Züppeler

Mukaddime

Maksuda şüru etmezden evvel karilerimize züppelik ve züppeler hakkında birkaç lakırdı etmek isteriz. Vakıa bazı asarımızda bu taife-i mahsusa hakkındaki müşahedatımızın bir kısmını serdeylemiş isek de Züppeler serlevhalı bir romanın en başlıca zemini bu adamların ahval ü etvarı olacağından ol bahiste biraz daha vasi malumat itasına lüzum görmekteyiz.

Loss Efendi -Loss Efendi, Viyana’dan gelme, saçları ak pak, gözleri kan kırmızı, sanki hiç uyumamış yahut çok ağlamış yahut çok içmiş yahut üçü birden olduğu cihetle bu al kan ile memlu dideler ona bir suret-i mahsusa vermekle beraber kendisiyle görüşenlere bir gune vahşet dahi ilka ederdi- derdi ki “Züppelik bir illet-i müzmine değildir efendim, bilakis bir deva-yı nafidir, züppelik insanı memleket nam-ı diğer vatan denilen ol bar-ı sakilden, ol renc-i canfersadan halas eyler, memleket ne demektir, toprak demektir, toprak ne demektir, kabir demektir, züppe kabrinden firar eder efendim, züppe semada tayaran eyler, züppe bir mürg-i azadedir efendim, bir mürg-i azade!”

Şu lakırdılar belki bazı karilerimizi taciz edecektir zira tacizkar sözler söyleyeceğiz. Kokainden söz söyleyeceğiz, eroinden söz söyleyeceğiz, eterden söz söyleyeceğiz, illet-i efrenciyyeden söz söyleyeceğiz, fuhşiyyattan söz söyleyeceğiz, hıyanetten söz söyleyeceğiz. Maahaza tüm bunlar nedir ki? Tüm bunlar birer kelimedir. Kelimat semada uçar. Züppe gibi uçar. Loss Efendi gibi uçar. Loss Efendi bin dokuz yüz yirmi senesinin bir kış gecesinde Pera Palas’ın üçüncü katındaki odasının penceresinden uçmuştur. Uçmuştur diyoruz zira düşmüştür demek istemiyoruz. Düşmek sakil bir kelimedir. Düşmek kabirle nihayet bulan bir kelimedir. Loss Efendi kabrinden firar ediyordu. Firar edebildi mi? Yoksa kabir onu ahz ü girift eyledi mi? Bilmiyoruz. Gazeteler “müntehiren fevt” yazdı. Biz yazmayacağız. Biz yalnız uçtuğunu söyleyeceğiz.

Evet, öyle söyleyeceğiz amma nerede kalmıştık?

Züppelik evvela bir kıyafettir. Melon şapka vardır ki bu şapka Avrupa’da ekseriya orta halli tüccar takımının serpuşu olmakla beraber bizde züppe bunu sanki bir tac-ı şahi imiş gibi başına kor. Briyantin vardır ki saçları kafatasına yapıştırmaya yarar ve kokar, öyle misk ü anber değil, öyle müşg-i ezfer değil, mevt ile hayat beyninde bir ağır koku olup sanki adam hem berhayattır hem çürümektedir, hem handan-rudur hem dert ile giryan, hem menazili tayy etmektedir hem zemine sukut etmek üzeredir. Monokel vardır ki tek göze takılır ve takılınca adam yarı ama olur. Yarı ama olmak latif bir şeydir zira yarı ama olmak dünyanın yarısını görmemek demektir. Hangi yarısını? Kabih yarısını. Kerih yarısını. Fakir yarısını. Türk yarısını. Züppe Türk yarısını görmek istemez. Züppe yalnız Beyoğlu’nu görmek ister. Yalnız Cadde-i Kebir’i görmek ister. Yalnız Pera Palas’ı görmek ister. Yalnız kadınları görmek ister.

Karilerimiz kadınlar hakkında malumat isterler mi? İstesinler zira vereceğiz. İstesinler zira mufassalan ve meşruhan malumat vereceğiz. Kadınlar züppelik aleminin levazım-ı zaruriyyesindendir. Kadınsız züppelik yarım züppeliktir, aksak züppeliktir, natamam züppeliktir. Züppe kadın ister, züppe kadın taharrisine koşar, züppe kadın diye tecennün eder. Züppelere göre kadınlar dört kısma münkasımdır. Bu hesabı kim icra etmiştir derseniz: Loss Efendi icra etmiştir.

