Uygulamalı, teorik vb. konuları nasıl öğrendiğinizi anlatmanız için açılmış bir başlıktır. İnsanlara çalışma tarzlarınızı aktararak öğrenme süreçlerini kolaylaştırabilir. Sizin için işe yaramayan öğrenme biçimlerini belirterek farklı görüşler alabilir ve bu yeni şeyleri deneyebilirsiniz.
Beynimle savaşmıyorum. Çünkü bir şey beynime saçma geliyorsa onu asla öğrenmiyor. Öğrenmek için ise ilginçleştirmeye çalışıyorum. İlk taktiğim ise hikaye gibi anlatırken bilinçaltımda fotoğraf olarak canlandırmaya çalışmak. Sonra bunu sesli bi şekilde gerçekten bu hikayeye inanırmış gibi anlatıyorum kendi kendime.
Öğrenene kadar tekrar etmeye çalışıyorum, üzerinde pratik yapıyorum. Ama üzerinden zaman geçtikten sonra unutuyorum büyük oranla.
O konunun ailem ve evdeki eşyalar kadar doğal hâle gelmesi için tek seferde uzun bir ezber yapmaya çalışmıyorum. Genellikle araya üçer hafta koyarak tekrar ediyorum ancak bu şekilde kalıcı olarak aklımda kalıyor.
Burada bence öğrenilen şeyleri gruplara ayırmak lazım. Bence 3 farklı gruba ayırabiliriz:
-
Veri öğrenmek: Ezberlemek de denebilir. Dünyanın yarıçapı x kmdir, pi sayısı 3.14 falandır gibi bilgileri hafızaya atmak. Valla bunları pek kasmıyorum ben. Öğrenciyken de kasmazdım, bir şekilde mezun oldum çok şükür hahah. Zaten yetişkinlik hayatımızda nadiren bir şeyleri ezberlemek gerekiyor. Kalan her şey için not almak var. Açtım baktım, şu an iş bilgisayarımda aktif 20 civarı sublime text penceresi varmış. Bir sürü kağıt, defter, app vesaire kullanıyorum. Her şeyi olabildiğince bir şekilde kaydetmeye çalışıyorum. Ama belli bir düzenim yok, yığın halinde duruyor her şey. Çoğunlukla neyin nerde olduğunu kaybediyorum; önemli bir şeyse biraz çabayla (grep benim iki gözümün çiçeğidir) illa ki bulunuyor. Önemsizse zaten önemsizmiştir.
Neyse özetle, ezberlemeye gerek yok, bir yerde dursun yeter. -
“Fikir” öğrenmek: İspat okumak, makale okumak, bir şeylerin nasıl olduğunu anlamaya çalışmak, bir düşünce sistemini anlamak gibi şeyler bu kategoride. Bence bu kategoride anahtar “yavaş okumak”. Burada bir kısayol yok, yavaş yavaş satır satır okumak, okurken düşünmek, yazarla diyalogdaymış gibi davranmak lazım diye düşünüyorum ben.
-
“Beceri” öğrenmek: Dil öğrenmek, tool anlamında olsun taşıt anlamında olsun araç kullanmayı öğrenmek, sunum yapmayı öğrenmek, proje yönetmeyi öğrenmek bu kategoride. Bu kategoride anahtar bence yaparak öğrenmek. İngilizce’yi kitap ve altyazı okuyarak öğrendim mesela, başta her kelimeye sözlükten bakıp tek tek cümleleri anlamaya çalışmaktan çok yavaş ilerliyordum tabi, sonra zamanla hızlandım. Programlama da aynı şekilde, nerdeyse hiçbir şey bilmiyorken açtım codeforces’ı, A seviyesi problemleri ite kaka çözmeye başladım. Başta günde bir problem çözüyordum, yavaş yavaş açıldım. Burda biraz bünyeye de güvenmek lazım. Öğrenmeye çalıştığınız şey kara büyü değilse yeterince kafanızı vurursanız öğreniyorsunuz. Zaman gömmekten çekinmemek lazım.
Benim problemim şahsen genelde insanları dinleyerek öğrenememek ve belli şartlar sağlanmadıkça dikkatimi düzgün verememek. Yüksek lisansa gelene kadar okul okumak benim için safi vakit kaybıydı, yarısında uyudum yarısında hayal kurdum zaten. Bir tek yüksek lisansta (en fazla ilerlediğim programda en azından) biraz daha usta-çırak ilişkisi vardı orada çok şey öğrendim.
Biri düzgünce anlattıktan sonra. Benim öğrenmem için en etkili yöntem yazmak. Deli gibi yazarsam aklımda kalıyor sadece. Sürekli yazıp duruyorum. İki haftada bir notlarımı tekrar yazıyordum. İnsanı yoruyor ve çok zaman harcıyor ama böyle çalıştığım derslerden hiç düşük almadım.
Aklımda bulunsun. Ben bazen bilgisayara not alıyorum öğrenmek istediğim şeyin videosunu izledikten sonra. Bir de ben çok büyük yazıyorum defter hemen bitiyor. Ama dediğin yöntem etkili olabilir. Denemekte fayda var.
