Sahipsiz Gözler Adası

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/sahipsiz-gozler-adasi/



Benzersiz çığlıklarla, yolculuklarında verdikleri kısa molalarında kondukları yerde karınlarını doyurmazlarsa, tiz seslerine hırçın kanat çırpışları da karışır. Evinizin önünde, çatınızın üstünde veya bahçenizdeki ağacın dallarında duymak istemeyeceğiniz türden seslerdir bunlar. Göç mevsiminde kuşların bir parça yemek için münakaşa ettikleri sık görülür. Adanın sessizliği kuşların çığlıkları ile yırtılıyor. Kuşlar. Bir şeyi paylaşamıyor olmalılar. Belki paylaşamadıkları yemek,… (DEVAMI…)

5 Likes

Merhaba, öykünüzü okudum. İlginç bir öykü olmuş. Genel olarak beğensem de belli noktalarda ufak tefek sıkıntılar olduğunu düşünüyorum.

İlk cümle için fazlasıyla karmaşık bir cümle tercih etmişsiniz. ‘‘Benzersiz çığlıklarla’’ ifadesine hiç yer vermediğinizde dahi cümlenin anlamı değişmiyor. Hatta o ifade, ortalığı karıştırıyor. Belki bu cümle üzerinden bir kez daha düşünmelisiniz.

Bu cümlenin geçtiği paragrafın başında kuşların paylaşamadıkları yemekten bahsediyorsunuz. Ardından cümleyi olay yeri olarak bitirdiğiniz için örnek vermek istediğiniz halde bunu başaramamış oluyorsunuz. ‘‘Olay yeri’’ yerine daha iyi bir kelime tercihi olabilir. Neticede kuşların paylaşamadıkları yemek, arabanın üzerine düşen kuşun cesedi. Ceset kelimesi kullanmak istemediğiniz için farklı bir tercihte bulunmuşsunuz ama karşılamamış.

Anlatıcı, aynı zamanda baş karakter olduğunda karşılaşılabilecek sıkıntılardan bir tanesini burada görüyoruz. Paragraf boyunca o sorunun kenarında dolaşırken son cümlede tam üstüne basmışsınız. Bir yazar olarak öyküdeki karakterlerin ne düşündüğünü siz bilebilirsiniz. Ancak bütün metni, aslında karakterin ağzından yazdığınızı unutmamalısınız. Karakteriniz, diğer bir karakterin ne düşündüğünü nasıl anlayabiliyor? Bunu, diğer karakterden duyamayacağı anlatımınızdan anlaşıldığı için anlatıcı karakteriniz bir anda her şeyi bilen yazar imgesiyle karışıyor.

Bir diğer nokta da karakterin balkonundan çok fazla olaya tanık olabilmesi. Sokak ve deniz arasındaki mesafeyi biz bilmiyoruz, ancak metinden anladığımız kadarıyla bu mesafe fazla değil. Çünkü karakterimiz, denizin üzerindeki olaya dair detayları ayırt edebilecek kadar olayları görüyor. Burada da yazar ile karakter arasındaki ayrımın ortadan kalktığını düşünüyorum. Aşağıdaki iki ifade, demek istediğimi biraz daha aydınlatabilir:

Karakterimiz kuşların sövgü ifadesi savurduklarını nasıl biliyor? Yine karakterimiz, parmağını yalayıp derinden bir ses çıkaran diğer karakteri nasıl duyuyor?

Buradan itibaren öykünün ilerleyişini çok beğendim. Başta karakterin bir anda kendisini dışarıya atmasını yadırgadım. Her şeyin farkında olan bir karakterin böylesi bir tehlikeye girmeyeceğini düşündüm. Ancak devam ettikçe öyküde, av olanların aslında kandırıldıklarını anımsadım ve karakterin merakına yenik düşmesini kabullendim.

Temaya yaklaşımınız çok tuhaftı, öykünüz de kendisini sonuna kadar okuttu. Yalnızca bazı yerlerde ufak yazım hataları var ve bunun ötesinde bir yazar/karakter sorunu var. Bunlar dışında tansiyonu yüksek tutmayı ve bunu okura yansıtmayı başarmışsınız. Tebrik ederim.

1 Like

Merhaba,

Ayrıntılı ve geliştirici yorumunuz için teşekkür ederim. Anlatıcı karmaşasını fark ettiğim bir öyküydü. Aslında kendi çapımda bir şey denediğim ama yazdıklarınızdan anlaşılacağı üzere becerememiş olduğum bir durum söz konusu. Pişman değilim. :fairy:

Teşekkür ederim.

1 Like

Selam,
Bazen anlamak kadar hissetmek de bir yazılı anlatıyı ilgi çekici kılabiliyor.

Siz yazarken elbette metaforlar kullanıyorsunuz bir şeyi sembolizm ile kapalı olarak anlatıyorsunuz. Şiire en yakın düz yazı türü olan öykünün bunu yapmak için sunduğu iyi ve yeterli bir ortam var.

Buradan hareketle, bu öykünün bende uyandırdığı abstrakt, tekinsiz sonunda da kabullenilmiş bir felaket duygusu var ve başarıyla kotarılmış.

