Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


(Hazal Çamur) #1

Elbet sevdiğimiz kitaplar bir yemin gibi dilimize belesenk olmuş sözler içerir. İşte onları konuşuyoruz :slight_smile:

Söylenmeden kalmış yasaklı her kelime içinde sessizliğin gücünü barındırır.

  • Malafrena, Ursula K. Le Guin

“Tanrım! Neden? Neden? Anlamıyorum. Hiç anlamıyorum. Buna ne gerek vardı? Buna gerek vardıysa, bana ne gerek vardı?”

  • Ateş Canına Yapışsın, Sezgin Kaymaz // Şeytan

Kendisi hakkında söylenenleri aşırı umursamak sanatçının doğasında vardır. Başkalarının fikirlerini mantıksızlık derecesinde umursamış olan insanların enkazıyla doludur edebiyat alanı.

  • Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf

“Kehanetler peygamberlerin, falcıların ve fütürologların işidir. Romancının işi değildir. Bir romancının işi yalan söylemektir.”

  • Karanlığın Sol Eli, Ursula K. Le Guin // Önsöz

Su, ruhun aynasıdır.

Bilgeler için dağ gölleri kadar sakin, duru ve saf. Yalancılar için vazodaki su gibi donuk. Deliler için bir tsunami dalgasının en üstüne tırmanmış köpük gibi kaynaşık ve şiddetli…

  • Okko 1: Sular Devri

Yalnız kendi varlıklarını yadsımış olanların oynamaya can attığı bir oyundur Tanrıcılık.

  • Rüyanın Öte Yakası, Ursula K. Le Guin

Vurucu Giriş Cümleleri
Katılabileceğimiz Öykü Yarışmaları var mı?
(nostaljik portakal 🍊 ) #2

Gün gelecek bu çılgın dünya yok olacak,
Ve Tanrımız bize verdiklerini geri alacak.
Eğer o hazin günde azarlamak istersen Tanrı’nı,
Git azarla. Yalnızca gülümseyecek ve sallayacak başını.

  • Kedi Beşiği, Kurt Vonnegut (April Yayıncılık)

(Ahmet Boyraz) #3

Bunlar da benden olsun.

“Bir insanın yaşayabileceği en korkunç aydınlanma anı, babasının da insan olduğunu, etiyle kemiğiyle insan olduğunu keşfettiği andır.”

Dune, Frank Herbert

Adam Tanrı’ya seslenir. ‘‘Tanrım,’’ der, "“bir soru sorabilir miyim?’’
’‘Tamam’’ der Tanrı. ‘‘Sor bakalım.’’
’'Tanrı’m, senin için bir milyon yıl bir saniyedir diyorlar doğru mudur?”
“Evet, doğru”
“Peki, bir milyon dolar senin için nedir?”
“Benim için bir milyon dolar, bir penidir evlâdım”
“A, iyi” der adam. “O zaman bana bir peni verebilir misin?”
“Tabii,” der Tanrı. “Bekle bir saniye…”

Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer, Thomas Cathcart

‘‘Toprak? Bir insanı doyuracak olduktan sonra, daha fazla toprağın o insana ne faydası var? Eğer bu soluk yüzlü yabancılar toprak istiyor ve başka birşey istemiyorlarsa, verilsin toprak onlara.’’

Kızılderili Mitolojisi, Alice Marriott

‘‘Zamanda paradoks yoktur, çünkü Zaman paradokslardan kasıtlı olarak kaçınır.’’

Sonsuzluğun Sonu, Isaac Asimov


#4

İlk okuduğumdan beri aklımda yer eden cümle:

İyilik, kalbinin huzur bulduğu ve içine sinen şeydir; kötülük ise insanlar ona onay verseler bile gönlünü huzursuz eden ve içinde bir kuşku bırakan şeydir.

