Gökyüzü, paslı bir bıçak ağzıyla ikiye biçiliyor,
Bulutlar, yaralı bir kurdun ağzından sızan beyaz köpük.
Toprak, dipsiz bir kuyu gibi yutuyor zamanın kemiklerini,
Güneş; göğün tavanına çakılmış, sönen bir kor çivi.
Sen, damarlarımda unuttuğun o zehirli milat;
Kökleri ruhumu sıkan kara bir sarmaşık.
Sözlerin, dilsiz bir çan kulesinden düşen taşlar,
Gülüşün; kırık camların üzerinde yürüyen yalınayak bir çocuk.
Zaman; saatin kadranında can çekişen kör bir akrep,
Mekân; duvarları üstüme kusmak üzere olan bir zindan.
Şimdi göğsüm, sönmüş bir yanardağın krateri,
İçimde, kendi küllerini dişleyen o devasa karanlık.