Tek tek cümle, paragraf ya da görünen olay örgüsü ile o yüzden fazla ilgilenmiyorum. Bir şeyi ne kadar iyi anlatmış o kişiye göre değişir, ne hissettirdiği de öyle ve ben bu kategorideyim.

Elinize sağlık.

1 Like

Merhaba,

Benim için de yazarken ve okurken başarılı bir kurgu ve akıcı anlatımın yanı sıra yazının hissettirdikleri önemli oluyor. Yazarken özellikle hissettirmek istediğim bir duyguya odaklanmıyorum elbette. Yine de felaket duygusu benim de aklıma gelen şeydi.

Mutlu oldum, teşekkür ederim. Görüşmek üzere!

1 Like

Merhabalar Elif,

Kurgularını okurken birçok fikirle boğuşurum genelde. Ne anlatmak istediğine takıldığım ve bunun peşi sıra okurken dalıp gittiğim ya da tamam hissettiklerimin ışığında okurken kaybolduğum birçok öykün oldu. Bu sefer nedense bir tık farklı bir okuma süreci yaşadım. Aldım verdim atışması gibi birkaç adım karşılıklı gelmişiz gibi bir hal. Asıl sebep daha açıklayıcı bir dil kullanman olabilir diye düşünüyorum. Ki dürüst olacağım dilindeki gizemi okumaktan keyif almama rağmen bunu da hayli sevdim.

Kuşların çığlıklarından pek de hazzetmeyen biri olarak öykü benim için yeterli tekinsizlik seviyesindeydi bunu bilmeni isterim. Bunun dışında ada sakinlerinin yalnızlaşmasını, yarım kalış halini, gözlerin kanatlar eşliğinde taşınırken en geniş perspektife ulaşmalarına rağmen artık işlevsiz kalışını, karanın/denizin sahiplenişini ve en çok da aynı yerde aynı yere bakışlarımızı senin kaleminle okumak güzeldi. Sahipsiz ve yalnız olmadığımız biline diyesim geldi nedense.

İlhamla kal ve denemelerden vazgeçme!

1 Like

Merhaba,

Beni mutlu eden şey denediğim yeni bir şeyin sende yine iyi bir etki bırakmış olması. Ne yapabileceğimi, yapamayacağımı ya da yapmak istediğim şeyi seçkideki öyküleri yazarken arayıp buluyorum. Benim için burayı okul kılan şey bu. Kurguyu daha açıklayıcı yazmak istediğim değil ama yapmam gereken şeydi. Gizem kadar olmasa da yine keyif verdiyse ne mutlu bana.

Sevgiyle!

1 Like

Sevgili @Elif

Bu ay yazdığın öyküyü iki kez arka arkaya okudum. Sen de biraz karmaşanın, biraz yapısal düzenleme gerekliliğinin farkında olduğunu yukarıdaki yazılarında gördüm. Bu kısımlara değinmek ya da cümle cümle gitmek ya da genel hissiyat hakkında yazmak istemiyorum, veyahut sana bu hikayeyi daha nasıl parlatabilecğeine dair de bir paylaşımda bulunmayacağım.

İzninle ben önce cesaretini kutlayacağım. Bilindik sulardan çıkmak, özellikle metaforlar ve sembollerin sıklıkla kullanıldığı ve benim yazarlığın alacakaranlık kuşağı dediğim (sembolizme selam olsun) yazım tarzından çıkarak, kontrollü, olay akışını doğru gramerle ve mantıksal (kontrollü mantıksal) dizinle anlatmayı denemek başlı başına bir isyan bir başkaldırıştır. Hem de kendi kendine!

Şunu unutma; İnsanın en büyük başarısı kendisine karşı kazandığıdır.

Yazım anlamında kısaca paylaşmak istediğim ise: bu hikayende biraz tedirgin olduğunu hissettim. Kara kalemin gri yazmış. Yani ne anlatmak istediğine tam olarak karar verememişsin versen bile önceki tarzınla arada kalmışsın gibi geldi. Kısaca bu öykün bir köprü öyküsü daha doğru bir tanımla bir geçiş öyküsü olmuş. Konu inanılmaz enteresan. Peki biz bu konu ile ne hissedeceğiz. Korkacak mıyız, çaresiz mi kalacağız yoksa karakterin direnişinden ilham mı alacağız… İşte konudan sonraki amacını da belirlediğinde daha kolay sökülecek yazılar.

Merakla bir sonrakini bekliyorum.

Eline, düşgücüne ve cesaretine sağlık
Sevgiler
Dipsiz

Merhaba @Dipsiz

Hoş geldin.

İlk her zaman unutulmaz ve zor galiba. İlk doğru da ilk yanlış da. Kendi sınırlarımdan dışarı adım atmam doğru. Öyküdeki karmaşa da yanlış. Çok kez öykülerde bir şeyleri değiştirmeyi deneyip sonucu öncekilerden farksız görünce yapıp yapabileceğim sadece onlar sanmıştım. Bu öyküdeki değişimi fark etmen beni çok mutlu etti. Öykülerimi senin kadar takip eden çok az kişi var. Bunun için sana yüklü bir “zaman” borçluyum gibi geliyor.

“Sağır Sultan” temasında öyküm olursa bu yeni çizgiye devam etmiş olacağım. Başka sular. Keyifli. Seninle konuşmak kadar.

Teşekkür ederim. Sevgiler.