Hikmetin 40 Kapısı


(Yakışıklı) #5

Sık sık "bölge"nin aslında neyin simgesi olduğu sorulur, olağanüstü saçma tahminler yapılır. Bu tür sorular ve tahminler karşısında korkunç bir çaresizliğe kapılıyor, adeta deli oluyorum. hiçbir filmimde simge kullanmadım. “bölge”, bir “bölge” işte. İnsanın katetmek zorunda olduğu hayat, hepsi o kadar. İnsanın ya yok olduğu ya da dayandığı bu yerde ayakta kalmayı başarıp başaramayacağı kendine olan saygısıyla, önemliyi önemsizden ayırma yeteneğiyle belirlenir.

Her birimizin içinde olan o özgün insanilik ve ebedilik üzerinde düşünmeyi teşvik etmeyi görevim sayıyorum. Ne yazık ki bu sonsuzluk ve öz, insanın kendi yazgısını kendi elinde tutmasına karşın sık sık görmezden geliniyor. Birtakım aldatıcı idealler peşinde koşulması yeğleniyor. Ancak gene de geride insanın varlığını inşa ettiği ufacık bir kırıntı kalıyor: sevme yeteneği. İşte bu kırıntı insan ruhunda, hayatını belirleyecek bir yer işgal edebilir, varlığına anlam katabilir.

Andrey Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman

Yalnızca el ele tutuşacağız, ağır ağır yürüyeceğiz, anlamsız, aptalca, ama önemli şeyler söyleyerek. Kocaman lambalar yanıncaya, soluk yapılardan uğursuz kent öyküleri, serüvenler, sevda oynaşmaları çıkıncaya dek. Bunun üzerine, hep el ele tutuşarak susacağız, çünkü ruhlar konuşacaklar sözcüksüz olarak. Ama sen -şimdi ansıyorum- bana hiç anlamsız, aptalca, ama önemli şeyler söylemedin. Demek ki, ne sözünü ettiğim pazarı sevebilirsin, ne ruhun sessizce benim ruhumla konuşmayı bilir, ne saati geldiğinde kentin büyüleyiciliğini anlarsın, ne de kuzeyden inen umudu. Sen ışıkları, kalabalığı, sana bakan erkekleri, şansın kol gezdiği söylenen sokakları yeğlersin. Benden başkasın sen, o gün dolaşmaya gelecek olsan, yorulduğun için yakınacaksın, yalnız yakınacaksın, başka bir şey demeden.

Dino Buzzati, Tanrıyı Gören Köpek, Boşuna Çağrı isimli öykü

Birkaç adım atıp duruyorum. İçine düştüğüm bu tüm unutuluşu tadıyorum: iki kent arasındayım, biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor. Beni kim hatırlar? Londra’da bulunan etine dolgun bir kadın belki. Peki ama, düşündüğü ben miyim acaba? Sonra o adam da var, o Mısırlı. Belki şimdi odasına girmiş, onu kolları arasına almıştır. Kıskanç değilim, bu kadının öldükten sonra yaşamaya devam ettiğini biliyorum. Karşısındaki adamı bütün varlığıyla sevse bile bir ölü kadın aşkından başka bir şey olmaz bu. Onun son canlı aşkını ben yaşadım. Ama adam ona zevk duyurabilir. Kadın, ruhsal kargaşa içine batıyor ve kendinden geçiyorsa varlığında kendisini bana bağlayan bir şey kalmamış demektir. Zevk duyuyorsa ben, onun için sanki hiç karşısına çıkmamış bir insandan farksızım, beni bir anda içinden çıkarıp attı demektir; dünyadaki bütün bilinçler de beni içlerinden attılar, boşadılar. Tuhafıma gidiyor bu. Oysa var olduğumu iyice biliyorum, burada bulunduğumu biliyorum.

Jean-Paul Sartre, Bulantı

Şimdilik bırakayım bu şekilde, yoksa bitmeyecek.


(Mrs Saturn (Af Bri, Elentâri) " İyi uyu ve Ev'i düşle. ") #6

İlk aklıma gelenler:
9a0110dde9f7c468f707c5bb45e4ad46

"Olacak olan olur, çark dilediği gibi dokur. "

Zaman Çarkı (Moiraine Damodred)

" Ölüm tüyden hafif, görev dağdan ağırdır."

