Yazarlar Bizi Kandırıyor mu?

Efsaneleşmiş, klasikleşmiş bir yazar cümlesi var: Yazan ben olsam da olayın nereye gideceğini veya karaktere ne olacağını bilmiyorum. Hikayeyi takip ediyorum, beni nereye götürüyorsa oraya gidiyorum ve önceden kestirmem mümkün olmuyor.

Bu sözleri çoğu yazardan duymuşuzdur (J.R.R Tolkien, Stephen King vs.) ama bu ne kadar doğru? Siz hikayeyi değil de hikayenin sizi yönlendirmesi ne kadar gerçekçi?

Madem bu kadar kolay bende bir hikaye bulayım, beni yönlendirsin sonra gidip bastırayım kitabı. Olay bu mudur?

Bu konuyu açmak Rıhtım’da açılan bir başlıkla aklıma geldi. Bkz: Doğu Yücel: "Sadece Hikâyeye Kulak Veriyorum ve Onun Götürdüğü Yere Gidiyorum"

‘‘Sadece hikayeye kulak veriyorum ve onun götürdüğü yere gidiyorum’’ sözlerini söyleyerek yazarlar daha mı havalı oluyor, ya da insanlar bu sözleri duyunca hikayede bir doğa üstülük olduğunu düşünüp (kendi kendini yazan kitap) daha mı çok satın alıyorlar?

Neden takıldın ki buna ? Sen oku geç. :sweat_smile:

1 Beğeni

O zaman marifet yazarda değil hikayede olmuş oluyor. Her şeyi hikaye yapıyor, olay örgüsü, yazım, karakterler her şey ama her şey hikayenin elinde yazarın değil.

Madem bunu yapan hikaye ise yazar ne işe yarıyor? Bunu yapan hikaye ise kitap kapağında neden yazarın ismi oluyor?

Size de saçma gelmiyor mu ‘‘Ben hikayenin gittiği yoldan gidiyorum, ne olacağını ben bile bilmiyorum’’ demeleri.

1 Beğeni

Gelmiyor. Hikaye yazmak bir süreç ve bu sırada aniden gelen fikirlerin hikayenin sonunu hazırlaması gayet normal bir şey bence. Ayrıca her şeyi yapan hikaye olsa dahi kim yazarın kendisinin yazdığı şekilde dile getirebilir ki onu?

10 Beğeni

Uzun süre bir şeyler yazan biri olarak ben aslında ne demek istediğini anlıyorum bu şekilde konuşan yazarların. Yazarken insan bir noktada sonun nereye ulaşacağını iyi kötü biliyor. Hikayenin başlangıcı da zaten yazarı bir olayın, bir anının, bir durumun tetiklemesiyle ortaya çıkıyor. Arada kalan ve sona giden o yolu çoğu yazar boş bırakıyor. Ne zaman ki kağıdın, kalemin veya klavyenin başına oturuyor o zaman yazarken akıyor hikaye. Bana kalırsa bunu izah etmenin en doğru yolu böyle. Yazarken şekillenen olaylar hikayeye bırakılıyor gibi oluyor bu sebeple. Aslında yazar dur noktalarını çoğunca biliyor ama o noktaya giderken kendisini hayal gücünün akışına bırakıyor. Hayal gücünün akışı da hikayenin kendi gittiği yol oluyor. Sanırım bu şekilde daha iyi anlatabildim herhalde. :slight_smile:

Ekleme: Hikayenin yetkinliği de yazarın tecrübesi ve aktarım gücüne bağlı tabii.

14 Beğeni

Bu biraz akışina birakmak bence. Ama yazarken. Yani her şey hamken. Hikaye bittikten sonra ise kurguyu oturtmak düzenlemek bu. Çoğu yazar yapıyor bunu. Cünkü yazmak ısmarlama ve planlama ile doğaçlama olduğu kadar harika olmuyor. Neil Gaiman da yapıyor bunu. Twitter’da bir kitap planı için tavsiyesi şu şekilde " Hikayede ne oluyorsa hepsini yaz, ikinci taslakta da sanki baştan beri ne yaptığını biliyormuşsun gibi görünmesini sağla"

Yazmak içten gelen bir şey sonuçta. Satırlara kalbin ve zihnin olduğu gibi dökülecek. En sonunda ona bir şekil şemal vereceksin.

