Nutk u Hatt

Bismillâhirrahmânirrahîm

Ol Hâlik’a hamd kim midâdı
Horşîd kılur şeb-i sevâdı

Kün kâfı çekildi Kâf olub dağ
Nûn oldı zemîne hût-ı pür-dâğ

Nûn içre kalem sokub o Kaadir
Hep âlemi yazdı harf-i zâhir

Âdem ki gil-i midâd-ı Hak’dır
Ten cild-i kitâb u dil varakdır

Ol dem yedi hat görindi peydâ
Âdem’de melek okur o esmâ

Âyîne ki sırrı hep siyehdir
Harf anda cemâl-i Hakk’a rehdir

Ma’nâya sevâd-ı harf merdüm
Ma’nâyı hurûf içinde gördüm

Hamd etmeğe acz olınca dil-teng
Leb yumdı o mîm-i hamda hem-reng

Der Na’t-ı Seyyid-i Kâ’inât

Ahmed ki olur Ahad çü bî-mîm
Ol kıldı hurûf-ı nûr ta’lîm

Arş üzre anın yazıldı nâmı
Kürsîde okundı ol peyâmı

Ebrûsı kemân-ı kâbe kavseyn
Mi’râcı görürdi anda ayneyn

Engüşt ile şakk olundı mehtâb
Bir hat ki yüzinde oldı mihrâb

Hatm oldı nübüvvetin kitâbı
Bir noktaya erdi her hitâbı

Ey hâme sükûtı eyle âdet
Mîm oldı dehende ol risâlet

Der Menkabet-i Mi’râc

Bir şeb ki sahîfe-i siyehdi
Yıldızları nokta-i nigehdi

Şeb hatt-ı izâr-ı mâh-ı tâbân
Hattında okundı nûr-ı Kur’ân

Cibrîl getürdi nâme-i yâr
Bir satra sığardı cümle esrâr

Ol Şâh Burâka kıldı ikdâm
Pâyında hilâl na’l-ı ecrâm

Gökler yedi hat görindi ol şeb
Her hattı okurdı ol şeker-leb

Cibrîl durub kalınca yerde
Harf aşdı hezâr perde perde

Bî-perde hitâb-ı Hakk’ı duydı
Her harfine cân u dil de uydı

Ol vech ki gördi anda ol şâh
Hep kendi cemâli oldı nâgâh

Pencâh namâz harf u nokta
Beş vakte inüb bu oldı nükte

Döndükde o şâh u mâh-ı devlet
Yaş kaldı kalem ki yokdı mühlet

Kevneyni gezüb o bir kademde
Hep seyri tamâm bir kalemde

Der Münâcât-ı Bârî

Yâ Hak beni etme levhden hakk
Sehv olsa da hat senin bu el-hak

Dil lâl ü şikeste oldı hâme
Bir harf sadâsı ver bu nâme

Fazlın o kitâb-ı rahmetindir
Her harfi senin o âyetindir

Rûyum kara olsa bâk yokdur
Âyât-ı sevâdı anda çokdur

Ahmed’deki mîm halka-i der
Çalsun anı her gedâ-yı mahşer

Ey Fazl ki açdı kufl-ı Kur’ân
Harf oldı kilîd-i sırr-ı pinhân

Bir necm ki sağ gözünde doğdı
Âfâkı hemân nûra boğdı

Sürh oldı kitâba hûn-ı pâkin
Ben bende-i kemterim o hâkin

Ol rûz ki rû be rû ayândur
Alnımdaki nokta ol nişândur

Ol bende ki Kâşifî-i nâ-çâr
Sen örtü kıl ey Kerîm-i Settâr

Der Sebeb-i Te’lîf-i Kitâb

Bir şeb ki yağardı ebr-i nîsân
Her katresi dürr olurdı bârân

Bîdâr u zebûn o şebde tenhâ
Pervâne misâl-i şu’le-cûyâ

Koynumda o nüsha-i nihânî
Ser-nâmesi nûr-ı câvidânî

Rü’yâda göründi pîr-i nûrî
Çeşminde yanardı necm-i dûrî

Ak rîşi sahîfe-i nüvişte
Her mûda okurdı bir fırişte

Bir kilk sunub o pîr-i dem-sâz
Andan dile geldi hâme âvâz

Emreyledi yaz hikâyet-i yâr
Tertîbi cüdâ hurûfı hemvâr

Aczimle didim ki tıfl-ı nev-hân
