Sıcak yuva faciası

SICAK YUVA FACİASI

“Aradığınız şey bu muydu Bay Marcus?” Fırtına adlı geminin kaptanı Aleks üç kişi olan adamların başındaki kişiye soruyordu. Aslında ‘günlerdir bu sonsuzlukta bunu mu arıyorduk’ demekti bu sorunun aslı. Uzun süre önce kiralamışlardı bu gemiyi. Günlerdir de burada dolanıp duruyorlardı. Diğer iki kişi kendilerine ayrılmış hangardan dışarı çıkmazken Uzun boylu, şık giyimli bu adam sıkça dışarı çıkar Fırtına’nın personeliyle görüşürdü. Bir tür sözcü gibi davranıyordu. Karşılarında birkaç yüz kilometre ötelerinde terk edilmiş gibi duran bir uzay aracı vardı. Macera arayan veya dünyadan umudunu kesmiş kişilerin umutlarını taşıyan araçlardan biri olmalıydı. Karanlık ve soğuk duruyordu. Bu yüzden dışarıdan bakıldığında korkutucu görünüyordu. Uzayda başıboş dolanan böyle karanlık bir nesnede ne arıyor olabilirlerdi ki. Yanındaki adam aklını okuyormuş gibi

“Aradığımız çocuk burada olabilir” dedi. İş başka bir boyuta taşınmıştı.

“Çocuk mu?” dedi Aleks şaşkınlıkla. “Bunu neden bizden gizlediniz?”

“Gizlenen bir durum yok. Size Tanrı parçacığı arıyoruz dedim. Her çocuk her insan Tanrımızdan bir parça değil mi?”

“Sizin inançlı biri olduğunuzu bilmiyordum” Aleks’in sesinde şaşkınlık vardı.

“Kaptan Aleksandır Storm, çevrenize bir bakın, uzayda olup da Tanrı nasıl inkâr edilir?” Takım elbiseli adam bilgiççe bakıyordu Fırtına’nın kaptanına.

“Öyleyse nerede” dedi oturduğu yerden Kezyban. "Şu yıldızın arkasında mı? Yoksa Andromeda’ın kalbinde mi?

“Hem o yıldızın arkasında hem de Andromeda’nın kalbinde. İçimizde, her yerde”

“İşte bu yüzden insanlar dinden soğuyor. Eminim ki dini savunanlar bin yıl önce de aynı argümanları ortaya koyuyorlardı şimdi de…”

“Kezy, şimdi Varoluşsal tartışmaların sırası değil. Bir tara bakalım hayat belirtisi var mı?” Aleks, araya girme gereği duymuştu.

“Kızma kaptan, bir yandan konuşurken diğer yandan işimi yapabiliyorum ben.” Birden sol yandaki büyük ekranda bir görüntü belirdi. “Çok zayıf bir hayat belirtisi var.”

“Patron gidiyor muyuz?” dedi geriden gelen bir ses. Dönüp baktıklarında işvereni sayılabilecek diğer iki kişinin de orada olduğunu gördüler.

“Neden olmasın” dedi. Sesine umursamazlık tonu vermeye çalışmıştı. Yine de gitmek için çok arzulu olduğu aceleci tavırlarından belli oluyordu.

“Bizsiz olmayacak değil mi?” dedi Kaptan Aleks.

“Fazla adamın zararı olmaz” dedi Markus. O arada Fırtına terk edilmiş gemiye iyice yanaşmıştı.

“Bunlar bir işler çeviriyor” Marza bir yandan dış uzay giysilerini giymeye çalışıyordu bir yandan da bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

“Sen giyinme, burada kalmalısın” Kaptanın komutu kesindi ama adam giyinmeye devam ediyordu.

“Orada Muhasebeciye ihtiyaç olduğunu sanmıyorum” ardından bir kahkaha geldi.