Loss Efendi derdi ki “Nisvan dörde münkasımdır efendim. Birinci kısım zevcelerdir ki bunlar akd-i nikah ile merbut olup artık kadın değil karıdırlar. İkinci kısım bivelerdir ki bunlar akd-i nikahtan münfek olmuş zevcelerdir ve zevciyyetten nisaiyyete terfi etmişlerdir. Üçüncü kısım bakirelerdir ki bunlar henüz ne zevce ne kadındır ve binaenaleyh en tehlikeli kısımdır zira akıbetleri meçhul ve meşkuktur. Dördüncü kısım fahişelerdir ki bunlar nisaiyyetin en saf, en halis, en gayr-ı mahlut şeklidir zira bahşiş-i nukud u direm mukabilinde her şeyi ifa ederler ve bu her şeyi ifa eylemek nisaiyyetin bizzat kendisidir!”

Loss Efendi böyle söylerdi.

Loss Efendi artık hiçbir şey söylemiyor.

Loss Efendi uçtu.

Biz devam edelim.

Züppelik saniyen bir lisandır ki bu lisan Türkçe değildir. Türkçe köylülerin lisanıdır, Türkçe leşkerin lisanıdır, Türkçe fukaranın lisanıdır, Türkçe ölülerin lisanıdır zira mezar taşlarına Türkçe yazılır. Züppe Fransızca tekellüm eder. Züppe “Boncur” der, “Bonsuar” der, “Komantalevu” der, “Mil mersi” der, ve bu kelimatı telaffuz eyledikte ağzından bal akar, ağzından şarap akar. Loss Efendi ne derdi? “Fransızca tekellüm eylemek mevti mağlup etmektir efendim, Fransızca tekellüm eden adam Türk olmaktan çıkar, Türk olmaktan çıkan adam ölmekten çıkar, zira bu memlekette mevt Türkçe bilir, mevt Fransızca bilmez, mevt size Türkçe nida eder, siz Fransızca cevap verirseniz mevt sizi bulamaz, sizi ıskalayıverir, başka kapıya azimet eder!”

Loss Efendi böyle derdi. Loss Efendi Almanca tekellüm ederdi. Loss Efendi Fransızca tekellüm ederdi. Loss Efendi Türkçe tekellüm etmezdi. Loss Efendi mevti mağlup edebildi mi? Loss Efendi pencereden uçarken hangi lisanda feryat eyledi? Almanca mı? Fransızca mı? Yoksa kimse işitmeden, kimse bilmeden, Türkçe mi?

Bilmiyoruz.

Bilemeyiz.

Biz yalnız hikaye ediyoruz.

Züppelik salisen bir meşrebdir. Loss Efendi “meşreb” kelimesini sevmezdi. “Meşreb köylü kelimesidir” derdi. “Manyer dö vivr” derdi. Çok sıkışırsa “Tarz-ı hayat” derdi. Bu tarz-ı hayat zevk ü safa üzere müesses bir tarz-ı hayattır. Zevk nerededir? Zevk müskiratta ve dahi mükeyyifattadır. Zevk şampanyadır, zevk konyaktır, zevk viskidir, zevk şaraptır, zevk likördür, zevk absinttir. Zevk afyondur, zevk eterdir, zevk morfindir, zevk eroindir, zevk kokaindir.

Loss Efendi ne derdi? “Kokain çekince insan tayaran eyler efendim, tayr olur, melek olur, pencereden nazar eyler ve aşağısı yukarı görünür, yukarısı aşağı görünür, ve insan sukut etmez, insan uçar, insan perran olur, insan…”

Loss Efendi pencereden bakarken perran oldu mu? Loss Efendi pencereden bakarken tayr oldu mu, melek oldu mu? Loss Efendi o gece kokain çekmiş miydi?

Gazeteler yazmadı. Polis tahriratına geçmedi. Yalnız odada bir şişe absint bulundu. Yarısı içilmiş. Yalnız odada bir pankanot bulundu. Üzerinde kokain. İnce bir hat halinde. Loss Efendi uçtu. Kokaini yarım kaldı. Absint şişesi yarım kaldı.

Yarım kalan şeyler… Züppelerin hayatı yarım kalan şeylerden ibarettir. Yarım kalan şişeler, yarım kalan aşklar, yarım kalan geceler, yarım kalan hayatlar… Züppelerin hayatında hiçbir şey tamam olmaz. Hiçbir şey hitam bulmaz. Her şey yarıda kalır. Ve yarısında kalan her şey çürür, kokar, fesada varır, mahvolur.

Loss Efendi yarım kaldı. Loss Efendi’nin hayatı yarım kaldı. Loss Efendi’nin fevti dahi yarım kaldı. Zira intihar mıydı, kaza mıydı, katl miydi, kimse bilmiyor, kimse sual etmedi, kimse taharri eylemedi, bir züppe öldü, bir züppe daha öldü, ne ehemmiyeti var, yarın başka bir züppe ölecek, öbür gün başka bir tanesi, züppeler ölür, züppelik ölmez, züppelik devam eder. Biz dahi devam edelim.

7 Beğeni

Ellerinize sağlık. Yine hayran hayran okudum. Ama ne yalan söyleyeyim yoruldum da. Bu denli eski sözcükleri anlamaya çalışmaktan yoruldum, hikayeyi anlamak için çok çabaladım.

