Şiir Dünyası


(Bird of Hermes) #101

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Bir Nazım Hikmet de benden gelsin o vakit. Yaşamaya Dair 1.


(Ahmet Hakan) #102

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim
Adam aldırmada geç git, diyemem, aldırırım
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım

Yazarı bilmiyorum, edebiyat testi çözerken gördüm, hoşuma gitti, öyle paylaşayım dedim.


(Boş İnsan) #103

Gelin
Bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
Bana kötü
Bana terkettiğiniz düşünceleri verin
O vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
Ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
Onları verin, yakınmalarınızı
Artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
Ben aştım onları dediğiniz ne varsa
Bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
Boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
İçinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
Verin bana
Verin taammüden işlediğiniz suçları da.
Bedelinde biliyorum size çek
Yazmam yakışık almaz
Bunca kaybolmuş talan
Parayla ölçülür mü ya?

Bakın ben, bir çok tuhaf
Marifetimin yanısıra
İlginç ödeme yolları bulabilen biriyim
Üstüme yoktur ödeme hususunda
Sözün gelişi
Üyesi olduğunuz dernek toplantısında
Bir söyleve ne dersiniz?
Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
Kazanana vertigolar, nostaljiler
Karasevdalar çıkar.

Celladıma Gülümserken, İsmet Özel


#104

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu.
Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer…
Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
Niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
Niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş.

Kuş Koysunlar Yoluna, Nilgün Marmara


(Didem) #105

İçime işleyen acıyı size değil
Bir suya bırakmayı öğrendim
Dal olmaktan vazgeçeli çok oldu
Bu yüzden ne bir ağacım var
Bana beden
Ne de çiçek açacak benden.

Birhan Keskin


#106

Dil hayret-i gamla lal kaldı
Galib gibi bi-mecal kaldı
Gönderdiğin arz-ı hal kaldı.
El’ an, bir ihitmal kaldı,
İnsafın o yerde namı yok mu?

[Şeyh Galib]


#107

Acı şarap niyetine
İçmekteyim ben,
Sıvı bir göğü, kalbime
Yıldızlar serpen.

Charles Baudelarie


#108

Unutmak kolay mı deme
Unutursun Mihribanım
Oğlun kızın olsun hele
Unutursun Mihribanım…

[Abdürrahim Karakoç]


#109

The Lake Isle of Innisfree

I will arise and go now, and go to Innisfree,
And a small cabin build there, of clay and wattles made;
Nine bean-rows will I have there, a hive for the honey-bee,
And live alone in the bee-loud glade.

And I shall have some peace there, for peace comes dropping slow,
Dropping from the veils of the morning to where the cricket sings;
There midnight’s all a glimmer, and noon a purple glow,
And evening full of the linnet’s wings.

I will arise and go now, for always night and day
I hear lake water lapping with low sounds by the shore;
While I stand on the roadway, or on the pavements grey,
I hear it in the deep heart’s core.

Bu şiiri ilk kez bir Fleet Foxes şarkısında Innisfree adını duyunca okumuştum :slight_smile: Türkçede bile çok şiir okumayı sevmezken bir de yabancı dilde aynı eforu harcamak pek sevdiğim bir şey değil açıkçası, ama bu ilk bakışa ilgimi çeken az sayıdaki İngilizce şiirlerden biri olmayı başardı. En sevdiğim Fleet Foxes şarkılarıyla aynı atmosferi taşıyor. Ama Pecknold’un yazdığı şarkı sözlerini hala daha güzel buluyorum :stuck_out_tongue:


(Cem) #110

Harika bir seslendirmeyle Poe’dan “sessizlik” üzerine şahane bir şiir.