Bence bunda bir sorun yok. Soruyu doğru anladıysam tabii. Ama bundan hoşlanmayan okura da saygı duyarım. Kandırmak olmaması adına böyle olduğunu söylemek hem okur hem de yazar açısından daha iyidir sanırım.

4 Beğeni

Diğer arkadaşlar güzel anlatmış. 2-3 kitabı basılmış biri olarak durumun aynen böyle geliştiğini doğrulayabilirim ben de. Genelde kafanızda bir başlangıç, bir fikir ve bir de olası bir son oluyor. Ama oturup yazmaya başladığınız zaman bazen aklınıza daha iyi bir fikir geliyor, bazen de kaleme aldığınız karakter ben öyle bir şey yapmam ki deyip sizi başka sulara çekebiliyor. Kimi zaman ilk tasarladığınız sonu bile çöpe atabiliyorsunuz.

Yazmak başlı başına bir macera anlayacağınız. Önemli olan hikayenin tutarlılığını bozmamak ve hayallerinizi inandırıcı bir şekilde kağıda dökebilmek :slight_smile:

10 Beğeni

Sonuçta hikayenin iskelet kurgusu belli olsada yazar tarafından. Yazarken değişikliklere uğrayabilir. Ama anakonu tabii ki bellidir.

Ben Seçki’ye zamanında bir öykü gönderdim. Baş karakterle içimizde büyük bir sıkıntı vardı ve bu sıkıntının ne olduğunu o da ben de bilmiyorduk. Ben sorunu ancak karakter çözünce çözebildim. Öyküde hoşuma gitmeyen, kontrol edemediğim yerler vardı ve öykü beni taşıyor, karakterler benden çok bağımsız davranıyordu. Yalnız bu canımı sıkan yerlerin aslında kurguda yeri olduğunu baş karakter kendi içindeki sıkıntısını çözünce anlayabildim; o bana anlattı. Biliyorum, çok şizofrenik bir olay bu, zaten yazmak genel anlamıyla öyledir. Ama %90 bilinçaltınız bir şeyler kurguluyor ve bunu çok sonra öğreniyorsunuz. Bilmiyorum, bende öyle oluyor.

Bir de her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilerek yazmak sizin yazma zevkinizi baltalıyor, belli yönlere doğru çekmeye çalıştığınız kurgu zorlama oluyor. Yazarken ortaya çıkan her şey aşırı bir doğallık katıyor metne. Eğer bugüne kadar ortaya hiçbir kurgusal metin çıkartmadıysanız anlamamanız, saçma gelmesi çok normal. Kimse havalı olmak için demiyor onları, deneyimlerini paylaşıyorlar.

3 Beğeni

Bir iki tane kısa hikaye yazmış birisi olarak bahsedilen konuya katılıyorum. Aklımda belirli bir plan oluşturduktan sonra yazmaya başlıyorum. O anda beyin inanılmaz şekilde farklı çalışmaya başlıyor. Kendimi karakterin yerine koyuyorum ve yaşamaya başlıyorum, karakterin düşündüklerini düşünüyorum, hissettiklerini hissediyorum. Hani sürükleyici bir kitabı okurken belli bir süre sonra artık gözleriniz otomatik olarak okumaya başlar, artık önünüzdeki yazılar yerini sizin hayalerinizdeki görüntülere bırakır ya işte o duygunun yoğun halini düşünün.

Yazmadan önce belirlenen konu sadece bir sınır işlevi görüyor, o sınırın içi yazarın hayal gücüne, yeteneğine, isteğine, birikimine göre doğaçlama olarak doluyor.

2 Beğeni

Müzik üretirken de aynı durum geçerli. Herhangi bir eser üretmeye kalkışan insanların çoğunun bu durumu gayet anlayabileceğini düşünüyorum. Müziği yapmaya başlamadan önce bir kısmı kafanızda yaratmışsınızdır ancak bir bütünlük oluşturabilmesi için o kısmı tamamen kaldırmanız ya da değiştirmeniz gerekebilir. Gayet olağan bir durumdur bu.

Hikayeler akla gelen salt fikirlerden oluşmaz. Bir bütünlük teşkil etmeleri gerekmektedir. Bu yüzden üreticinin iradesi her paragrafta giderek daha da kısıtlanır. Aynı zamanda bir durum daha söz konusudur. Buna “yazarken düşünmek” diyebiliriz. İlk satırı koyduktan sonra zihninizde bir araya getiremediğiniz sözcüklerin, yazıda teker teker bir araya geldiğini görürüz.