Bu dille yazmayı seçme sebebinizi anlatmanızı rica ediyorum. Döneme uygun olsun diyeyse sadece öykü/roman kişileri öyle konuşsa. Anlatıcı o döneme aitse biraz daha hafifletseniz. Kendimi yokladım. Az çok bilirim eski sözcükleri ama çok zorlandım.

Ve yine hikaye yok. Sanırım roman olarak tasarlandığı için henüz hikayeye girilmedi. O zaman lafımı geri alırım.

1 Beğeni

Açıkçası ben de aynı şeyi hissettim. Muhtemelen benzer metinleri çokça görmeye başladığımız için yorucu gelmeye başladı. Marjinal faydası giderek düşüyor gibi.

3 Beğeni

Çok teşekkürler öncelikle. Bir dönemi anlatırken o döneme tümüyle obsesif bir biçimde girmeden yapamıyorum sanırım, muhtemelen Chatterton hastalığı da olsa gerek bende. Daha hafif bir biçimde yazdığım şeyler sanıyorum ki daha azdır zaten.

Hikaye evet yok, çünkü bir sürü romana başlayıp sonra duruyorum. En son bundan 10 yıl önce hikaye yazmışımdır yanlış hatırlamıyorsam.

1 Beğeni

Emperyal Türkçe de yaşasın yahu, ne olacak… Benim önyargım mıdır, bilmiyorum ama modern Türkçe bana çok tatsız tuzsuz, renksiz, takır tukur, yavan hissettiriyor. Elbette bu metin kadar giriftlikten bahsetmiyorum, bununla alakalı olarak söylediğinizde haklısınız. :slight_smile: Ama ne olursa olsun, en azından araya hergelece bazı şeyler serpiştirilmedikçe, modern Türkçe bana sanki ancak insanlarla iletişime geçtiğim zaman acayip bir herif olarak yaftalanmamak adına kullanacağım bir şey gibi geliyor. Elbette fin de siecle ya da Tanzimat Türkçesinden bahsetmiyorum tabii yine, o konudaki eleştirinize katılıyorum. Fakat şunu da söylemeliyim ki, örneğin bir Naima, bir Silahtar tarihi okurken, Bilge Karasu, Oğuz Atay gibi isimleri okuduğuma nazaran daha çok edebi haz alıyorum, bunu da inkar edemem.

2 Beğeni

Hikaye derken olaylar dizisini kastetmiştim. Kişileri okuyoruz ama onların arasındaki ilişkiye dair bir şey okuyamıyoruz. Bu da o anlaşılması güç dili sırtlanmamız için bir itki yaratmıyor.

Bunu anlayabiliyorum ama kurgu sanatı adına bir yere koyamıyorum. Anlatıcı, çok özel bir anlatıcı olmadıkça neden çok farklı bir dil kullansın? Roman/öykü kişileri kullanabilir, gayet doğal ama anlatıcı neden kullansın? Diğer yandan böyle yazınca ve biz anlamayınca bu neye hizmet ediyor? Dahası bu dil sizin yetilerinizi gizliyor; edebiyatı edebiyat yapan, kurguyu şaha kaldıran yetileriniz varsa da bu aşılması güç duvarın arkasında kalıyor. Ben hayran hayran okuyorum ama bir süre sonra kendime “benim bilmediğim, kullanamadığım bir dil kullandığı için mi hayran kaldım yoksa o dilin ardındaki anlatım gücüne mi?” diye soruyorum.

Benim için aslolan hikayedir. Yani olaylar, olanlar. Diğer her şey iyi hikaye anlatmak için araçtır. Özellikle de dil. Sizde dil sanki amaca dönüşmüş. Deneysel bir metin yazdıysanız amenna. Bazen biçim hikayenin kendisine dönüşür. Şapka çıkarırım.

Hüseyin Rahmi okurken kabulleniyorum böylesi eski bir dili, çünkü yazarın başka türlü yazma imkanı yoktu. Ama çağdaşım bir yazar böyle yazınca arkasında bir amaç arıyorum ve o amaç hoşuma giderse okumaya çabalıyorum.

2 Beğeni

Ben şahsen kendine has üslubu olan yazarları okumayı seviyorum. Yalınlık sadelik de güzeldir, ama bence spektrumun her yerinden yazara/yazıya yer (ve hatta ihtiyaç) var bence.

Bence insanların farklı şeyleri optimize etmesi olumlu bir şey. Herkes yazarken aynı şeyleri optimize etmeye çalışırsa ortaya farklı seslerin ortaya çıkması nerdeyse imkansız oluyor (bkz: herkesin aynı şeyleri optimize etmeye çalıştığı günümüz otomotiv sektörü) (Subaru’ya aşırı kırgınım).

2 Beğeni