Zokayı yuttuk mu şimdi… 
Arkadaşlar… Herkese merhaba…
Vaktiniz varsa biraz sohbet edelim…
Gerçi biz bunları hep anlattık ama… La, biz bunları anlattık! Kalemle anlattık, küple gösterdik… Sürahiyle anlattık, leğenle anlattık, güğümle anlattık ya!
“Çizgi roman okumak ayrıcalıktır.” dediğimde ne anlıyorsunuz?
Burada bir Felix ibaresi geçmiyor, değil mi? Hatta cümlede F harfi bile yok.
Hatta bu cümle ya da cümleler benim bulduğum bir şey bile değil… (Yukarıda 90’lı yılların 2. yarısında yayınlanan fumettilerin arka kapağından bir görsel görüyorsunuz…) Ama burada çizgi romana kattığımız ya da katmak istediğimiz payeden bahsediyorum.
“Siz daha ayrıcalıklı olun, kaliteli çizgi roman okuyun.” derken de Felix’ten bahsetmiyorum.
Çizgi romanların kaliteli olması gerektiğinden, her birinin bir sanat eseri olduğundan ve gerek çeviri, gerek grafik, gerekse editoryal süreçlerinin daha özenli yapılarak okura o şekilde ulaştırılması gerektiğinden bahsediyorum.
Çizgi roman okumak, kitap okumak bir ayrıcalık değilse nedir?
Hiç okuyanla okumayan bir olur mu?
Ne kendimizi bir kategoriye koyuyor ne de kimseyi yargılıyoruz.
Ama bazı arkadaşlar… Felix’in edisyon standardından dolayı çizgi romana verdiğimiz bu payeyi sanki “Felix okumak ayrıcalıktır.” gibi algılıyor…
Yıllar yıllar önce… Birçoğunuz daha yokken, birçoğunuz okuma yazma bilmezken, birçoğumuz da o süreci yaşamışken —kimseyi yargılamıyorum… Zaman denilen olgu hepimiz için geçerli— Sayın Ege Görgün (#hayvansevmeyenisevmeyen) bir yazı kaleme almıştı…
Okur yeniliklere açık değil.
Milliyet grubunda yer alan AD Yayıncılık, çizgi roman yayımlamaya Mart 1996’da Dylan Dog ile başladı.
Dylan Dog bir İtalyan çizgi romanı. Bugün İtalya’da en çok satan kahramanlardan biri. Arkasından yine İtalyan olan Martin Mystère, Zagor, Nathan Never ve Tex geldi.
Dylan Dog ve Nathan Never okuyucuya yabancı kahramanlardı. Diğerleri ise daha önce denenmişti, okur kitlesi hazırdı.
Çizgi roman dizisinin editörü Ege Görgün, Ahmet Kocaoğlu’nun tersine çizgi roman yayıncılığının tükenişinde okurun da rolü olduğu görüşündeydi:
"Bana ulaşan okuyucu telefon ve mektuplarından edindiğim izlenimler, okurlarımız hakkında bazı fikirler yürütmemi sağlamıştı. Nathan Never ve Dylan Dog dizilerinin başarısızlığı ne yazık ki, yürüttüğüm fikirlerin gerçeklikten pek uzak olmadığını kanıtladı.
1. Türk çizgi roman okuru muhafazakârdır, yeniliklere açık değildir.
2. Türk çizgi roman okuru çizgi romanın değil, çizgi roman kahramanlarının müptelasıdır.
3. Türk çizgi roman okuru iyi bir sinema izleyicisi ve yazın takipçisidir. Ki bu sanat dalları çizgi roman sanatıyla doğrudan bağlantılıdır."
Bugün baktığımızda da Sayın Görgün’ün tespitlerinin hâlâ geçerli olduğunu görüyoruz…
“Çizgi roman okumak ayrıcalıktır.” dediğimizde bunu markaya yoranlar, emek ve maliyetin karşılığını vermeye gelince bütçe bahanesinin arkasına sığınan arkadaşlar…
Ege Görgün yıllar önce ne dediyse bugün hâlâ geçerli: Okur muhafazakâr, kahraman bağımlısı ve yeniliğe kapalı.
Kaliteli kâğıt, özenli çeviri, koleksiyon değeri istiyorsunuz ama iş taşın altına el koymaya gelince eskinin ucuz konforundan vazgeçmiyorsunuz.
Piyasayı bu kısır döngüye mahkûm eden de tam olarak bu çelişkidir.
Benim soft, yüksek adetli, genele hitap eden bir baskı yapmam zor…
Deniyoruz… Gannibal ile denedim… Fasikül baskılarımız ile denedik…
3–5 kişiyi mutlu edeceğim diye depoları şişirme ya da maliyeti yüksek, geri dönüşü uzun veya hiç olmayan işlerin arkasına girme şansım yok maalesef.
Diğer bir pencereden bakalım…
Piyasada yarım kalan çizgi romanların niye yarım kaldığını tartışıyor muyuz?
