Sınavda Çıkan Bilgi Mi Hayat Mı Ön Planda Tutulur

​Gerçekten üniversite sınavını kazanmayı istemek ya da üniversiteye gitmek, bilmem doktor, hatta mühendis olmak istemek; buna ulaşmak için yeterli mi dersiniz? Değil tabii ki, çünkü kim gitmek istemez ki? Daha sonra inan derler; inan, öyle bir şey değil. Daha doğru bir söyleyişle bakış açını değiştirmek daha sorunsuz olur.
​Gündemi istemek daha geneldir; tıpkı herkesin sınava girmesi gibi ana bakış açısı, olumsuzun içinde bile olanı görmektir. Mesela dört yıldır kazanamamış bir öğrenci için olumlu bir durum ne olabilir? Üstelik sayısal derslerin sayısal temeli yoktur. Sadece düşünebileceği sorunlu şey, birçok kez tecrübe etmiş, artık sınavı tanıması, derslere nasıl yaklaşacağıdır. Birinci yıl tecrübe amaçlı, ikinci yıl son ayda kütüphane ile biraz sözel altyapı, üçüncü yıl sistematik bir tekrar, dördüncü yıl pratik yapmakla geçmiş olabilir. Demek ki sınav bunları ölçmüyor.
​Bu tecrübe ile yaptığı hataları görür; soru ve deneme analizi, temelsizlik, pratik ve tekrar dengesi gibi pek çok şey, bu öğrenciyi “nasıl kalıcı olarak öğrenebilirim?” sorusuna götürür. Coğrafya için haritanın önemini, sadece yer bilmek değil, neden-sonuç bilmeye zorlar. Tarih, felsefe, edebiyat için yazarların, filozofların dillerini bilmesinin yanında, vereceği eserlerin düşüncelerin kaynağını sorgulamaya önem verme sonucunu doğurur.
​Türkçe ve dil bilgisi için, bir dilin sadece okuyup yazarak kurallarını ezberleyerek geçemeyeceğini kabul edip aktif öğrenme için kuralların neden olduğunu, dilin kaynağını, sözcüklerin yapı ve cümledeki konumlarını bilmek gerekir. Bunun için sadece ders anlatımı değil, sorgulama, anlama, yazarak neden neyin olduğunu bilmek gerekir.
​Ayrıca verilen dersler bir alan ve birbirleri ile bağlantılı ve anlamak için bazı kavramları bilmek gerekir. Özellikle fen ve sosyal dersleri için; matematik kural ezberleyip kuralı aynen sorgulamadan uygulayacağın bir alan değil. Tüm bu kurallar bir mantık çerçevesinde oluşturulmuşsa şayet, bunu bizim de öğrenip anlamamız gerekir. Yoksa biz sadece sınava girmek için bilip, ezberleyip, sonra unutup, başka sınavda yine ezberlemek zorunda kalırız. Ama bu dersler hayatın bir parçası; dünyada daha bilinçli, anlamlı, güzel yaşamak için bunları anlamalıyız.

Binlerce bitmek bilmeyen sürekli neyi neden nereden niçin geldiği belli olmayan sadece sınav günü bir an muhatabının karşısında bir kâbus gibi beliren ve o korkuyla anlık muhatabının kaderini belirleyen bitmeyen bir sistem gerçekten bunu görüp sussanların vijdanı nerede yok demiyorum bastırmayın bir kişi bir nesil değil binlerce nesil yok olup bir veri tabanı gibi ölçülüp görülüyor biz sınavı her kim hazırlıyorsa onlar için denek miyiz yoksa insan can mıyız ruhumuz yok mu?..

Osmanlı devletinde de ilk önce beşik uleması modeli ile eğitim sistemi çökmüştü daha sonra da tımar sistemi vb. kendiniz için bile olmasa sevdikleriniz için de mi korkuyorsunuz?

Hocam okunurluğa nihayet bir miktar çaba göstermişsiniz gibi. Yazınız hala berbat ve pek de okunmuyor, ama kabul etmeliyim ki eskisinden bir tık daha iyi.