#111

Bektaş yüce dağ başında -yalağuz-du.
Bektaş zaten doğduğundan beri -yalağuz-du…
Bir sopa, üç beş koyun, bir köpek,
Bulutların içinde kendi kendine -yalağuz-du…

Mintanı ile yalnızdı, çarığı ile yalnızdı,
Bilinmez düşünceleri, Tanrısı ile yalnızdı…
Köyde, şehirde, kasabada, dağda
Beş on kelimesi, diliyle.
Yalnız insanların o garip haliyle;
Yalnızdı Bektaş, yapayalnızdı…

Bektaş mayıs böceği kadar yalnızdı,
Esaretinde hürriyetinde sevdasında,
Üç yaşında da yalnızdı, on beşte de, seksende de,
Yağmurların altında, bulakların kenarında.
Türküsünde, koşmasında, şarkısında,
Tamamda da, noksanda da,
Papatya gibi yalnızdı, kuşyemi gibi yalnızdı.
. . . . . . .
İğneden ipliğe işte Bektaş, yapayalağuzdu…

TURGUT UYAR


(yunusemre) #114

(Sabrina Sedgwick) #115

Gümüşten ve kusursuzum. Ön yargısızım.
Ne görsem, anında yutarım.
Neysem oyum, aşk ya da nefretle buğulanmadım.
Zalim değil, sadece dürüstüm-
Küçük bir tanrının gözüyüm- dört köşeli.
Çoğu zaman, derin derin karşı duvarı düşünürüm.
Pembe, benekli. O kadar çok baktım ki ona,
Kalbimin bir parçası sanıyorum onu. Fakat oynaşıyor.
Yüzler ve karanlık bizi hiç durmadan ayırır.
Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğilir üstüme,
Araştırarak, gerçekte kendisi olan davranışımı.
Sonra döner o yalancılara, mumlar ya da aya.
Sırtını görüyorum, ve yansıtıyorum sadakatle.
Göz yaşları ve ellerinin heyecanıyla ödüllendiriyor beni.
Onun için önemliyim. Gelir gider bakar.
Her sabah, yüzüdür karanlığın yerini alan.
Genç bir kızı boğdu içimde, ve içimde yaşlı bir kadın
Korkunç bir balık gibi doğrulur ona doğru günbegün.

Ayna, Sylvia Plath
Çeviri: Nurten Uyar


#116

Sultan-ı Yegah

Şamdanları dolanınca eski zaman sevdalarının
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
Nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın
Gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

Yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
Bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
Eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
Ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

Bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
Çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
Su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak
Belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın

Atilla İlhan

***Sultan-ı Yegah Atilla İlhan’ın şiirleri içinde bestelenmiş halini en çok sevdiği şiiridir. Çünkü makamında okunmuştur diyordu bir entry ekşide. Sultanı Yegah ise biricik yerlerin bile sultanı olan İstanbul’u ifade ediyor şiirde. :))


#117

Güneşli bir günde
Masmavi göreceğiz Karadeniz’i
Balkaya’dan Karpuz’a kadar.
Karış karış biliriz bu şehri;
EKİ’nin çiçekli bahçeleri,
Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;
Paydos saatlerinde yollara dökülen,
Soluk benizli insanlarıyla.
Siyah akar Zonguldak’ın deresi
Yüz karası değil, kömür karası
Böyle kazanılır ekmek parası

Orhan Veli

(Zonguldak Otogarında Orhan Veli’nin bu şiirinin son iki cümlesi yer alıyordu. Anımsadım da bir an.)


#118

Ruhum en güzel yaşında ve sen yeterince büyüksün
Kitaplarda tanıdığım tüm kadınlardan güzelsin.

Ali Lidar


(Derin) #119

gülümdün sen canım benim
dokununca kanar tenim
feryat benim gurbet sensin

(Öksüz Dede)


#120

Kırılgan

Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı.

Murathan Mungan


#121

Kendi içmez, içeni kınamaya bayılır.
Yüzünden aldatmaca, sahtekarlık yayılır.
Şarap içmiyor diye kasılıp gezer ama
Yedikleri yanında şarap meze sayılır.

Ömer Hayyam


#122

Ömer Hayyam damarıma bastın… Şimdi gidip kaydettiğim şiirlerini tekrar okumam lazım, dayanamıyorum :wine_glass: Bir şiir de ben bırakayım.

Bir elinde kadeh bir elinde Kur’an.
Bir helaldir işimiz bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kafiriz ne tam müslüman.

Ömer Hayyam