Merdivenler Kenti | İlahi Kentler Üçlemesi - Robert Jackson Bennett


(Fatih Kerem ) #1


Merdivenler Kenti - Robert Jackson Bennett
İlahi Kentler Üçlemesi Birinci Kitap

Forumda kitapla ilgili birkaç haber gördüm ama anladığım kadarıyla kitaba özel başlık hiç açılmamış.

Kitabı alalı neredeyse 3-4 ay olmasına ve çoktan başlamış olmama rağmen ancak şu son 2 haftada düzenli olarak okumaya başlayabildim ve bitirebildim kitabı. Bunun nedeni tamamen benim tembelliğim. Her neyse hazır serinin ikinci kitabı da çıkmaya yakınken -öyle tahmin ediyorum Çevirmenin Çemberi: Merdivenler Kenti? - böyle bir başlık açayım dedim.

Merdivenler Kenti benim için oldukça akıcı, elimden bırakamadığım ve okumaktan çok keyif aldığım bir kitap oldu. Çevirisi gayet iyi. Bazı kelime hatalarına rastlamama rağmen, bütününe baktığımda okumaya engel olan bir şey yok. Hatta yazarın çok fazla noktalama işaret olan, uzun ve karmaşık cümleler kullandığını da ele alırsak oldukça iyi.

Kitabın özgün bir evren sunması ve şehir fantazyası olması beni kendisine daha da çok çekti. Kitaptaki tanrılara ve de “tanrıların zamanında sömürdükleri ülkenin dünyayı yönetmesine” sunduğu bakış açısıyla da ilginç bir deneyim yaşatıyor. Başlarda fantastiklik minimum düzeyde tutuluyor diyebiliriz. Bunun en büyük nedeni kitabın tanrıların öldürülmesinden sonrasını ele alan bir zamanda geçmesi. İşte burada işin içine ana karakterimiz Shara Thivani giriyor. Hikayenin hem casus, hem ülkesine hizmet etmekle yükümlü, hem de bir tarih bilimci olan birinin gözünden işlenmesi olayların birçok kapıya açılmasını ve keyifli bir okumayı getiriyor. Sigurd adlı -oldukça Vikingleri andıran- karakteri ise çok sevdim. Başından sonun kadar ilgimi çeken karakterlerin en başındaydı kendisi.

Karakterlerin duygularını iyi aktarıyor yazar. Öncelik Shara olmak üzere karakterlerle empati kurmam, hisstiklerini hissedebilmem ve kitabın kendisine kapılmam çok kolay oldu. Bir çok yerinde beni bu dünyanın tarihi, kimlerin haklı olup, kimlerin haksız olması ve de karakterlerin yaptıkları hakkında derinlemesine düşündürdü. Ayrıca yazar karakterlere önemli sorular sorup, bu soruların üzerinde durmayı ihmal etmiyor. Mesela Kutsallar/İlahlar üzerinde hem siz hem de karakterlerimiz sorular soruyor ve de cevaplar arıyorsunuz. Bu açıdan arkası doldurulmuş ve de derinlemesine yazılmış bir kitap. Bir cinayetin araştırılmasıyla başlayan hikaye çok farklı bir noktaya geliyor. Durgun başlaması sizi aldatmasın. Kitabın sonlarına doğru üzerinize peş peşe olaylar silsilesi ve açıklanan gizemler yağıyor. (İyi anlamda.) Bu noktaya kadar yazar bize verdiği bütün ayrıntıları ve ipuçlarını, başından sonuna kadar çok iyi bir şekilde bağlıyor. Aynısı kitabın ters-köşeleri için de geçerli. Yazar Gizemi, kafanızda kalan soruları ve tahminleri ve nedenleri -Sissoylu da veya Brandon Sanderson’un serilerinde çok iyi yaptığı gibi- yavaş yavaş size aktarıyor. Bunu da iyi yapıyor. Bu noktalar ve olay örgüsü, çok iyi bir şekilde hikayeye bağlanıyor. Betimlemelerden çok keyif aldım. Yazarın gerçekten de çok iyi betimlemeleri vardı. Ancak bazı betimlemelerini kafamda canlandırırken sıkıntı yaşadım. (bu benden de kaynaklı olabilir) Fan-artlarına baktığımda benim hayal ettiğim şehir ile, tasviri çizilen Bulikov çok farklıydı.