Titrerdi elimde kilk-i lerzân

Ol pîr gülüb olundı pinhân
Bir nokta kalub benimle hem-cân

Bîdâr olıcak kitâb-ı pür-nûr
Hâl içre bu kıssa oldı mestûr

Ol noktayı şimdi eyleyüb şerh
Âgâz-ı hikâyet oldı ol tarh

1 Beğeni

Bunu sanırım az biraz anlar gibi oldum hocam, bence bu noktada bu da bir başarıdır.

Şimdi hocam bu yazıyı okuyunca kafamda iki temel soru belirdi:

1- bahsi geçen insanlar gerçek mi, sen mi uydurdun, uydurduysan nasıl uydurdun? :roll_eyes: Bunlar isim değil lakapmış, sorumu geri alıyorum. Peygamber değil mi ya bahsi edilen kişi :sweat_smile:

2- hocam sayende gayrıperiyodik ama istikrarlı bir şekilde hurufilikle haşır neşir oluyoruz. Bu kadar nokta harf vesaire muhabbetinin dönmesi aklıma information theory’yi getirdi.

Yani atıyorum nokta birdir, noktanın yokluğu sıfır. Artık elimizde ikilik sayı sistemi var. Bu ikisinden harfleri encode edebiliriz. Kelimeler harf permütasyonlarıdır. “Mana” kelime-obje/fikir mapping’idir.

Bu açıdan bakarsan aslında dil bir sembol ağacı olur. Yokluk ağacın köküdür. Her kelime aslında bir node’dur. Bir harf permütasyonuna her harf eklediğimizde bir alt dala ineriz. Yani bu ağaçta root “” node’u ise, bu node’un child node’ları [“a”, “b”, “c”, … , “z”] olur. "a"nın child nodeları [“aa”, “ab”, … “az”] şeklinde özyinelemeli bir şekilde gider.

Bu açıdan Ahmed’den “m” çıkarmak mana ağacında komple farklı bir dala geçmektir. O yüzden Ahad olur.

Problem, sanırım kelime ağacının mana mapping’inin ağaç formunda olmaması. Yani bir kelimeye bir harf eklersen aradaki fark bir harf olur. Ama anlamlar arasında herhangi bir alaka var olmak zorunda değil.

Tabi Ahmed örneği bunun için iyi bir örnek değil, farklı bir dala geçiş var orda. Son harfin değişimiyle farklı bir mana sağlansa daha iyi örnek olabilirdi bence. Bol ve Bok olur bence :roll_eyes:

Ve her eklenen harf de karşılanan mana üzerine belirsizliği azaltır aslında. “A” diye lafa girersen hiç bir şey dememenden daha az belirsizdir. “Ah” dersen çember bir tık daralır. “ahm” dersen ne diyeceğinin belirsizliği epey azalmıştır. “ahme” dersen baya baya emin olurum. “Ahmed” dersen tamam, neden bahsettiğin netleşti. Yani eklediğin her harf, kelamdaki entropiyi azaltıyor.

Diğer yandan eklenen her harfte olasılıklar azalıyor. Sessizliğin tüm kainatı kapsaması bu açıdan birebir doğru; henüz hiçbir şey dememişsen herhangi bir şey diyebilirsin. Ama bir nokta bile koymuşsan artık kendini kısıtlarsın, olmayacakları dışlarsın ama olacakları da oldurursun. “Ol!” denmesi, aslında bir olasılığı gerçek yaparken gerçekleşmeyen tüm olasılıkları da dışlar. Entropinin düşmesi, tam olarak budur.

