Şiir Dünyası


#1

Eğer bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman,
Sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir,
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan,
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinmezsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır,
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin, bazı alçaklar tarafından,
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür,
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir,
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir,
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalbin, sinirlerin ve kasların eskidikten çok sonra bile onları işine yaramaya zorlayabilirsen,
ve kendinde ‘dayan’ diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman, dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitemezlerse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir,

Ve dahası…

Sen bir Adam olursun, oğlum!

― Rudyard Kipling, Eğer


Karn Aduamin (Tanışalım, Kaynaşalım)
En Sevdiğiniz Dizeler
(Mrs Saturn (Af Bri, Elentâri) " İyi uyu ve Ev'i düşle. ") #2

BEKLE BENİ

Bekle beni, döneceğim
Bütün direncinle bekle beni.
Bekle hüzün yağmurları
Gökyüzünü kaplayınca,
Karakış üşütürken bekle,
Sarı sıcaklar yakarken bekle.
Kimseler beklemezken bekle beni,

Unut anılarla yüklü bir geçmişi
Ne bir mektup ne bir haber
Gelmesin ne çıkar, bekle beni
Bekle beni döneceğim
Bekle, yalnızca sen bekle beni.
Bekle beni döneceğim, bırak
Beklemekten usanmış dostlarım
Oğlum, anam, yoldaşlarım
Öldüğümü sansınlar benim
Umudu kesip bir ateşin başında
Beni yâd edip içsinler ama sen
İçme sakın yürek acısı o şaraptan
İnançla, sabırla bekle beni.

Bekle beni, döneceğim
Tüm ölümlere inat bekle.
Çünkü o büyük bekleyişin
Düşman ateşinden kurtaracak beni.
Bekle kızgın sıcaklar içinde,
Karlar savrulurken bekle beni,
Yalnızca seninle ben, ikimiz
Ölümsüz olduğumuzu bileceğiz;
O sırrı, o hiç kimsenin bilmediği.
Kimseler beklemezken
Beni beklediğini.

Konstantin Mihavloviç Simonov


(nostaljik portakal 🍊 ) #3

Armut ağacı

Oduncunun elinde bayılıp düşerim;
Marangozun elinde öykümü söylerim.

Kestane ağacı

Yükseklerde ormanın, daha yükseğinde konağın,
Göğüne çıkarım düştüğümde alçağın.

Meşe ağacı

Nasıl eserse essin kımıldamadan dururum.
Rüzgarın önünde hızlı, hızlı giderim.

“Orman”, William Morris


#4

Hayranım şu Orhan Veli’ye. Şiir’i sevdirdi bana.
Müşfik Kenter’in sesiyle de bir başka oluyor.


(Mrs Saturn (Af Bri, Elentâri) " İyi uyu ve Ev'i düşle. ") #5

A Elbereth! Gilthoniel!
Ey Elbereth! Göklerin yıldız saçan hanımı,
Ey aksi bize doğru ışıldayan mücevher!
Ey, yıldızlı göklerin kusursuz ihtişamı;
Nazarın ki engindir sonsuzlukları süzer…
Ağıt olup taşarak ormanımızın gamı;
Ey ebedi beyazlık, seninledir şarkımız
Denizin bu yanında sürgünse de halkımız!

J.R.R. Tolkien (Çeviren: M. Bahadırhan Dinçaslan)


(Cem) #6

O zaman klasik bir şiir atıyorum. Mary Shelley’in kocası da olan Percy Bysshe Shelley’den ünlü şiiri Ozymandias gelsin.

I met a traveller from an antique land
Who said: Two vast and trunkless legs of stone
Stand in the desert… near them, on the sand,
Half sunk, a shattered visage lies, whose frown,
And wrinkled lip, and sneer of cold command,
Tell that its sculptor well those passions read
Which yet survive, stamped on these lifeless things,
The hand that mocked them and the heart that fed;

And on the pedestal these words appear:
'My name is Ozymandias, king of kings;
Look on my works, ye Mighty, and despair!'
Nothing beside remains. Round the decay
Of that colossal wreck, boundless and bare
The lone and level sands stretch far away

Bu da Erdal Ceyhan tarafından yapılmış çeviri:

Eskil bir ülkeden bir yolcuya rastladım
Dedi ki; koca bir anıtın iki ayağı duruyor
Çölün tam ortasında, kumların tam üzerinde
Yarı batmış, kaşları çatık yüzüyle bir baş
Büzülmüş dudaklarıyla sanki sesleniyor
Yontucunun nice tutkularını yakalayıp
Şimdi bile yaşayan bu cansız şeylere aktardığı
Elleriyle taklit ettiği ve kalbiyle beslediği
Anıtın kaidesinde şunlar okunuyor:
“Ben Krallar Kralı Ozmandias’ım.”
Ey güçlü olan, şu yaptığım işlere bak ve titre””
O tarihi anıtın, uçsuz bucaksız çevresinde
Arasan sadece koca bir gövde ve kalıntılar
Başkaca uzanıp giden yalnızlık ve kumlar.


