Gemiyi demirleyecek uygun bir yer bulmak saatler sürdü; ancak akşama doğru elverişli bir koy buldular. Ekibin yarısı karaya çıkıp çadır kurdu, Balzak’ın önderliğinde bir grup çevreyi keşfe çıkarken diğerleri ateş için odun topladı. Bölgenin güvenli olduğuna emin olduktan sonra herkes malzemeleri gemiden indirdi ve nöbetçi bırakarak dinlenmeye çekildi.
Sabah saat altı on beşte tuhaf sesler duyan Balzak, sessizce sesin geldiği yöne yürüdü. Ama ne kadar arasa da hiçbir şey bulamadı. Çadıra döndüğünde diğerlerinin de aynı sesi araştırdığını gördü — ama bir hafta boyunca üzerinde tuhaf resimler olan bir mağara ile birkaç süs eşyasından başka hiçbir iz bulamadılar.
Nihayet ikinci haftanın sonunda, o gizemli ses yeniden duyuldu. Sesin geldiği yere vardıklarında hepsi olduğu yerde donakaldı — kimileri şaşkınlıktan bayılacak gibi oldu. Gökyüzünde, kuşlar gibi kanat çırpan köpekler uçuyordu! Uçan köpekler denizden balık avlayıp yavrularına getiriyordu.
“Bunlardan birini yakalayıp incelemeliyiz,” dedi Balzak parlayan gözlerle.
Köpekleri kendilerine ısındırmak için günlerce gemideki yiyecekleri paylaştılar. Sonunda ürkek bir yavru onlara yaklaştı. Profesöre göre bu yavru öksüzdü, çünkü hiçbir yetişkin köpek ona sahip çıkmıyordu. Yavruyu tamamen alıştırdıktan sonra onu da yanlarına alıp gemiyle yola çıktılar.
Ama kader başka türlü yazılmıştı. 1758 yılının 20 Ekim’inde korkunç bir fırtına koptu, gemi parçalandı. Enkazdan kurtulabilenler filikalara sığındı — yiyeceksiz, sadece bir avuç suyla iki gün boyunca sürüklendiler. Harita olmadan yön bulamıyor, yalnızca geceleri yıldızlara bakarak yol alıyorlardı. Açlık, hastalık ve devasa dalgalar bir bir can aldı: önce ikisi, sonra üçü daha… Sonunda filikada yalnızca dört kişi kalmıştı, ikisi deniz tutmasından kıvranıyordu. İki gün sonra onlar da hayata veda etti.
Geriye yalnızca Balzak ve Jek kalmıştı. Yanlarında, o küçük Uçan Köpek de yüzüyordu — suya dalıp balık avlıyor, hem kendine hem de iki adama yiyecek getiriyordu. Sonunda, 1758’in 1 Aralık’ında, bitkin ve perişan bir hâlde Amerika kıyılarına ulaştılar. Ama tam kıyıya çıkarken Jek son nefesini verdi.
Balzak’ın Antarktika’ya gittiğini bilmeyen köyün insanları, onun eşyalarıyla birlikte — kılık değiştirmiş bu tuhaf köpeği de — akrabalarına teslim etti. Akrabalar hayvanı hemen zincire vurdu. Ama özgürlüğün tadını almış olan köpek, bir gece bütün gücüyle direnip zinciri kopardı ve kaçtı.
Sokaklarda kimsesiz, korkak ve aç dolaşıyordu artık. Sokak köpekleri onu kovalıyor, kimse ona bakmıyordu. Bitkin ve bakımsız bir hâle gelmişti. Bir gün kendini bir dereye attı; suya dalıp çıkıyor, yeniden dalıyordu. Kimse ona aldırış etmezken, yoldan geçen bir çocuk durdu ve onu izlemeye başladı.
Simsiyah ve dağınık saçlı, gözleri deniz suyu gibi masmavi; aslında beyaz tenli olmasına rağmen güneşte esmerleşmiş teniyle kendine has bir hâli olan on iki yaşındaki bu çocuğun adı Mayk’tı.
Köpek sudan çıkınca çocuk seslendi:
“Gel buraya, korkma…”
Köpek uzun süre yaklaşmadı. Ama Mayk sabırla bekledi, elindeki yiyeceği uzattı. Köpek çekine çekine yanına geldi ve yemeye başladı.
Mayk onu evine götürdü. Ama köpek o kadar bakımsız görünüyordu ki, çocuğun anlattıklarını duyan ebeveynleri endişelendi:
“Bu hayvan hasta olabilir, doktora götürelim,” dedi babası kaşlarını çatarak.
