Hood’un Nefesi aşkına ne demek? Önceden konuşulmuştu diye hatırlıyorum ama bulamadım.
Hood’s Breath. Bir çeşit argo/küfür.
Edit: Buna biraz bakındım. Tanrıların vücut parçaları popüler bir küfür etme yöntemi imiş. Bize yabancı geldiği için yadırgıyor olabiliriz ama durum bu.
Bir de şöyle bir örnek gördüm: Mesela Hood’s Breath, ölümün soğuk nefesi demek. Ensende hissetmek istemeyeceğimiz bir şey. Yine de küfür gibi hissettirmiyor. ![]()
Teşekkürler. Bir şey soracağım hocam? Sabah açılışı bitirmiştim. Şimdi ilk bölüme başlayacağım. Karşıma mesela Prens K’azz D’Avore, Caladan Brood, Tiste Andii… çıktı. Her yeni karakter veya yer isimleri çıktığında sözlükten bakayım mı ne olduklarına yoksa akışına mı bırakayım?
Bir yerden sonra alışıyorsun karakterlere ama ara sıra bakmakta fayda olabilir. Kimisi çıktı almış daha rahat okumak için.
Okuduktan sonra Tor reread’i okumanı tavsiye ederim. Her bölümün özeti var, ayrıca yeni okuyan biri (Amanda) ve ikinci kez okuyan bir başkası (Bill) yorumluyor. Benim farkına varamadığım bir sürü detayı onlar sayesinde öğrenmiştim. Spoiler olmayan harika bir rehber (yorumları okuma).
Bir de şöyle bir durum var. Kitap karmaşık olduğu için bazı şeyleri anlayamamak normal ama ben şöyle bir ikilemde kalıyordum: Acaba bu anlamadığım şey anlatıldı da ben mi anlayamadım yoksa ileride mi anlatılacak? Bu ikilemlerin neredeyse hepsini reread ile aşıyordum.
Selamlar dostlar, öncelikle herkese iyi dilekleri için teşekkürler
Beklediğimiz kadar kötü bir yan etki süreci yaşamadık gibi şimdilik, bugün de valide hanımı ayakta mutfakta illa yemek yapıcam enerjisinde görünce bende kafamı boşaltmak için okumaya başlayayım ve bitmeden etkinliğe geri döneyim dedim
.
İlk iki bölüm itibari ile beklediğimi buldum. Takip ya da karakter çeşitliği zorlamadı şimdilik, ama lenslerim batmaya başladı
Uyku vakti geldi, yarın sakin geçerse detaylı bir giriş yorumu yapabilirim umarım. İlk 100 sayfa itibari ile sıkıntı yaşamadım, kafamdaki plana göre gidebilirsem 1 haftada tamamlarım okumayı diye düşünüyorum.
Topper’in bulunduğu 3-4 sayfa okudum ama çok hoşuma gitti. İleride daha da çok seveceğimi düşünüyorum.
İlk bölümü bitirdim.Kitabın kasvetli havasını beğendim. Ama neyin içinde olduğuma dair hiçbir fikrim yok.
Gardens of the moon prologue öncesi herhangi bir kitapta konu alıyor mu? Kısmen veya bütünüyle prequel olarak.
Soruyu anlayamadım. Ay Bahçeleri’nin öncesinin anlatıldığı kitaplar var mı diye mi soruyorsun? Eğer öyle ise Malazan 10 kitapta yok ama I. C. Esslemont’un kitaplarında var.
Ama o kitapların konusu bile spoiler. Bakmamanızı tavsiye ederim.
Malazan tahminimce 7-8 sene önce radarıma giren bir seri olmuştu ama tam o dönemde çalışma hayatına başlamam ve hayatın yoğunluğu ile İngilizce okumaya vakit ayırmanın gözümde büyümesi bizi anca çevirisinin gelmesi ile yeni buluşturabildi
. Gerek geçmişte araştırırken bakındığım yabancı okur yorumları gerekse foruma üye olduktan sonra burada dönen muhabbetleri okuduktan sonra üç aşağı beş yukarı ne bekleyeceğimi bildiğim bir kitaptı Ay Bahçeleri.