“Geçen yıl olanları hatırladınız mı?” dedi Kaptanın yanına gelerek. “Araştırma istasyonunun birinde yangın çıkmıştı.” Adam şöyle bir düşündü. Kaptanının anlamadığını hisseden Nagooh iyice yaklaştı diğer adamların dikkatini çekmemeye çalışarak “Nedeni açıklanmayan bir yangın çıkmıştı ve istasyondan kimse sağ kurtulamamıştı.” Aleks hatırladı. Satürn’ün dışındaydı. Denetimsiz araştırma istasyonlarından biriydi. İkisi kadın beş bilim adamı istasyonla birlikte yanmıştı. Aleks hatırlamıştı olanları.

“Kaptan dikkatinizi çekerim şirket aynı şirket.” Çıkış noktasındaki beş giysi de bedenlerini bulmuştu. Bir tek yedek olan kalmıştı. O yedek her zaman yedek kalıyordu. Kapılar kapandı. İçerideki hava vakumlandı. O arada Fırtına ile yabancı gemi arasındaki köprü sağlanmıştı.

“Sıcak Yuva’ya Hoş Geldiniz” kendilerini elle yazıldığı her halinden belli olan bir yazı karşıladı. Oldukça iyimser bir gemi olduğu bu yazıdan bile belli oluyordu. Gemi son zamanlarda geliştirilen tipik bir koloni gemisiydi. Bir evin sahip olabileceği minimum konfora sahipti. Sistemleri çalışıyordu. Sadece korkutucu bir sessizlik vardı. İçeriye hava pompalanmasını beklediler. Basınç ve hava eşitlenince ara kapı açıldı ve Sıcak Yuva adlı gemiye geçtiler.

Dünyadan dünyadaki hayatından ve umutsuzluktan bıkanlar için tasarlanmıştı bu tür araçlar. Kısmen ucuzdu. Sağlamlık konusunda garanti veriliyordu ama garanti verenlerin garantisi yoktu. Çoğu insan ne yapıp edip uzaklara yeni kurulan merkezlere gitmeye çalışıyordu. Milyarlarca insanı barındıran dünya açlık ve sefaletle dolu olduğu için umudu uzaklarda arıyorlardı. Bu konuda Dünya ile Saturn arasında hiç durmadan dönüp duran Fişek adlı devasa geminin katkısı büyüktü. İnsanoğlunun Güneş sistemine yayılmasını desteklemek amacıyla bir anlaşmaya varılmıştı ve bu anlaşma çerçevesinde bu tür küçük koloni gemilerini ücretsiz taşıyordu hiç durmayan ekspres Dev.

Aradaki Denge bölümünde fazla beklemediler. Önce Aleks girdi sessiz gemiye. Eşiği geçince şöyle bir durdu. Karşısında loş hatta karanlık denilebilecek bir ortam vardı. Hiç hareket kaydetmeyince sistem kendini ekonomi seviyesine indirmiş ışıkları kısmış olmalıydı. Marcus ileri atıldı ve Aleks’e daha ileri girmemelerini işaret etti.

“Konuştuğumuz gibi bizim işimizi yapmamıza engel olmayacaksın.”

“Bu içeri girmeyeceğiz anlamına gelmiyor.” O ara Kaptan Aleks az önce girdiği aracın adını yardımcısına fısıldadı. “Kezy, ‘Sıcak Yuva’ adını bir araştır bakalım.”

“Bizi neler beklediğini bilmiyoruz. Ana kuralı hatırlayın, işler ters giderse buradan kimse sağ çıkmayacak.” Aleks ve Marza birbirlerine baktı.

“Nasıl bir terslik olacak, yoksa bize söylemediğiniz bir durum mu var?”

“Ben yazılı olmayan o kuralı hatırlatmak istedim” dedi uzunca boylu adam. İçeri girdiler. Hareketi görünce sensörler çalışmış ortam normal aydınlatma düzenine geçmişti. İçinde oldukları aracın oldukça iyimser bir gemi olduğu bu yazıdan bile belli oluyordu. Gemi son zamanlarda geliştirilen tipik bir koloni gemisiydi. Bir evin sahip olabileceği minimum konfora sahipti. Yer çekimi dahil tüm sistemleri çalışıyordu. Sadece korkutucu bir sessizlik vardı.