Ben genelde aynı konuyu minimum 3 farklı kaynaktan okuyorum. Bu okuma şu sırayla oluyor. Örneğin hukuk çalışması üzerinden açıklayayım. İlk okumamda dümdüz anlamadan okuyorum. Bu ilk okumada %25-30 aklımda kalıyor, temel kavramları öğrenmiş oluyorum böylece. Sonra ikinci okumayı yapıyorum ve bu okuma esnasında ilk okumada gözümden kaçan şeyleri fark ediyorum. Burada da %50-60 aklımda kalıyor. Son okumada ise ince ayar yapıyorum ve %80-90’a kadar aklımda kalıyor. Ama bu okumaların ikincisinde not da tutuyorum ve notları kendi üslubumla tutuyorum. Bu okumalar ve not tutma sonucunda gayet başarılı puanlar alıyorum. Burada önemli nokta belli aralıklarla aldığım notları gözden geçiriyorum ve bu şekilde hafızamı tazeliyorum. Bir de uzmanlık gerektiren konulara hiç bakmıyorum. Mesela birçok defa borçlar, ceza, medeni hukuk çalışmışımdır ama hiç icra iflas hukuku çalışmadım. Burada bir de şunu yaptım. Öğrendiğim şeyleri aynı alanda okuyan arkadaşlarla tartışırdım, anlamadığım yerleri sorardım. Bununla beraber öğrendiğim bilgileri yaşamda da uygulamaya çalışırım. Bir ara haberlerde çıkan cinayet veya kaza olaylarında olası kast mı, bilinçli taksir mi diye hüküm verirdik arkadaşlarla.
Bu aynı çalışma sistemini uzmanlık alanım olan iktisatta da aynı şekilde uyguladım zamanında. Ana dersler de dahil derslere %70 devam sınırına gelene kadar gitmedim, devam zorunluluğu yoksa oh hiç gitmedim, onun yerine gidip kütüphanede ana derslere 3-4 farklı kaynaktan çalıştım, üzerine hocaların notlarını ekledim ve ana dersleri hep AA ile geçtim hatta bununla baya bir spekülasyon da yaptım, girmediğim derslerin notları kendiliğinden geliyordu; yan derslere çalışmayı spekülasyonla gelen not ve slaytlardan falan yapıp D ve F hariç notlarla geçtim. Sonuç olarak mezun olunca çok iyi derecede ana derslerin olduğu iktisat altyapım oldu, yan dersler de hiç bir halta yaramadığı için 4 yıl boyunca boşa kasmamış oldum. Bir de ezbere iş yapmadım hiç. Hep işin mantığını kavramaya çalıştım.
Bizim bölümde hemen hemen herkes, dümdüz vatandaş bile iktisat, büyüme, cari açık, enflasyon vs.nin tanımını yapar ama tam olarak ne olduklarını, neye yaradıklarını analiz yapabilen anlar. Ben ezber yerine analize önem verilmesi taraftarıyım.
Öğrenme sistemin de yazdıkların gibi karışık demeyin lütfen:slightly_smiling_face:
işe yarıyor.
Bir ara öğretmenlik yapmış biri olarak olarak söylemeliyim ki “tamamen ne öğrendiğine bağlı.” bu bağlamda @nefarrias_bredd’in cevabı nispetten profesyonel yöntemlere yakın bir ayrım olmuş. Şu an milli eğitimde uygulatma ve sarmal yöntem iç içe. ( Edebiyatta işe yaramaz bu teknik. kanıt okuduğunu anlamada sırlamamız. Ama orada da uygulanıyor, Türkiye işte!
)
Şahsen nasıl öğrendiğimi ifade edersem bir konunun mantığını kavramak yeterlidir benim için. Ardından o mantığı ara ara tekrarlayıp ezberlersem kalıcı öğrenmeye dönüşür. Çocuklara da o mantığı anlatırız ama görüş edindirme konusunda biraz zayıf kalır bu yöntem. ( Bu açıdan ülke gerçekten çok zayıf, görüş sahibi olmayan doktrlar mühendisler yetiştiriyoruz.) O aşama da okumak ve aynı konuda farklı görüşleri irdelemek en doğrusudur.
Neredeyse tamamnının tıp kazandığı bir sınıfta “çocuklar kitap okuyun.” dediğimde tüm sınıf suratıma annelerine küfretmişim gibi bakıp tüm sene benden nefret ettiler. Sonra müdür gelip bana çocuklara kitap okutmayın, istemiyorlar dedi. Bir öğrenci gidip şikayet etmiş. Zengin çocuğu işte! Milli eğitimi bile kendine uydurdu
İnanmayabilirsiniz ama bu gerçekten yaşandı. ![]()
Heh. Valla hocam bizim lisede öğrenci profili genelde ekstra çulsuzdu ama kitap okumak bizim okulda da yasaktı. Paradan ziyade yarış atlığı ile ilgili bir durum olabilir bu. Son yıl derece çıkarmasından ümidi kestikleri elemanları aynı sınıfa topladılar sonra o sınıfta bizi biraz saldılar ama yine de pek hoş görmezlerdi.
Velilerin -ve dahi bazı ektradan gazlı arkadaşların- hoşuna giderdi böyle şeyler tabi, genel kanı “tıbbı kazan sonra ne okursan oku” şeklindeydi. Velhasıl bizim sınıf haricindeki herkes tıbba girdi (bizim sınıftan da istisnasız herkes istese gidebiliyordu ama hiç kimse gitmedi. Sınıfları güzel ayırmışlar gibi geliyor gittikçe
). 10+ yıl sonra, hala mezun olamayan arkadaşlar var. Bir yerlerde yanlışlık var gibi ama bilemedim ![]()