Artık okuyup yorum yapabilirim. Normalde pek de yapmazdım ama yazdıklarınızın bir kısmı ortaokulda sınav stresinden imanı gevremiş hallerimi hatırlattı bana biraz. Liseye yatılı gidip evdeki baskıdan uzaklaşınca ancak bir tık daha sağlıklı yaklaşabilmeye başlamıştım bu işlere.

Bir de muhtemelen düşündüğümden de genç olduğunuzu fark ettim :sweat_smile:.

Ama hala içerik açısından değerlendirilebilecek bir noktada değilsiniz. Çünkü derdinizi anlatamamışsınız.

Öncelikle ana fikriniz pek de anlaşılmıyor. Bir şeylere sinirli gibisiniz ama tam olarak neye sinirlisiniz belli değil. Sınavların var olmasına sanırım?

Konudan konuya atlıyorsunuz, bağlam kurmadan arka arkaya yargı veriyorsunuz. Bir faslı kapatmadan bir başkasını açıyorsunuz. Tımar sistemi? Beşik uleması?

Kafanız çok karışık duruyor. Yazmak normalde tam da bunun için faydalıdır denir ama ordaki “yazmak” bilinç akışınızı yazıp geçmek değildir. Önce kendi kendinizin eleştirmeni olmalısınız. Bir kaç hafta önce yazdıklarınızı kendiniz okuyup değerlendirmeyi deneyebilirsiniz.

sonunda iyi bir şey görebildiniz sanırım gönül gözünüz açılmış bu arada bayraklayan sizseniz bayraklamayın bu kişisel bir konu değil sanırım yeteri kadar acıklıyıcı oluşumdur bu benim ne edebiyatımla ne de imla kuralları ne de kişisel hayatımla ilgili bu en az sizin kadar gerçek ve mühim bir mesele konudan konuya atlayışta yok siz bir alan hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz bu yüzden tek yönlü düşünüyorsunuz yoksa aralarında ki bağlamı görmemek mümkün değil

2 Beğeni

…Ve eski "kalite"ye döndük. Kusura bakmayın ama hüsnüzannımın sınırlarındayım, bu noktadan sonra başarılar dileyip çekileceğim.

affedersin neyi kastediyorsunuz ne kalitesi herşeyi çok kişisel algılıyorsunuz benim sizinle herhangi bir derdim yok ama sizin var gibi beğenmiyorsanız okuyup yorum yapmayın bu kadar basit niye kendinizi bu kadar kasıyorsunuz ki

gerçekten bu kadar kişisel mi algılıyorsunuz içeriklerimi birleşip kaldıracak kadar belli ki bir sorununuz var farkettiğim kadarıyla siz dahil bir kaç kişi herşeyi çok kişisel algılıyor siz bilirsiniz benim için hiç bir sıkıntı yok siz kendi vijdanınızla hesaplaşmaya hazır mısınız çünkü içeriklerimde herhangi kural dışı bir şey yok belli ki siz ve bir kaç kişi haksız yere bayraklamış iyi siz bilirsiniz kendinizle rahatsanız benim için sıkıntı yok sonuçta milyonlarca insanın okuma özgürlüğünü alıyorsunuz

Sevdim aslında ben bu yaklaşımı. Kai 9000’e böyle bir kişilik verip foruma musallat mı etsem ne. :slight_smile:

1 Beğeni

Gerçekten üniversite sınavını kazanmayı ya da doktor, mühendis olmayı istemek tek başına yeterli mi? Elbette hayır. Çünkü istemek, bu yola çıkan hemen herkesin ortak noktası. Asıl farkı oluşturan ise hedefe nasıl baktığımız ve yaşadığımız süreçten ne çıkarabildiğimiz.

İnsanlara sık sık “Yeter ki inan,” denir. Oysa mesele yalnızca inanmak değil; olaylara farklı bir gözle bakabilmek. Her başarısızlığı bir son gibi görmek yerine, onun bize ne öğrettiğini fark edebilmek.