Şaka maka “son soru”'yu ab initio yazdık sanırım :thinking:

Neyse bu hezeyanlar bir yana soruma geleyim, hurufilik information theory’nin bir tür öncüsü olabilir mi ya :thinking: Bunun bir inceleyeni var mıdır ki :thinking:

2 Beğeni

Hanginizin yazdığı daha karışık karar veremiyorum. :thinking: :slight_smile:

2 Beğeni

Marmaray’dayim da eve gidince mesaiye basliyorum, hazir ol. :grinning_face:

Benimki karmasik degil ya sadece antika, baska bir numaram yok. :grinning_face:

1 Beğeni

Valla hocam benim de aktarmaya çalıştığım fikir basitti bence ama basit yazma konusunda genel olarak pek iyi değil gibiyim :sweat_smile:

Erken sızmama garantisi veremem ama kendimi hazırlarım hocam :sweat_smile:

2 Beğeni

Biraz uzun olacak ama hem buluşun çok değerli, sorgulamaların çok mantıklı. Hem de durmadan bunlara değindiğim ve siz de lütfedip beni okuduğunuz için belki, özellikle, Allah’ın Yüzüncü Adı’nı da kavramak için yardımcı olacaktır, bir nebze de olsa bir şeyler katabilirim size umarım.

Önce Hurufiliği kısaca tarif etmeye çalışarak başlayayım. Hurufilik, Timur’un oğlu Miranşah tarafından 1394 yılında Alıncak Kalesi’nde idam edilen Fazlullah Esterabadi tarafından kuruldu. Dayandığı temel metin ise yine Esterabadi’ye ait olan Cavidanname adlı kitap. Özetlemek gerekirse, Esterabadi’ye göre kainatta var olan her şey harften oluşmuştur. Çünkü Allah kainatı “kün” yani “ol” diyerek, yani harf ile yaratmıştır. İsim ile müsemma birbirinden ayrılamadığından örneğin Allah’ın varlığı aynı zamanda Allah lafzı ile eştir. Bu her şey için geçerli. Arap alfabesindeki 28 harfe ek olarak Farsiden gelen 4 harfle beraber 32 harf kainatın azami sınırıdır ve 32 harf “Zat-ı Kadim”in bizatihi kendisidir. Ay menzillerinden namaz rekatlarına, insan vücudundaki kemiklerden damar sayısına kadar birçok şey bu harf sayısı ile açıklanabilir.

Esterabadi’ye göre bu harfler insanda da saklıdır. Her birimizin yüzünde yedi “ümmi hat” vardır. Bu aynı zamanda yedi ayetten oluşan Fatiha’ya eştir. Saç, iki kaş, dört kirpik. Her biri dört unsurdan oluşur ve toplam 28’e denk gelir. Yüzün tam ortasından simetrik bir çizgi halinde “hatt-ı istiva” geçtiği varsayıldığında ise saç ikiye bölünür, hat sayısı 8 olur ve toplam 32’ye denk gelir. Yani tüm harfler aslında insansoyunda gizlidir ve harflerin tamamını telaffuz edebilen yegane mahluk da yine insandır. Matbu Kur’an “kelam-ı samit”tir, susan söz; insan ise kelam-ı natık, aynı zamanda Kur’an-ı natıktır, yani konuşan söz ve konuşan Kur’an.

Senin önermene gelirsek, ne Hurufilik’te ne de tasavvufun herhangi bir branşında binary var. Çünkü 0, 1; 1 de 0 zaten. Hatta 0 ve 1’den bahsetmek bile imkansız. Tek bir parametre var, nasıl isimlendirirsek isimlendirelim, ve o tek parametre her şeyi ihtiva ediyor. Yalnızca Hurufi mantığına değineyim: Bir hattat düşünelim. Bu hattat elif de çekiyor olabilir, be de, te de. Farklı harfler, değil mi? Fakat aslında hokkası kağıda değdiğinde nokta oluşmaktadır. Yani harflerin aslı sadece tek bir noktadır. Bütün harfler noktadan oluşur. Dolayısıyla harflerin hepsi aynıdır. 32 harfi noktasız elde edemezsin, birebir aynı olan o noktalar olmadığı takdirde, 32 harf de ortadan kalkar, kısacası kainat da. Üstelik harfler, dolayısıyla şeyler, zat bakımından birbirinin aynıdır, aralarındaki yegane fark sıfattır. Yani ortada birbirinden ayırt edilebilir hiçbir şey yok. Binary’de olduğu gibi iki ayırt edilebilir farklılık yok. Tek bir halin 32 değişik veçhesi var.