Genel olarak akıcı olarak okuduğum ve hiç sıkılmadığım bir eserdi. Bir noktadan sonra olaylar öyle bir noktaya geldi ki elimden bırakasım gelmedi. Büyü sisteminin beni çok etkileyen bir yanı olmadı. Açıkçası ihtiyacım da olmadı. Çünkü yarattığı evren ve dünyanın tarihi çok detaylı. Ana karakterin -Shara’nın- tarih bilimci olmasının yanında, bildiklerinin üzerine bir de “kayıp ve bilinmeyen tarihten” yeni şeyleri okuyucuyla birlikte öğrenmesi da ayrı bir tat. Ayrıca hikayenin geçtiği kent olan Bulikov’u, yani Tanrıların ve mucizelerin izlerini taşıyan ve eski görkeminin silüeti olan bu kenti çok seveceğinizi düşünüyorum.

Toparlamam gerekirse, ilk kitaba göre çok iyi başladı diyebilirim. Sadece tek kitap tatmin olmama yetti ve hikaye aslında başından sonuna noktalanıyor. Yine de yazarın kitabı bıraktığı yer itibari ile dahasında neler olacağını gerçekten merak ediyorum. Kısaca okumanızı tavsiye ediyorum.

Benim yazımdan tatmin olmadıysanız bu incelemeyi okumanızı tavsiye ederim. https://kayiprihtim.com/inceleme/merdivenler-kenti-yikik-dokuk-binalar-arasinda-gurul-gurul-akan-basamaklar/


#2

Teşekkürler :heart_eyes: Ben de buradakini görmemiştim. :slightly_smiling_face: Yazınızı okuduğumda ve aynı düşüncelere sahip olduğumuzu görünce ayrıca sevindim. Seri güzel, ikinci kitap eli kulağında ve burada da onun hakkında konuşabiliriz diye düşünüyorum. Zira ilkinin sonu bir “oooooo, bak sen neler olacak devamında,” dedirtti bana :open_mouth:


#3

Şöyle sevgili Emre Bey’in paylaşımını da ekleyelim o zaman :smile:


(Fatih Kerem ) #4

Evet gerçekten de öyle bitti. Shara ve Sigrud, çok iyi ekipler ve okuması zevkli bir ikili. Yazarın yazdıklarından anladığım kadarıyla bir sonraki kitapların odak noktası Sigrud ve Mulagesh olacak ve de onların karakter gelişimini daha fazla göreceğiz. İlk kitabın en çok odaklandığı karakter Shara’ydı sonuçta. Sigrud’un ne yapacağını görmek beni meraklandırıyor. Shara’nın da ilk kitabın sonuna bakarak, ne yapacağı merak uyandırıcı elbette. Diğer kitaplarda ikisini tekrardan bir arada iş başında göremeyecek olmam beni üzüyor. Ama buna rağmen sonuçta ilk kitap daha çok dünyanın tarihi ve de karakterlerin geçmişi üzerine duran bir kitaptı. Bir sonrakilerinde ise muhtemelen geçirdikleri değişimler üzerinde duracak ve dünya’nın döngüsünü nasıl değiştireceklerini göreceğiz.


#5

Aslında @YaprakOnur Hanım’dan ikinci kitap için birkaç söz neşretmesini de rica edebiliriz. :slightly_smiling_face:


#6

Aynen :100: birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar ve Sigrud görülmeye değer biri…

İlk kitapta yaptığı kamikaze neydi öyle!


(Yaprak Onur) #7

Hemen birkaç kelime karalayalım ikinci kitap hakkında o zaman… :blush:

Kılıçlar Kenti’inde de sizi Merdivenler Kenti gibi kendi içinde başlayıp biten bir macera bekliyor, yani öyle klasik üçlemelerde olduğu gibi bir ara kitap değil kendisi. Bu sefer odak karakterimiz Mulaghesh ve Voortyashtan şehrindeyiz. İlk kitaba benzer şekilde kayıp bir casusla başlayan ve ona neler olduğunu çözerken bize dünyanın ayrıntıları hakkında bilgi veren bir kitap.