Kendimi çok karmaşık anlatıma ve kopukluklara fazla hazırlamışım sanırım, okumaya başlamak için de dikkatimi verebileceğim bir dönemi beklemiştim. Açıkçası bu zorlukların hiçbirini yaşamadım. Belki beklentimi ona göre ayarlamam yardımcı oldu, belki de geçmiş okuma birikimleri üstüne dikkatli ve sakin bir dönemde okumam. Kitabın başındaki karakter künyesi hariç tekrar baktığım ya da anlamayıp araştırmayı hissettiğim bir bölüm olmadı ilk üç bölüm itibari ile.
Yine de zorlananlar ve beğenmeyenleri ilk sayfalardan anlıyorum. Yazarın önsözü de daha farklı bir bakış açısıyla kitaba başlamaya yardımcı olmuş aslında, hem geçmiş frp campaign leri hem de film senaryosu muhabbeti benim bakış açıma son şekillendirmeyi verdi. Ama Erikson’un en kritik cümlesi sanırım frp sırasında yarattıkları evrene tarih kitabı olarak bu yazıma başladıkları olabilir. Amaç bir macera anlatmaktan ziyade olaylara bir tarihçi yazımından tanık olmak. Belirledikleri yazım stratejisi bu olduğu için klasik fantastik yazımından kendilerini ayırmışlar gibi.
Bu çerçevede her bölüm başı atılan tarihlere dikkat etmek de iyi oldu ( ben genelde hiç umursamam bu şekil atılan tarihleri, direk ilk cümleden devam ederim ). Bölümler arası daha fazla bir kopukluk beklemişim ama genelde ufaktan tanıdığımız karakterleri bölümle beraber geçen zaman çerçevesinde tanımlanan yeni rolünde tekrar görmece oldu şimdilik. Hikayenin akışsal gidişi açısından gayet memnunum ben.
Yazınsal olarak yazarın yarattığı en büyük sıkıntı sanırım okurun karşılaştığı bazı ilk kavramları hiç açıklama ihtiyacı duymadan verip devam etmesi. Ben bu şekil alıp nasıl olsa ileride daha da detaylanır diyerek sorun etmeden devam ediyorum ama çoğu kişi için pençe neymiş, kovan neymiş, Tiste Andii ler ne ayakmış ne bileyim Itko Kan neresiymiş hiç açıklamadan verilmesi büyük problem. Ben geçmiş tecrübelerim ile kafamda belirli bir çerçevesini çizip geçiyorum bu tarz yeni kavramların. Ama böyle bir anlatım hem yeni fantastik okurlarına hem de yeni bir seriye başladığında detaylıca tanımayı sevenlere çok zor.
Kitabın temposu olarak şu ana kadar memnunum. Zaten epeydir epic fantasy okumuyorum, özlemişim
Hemen güçlü büyücü savaşı falan dayadı daha ne isteyeyim
Ama genel okuma zevki anlamında ben aşırı detaylı anlatım severim. Bol bol betimleme, dibine kadar ayrıntıya girilmiş tasvir ve olaylar ile anlatılanın içinde yaşamayı severim. Erikson bunun tam tersini yaptığından muhtemelen benim top beğeni listeme girebilir mi bilemedim. En azından ilk kitap itibari ile zor gibi ama bakalım seri ilerledikçe ne olacak
Gerçi beni kazandığı nokta sanırım kitap boyunca bir ana karakter anlatımı olmayacak olması ( belki tüm seri boyunca? ). Ganoes Paran ı öyle bir karakter olacak gibi başlattı kitapta ama giren her yeni karakter ve yazarın tarzını gördükçe lead main role olmayacağına neredeyse eminim gibi.