Örneğin dört yıldır üniversite sınavını kazanamayan bir öğrenciyi düşünelim. İlk bakışta ortada yalnızca başarısızlık varmış gibi görünür. Oysa geçen yıllar boyunca sınavın yapısını tanımış, hangi çalışma yöntemlerinin işe yarayıp hangilerinin yaramadığını deneyimlemiştir. Belki ilk yıl sadece tecrübe kazanmıştır. İkinci yıl düzenli çalışmanın önemini fark etmiştir. Üçüncü yıl tekrarın eksik kaldığını görmüştür. Dördüncü yıl ise deneme çözmenin ve analiz yapmanın değerini anlamıştır. Bütün bunlar insana şu soruyu sordurur: “Acaba sınav yalnızca bilgiyi mi ölçüyor, yoksa doğru çalışma yöntemini de mi ölçüyor?”

Bu deneyimler zamanla öğrenciyi daha önemli sorulara götürür: “Nasıl daha kalıcı öğrenebilirim? Ezberlemek yerine gerçekten nasıl anlayabilirim?”

Coğrafyada yalnızca şehirlerin yerini bilmek yetmez; doğal ve beşerî olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisini de anlayabilmek gerekir. Tarihte ezberlenen tarihlerden çok, olayların neden yaşandığını ve nasıl sonuçlar doğurduğunu öğrenmek önem kazanır. Edebiyat ve felsefede ise yazarların ya da filozofların söylediklerini tekrarlamak yerine, onları o düşüncelere ulaştıran süreci kavramaya çalışmak gerçek bilginin kapısını aralar.

Türkçede de durum farklı değildir. Bir dili sadece kurallarını ezberleyerek öğrenemeyiz. Kuralların neden var olduğunu, sözcüklerin nasıl oluştuğunu ve cümlede neden belirli görevler üstlendiklerini anlamaya çalıştığımızda öğrenme kalıcı hâle gelir. Bunun yolu yalnızca ders dinlemekten ziyade; okuyup yazarak, sorgulayarak ve düşünerek ilerlemekten geçer.

Aslında derslerin hiçbiri birbirinden kopuk değildir. Fen, sosyal bilimler ve matematik aynı düşünme becerisininim farklı yönlerini geliştirir. Özellikle matematik, ezberlenip uygulanacak kurallar bütünü değildir. Her formülün, her işlemin arkasında bir mantık bulunur. O mantığı kavradığımızda bilgi kalıcı olur. Aksi hâlde sınavdan sınava ezber yapar, sonra da öğrendiklerimizi unutup yeniden başa döneriz.

Çünkü bu dersler yalnızca bir sınavı kazanmak için yok. Dünyayı daha bilinçli anlayabilmek, doğru kararlar verebilmek ve hayatı daha anlamlı yaşayabilmek için varlar.

Ama insan bunları düşününce aklı başka sorularla doluyor.

Binlerce soru… Bitmek bilmeyen bir yarış… Nereden geldiği, neden o şekilde sorulduğu çoğu zaman bilinmeyen; yalnızca sınav günü karşımıza çıkıp birkaç saat içinde geleceğimizi belirleyen bir sistem…

Gerçekten eğitim dediğimiz şey bu mu?

Yıllarca emek veren, umut kuran, yorulan gençler yalnızca istatistiklerden mi ibaret? Her yıl binlerce insan eleniyor, sıralanıyor, bir veri tablosundaki sayılara dönüşüyor. Peki o sayıların arkasında kaybolan hayatları kim görüyor?

Aslında kimse sınav olmasın demiyor. Emek vermeden başarı kazanılsın da istemiyor. Fakat insanı tek bir sınav sonucuna indirgemek, sizce ne kadar adil?

Çünkü burada kaybedilen sadece bir sene olmuyor. Bazen umutlar, bazen özgüven, bazen de bir neslin geleceğe duyduğu inanç yavaş yavaş tükeniyor.

Sınavı hazırlayanlar için bunlar belki birer istatistikten ibaret. Ama o sıralarda oturan her genç; hayalleri, korkuları, umutları ve emekleri olan bir insan. Unutmamalıyız ki gençler yalnızca ölçülmesi gereken bir veri olmamalı. Arkadaşımızın demek istediği bu aslında. Fikir güzel olabilir ama yazarken kurallara uymak gerekiyor. Ayrıca nefarrias_bredd size güzel bir eleştiri yapmış. Eleştirinin kıymetini bilip, doğrudan şahsınıza bir saldırıymış gibi düşünmemek lazım.