Bilemedim daha ne yazsam, sorunuz varsa ben buradayım…


(M. Ihsan Tatari) #8

Bazı kitaplar vardır, fantastik edebiyatta sık sık kullanılan klişelere düşmeyip yıllar boyunca keyifle hatırlayacağınız bir macera sunar sizlere. Merdivenler Kenti onlardan biri oldu benim için.

Bilirsiniz; tüm diyarları tehdit eden karanlık bir lord, herkesi kurtaracak bir seçilmiş kişi, klasik elf ve cüce ırkları… ve tabii ki ak sakallı, asalı büyücüler. Neredeyse her fantastik romanda gördüğümüz, okuduğumuz şeyler bunlar. Tolkien’in izinden giden, ona benzer dünyalar kurmaya çalışan kitaplar.

Ama arada sırada bu klişeleri yıkıp tamamen özgün şeyler ortaya çıkaranlar da oluyor. Brandon Sanderson seneler önce Elantris’le yapmıştı bunu bana mesela. China Mieville de Perdido Sokağı İstasyonu’yla. İşte şimdi bu ikisinin yanına büyük bir keyifle koyacağım başka bir kitabım daha oldu Merdivenler Kenti’yle.

Bir zamanlar birbirinden farklı karakterlere ve güçlere sahip olan altı ilahi varlığın hükmettiği Bulikov’da, namı diğer “Merdivenler Kenti”nde geçiyor hikâyemiz. Burası eskiden pek çok mucizeye ev sahipliği yapan ve “Kıta” olarak anılan toprakların en gözde şehri. Her ilahın kendi kuralları, kendi müritleri ve kendi mucizeleri var. Ve her biri farklı şehirlerde kendi halklarına hükmediyor. Hepsinin birleştiği, tüm mucizelerin ve halkların bir araya geldiği yerse Merdivenler Kenti.

Ancak uzun zaman önce, ilahlar tarafından görmezden gelinen ve yıllar boyunca sömürülüp ezilen Saypur halkı isyan ederek Kıta’ya saldırmış. Ve bu isyan sırasında kimsenin aklına gelmeyecek bir şey başarmışlar: İlahları öldürmek…

Bulikov artık eski günlerinin sadece solgun bir hayaleti. Sokakları pislik içinde, insanları fakir, binaları ve tapınakları yıkık dökük. Dahası, tarihleri ve dinleri de yasaklanmış, sansürlenmiş durumda. İlahlara inanmaya devam etmek şöyle dursun, onların isimlerini bile ağızlarına alamıyorlar. Kıta’yı işgal eden ve yönetimi elinde tutan Saypur yetkilileri bunu bizzat garanti altına alıyor. Kurallara karşı çıkanlarsa cezalandırılıyor.

Derken günün birinde Saypulu ünlü bir arkeolog gizemli bir cinayete kurban gidiyor ve kahramanımız Shara Thivani ile sekreteri Sigrud bu olayı araştırmak için Bulikov’a gönderiliyor. Shara aslında çok yetenekli bir casus ve ilahlar konusunda belki de dünyadaki en bilgili kişi. Sigrud ise… Ah, Sigrud! Kendisi kesinlikle kitaptaki en sevdiğim karakter oldu. İki metreye yakın boyu, iri yarı cüssesi, umursamaz tavırları ve tek gözüyle kuzeyli bir korsan o. En iyi yaptığı şey adam öldürmek ve Shara’yı korumak için elini kana bulamaktan hiç çekinmiyor. Ama tüm o umursamaz tavırlarına rağmen oldukça sempatik, sevilesi bir karakter kendisi. Shara’nın onu “sekreterim” diye tanıtması da ayrı bir komiklik katıyor işin içine.