(Dedektif Sunay Kanmaz) #7

yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca cesedime yağdı

bana bir şey olursa diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
düşünürken üşürsem diye korktum
oturup siyah portakallar yedim
oturup korkunç kitaplar okudum
içimde bir sıkıntı gibi cinayet
içimde bir sığıntı gibi telaş
içimde felaket gibi bir merak
hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
şimdi çocukluğumun uzağına da düştüm
daha da düşersem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
ay kıvrılırsa diye
kan kıvranırsa diye
can sıçrarsa ölürken bir yerlere,
daha da ölürsem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
sessem, sersem bir heceysem eğer
seni bir kelime edersem diye korktum
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yalnış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum

yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca bu şiire yağdı

sağol aşkım
sağol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm,
kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum

her şeye rağmen
yağmura bulanmış, güzel bir yazdı

Küçük İskender


(nostaljik portakal 🍊 ) #8

Özgünü:

I saw thee ne’er before;
I see never more;
But love, and help, and pain, beautiful one,
Have made thee mine, till all my years are done.

Çevirisi:

Daha önce görmedim seni;
Bir daha görmeyeceğim seni;
Lâkin aşk ve yardım ve acı, güzelim,
Seni etti benim, ta ki bitene kadar tüm vaktim.

George MacDonald’ın daha dilimize çevrilmeyen Phantastes’inden bir kıta.


#9

çok sevdiğim bir şiirdir

Ayrıca; sadece 2 dakikalık bir şiirde oyunculuğunu konuşturan Savaş Dinçel… Işık seninle olsun :confused::pray:t2:


(nostaljik portakal 🍊 ) #10

Şiir ne zamana, kime ait bilmiyorum ama iskemleye dönüşme fikrinin işlendiği, üç kısa filmden oluşan şu harika filmde bunun aynısı oluyor. Yönetmenlere diyecek bir lafım yok zaten. :krs: Serbest çağrışım.


(Onur Selamet) #11

Tütmesi gereken ocak nerde?


#12

Bu da benden…


Sen şarkını söyle Morrison çünkü bu dünyada insanlar ölüyor.
Çünkü yaşlı prensesler var.
Henüz yaşayamadılar gelecek günlerini.
Hep aynı günü yaşamaktan yoruldular.
Elleri nasırlı, belleri bükük yaşlı prensesler,
hep aynı günü taktılar boyunlarına.
Doldurup kavanozlara geleceklerini
camekanlı dolaba koydular
ve özenle çektiler perdesini.
Hiç vazgeçmediler, umutla sıkıştırdılar kapaklarını,
hava almasın diye,
bozulmasın,
öylece kalsın diye.
Öylece kaldı.
Hala bir prensesler.
Çok zaman önceydi, yaşlandılar.
Şimdi saçlarında beyazdan taçlar,
ellerinde reçel kavanozlarının arkasına
yıllar önce gizledikleri kavanozlarıyla
aramızdan ayrılıyorlar,
sessizce,
denize doğru.
Çatlamış ayakları hiç bir iz bırakmıyor kumda.
Yavaş yavaş yitip gidiyorlar.
Ama sen şarkını söyle Morrison.
Müzik sihirlidir, şefkattir.
Avuntudur,
kanattır.
Kanatır.
Bize de söyle,
benim topraklarıma da söyle.
Olduğun yerden söyle,
topraktan söyle.
Bize hissettir.
Arınıp müziğini duyalım.
Yaşlı prensesler düşleri çok taze, günleri yorgun.
Bu dünyada ölünüyor.
Bu da benim ağırıma gidiyor.


#13

Öncelikle şiirin sahibini yazmamışım, kusura bakmayın. Şiir Müjdat Gezen e ait. Ve ilk kez 2001 Ocak yılında basılan “Şiirim Geldi Tutmayın Beni” adlı şiir kitabında yayınlanmış. Şimdi siz böyle söyleyince filmi de merak ettim. Akşam izlemeli :slight_smile:


(Simge Öztürk) #14

Çok beğendim. İsmi yok mu?


#15

Teşekkürler :slightly_smiling_face: yok galiba ama yaşlı prensesler olabilir :slightly_smiling_face:


(Barışcan Bozkurt) #16

Le Guin’in yazdığı Her Yerden Çok Uzakta’nın girişinden …

Önceden de oldu yüce anlarım.
Bir kez geceleyin parkta yürürken,
yağmur altında, güzün.
Bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında,
ekseni üzerinde dönen
yeryuvarına döndüğüm gün.
Kimileyin düşünürken,
sadece düşünüp tartarken olup biteni.
Ama hep yalnız.
Kendi başıma.
Bu kez yalnız değildim.
Yüce dağ başında bir arkadaş vardı yanımda.
Bir şey yok, hiçbir şey yok bundan üstün.
Ömrümce görmesem de bir daha,
eh diyebilirim yine de,
bir kez orada bulundum.