Mayk, ailesinin kendisine tam inanmadığını fark edince, “Yok canım, ben biraz abarttım galiba,” diyerek durumu geçiştirdi. Ama içten içe köpeği hiç gözden kaçırmadı, her an yanında tuttu. Ona Conjuror — yani “Büyücü” — adını verdi. Meraklı bir çocuk olan Mayk, köpeğinin her hareketini dikkatle izliyor, hatta bir keresinde onun uçtuğunu fotoğraflamaya bile çalışmıştı — ama film her seferinde yanmış çıkıyordu, sanki biri bilerek engelliyormuş gibi.
Kış gelince Conjuror’ın peşinden gitmeyi bıraktı Mayk. Ama bir gece köpeğin odasında olmadığını görünce, eline bir el feneri alıp onu aramaya çıktı. Nehir kıyısına vardığında, ay ışığında suda yüzen tanıdık bir gölge fark etti.
“Conjuror! Conjuror, dön!” diye bağırdı sahilde koşarak.
Ama köpek durmadı, sulara karışıp gözden kayboldu — bir daha da görünmedi.
Mayk’ın hayatını altüst eden, onu sayısız gizemli olayla tanıştıran o esrarengiz köpek artık yoktu. Ona öyle alışmıştı ki, yıllar sonra bile onun asıl sahibinin izini sürmeye karar verdi. Araştırmaları onu Balzak’ın akrabalarına götürdü ve profesörün son yolculuğunun Antarktika olduğunu öğrendi. Ama kendini bu sırrı çözmek için henüz çok genç bulup, bu görevi yıllar sonrasına erteledi.
Zaman aktı, Mayk büyüdü. Yirmi yaşına geldiğinde — tam da olgunluğa erdiği o yıl — kendisi gibi genç bilim insanlarıyla birlikte büyük bir gemiyle Antarktika’ya, o gizemli uçan köpeklerin izini sürmek üzere yola çıktı. 1774 yılının 14 Temmuz’uydu.
Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra kıtaya ulaştılar, gemiyi uygun bir yere demirlediler, sahile çıkıp çadır kurdular. Yavaşça çevreyi araştırmaya başladılar ama iki hafta boyunca hiçbir iz bulamadılar. Her geçen gün biraz daha içerilere ilerliyorlardı. Şiddetli fırtınalar, kar yağışları yolu iyice zorlaştırıyordu. Derken çok yakından tuhaf sesler duymaya başladılar. Birden karşılarına — tek gözlü, devasa yaratıklar çıktı: Kar Adamlar, yani Siklopslar!
İnsanlar küçük olduklarından önce fark edilmediler. Ama Kar Adamlardan biri bir kıpırtı sezdi ve içlerinden birini yakalamaya çalıştı…
***
*Şimdi macera Mayk’ın kendi ağzından devam ediyor:*
"Kaçmaya çalışsak da Kar Adamlar bizi kolayca yakalayabilirdi; devasaydılar, bizi eğilip tutmaları zor olmuyordu. Yine de bu fırsattan yararlanıp kaçmayı başardık. Ama her adımlarında onlardan uzaklaşmak inanılmaz zordu. Ne kadar koşsak da bir yere varamadık, sonunda bizi yakaladılar. Bizi tutmaya devam ettiler. Artık hayattan umudumuzu kesmiştik ki — birden gökten tuhaf yaratıklar saldırdı onlara!
Ben o yaratıkları hemen tanıdım. Onlar Uçan Köpekler’di! Kar Adamlarla amansız bir savaşa tutuştular. Sonunda Kar Adamlar yenilip savaş alanını terk etti. O anda Uçan Köpeklerin lideri yanıma gelip bana sürtünmeye başladı.
Onu hemen tanıdım — Conjuror’dı bu!
‘Merak etme, iyiyim,’ dedi bana tertemiz bir İngilizceyle.
Şaşkınlıktan donakalmıştık. Bana Uçan Köpeklerin aslında çok eskiden beri var olduğunu ve daha nice ilginç şeyi anlattı. Ben ona sorup duramadım:
‘Peki neden beni terk edip gittin?’
Sakin bir sesle cevap verdi:
'Profesör Balzak’la gitmemin sebebi, beni ilk gören insan o olmasıydı. Biz Uçar Köpekler, insanlar geldikten sonra onların yaşayışını incelemeye karar verdik — çünkü dost mu düşman mı olduklarını anlamamız gerekiyordu. Aramızda konuşup beni insanlarla göndermeye karar verdiler. Kendimi korkak ve çaresiz bir köpek gibi gösterdim, güvenlerini kazanıp onlarla yola çıktım. Ama o korkunç fırtınada gemi battı. Filikayla kurtulanlarımız gitgide azaldı; ikimiz kalınca, kimsenin memleketine ulaşamayacağına emin oldum. Geceleri, herkes uyurken filikayı dişlerimle tutup büyük bir hızla yüzdürdüm ben. Günler sonra kara göründü. İnsanlar son güçleriyle kürek çekip kıyıya ulaştı.
