Okuma Etkinliği - Zamir (Hakan Günday)

Buna dikkat etmemiştim. Günday o niyetli mi yazdı bilmiyorum ama aralarında bir paralellik olduğu kesin.

Buna katılıyorum.

Türk Başbakan konusunda ne düşünüyorsun peki?

1 Beğeni

Türk başbakanı, son elli yıllık politika tarihimizin özeti ve toplamının tek vücutta buluşmuş hali. Din her zaman milletimizin hassas konusu olmuş ve bu konu politikaya alet edilmeye çalışılmıştır. Buraya kadar normal ama başbakan karakterinin komedyen (vantirolog) olması, Reagen gibi (hatta medyatik kişiliği ile Trump da…), politikamızın Amerikanlaştırıldığına dikkat çekmek istiyor gibi hissettim. İlerleyen kısımlarda neredeyse Dune’un tanrı imparatorluğuna doğru ilerliyordu :smiley: (Burada sanırım zamanla politikacıların yaşamlarını sürdürmeleri için daha ilkelleşmelerini eleştiriyor).
Ayrı bir nokta da: Almanya’dan sürülen Türk kökenli Alman vatandaşlar. Bu konuyla da unuttuğumuz bir noktaya dikkat çekiyor: hepimiz (unutsak bile) sosyal anlaşmalara tabiyiz, her ne kadar anlaşmaları ecdadımız da yapmış olsa, zamanı geldiğinde şartları gerçekleştirmek sonraki nesillere düşer. Bu yüzden Türk asıllı vatandaşlar ayrılırken itiraz etmiyorlar. Bir nevi; burada güzel oturdunuz ama kiracısınız ve Almanya’dan oğlum geliyor , lütfen evimden çıkın mesajını veriyor :upside_down_face:

2 Beğeni

Sanırım etkinlikteki herkes bitirmiştir, spoiler olmasın diye yazmıyordum, üstünden iyice zaman geçmeden yazayım yoksa unutabilirim.
-Spoiler içerir-
Çok hızlı okunan,ilginç ama diğer romanlarından tanıdık gelen karakterlere sahip,az tasvirli,net hedefleri yerden yere vuran bir roman.Günday’ın dil konusunda sertliğinden taviz verdiğini düşünmüyorum,çok hassas konularda dozu yüksek cümleler kurmaktan geri kalmamış.Kinyas ve Kayra kadar bireyin iç dünyasına dönük değil,daha genel durumlarla ilgili yazmış bu sefer. Birinci tekil ağızdan yazım Günday’ın alameti farikası oldu gibi bir şey. Time shifting olayını bu kitapta çok iyi oturttuğunu düşünüyorum. Kadına bakış açısı çok vurucu,az betimlemeyle çok derin mesajlar veriyor. Yardım kuruluşları hakkındaki çıkarımı çok gerçekçi, herkesin görmezden geldiği ama bildiği bir gerçeği göze sokmuş. Savaşı engellemek için savaş lordlarıyla buluşmaya giderken başına geçireceği çuvalı kendi tasarlayan, yanında taşıyan bir barış “sunucu”su. O kadar delici,o kadar trajik bir gerçek ki.
Almanya’nın Türkleri kovmadan önce kurduğu mülteci kampı…Mülteci kamplarının her zaman ülkeye girenleri karşılamak için değil gönderilenleri bekletmek için de kurulabileceğini vurgulayan bir gönderme.Günday’ın Afrika zaafını bu romanında da görüyoruz. Savaşı engellemek için gerekirse göktaşı bile düşürülebilir mesajını da veriyor. Benim en beğendiğim kısım başbakan hakkında yazdıkları oldu.Gözlem yeteneği çok yüksek bir yazar ama yazarken de bunu ince detaylarla okuyucuya veriyor. Eleştiri olarak ise, Ermeni soykırımı konusunu o kadar kesin bir dille,kanıtlanmış diğer soykırımlarla aynı cümlede yazmış olmasını beğenmedim.
Zamir isminin anlamlarını açıkladığı kısım şaşırtıcı ve güzeldi.Bir roman üzerine düşünülmüş ve çalakalem bir metin olmadığını bu tip ayrıntılarla belli eder bence.Plebisit kısmı için şapka çıkarmak ve detaylı konuşmak lazım,gerçekten nokta atışı olmuş.Protesto için gerekirse inandığı Tanrıyı inkar edecek bir halk var mı bu ülkede o konuda insanı düşündürmek istemiş sanırım.Tek tek yazılacak çok noktası var da,uzar gider bu yazı :slight_smile:

Not aldığım iki cümlesi:

“ve bir hayır kurumunun ilk amacı, parayı dağıtmak değil, toplamaktı.”

“… o iki ülkede de kadınlar, barış zamanında bile bir savaş esiri olarak doğarlardı. savaşı doğarak kaybeder ve erkeklere esir düşerlerdi.”