Kaptan Aleks Storm yani annesinin babasını verdiği adla İskender Fırtına böyle bir koloni aracına ilk defa giriyordu. Sadece bu tür seyahatler için tasarlanmıştı. Kısmen ucuzdu. Sağlamlık konusunda garanti veriliyordu ama garanti verenlerin garantisi yoktu. İçerisi aydınlanınca beş kişi donup kaldı. Hemen ayaklarının dibinde küçük bir kan gölünün içinde yatan ufak tefek bir beden bulunuyordu. Dikkatli bakınca bunun bir genç kız olduğunu anladılar Biraz ötede ranzanın üzerinde karnı deşilmiş bir başka beden karşıladı kendilerini. Peşinden gelen adamlardan biri çığlık attı ve olduğu yere kusmaya başladı. Her yerde kan vardı, parçalanmış organlar vardı. “Kaç kişi var acaba” dediğinde Kulaklığa Kezyban’ın sesi geldi.

“Sıcak Yuva, yaklaşık altı ay önce Dünyadan yola çıkmış. Mars üzerinden Saturn’e gidiyorlarmış. Gemi de İki aile varmış. Dört yetişkin, iki çocuk ve bir bebek yedi kişilermiş.”

“Kolonici oldukları belli” dedi Marcus ve ekledi,

“Altı” dedi. “Burada altı kişi sayıyorum” Bir kere daha dikkatle geminin yaşam birimine dağılmış kurbanları saydılar. Hiçbiri bütün halde kalmamış olan altı beden vardı. Kiminin kolu yoktu kiminin bacağı. Bir erkek banyoya kadar kaçabilmişti. Orada her yanı doğranmış bağırsakları ortalığa saçılmış bir halde zeminde yatıyordu. Bir kadın duvar dibinde yatıyordu. Hatta bedeninden ayrılmış kafası ranzasının dibine yuvarlanmış olan bile vardı. “Kaptan, vahşilik bu” dedi Keziban Aleks’in göğsündeki kameradan olan biteni izliyordu. “Bunu yapan insan olamaz” dedi devamında.

“Kim bu kana susamış vahşiler?” Hemen yanındaki Marza’ydı soran. Geride bir işaret bir iz yoktu. Biri veya birileri keyif için bu katliamı yapmıştı. Zaman zaman bu tür olaylar oluyordu. Bu saldırılar zengin gemilerine veya ticari araçlara yapılıyordu. Üstelik bu kadar vahşi olmuyordu. Bu garibanlardan kim ne istemiş olabilirdi.

Adamlardan biri patronuna köşede kalan spiral merdiveni gösterdi. Yukarı çıktıklarında burasının çocukların yatak odası olduğunu anlamışlardı. Tam karşıda bir beşiğe kapaklanmış birini gördüklerinde aradıkları bebeği bulduklarını anlamışlardı.

“Bu kim?” dedi Kaptan. Geri çektiklerinde kadının diğer kurbanların aksine tek parça olduğunu anlamışlardı. Yavaşça odanın zeminine yatırdılar. Genç bir kadındı. Kadının yüzünü gördüklerinde üç adam birbirlerinin yüzüne öyle bir baktılar ki Aleks sorma gereği duydu.

“Tanıdık geldi galiba” Adam omuzunu silkti. İnandırıcı değildi. Üzerindeki ağırlık kalkınca bebek yüzlerine gülümsedi. Koyu yeşil gözleri için için gülüyordu. Kısa sarı saçları dik dikti. Yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi kendisine bakanları görünce.

“Tanrının bir mucizesi” dedi Marza. Marcus, adamlardan birine işareti verdi. Ne oluyor diyemeden adam çantasından çıkardığı bıçakla bebeğin karnını yardı. Zavallı bebek ağlamaya fırsat bulamamıştı bile. Afallamışlardı. Marza, adamın yüzüne okkalı bir yumruk attı. Adam yere yuvarlandı. Yerden doğrulup cevap vermek üzereydi ki bebeğin karnından çıkan iri böcek beş kişinin dikkatlerini o yöne çekti. Üzerindeki mukoza kendisini çok daha iğrenç gösteriyordu. Dünyadaki milyonlarca tür böceğe benzemiyordu ya da onların bir karışımıydı. İri bir kafası, kafasının iki yanında sürekli titreşen antenleri vardı. Beş altı santim boyundaydı. Zayıf bir bedeni sayısız bacak taşıyordu. Çıkardığı tiz ses kulakları sağır edecek türdendi.