Bende kendini ana karakter ( ya da herhangi bir karakter ) ile özdeşleştirerek okumayı sevmeyen ve dıştan bakan bir üçüncü kişi olarak okuyan biri olduğumdan sanırsam Erikson beni de buralardan yakalıyor gibi şimdilik.
Bugün bi 100-150 sayfa daha okuduktan sonra kendime spoiler yedirtmeden etkinliğe önceden atılan mesajları okumayı düşünüyorum geriye dönüp 
Kesinlikle. Birkaç kez bunu ben de vurguladım.
Zaten en başından beri gelenekselin dışına çıkmayı hedeflediklerini çokça söylemiştir Erikson. LotR-dışı bir yazım tekniğinin de mümkün olduğunu göstermek istemişler.
You know nothing Jon Snow. ![]()
Olmayacak hocam. Daha fazla PoV’si olan olacak ama WoT’taki Rand gibi bu serinin ana karakteri budur diyemiyoruz hiç kimse için.
Çoğu sorunun hangi sayfa veya bölümle ilgili olduğu yazıyor olsa gerek. Dikkatli olursan spoiler olmayacaktır. ![]()
Bence rahata fazla alışmışız. Her şey en baştan önümüze konulsun, yazar her konuda elimizden tutsun istiyoruz. Malazan’ı diğer bazı serilerden bu fark ayırıyor. Karakterleri, ırkları, tanrıları ve olay örgüsünü kendi kendime çözmekten ve o gizem örtüsünün yavaş yavaş kalkmasını seyretmekten keyif alıyorum.
Şu an Deadhouse Gates’de çok olumlu dumurlar yaşıyorum. İlk kitapta kafaya oturmayan birçok olayın ve karakterin gerçek yüzü bir de bakıyorsun güm güm kafana vuruluyor. Vay canına, adam 1000 sayfa önceden bunları tasarlamış diyorsun. ![]()
Aslında 2 bin sayfa. ![]()
Erikson normalde ikinci kitap olarak Memoris of Ice’ı yazmaya başlıyor. 200 sayfa kadar yazdıktan sonra sanırım bir hard-disk problemi ile tüm yazdıklarını kaybediyor. Sonra artık sinirden mi yoksa başka bir şeyden mi bilmiyorum, Memoris of Ice’ı üçüncü cilde alıyor ve Deadhouse Gates’e başlıyor.
Ek: Hatta şöyle bir örneği sıkça veriyor: Editörü diyor ki “bunu bunu çıkartalım bu kitaptan (birinci cilt)”. Erikson da diyor ki editörüne, “Olmaz. O çıkartalım dediğin şey sekizinci ciltte açıklanacak”. ![]()
Ovv, reyizin yaşadıklarını hayal edemiyorum. Ben Excel çöktükten sonra üzerinde yarım saat çalıştığım bir tabloyu kaybedince bile sinir krizleri geçiriyorum. 
Deadhouse Gates kafayı yedirtti vallahi.
Olumlu anlamda değil mi? Serinin ikinci kitabını merak edenleri şüpheye düşürmeyelim şimdi. 
Olumlu anlamda kesinlikle. Ben artık her okuduğum şeyi heyecanlanarak okur hale geldim. Öyle bir etki yaptı. İkinci kitap ilk kitabı kat kat katladı. 
Üç de ikiyi katlıyor diyerek merakınızı azıcık cezbedeyim.
Öyle kat kat değil ama üç, ikiden daha iyi.
Hele bir karakter var ki, bayılacaksınız, içiniz eriyecek. Değil mi @muaet? 
@GKS @Abraxas @isos81 arkadaşlar henüz oralara gelememiş bendeniz gibilerin ağzına bu kadar bal çalmayın, can bu çekiyor. 
Kesinlikle. Ben ikiyi ilk okuduğumda neye uğradığımı şaşırmıştım. Ve hani seride ilk 3’üme bile girmiyor. ![]()
Benim için de şu anda ikinci kitapla birinci kitap baş başa gidiyorlar. Gerçi son kararımı vermek için henüz erken.