O kadar güzel Image Comics serileri mesela…
Ahmet Abi’nin bastığı bir Image serisi olan Ölümcül Sınıf, yine Arkabahçe’nin bastığı Kirkman ve Azzarello ikilisinden Outcast —of ki ne of, en sevdiğim—, Ölümcül Sınıf’ın yazarı Rick Remender’ın eseri olan, muhteşem çizgileriyle Matteo Scalera’nın çizdiği Black Science (Kara Bilim)…
İlk çıktığında “Tam basılacak bağımsız.” dediğim, Kayıp Kıta bastığında ise heyecanlandığım Hakikat Bürosu…
Yedi Eisner Ödülü, dört Hugo Ödülü ve 2018’de Harvey Ödülleri Yılın Kitabı ödülü de dâhil olmak üzere birçok ödül kazanan, Marmara’nın bastığı Monstress…
Ve aklıma gelmeyen niceleri…
Bunlar hep “Daha genel kitleye basalım, daha çok okura ulaşsın, daha çok çizgi roman okuruna hitap etsin.” diye basılan ama maalesef Sayın Ege Görgün’ün yıllar önce tarif ettiği okur profiline kurban giden kitaplardan sadece birkaçı.
Ya da benim en sevdiklerim…
Keşke Omnibus olarak tek seferde ya da iki ciltte Türkçe olarak kitaplığıma koyabilsem… Fiyatı varsın 5 değil, 10 bin olsun.
Çizgi roman okuru olarak önce basılanlara sahip çıkalım.
Ahmet Abi’nin geçen bir videosunda denk geldim… Dan Slott’un Fantastik Dörtlü serisi satmamış.
Seriyi tamamlamak adına uzun bir özet girilip bir final cildi yapılacak ve güncel seriye bir an önce geçilecekmiş.
Kimseyi kınamıyorum…
Ama çizgi romanı seviyorum. Bir Fantastik Dörtlü müptelası olarak Dan Slott gibi bir yazarın Fantastik Dörtlü’sünün açıkçası yarım kalacak olması beni üzüyor…
Kaç kişinin umurunda?
Bağımsız bir seri de değil; ana akım dediğimiz Marvel’ın kafa yorduğu ve özen gösterdiği serilerden biri.
Ahmet Abi’nin yaptığı onca yatırım, zaman ve emek kimin umurunda…
Yine Kayıp Kıta’nın editörü ya da yetkilisi Sayın Tulgan Bey’in TÜYAP Fuarı döneminde denk geldiğim bir video sohbetinde "Hakikat Bürosu"nun devamı hakkında soru sorulduğunda:
“İlk cildi 3000 bastık, 300 dağıtıma verdik… O da satış değil, dağıtım… Kalan 2700 cilt ile birbirimize bakmayı bıraktığımızda devamı gelir.”
dediğinde kim umursadı?
Felix özelinden devam edecek olursak…
John Byrne Omnibusları yerine cilt cilt 150–160, hadi 200 sayfalık ciltler bastığımızı düşünelim…
2500 küsur sayfa kaç ciltte biterdi?
Ben söyleyeyim: En az 12 cilt.
Kaç yılda tamamlardık?
Tamamlayamazdık. 2. ciltte batardık.
X-Men… 400 küsur sayfalık House of X / Powers of X cildi… 700 sayfalık Omnibus… 300 küsur sayfalık X-Force cildi… Yaklaşık 1500 sayfa…
Ortalama 160 sayfalık ciltler olsa… 9–10 cilt… Hadi tamamla…
Ki daha X of Swords var… X-Force’un devamı var, Hickman run’ının ilerleyen bölümleri var, araya girecek başka seriler, sayılar var… Daha Hickman’ın finaline bile gelmedik!
Bunları cilt cilt bassak kaç yılda bitirirdik? Daha doğrusu, bitirebilir miydik?
Şaka gibi ama biz daha İrre’de batmıştık…
Keza ilk bastığımız Irredeemable, yaklaşık 9 ciltte bitecekti.
Deadwood Dick… Tek seferde bütün ciltleri verdik.
Kriminal… Normal baskı girseydik hâlâ ilk cildi basmıştık. Tek Deluxe cildin içinde 3 normal TPB var. Daha kaliteli bir şekilde…
Yayına başladığımız 2020–2021 yılından itibaren toplamda yaklaşık 7600 sayfa çizgi roman basmışız.
Ortalama 160 sayfadan yaklaşık 48–50 ciltlik bir materyal yapar. Bunun fazlası vardır, eksiği yoktur.
Bunları TPB olarak cilt cilt bastığımızı farz edin…
Depolarda şişmiş, devamı gelmeyen onlarca cilt.
Güzel güzel çizgi roman basıyoruz…
Yarım iş bırakmamaya, kaliteden taviz vermemeye gayret ediyoruz.
Bunu herkes için demiyorum… Arada sırada çamur atmak için fiyattan dem vuran arkadaşlar için ifade ediyorum…
Köstek değil, destek olun lütfen.
Ticari hayatımızın nasıl şekilleneceğini merak edenlere de tek cümle edeyim:
Biz bu işi kör topal umutlarla değil, rasyonel bir akılla yürütüyoruz.
Sürdürülemez olduğu noktada inat etmez, bayrağı indirir ya da ara veririz; ama okuru da kendimizi de kandırmayız.
İğneyi önce okur olarak kendimize —ki ben de kendimi bu kategoriye koyuyorum—, sonra yayıncıya çuvaldızı batırırız…
Önde de ben olurum.
Hiç problem değil.
Vaktinizi aldım…
Zaman ayırdığınız ve destekleriniz için teşekkürler… J
Ömer BAHADIR