“Neler oluyor” dedi Kaptan Aleks. Yaratık, zemine atladı kaçmaya çalıştı. Tırtıla benzeyen bir süsü ayağıyla yerde debelendi bir süre. Tam o zaman Marza ayağını kaldırdı ezmek üzereydi ki adamlardan biri bir yerlerden bulduğu cam kavanozu kapattı üzerine. Kulakları rahatsız edecek kadar keskin çığlıklar atıyordu. Sesi üzerine kapatılan kavanoza rağmen duyuluyordu.

“Çok iyi George” dedi Marcus. Adam ayağını kavanozun üzerine koydu muzaffer bir edayla. Marcus, yanındaki adama dönerek “Hadi işini yap” dedi.

“Aslında aradığınızı bu değil mi?” dedi Aleks. Fırtına’da bulunan teknisyen Kezy olanı hatırlamıştı. “Kaptan, Zofia saf kötülük diyor bulduğunuz böcek için. Mutlaka yok etmeliler” diyor. Evet, bir süre önce bir araştırma istasyonunda bir kaza yaşandığını biliyorlardı ama o yangından bir kadının kaçabildiğini sadece şirket üst düzey yetkilileri biliyordu. İstasyondan değerli bir örnek kaçırdığı da söyleniyordu. O personelden bir daha haber alınamamıştı. O ara yardımcı personel olan adam çantasından siyah som bir nesne çıkardı. Bir karış boyunda girintisi çıkıntısı olmayan som bir nesneydi.

“Bu bizim kapanımız” diye açıklamada bulundu Marcus. Adam elindeki nesneyi kavanoza yaklaştırdı. Hafif bir vınlama ses duyuldu. Kavanozu hafifçe kaldırdı ve kapanda oluşan vakum içindeki yaratığı çekmeye başladı. Önce kuyruğunu kaptırdı böcek. Ardından gövde siyah kutuda kaybolmaya başladı. İşini gayet iyi yapan adam bir an bakışlarını patronuna çevirince yaratık ön pençesiyle adamın eline hamle yaptı. Adam diğer elindeki sert nesneyle yaratığın başına vurdu. Korkunç bir çığlık kapladı tüm uzay aracını. Tüm direnmesine rağmen böcek kapanın içinde kayboldu. Marcus som siyah nesneyi adamdan aldı.

“Bütün derdiniz bu böcekti değil mi?” Kaptan öfkeliydi.

“Bu sıradan bir böcek değil. Bir uzaylı denilebilir.” Arkasından “Kaptan uçuş mühendisinize hemen gitmek için hazır olmasını söyler misiniz?”

“Her şeyi duydum” dedi Kezyban. Diğer adam çantasını açtı. Küçük sarı patlayıcı paketlerini geminin sağına soluna yerleştirmeye başladı. Sıcak Yuva gerçek anlamda iyice ısınacak hatta yanıp kavrulacaktı.

“Ne kadar süremiz var” diye sordu Kaptan. Marza, bakışlarını yerleştirilen patlayıcıdan ayırmadan soruyu cevapladı “İki dakikadan az”

“Kezyban acele et” Kadın tüm sistemi çalıştırmıştı bile.

“Ne oldu” dedi Marcus adamına. Görevi başarmışlardı. Ama o ara kapanla uğraşan adamın eline baktığını fark etti. “Ne oldu.”

“Küçük bir sıyrık” dedi. Marcus, elini uzatmasını istedi adamının. “Çıkar eldivenini” Sesi çok daha sert bir tondaydı. Elinin üzerinde bir iki santim uzunluğunda kesik vardı. “Nasıl olduğunu anlamadım” dedi ama ekibin başı silahını çekti ve yakın mesafen tek atışla adamın göğsünü deldi. Marza ve Aleks iyice tedirgin olmuşlardı. Yine de hiç seslerini çıkarmadılar.