Açıkçası kitabın ilk 100-150 sayfası boyunca biraz zorlandım. Çünkü yazarımız sadece çok detaylı bir şehir yaratmakla yetinmemiş. Tam aksine her biri birbirinden ayrıntılı bir sürü şehir, altı ayrı ilah, altı ayrı inanç, iki farklı kıta ve binlerce yıllık tarih yazmış. Detay seviyesi muazzam. Bu konuda yazara şapka çıkarmamak elde değil. Bununla birlikte bu durum ilk sayfalar sırasında sürekli yeni isimlerle, terimlerle ve kavramlarla karşılaşmanıza neden oluyor. Kim kimdi, o neydi derken olayı kavramak ve her şeyi öğrenmek için ciddi bir dikkat göstermeniz gerekiyor.

Ama ondan sonra kitap bir açılıyor pir açılıyor. En sevdiğim yanı sorduğu hiçbir soruyu cevapsız bırakmaması ve değindiği her konuyu açıklaması oldu. Son sayfayı da çevirdiğinizde ne kadar bütünlüklü bir eser okuduğunuzu düşünüp büyük bir memnuniyet hissediyorsunuz. Bunun yanı sıra klasik fantazya öğelerine hiç sığınmaması, Perdido Sokağı İstasyonu misali kendi kültürü olan bir şehir yaratması da çok güzeldi. Bir diğer sevdiğim yanıysa tıpkı Elantris’teki gibi bol miktarda entrika, politik numara ve akıl oyunları içermesi oldu.

Yazarın hayal gücünü de ciddi anlamda takdir etmek gerek. Her ilah için altı ayrı kişilik tasarlamakla kalmamış, bir de bunlara farklı biçimler ve anlamlar da yüklemiş. Her birinin yaratabildiği mucizeler ve hayat verdiği mucizevi eşyalar da bir o kadar detaylı. Hele bir bölümde yasaklı bir depoya girip birbirinden farklı mucizevi eşyayı gördüğümüz bir bölüm var ki sormayın gitsin: içinde fırtınaları saklayan, çözüldüğünde yağmur getiren düğümler; goblenleri canlandıran arpler, dalgaları akıntılara dönüştüren oklar; havada asılı kalıp göğü aydınlatan cam küreler; geceleri kaybolup sabahları sikkelerle dolu hâlde ortaya çıkan oyuncak trenler… Hepsi de birbirinden enteresan ve okuması ilginç şeyler. Bir de mhovost var tabii. Brrr…

Kitabın çevirisi için sevgili @YaprakOnur’u tebrik etmem gerek. Merdivenler Kenti’ni elinize alıp sayfalarını şöyle bir çevirdiğinizde her ama her sayfasının ağzına kadar, tıklım tıklım paragraflarla dolu olduğunu görebilirsiniz. Upuzun açıklamalar, satır satır betimlemeler. Her bölümün başında hayali bir tarihi belgeden alınmış, açıklayıcı paragraflar. Diyalogların arka arkaya geldiği yerlerin sayısı çok az, dolayısıyla çevrilmesi gereken çok fazla metin var. Bir çevirmen için gerçekten de zor bir durum. Ama Yaprak genel itibariyle bunun altından başarıyla kalkmış.

Bununla birlikte kitapta çok fazla yazım hatası da var ne yazık ki. Öyle her sayfada iki-üç yanlışlık görmüyorsunuz elbette. 500 sayfalık kitabın geneline vurduğunuzda sayıları iki elin parmaklarını geçmez. Ama sonlara doğru iyice kendilerini belli ediyorlar ve bu durum benim biraz canımı sıktı. Neden? Çünkü kitabı çok ama çok sevdim ve bu yüzden kusursuz olmasını isterdim.

Tabii şunu da unutmamak lazım, ben çevirmen olduğum kadar bir editörüm de. O yüzden yazım hataları konusunda hastalık derecesinde takıntılı biriyim. Bu yüzden normal bir okurun belki de sıkıntı etmeyeceği bazı şeyler gözüme batıyor. Sen yapmıyor musun böyle hatalar derseniz… üf, hem de ne biçim! Geçen gün birisi Ötekiler Arasında’ki yazım hatalarını yollamış bana, gözlerim yuvalarından uğradı :smiley: “Ben mi yazmışım bunu yaa?!” dedim. Evet, ben yazmışım…

Yadırgadığım bir diğer nokta da “Saypuri” veya “Kolkashtani” gibi isimlerin “Saypurlu” ya da “Kolkashtanlı” şeklinde çevrilmeyip olduğu gibi bırakılması oldu. Başta biraz tuhaf geldi açıkçası ve isimleri öğrenmekte (Saypur - Saypuri) biraz zorlandım. Ama sonra “Azerbaycanlı” değil de “Azeri” dediğimiz geldi aklıma. Belki de doğrusu budur diyerek çok da takılmadım sonra.