2 Beğeni

Ben bu konuda ne düşüneceğimden emin değilim.Fuarda -yılını hatırlamıyorum- 6 saat kuyruk beklemiş birisi olarak Günday’ın gayet güleryüzlü ve konuşkan birisi olduğunu gözlemlemiştim. Uzun bir süre de sohbet etmiştik.Herkesle fotoğraf çektirip içtenlikle gülüyordu.Elimde 32 dişi görünen bir fotoğrafı var :slight_smile: Ama bu kadar karamsar iç dünyaları birinci ağız kullanarak tasvir eden bir yazarın pamuk gibi bir ruh hali olduğunu da iddia etmem elbette.

2 Beğeni

Yukarıda yazdıklarına şapka çıkarıyorum.

Bir sonraki imza gününde kuyrukta beklerken onun sesli kitaplarından biri dinlerim vakti boşa harcamamak adına. :smiley:

1 Beğeni

Sizde iyi sabır varmış :sweat_smile: Geçen cumartesi Erenköy’deki etkinliğine işim çıktığı için gidememiştim, dediklerinizi duyunca açıkçası gidemediğime üzüldüm.
Bahsettiğiniz gibi Zamir’in bu deneyimini bu kadar gerçekçi yansıtması bana acaba dedirtti. Genelde yazarlarda yayıncının hızlı kitap yayınlaması için güçlü bir baskısı oluyor. Sanırım dünyada sadece King her sene kitap yazabilecek kapasiteye sahip olabilir :sweat_smile:

1 Beğeni

Kuyruktakilerle yazarı,kitapları konuştuğumuz uzun sohbetler olmuştu,hatta Günday sürekli sohbete ortak oluyordu,önündeki kağıda herkesten bir kitap ve film önerisi alıyordu.Güzel bir anımdır.

2 Beğeni

Gerçekçi hissettirmesi bence yazarın yeteneğinden kaynaklanıyor.Gazâ,Kinyas,Zamir vs. hepsinden küçük bir parça ruhunda vardır belki ama kendini anlattığını düşünmüyorum. Bir gün tekrar karşılaşma fırsatı bulursam bunu mutlaka kendisine sormak isterim.

3 Beğeni

Eveet, tüm rıhtım bitirdikten sonra bitirebildim, ama yine de etkinlik bitmeden bitirmiş oldum kitabı. :slightly_smiling_face:

Ben kitabı beğendim. Alışık olmadığım biraz tarzda, ilginç ve sürükleyici bir kitap. Daha önce hiç Hakan Günday okumamıştım. Zamir ile yazarı tanımış oldum.

Öncelikle, Günday’ın üslubu harikaymış. Akıcı ama basitlikten uzak, dile hakim fakat dil oyunlarına boğmayan keyifli bir dili var. Tarzına aşina değilim ama alışmak zor olmadı. Üslup bakımından okuru yormuyor.

Fakat hikaye akışı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Çifte hikaye akışını sevdim, sürükleyicilik katıyor fakat özellikle kitabın başları çok tekdüze seyrediyor. İlerledikçe de sanki kitap coğrafi bölgelere göre bölümlere ayrılmış ve “şimdi başka bir coğrafyadaki savaş ve barış hikayesini size anlatacağım,” diyormuş gibi hissettim. Bu durum bende sanki doğal bir hikaye akışı yokmuş, sanki zorlamaymış gibi geldi.

Bakmayın böyle dediğime, hikaye yine de fena sardı. :grinning_face_with_smiling_eyes:

Benim esas sorunum, kitabın genel atmosferiyle oldu. Bilmiyorum bir tek bana mı öyle geldi ama atmosfer beni çok boğdu. Tamam karanlık bir hikaye anlatabilirsin, tamam kadersiz bebekler ve ölümle iç içe yaşayan mültecilerden bahsedebilirsin, ama yine de bunu boğucu bir şekilde yapınca ve sürekli “ah şu kadersiz mülteciler…” şeklinde özetlenecek betimlemeler geldikçe, daraldım diyebilirim.

Fakat her şeye rağmen, kitabın çizgisini cart diye yukarı çeken müthiş bir gerçek varmış: Günday’ın zekası ve yaratıcılığı. Arkadaş, adamın o kadar harika analizleri, öyle süper çıkarımları var ki gerçekten okurken saygı duyuyor insan.

Tanrı var mı plebisiti nedir Allah aşkına ya? Başta “abi ne anlatıyorsun ya…” diye başladım bölüme, bittiğinde saygı duyarak kafa sallıyordum. Basit düşünmüş ve bu sayede tane tane izahı olan; ilginç, yaratıcı, korkutucu bir fikir bu. Saatlerce tartışırım valla.

Peki Afrikalı diktatörün garip egosu nedir?

Ya da kitabın kapağına konu olan Türk eylemciler tarafından Zamir’in kaçırıldığı kamp sahnesi? Ya da o örgüt?

En sevdiğimi sona sakladım… Peki ya Türk Başbakan?