7 Beğeni

Yazarlar bizi kandırmıyor. Özellikle de roman gibi hacimli metinlerde durum çoğu zaman böyle. En azından benim için. Tabi ki kafanızda yazmaya başlamadan önce bir taslak oluyor. Ancak yazmayı bitirdiğinizde bazen hikayenin sizi farklı yerlere sürüklediğini görüyorsunuz.

Bu durum için şöyle bir örnek vereyim: Diyelim ki kafanızda Pazar günü bir arkadaşınıza gitmeyi ve onunla öğle yemeği yemeyi ve yemekte de kebap yemeyi tasarladınız. Bu sizin planınız. Ancak o buluşmaya hiç gidemeyebilirsiniz, ya da arkadaşınızın işi çıkabilir. Arkadaşınız buluşmaya tek gelmeyebilir. Öğleye değil akşama buluşabilirsiniz, yemek yemeyebilirsiniz ya da yemekte kebap değil de lahmacun yiyebilirsiniz. Buluşma sizin düşündüğünüzü aksine çok tatsız geçebilir. Dönüşte kaza yapabilirsiniz. Vs, vs… Ortaya çıkabilecek alternatif olayları daha da çoğaltabiliriz ve olaylar sizi farklı mecralara sürükleyebilir. İşte bir metin de böyle. Tasarladığınızla ortaya çıkan aynı olmayabilir.

3 Beğeni

O değil de bu cümle başlıkta olmasaydı yine de görülür müydü acaba? :stuck_out_tongue:

Diğer arkadaşlara katılıyorum. Yazarken çok az şeyi planlarım, sonu ise yüzde doksan değişir. O yüzden yazarken aklıma gelen seçenekleri denerim. Hoşuma gitmediyse geri dönüp diğer seçeneği izlerim, ta ki içime sinene kadar. Her şeyi planlayıp yazmak sıkıcı gelebilir insana. Yazarken bir ahenk yakalarsın ve onun bozulmasını istemediğin için kafandaki fikri tamamen değiştirebilirsin.
Burada takdir yine sonuca başarıyla varıp iyi bir eser çıkaran yazara gider.

2 Beğeni

Bence kandırıyor olabilirler :slight_smile: Ben yazdıklarımla kesin kandırıyorum :slight_smile:

Şaka bir yana, hikayenin içinden kaçmak isteyen karakterler, başka sayfaya atlayan kahramanlar, kalemin ucuyla boğuşan hikaye şahsiyetleri, öyküyü terkedenler, hatta öyküyü mahkemeye veren karakterler bile vardır olabilir olmuştur. Murat Gülsoy’un böyle bir öyküsünü hatırlıyorum. Yazara karşı çıkan öykü akışlarını ben çok seviyorum. Yazarın adı kitapta yazmasa da olur. Belki ona “kaleme alan” da diyebiliriz. Neden olmasın.

Ama her ne olursa olsun, ben bu işin yani yazma işinin yaratım sürecini geçtikten sonra ciddi teknik donanım, disiplin, mesai isteyen bir iş olduğuna inanıyorum. İşte işin bu aşamasında o hayta hikaye ve kahramanları, hizaya gelip okunabilir olmaları için yazanlara ihtiyaç duyuyorlar.

Hop yazıp kitap bastırılabiliyorsa benimle de paylaşın lütfen :slight_smile:

Son olarak, geçenlerde çok naif bir öykü kaleme almaya çalışırken, son paragrafta yine kahraman delirdi :slight_smile: Bünye kabul etmeyince olmuyor demek.

Kalın sağlıcakla :pray:t2:

3 Beğeni

KONU DIŞI

( profil fotoğrafınız nereden? Çok çok tanıdık geldi bir türlü çıkaramadım.)

-KONU DIŞI-

“Dark wallpaper” diye aratınca çıkan resimlerden biriydi, hoşuma gitti. Eğer bir filmden ya da başka bir yerdense bilmiyorum. Stalker filmindeki raylara ve filmin atmosferine benzettim şahsen. İsterseniz orijinal resmi atabilirim.

1 Beğeni