(nostaljik portakal 🍊 ) #17

Eve
Gel.

“Ezgilerin En Kısa ve En Tatlısı”, George MacDonald


(Dedektif Sunay Kanmaz) #18

Sanırım 4 yıl önce kaydetmiştim bu şiiri, 2 yıl önce de Youtube’da Kuzgun Poe adlı kanalımda paylaşmıştım. Eski bir kayıt ama yorumlara açığım :slight_smile:


#19

Olmak ya da olmamak,
İşte bütün mesele bu.
Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına,
İçin için katlanmak mı daha soylu,
Yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp
Son vermek mi onlara?

Ölmek, uyumak?
Hepsi bu? ve bir uykuyla
Yürek sızısına ve bedeni bekleyen
Binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek?
Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi!
Ölmek, uyumak? uyumak, belki rüya görmek.
Ha! İş burada. Çünkü o ölüm uykusunda,
Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez.
İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu
Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
Zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine,
Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine,
Devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
Sabırla bekleyen erdemli kişinin,
Değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
İnsan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken?
Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında
Homurdanıp terlemeye,
Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı?
Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği
O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
İşte bunları düşündükçe
Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
Ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
Endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
Bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
Bu yüzden yörüngesinden sapıyor
Ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları.
Hey, o da kim? Güzel Ophelia!
Peri kızı, dualarında benim günahlarımı da unutma.

William Shakespeare


(Hiçliğin bekçisi…) #20

Karanlık Deniz

Şimdi seni düşünüyorum, biliyorsun
Aklıma ellerin geliyor önce
Yağmurlu birgün hatırlıyorum
Islanmış bir serçe kuşu hatırlıyorum
Durup durup ölümü hatırlıyorum
Alnıma bir ışık vuruyor karanlıkta
Sonra alabildiğine bir sessizlik başlıyor
Alabildiğine bir deniz
Alabildiğine kum
İçim ürpertilerle dolu
Karanlık denizlerin ortasında
Seni düşünüyorum

Hani denizin insanı deli eden maviliği
Nerde o güneş parıltıları nerde
Göremiyorum ama duyuyorum
Yaklaşan fırtına sen olmalısın
Bu rüzgar senin hayallerin olmalı
Senin ümitlerin
Senin arzuların olmalı
Bütün karanlıklara razıyım
Yalnız uzaklarda, çok uzaklarda
Bir gemici feneri yanmalı

Bu korkunç ağırlıkları kim koydu başıma
Bu marşandiz trenleri nereye gidiyor
Ben bir katran deniziyim artık
Dalgalarım iri kayaları döver durur
Bütün yaratıklar derinliklerimde kapkara
Ne bir seven var beni
Ne bir anlayan bulunur

İçimde çalkalanan bir dünya
Kulaklarımda karanlığın uğultusu
Ve gözbebeklerimde korkuların en büyüğü
Bir büyük dünyada yalnız kalmak korkusu
Ölürsem korkudan öleceğim

Düşen yıldızlar gibi
Batan gemiler gibi yalnızlığım
Sisli şafaklar doğar ufkumdan
Kör bıçaklar bilenir düşlerimde her gece
Kirli bir güneş kahreder dalgalarımı
Bir çamur yığını sıvanır yüzüme
Gitgide artar yalnızlığım
Sonra duyarım iliklerimde sabahın olduğunu
Bir yosun parçası kımıldanır, gerinir
Bittiği yerde başlar yalnızlığım

Pusulalar işlemiyor artık
Yıldızlar yol göstermiyor
Rüzgar bile ihanet etti bize
Bir saçların vardı deli divane olduğumuz
Bir saçların vardı
Bir saçların vardı
Alnına düşerdi akşamları
Hiç değilse yaşadığımızı bilirdik hayal meyal
Nefes aldığımızı
İnsan olduğumuzu bilirdik
Saçların bizi kurtarırdı düştüğümüz girdaplardan
Bizi bir derinlerden yeryüzüne çıkarırdı
Her telinde mevsimleri seyrettiğimiz
Varlığını en büyük mutluluk bildiğimiz
Bir saçların vardı
Bir saçların vardı deli divane olduğumuz

Şimdi bütün gün üstüme yağmur yağıyor
Bütün gece kar
Yalnızlığın tam ortasındayım artık
Yalnızlık kadar

Bilsen nasıl üşüyorum
Al şu ellerimi ısıt biraz
Ya da al götür bu soğukları
Bu yağmurları
Görmüyor musun beni öldürecekler artık
Beni öldürecekeler diyorum sana
Geçmiş gelecek bütün yıllarım
Bütün umutlarım senin olsun al
Beni bu karanlık denizlerde bırakma

Ümit Yaşar Oğuzcan