Ama içlerinden biri orada can verdi. Yalnızca Profesör Balzak hayatta kalmıştı, o da bilinçsiz hâldeydi. Bir hafta sonra o da vefat etti — bu yüzden Antarktika’ya neden geldiklerini bir türlü öğrenemedim.
Beni onun eşyalarıyla birlikte akrabalarına teslim ettiler. Çok kötü insanlarmış. Beni zincirleyip dar bir yere kapattılar. Uzun uğraşlardan sonra zinciri kopardım, oradan kaçtım. Hemen kendi yurduma dönmek istedim ama arkadaşlarıma verdiğim sözü hatırlayıp vazgeçtim. Ne var ki burayı ilk kez görüyordum, her şeyden ürküyordum. Açlıktan bir deri bir kemik kalmıştım, sokak köpekleri beni paralamaya çalışıyordu. Bir akşam suya atlayıp kendi yurduma dönmeye karar verdim — tam o sırada seni gördüm, seni izlemeye başladım. İlgini çektiğimi anlayınca sudan çıkıp sana yaklaştım. Sen de beni evine götürdün. Ben de sessizce, dikkatlice insanları gözlemledim. Onları yeterince tanıdıktan sonra kendi yurduma döndüm.'"
Conjuror hikâyesini bitirince, kimseye söylememek şartıyla Uçan Köpeklerin yaşamı hakkında bilgi vereceğini söyledi. Söz aldıktan sonra bizi köpeklerin hazinesine götürdü. Mağara pek büyük olmasa da, içindeki türlü büyüklükteki taşlar onu gösterişli kılıyordu — hâlâ göremediğimiz o kadar çok taş vardı ki! Conjuror onları teker teker anlattı, sonra bize köpeklerin insanlarla nasıl dost olduğunu anlattı:
Anlattığına göre, çok eski zamanlarda, dinozorlar yok olduktan sonra Yeni Dünya doğmuş. Bu yeni dünyada insanlar, hayvanlar ve bitkiler yaratılmış. İnsanoğlu maymundan değil, doğrudan insan olarak yaratılmış — Conjuror bunu özellikle vurguladı. Bugün bilim alanında geride kaldığımızı, insansı maymunların ise eski maymunların torunları olduğunun bilimsel araştırmalarla kanıtlandığını söyledi. Bu acı gerçeği kabullenmek zor olsa da, doğru olduğu için kabul etmek zorunda kaldık.
Sonra uçabilen ve yüzebilen köpeklerin nasıl ayrıldığını anlattı: İçlerinden biri insanlara yardım edince, insanlar köpekleri evcilleştirmeye başlamış. Yeni ortama alışan köpeklerin kanat ve pençe zarları giderek zayıflamış. İnsanlar Uçan Köpekleri yakalayıp kendi koşullarına uydurarak onlara türlü görevler yüklemiş. Buna kızan Uçan Köpekler toplanıp çok daha uzak bir yere — yani Antarktika’ya — göç etmişler. Geride kalanlarsa artık ne uçabilen ne de yüzebilen sıradan köpeklere dönüşmüş. O güne dek bu toprakları hiç kimse bilmiyormuş; eğer kendileri söylemeseydi, hangi bilim insanı gelse de bu yeri asla bulamazmış.
Böylece, insanlarla yaşayan köpekler birçok özelliğini kaybetse de bazılarını hâlâ koruyormuş. Kimi köpeklerde kanat olmasa da pençeleri arasında ince bir zar bulunurmuş. Conjuror, insanlar arasındaki köpeklerin türlü özelliklerini de saydı: kışın üşümemeleri, bazı sebzeleri hiç yememeleri, olacak şeyleri önceden sezip davranışlarıyla belli etmeleri gibi…
Bize daha başka birçok şey anlattı. Ama sizi fazla yormak istemediğim için, yalnızca en önemlilerini anlattım.
Nihayet, Uçar Köpeklerin yurdunu gezip gördükten sonra, kendi yurdumuza dönmeye karar verdik. Yurdumuza sağ salim dönmemize yardım ettikleri için Uçar Köpeklere minnettarlığımızı ilettik. Yurdumuza sağ salim ulaştıktan sonra, Uçar Köpekler hakkında kimseye tek kelime etmedik. Üstelik bilim o dönemde henüz yeterince gelişmediği için, ileride bu olayları bilim insanlarının kendilerinin araştırabilmesine yardımcı olması amacıyla — Uçar Köpekler hakkında, genel olarak da hayatım hakkında yararlı bir kitap yazmaya karar verdim.



