Atmosferi beni baysa da, olay akışı ve kurgu sıkıntılı olsa da, bu adam öyle şeyler yazmış ki “adam neler yapıyor ya…” diye diye okunuyor valla. Hakan Günday’ı sevdim, eminim Zamir’den daha başarılı kitapları da vardır, mutlaka göz atacağım. Her kitabında böyle fikirleri varsa, her kitabı okunur. :slightly_smiling_face:

4 Beğeni

Dil oyunları en az olan kitabı buydu sanırım. Ben bayılıyorum Günday’ın dil oyunlarına, o yüzden az olmasını yadırgamıştım biraz. :slight_smile:

Katılıyorum. Zorlama değil de biraz “yapay” hissettirdi bana da. Ama çok da abartı değildi, ucundan kurtarıyordu hatta.

Hocam aslına bakarsan Günday’ın olayı bu, adam rahatsız etmek istiyor, gözümüze gözümüze sokuyor, kafamızı kuma sokmamızı istemiyor. O yüzden bu kitaplar biraz da kendimizle yüzleşme gibi geliyor bana.

En sevdiğim ikinci kısım oldu. En sevdiğim senle aynı. :slight_smile:

Aramıza bir Gündaycı daha katıldığı için çok mutlu oldum. :slight_smile:

3 Beğeni

İlk ikiyi paylaşmışız o zaman. :slightly_smiling_face:

Sanırım haklısınız, ama bilmiyorum bana biraz fazla abartılı, nasıl anlatsam sanki duygu sömürüsüne varan bir tarzda yapıyormuş gibi geldi. Ondan irrite oldum belki de.

Bu arada bu kitapla ilgili bir arkadaşımla daha sohbet ettik, arkadaşım da sizin söylediğinizi söyleyip “Hakan Günday’ı Hakan Günday yapan şeyi sevmemişsin, kitabı sevdim diye geziyorsun,” diyip bastı azarı. :joy:

1 Beğeni

Arkadaşınız ile tanışmamız lazım. Söyleyin de foruma üye olsun. :smiley:

1 Beğeni

Sizi Kinyas ve Kayra’ya,Daha ya doğru alalım :slight_smile:

1 Beğeni

Etkinliğe yeni rastgeldim. Şu an Az’ı okuyorum, 150 sayfa kadar kaldı, vizelerimden dolayı biraz yavaş ilerleyebildim.

Onu bitirir bitirmez Zamir’e başlayacağım, umarım 5 gün içinde ikisini de bitirebilirim. Yorumlar beni oldukça heyecanlandırdı. :slight_smile:

2 Beğeni

Aslında bir süre kısıtı yok, ne zaman bitirirsen o zaman yazabilirsin. Acele etmeden, sindire sindire oku derim. :slight_smile:

1 Beğeni

Eski kitaplarının seviyesine çıkamayan, sanki zorlama yazılmış bir kitap olmuş gibi geldi bana.

Soykırımlarla ilgili paragraftan da hoşlanmadığımı belirtmem lazım, gereksiz sulara girdiğini düşünüyorum.

65 sayfa okudum. Çok iyi başladı. Kendi yazım tarzından uzak ama bütün kitaplarında olan o harika kasvetli hava yine var. Kitap sert başladı. Zerre’ye ne olduğunu merak ediyorum. İlerleyen sayfalarda çıkar zaten. Pakistanlı kadının iş görüşmesinde gerçek ortaya çıkınca İngiliz kadının kolayca sıyrılması sinirlendirdi. Ama gerçek hayatta da yaşansa olacak tam olarak budur herhalde.

Halime kendine ne yaptın? Daha kötü nasıl ölebilir diye düşündüm ama köy halkının eline düşse daha beter olurdu. Öyle de aşağılık bi’ halk.

Günday’ı özlemişim ya. Yeni kitap 2 yıl içinde gelse iyi olur. Bi’ 8-9 yıl daha beklenmez.:slightly_smiling_face: Yemek tarifi yazsa okurum derler ya benim için öyle bi’ yazar Günday.

2 Beğeni

Ben de aynısını düşünüyorum. Alışageldik tarzından uzak ama çok daha sert yazmış bu sefer Günday.

Yemek tarifi yazmasın lütfen, her yemek yediğimde vicdan azabı çekmek istemiyorum. :slight_smile:

1 Beğeni

Ahahahah. Evet düşündüm de haklısınız. Yediğimiz içtiğimiz burnumuzdan gelir.

Şimdi Cengaver’in olduğu kısmı okudum. Dünya dışı varlık hikayesi güldürdü.

Yalnız kitap çok hoşuma gitti. Daha ilk sayfalardan aldı götürdü. İki zamanlı olması da başarılı olmuş. Eğer böyle devam ederse favori kitabım Zamir olacak.

1 Beğeni

Bitirip yorumlamanı merakla bekliyorum. :slight_smile:

1 Beğeni