İsimle müsemmanın aynı oluşuna tekrar dönmek lazım. Çünkü Hurufilik koddan oluşmuyor. Harf şeyleri imlemiyor, şeyler harfin ta kendisi. Sinyal ve anlamdan bahsedemeyiz. Bunun nedeni, Hurufiler senin “kelime-obje mapping” olarak nitelendirdiğin durumu direkt reddediyor. 0 ile 1 değil; 0 eşittir 1 yani. Kod olmadığından encode edilecek bir şey de yok. Sürekli reddiye içindeymiş gibiyim fakat Hurufiler için entropi de yok. Doktrine göre Allah’ın “ol” lafzı bir olasılığın tecessümü değil, aşikar oluştan ibaret. Daha da anlaşılır ifade etmem gerekirse, her şeyi oluşturan harfler İslami terminolojiyle “kadim”dir, yani yaratılmamıştır, ezelden beri vardır ve ebediyen var olacaktır çünkü harflerin kaynağı Allah’tır. Çünkü “kün” emri de kaf ile nundan, yani harften oluşmuştur. Allah evreni yaratmadan da harfler vardı.

Sanırım can sıkıcı olmaya başladım ama “a, ah, ahm, ahme, ahmed” dizisine de itiraz etmem şart. Burada Arapçanın doğası göz ardı edilemez. Harflerin üst üste dizildiği bir dilde senin önermen gayet makul. Türkçe, İngilizce, bildiğimiz çoğu dil buna uyuyor. Ama Arapça kök dilidir. Ahmed “h-m-d” kökünden gelir. Hamd ile akrabadır mesela. Ahad ise “v-h-d” kökünden gelir ve vahdet ile akrabadır. Mesela “Muhammed” ile “Ahmed” bu önermeye göre bambaşka dallar ancak ikisi de aynı “h-m-d” kökünde filizlenir. Arapçada manayı ekler yerine ünsüz iskeletleri taşır. Bu tür bir yapıya sahip olduğundan, Arap harfleriyle Ahmed’den mim harfini çıkarırsan gerçekten elde edilen kelime ahad olur.

Şimdi bir de yazdığım metinden ve “karakter” kısmından bahsedeyim.

Aldığım kalıp, tamamen klasik edebiyattaki mesnevi kalıbı. Besmele ile başlarsın, peygambere naat yazarsın, Miraç’tan bahsedersin, Allah’a münacat yazarsın ve kitabı yazma nedenini belirterek dibace faslını tamamlarsın.

Benim yazdığım mesnevi biçim olarak bunu izlese de içerik olarak biraz farklı. Çünkü İslam peygamberi, göğün yedi katını değil, yedi “hattını” aşıyor mesela. Ayı yarma mucizesi ile yüzünde hat beliriyor.

Münacat kısmında “fazlın” kısmından itibaren Fazlullah’a sesleniyorum aslında. Tevriye yapıyorum orada. Bir açıdan Allah’ın fazlı yani lütfuna işaret ediyor, diğer açıdan ise doğrudan Fazlullah’a. Fazlullah’ın yegane amacı, az evvel kendimce anlatmaya çalıştığım sistemle Kur’an’ı, kainatı ve her şeyi açıklamaya çalışmaktı; yani bir bakıma rasyonel ve sistemli bir çaba içinde olduğunu söyleyebiliriz. Sağ gözüne yıldız akması hem Hurufi anlatısında hem de bizzat kendinin Cavidanname’de söylediği bir şey. Kendisine “tevil” yeteneği, “velilik” ve “mehdiyet” verildiği gece rüyasında sağ gözüne bir yıldızın aktığı anlatılıyor. Sebeb-i telifte şairi ziyaret eden pir de yine o.