"Bu yolcular için dua etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Sıcak Yuva’ların da sonsuza kadar buralarda dolanacaklarına atomlarına ayrılmaları daha iyi. Denge bölümüne geçtiler. Adam, tüm patlayıcıları yerleştirmiş ve çantayı içeriye atmıştı. Marcus, muzaffer bir edayla elindeki kapana bakıyordu. Utanmasa okşayacaktı siyah nesneyi. Sıcak yuva ile aralarındaki kapı kapanmaya başladı. Kaptan Aleks olduğu yerde hafifçe sendeledi Kapı kapanmaya devam ediyordu. Bir saniye sonrasında kendi gemileri olan Fırtınaya geçecekleri kapı açılacaktı. Kaptan Aleks olduğu yerde sallanıyordu. Tam düşmek üzereyken Marcus’a tutundu ve bir hamlede elindeki kapanı aldı. Kimse ne olduğunu anlamadan kapanmakta olan kapının dar aralığında içeriye az önce terk ettikleri araca fırlattı.

“Köpek soyu ne yapıyorsun” dedi adam. Kapı sıkıca kapanmış kilitler yerlerine sıkıca oturmuştu. Ardında Fırtına’nın kapısı açılmaya başlamıştı.

“Aç kapıyı” diye bağırdı hiddetle. Ama diğer kapı açılmıştı ve geri sayım sürüyordu. Sıcak Yuva’ya yöneldi. Eliyle kapıyı zorlamaya çalıştı. Tabii bu mümkün değildi. Adamı yanına gitti. “Patron, gidelim doksan saniye sonra gemi kül olacak.”

“Alabiliriz, Kaptan bozuntusu açtır kapıyı” Diğer kapı tamamen açılmıştı.

“Hemen gelmezseniz bu bölmeyi feda etmek zorunda kalacağız” dedi Kaptan. Marcus hâlâ tüm gücüyle az önce çıktıkları gemiye dönmeye çalışıyordu.

“O böcek bir servet” dedi. Ayların, yılların emeği var onda" Diğer adam patronunu kolundan yakalamış Fırtına’ya girmesi için zorluyordu.

“Kaptan gitmemiz gerek” dedi Kezyban. Hemen yanındaki Zofia “Sen ayrılma işlemini başlat” dedi. İlerledi. Ayakları iri, ağır ve sağlam bedenini zor taşıyor gibiydi. Denge birimini geçti Kapının önünde hala açacağım diye debelenen Marcus’a sağlam bir yumruk attı. Adam ne olduğunu anlamadan olduğu yere yığıldı. Bir çuval gibi sırtladı adamı kendi gemisine geçti. “Altmış saniye” dedi yardımcısı. Kapı kapandı ara bölme içeri çekildi. Hızlı adımlarla kaptan köşküne geçtiler.

Zofia sırtındaki adamı barındıkları depoya bıraktı. Marcus’un yardımcısı otuz saniye" dedi Zofia kendi kamarasına geçti. Yabancı gemiden hızla uzaklaşmaya başladı. Kısa bir süre sonra Fırtına hafifçe sarsıldı. Ani bir hızlanmayla Sıcak Yuva’dan uzaklaştı. Birkaç saniye sonrasında bir zamanlar hayat dolu olan gemiden geriye patlamalar ve alevler kalmıştı.

“Olay bundan ibaret” dedi Kaptan Aleksandr Storm. Benim ve mürettebatımın bir suçu yok. Karşılarındaki Hukuk Kurulunun başkanı üyelere baktı. Diğer beş kişi kendisini başıyla onayladılar. Başkan yazmana dönerek “Yaz” dedi ve ekledi. “Sıcak Yuva Faciası tamamen bir kazadan ibarettir. Ve şirket kazazedelerin yakınlarına gereken talimatı ödeyecektir.” Duruşmayı geriden izleyen Marcus Black adlı izleyicinin ve diğer şirket yetkililerinin söyleyecek hiçbir sözü yoktu.

2 Beğeni