Sonuç olarak, ilk 100 sayfayı atlattıktan sonra büyük bir keyifle okuduğum, aşırı derecede beğendiğim bir roman oldu Merdivenler Kenti. Fantastik edebiyatta farklı tatlar arayan, casusluk romanlarını ve entrikaları seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim :slight_smile:


(Erdem) #9

Kitabı merak ediyordum ama tereddüt ediyordum okuma listesine almak için. Sizin yorumlarınizdan sonra almayı düşünüyorum artık.
Yazar seriye devam ediyor mu yoksa bitti mi?


(M. Ihsan Tatari) #10

Üçleme 2017’de tamamlandı. Umarım siz de keyifle okursunuz :slight_smile:


#11

Keyifle okunan dolu dolu bir değerlendirme olmuş yazdıklarınız, elinize sağlık. Özellikle son zamanlarda Elantris elimin altında ama bir türlü başlayamıyorum. Biraz zamanın akıp gitmesi gerekiyor şu sıralar kabullenmem, alışmam ve idrak etmem gereken durumlar var hayatımda. Sonra yazdıklarınızın etkisiyle de "Elantris"i okuyacağımı düşünüyorum. :+1:


(Carai an Caldazar!) #12

Yorumu okuduktan sonra seriyi daha da bir merakettim. Listemdeki kitapları aldıktan sonra Merdivenler kentini de alacağım. Perdido sokağını da ciddi anlamda merakediyorum. Ithaki başlığı olmasa unutmuştum bu seriyi.


(Erdem) #13

Ben de @mit in bu yorumundan sonra karar vermiştim İlahi Kentler serisini almaya.

Perdido Sokağı oluşturduğu dünyayla çok hoşuma gitti. Gerçekten tuhaf kurgunun hakkını sonuna kadar veriyor.


(Hiçliğin bekçisi…) #14

Seri tamamlanınca inşallah üçünü peş peşe okumak gibi bir planım var. :smiley: Hissediyorum az kaldı.


(Cankut Değerli) #15

Serinin son kitabı da bu ay çıkıyor yanılmıyorsam.
İlahi Kentler bana kalırsa gerçekten okunması gereken, oldukça keyifli bir seri. İlahlar, mucizeler, karakterler hatta kentlerin bizzat kendileri çok iyi düşünülmüş ve kurgulanmış. Kitapları okurken yazarın her ayrıntıyı özenle düşündüğünü anlayabiliyorsunuz. Fırsatınız olduğunda mutlaka okuyun sevgili Rıhtım ahalisi, pişman olmayacaksınız.


(Hiçliğin bekçisi…) #16

Bu ara kitap alamıyorum. Yoğunluktan da dolayı pek inceleyemiyorum ama seri devamlarını almayı planlıyorum. Haziran ayı kitapları da çıksın muhtemelen bir alışveriş yapacağım ama benim bu 3 ay belirsiz çok. Kendime asistan tutmayı düşündüm az önce. :smiley: Kitapları takip edip bana söylesin, işte hangi sitede ne kadar gibi araştırmaları yapsın, neler yeni çıkacak onlardan bahsetsin, notlarımı alsın. :stuck_out_tongue:


(Erdem) #17

Yayınevi son kitabın temmuzda çıkacağını söyledi.


(Cankut Değerli) #18

Hadi ya, tatile gitmeden önce almayı umuyordum oysaki.


#19

Geçen hafta bitirdim üçlemeyi. Her kitabı güzel ama son kitabı ayrı bir güzel. Finalinin savunduğu fikre tam olarak katılmasam bile güzel bir son olduğu düşüncesindeyim.