Zaman Çarkı (Loilal)

"Aptallar bile erkeklerle kadınların zaman zaman farklı düşündüklerini bilir, ama en büyük fark şudur: Erkekler unutur, ama asla affetmez; kadınlar affeder, ama asla unutmaz. "

Zaman Çarkı (Thom Merrilin )

" Umut gerçekleri reddetmektir. Umut, yük beygirinin önünde sallanıp, atın ona ulaşmak için nafile çabayla sürekli yürümesini sağlayan havuçtan başka bir şey değil."

Güz Alacakaranlığı Ejderhaları (Raistlin)

“Bir şeyi düşlerin dışında tanımamışsan,” diye yanıt verdi Lan, Mandarb’ı topuklayarak, “senin için tılsım gibi bir şey olur.”

Dünyanın Gözü / Robert Jordan

Feanor’un Yemini
Dost ya da düşman olsa, aydınlık Vala
Temiz ya da kokuşmuş, Morgoth soyu
Elda, Maia ya da sonradan doğan
Orta Dünya’ya daha doğmamış da olsa
Ne kanun, ne sevgi, ne de çatılmış kılıçlar
Dehşet, yaralar, felaketin kendisi bile olsa
Koruyamayacaktır Fëanor ve Fëanor’un soyundan
Saklayan, sahabetine alan, ellerinde tutan,
Bulan ya da kaçıran kişiyi, bir Silmaril’i.
Böylece hepimiz yemin ediyoruz ki:
Ölüm getireceğiz ona, gün bitmeden daha
Ve ızdırap, dünyanın sonunda.
Sözlerimizi duy, Eru Ilúvatar!
Sonsuz karanlık alın yazımız olsun
Yeminimiz kırılır ve boşa çıkarsa.
Kutsal dağda şehadetimizi duyun
Ve yeminimizi hatırlayın o vakit,
Ey Manwë ile Varda!
Silmarillion, J. R. R. Tolkien

Onu kullanmamalıyım. Desenin dokusunu tehdit ediyor. Ilyena için bile mi? Onun kahkahasını bir kez daha duymak için tüm dünyayı yakarım ve odun olarak ruhumu kullanırım.

Zaman Çarkı- (Lews Therin Telamon)

"Menelmacar göklere ilk yükseldiğinde ve Helluin’in mavi ateşi dünyanın sınırları üzerindeki sislerin içinde ilk kez titreştiğinde, işte o anda, dünyanın çocukları, Iluvatar’ın ilkdoğanları uyandı…
Eldar, Yıldızların Halkı…"
Silmarillion, J. R. R. Tolkien

“Önce Eru vardı, Tek Olan, Arda’da Iluvatar diye isimlendirilen…”

Silmarillion, J. R. R. Tolkien

"Parlak bir kılıcı keskinliğinden ötürü sevmem, oku süratinden dolayı veya savaşçıyı zaferinden dolayı da sevmem. Tüm bunlar neyi savunuyorsa işte onu severim."
Silmarillion, J. R. R. Tolkien

"Elveda, sen, iki kere sevdiğim! A Túrin Turambar turun ambartanen: kadersizliğin kölesi olan kaderin efendisi. Ne mutlu ki ölüp gidene! "

J. R. R. Tolkien

"Aure Entuluva!

Húrin (Silmarilion)

Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir.

Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde tramvatik haberler alan birini bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerken kendini acıdan korur.

İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanmayacak, hatta belki de asla iyileşmeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. “Zaman tüm yaraları iyileştirir” sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalan bu kapının ardında saklıdır.

Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acıdan saklanmak için zihnin gerçekliği bırakması gerekebilir.

Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir.
Rüzgarın Adı, Patrick Rothfuss

Her bilge adamın korktuğu üç şey vardır: fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı birinin öfkesi.”

Patrick Rothfuss - Bilge Adamın Korkusu

A Elbereth! Gilthoniel!
Ey Elbereth! Göklerin yıldız saçan hanımı,
Ey aksi bize doğru ışıldayan mücevher!
Ey, yıldızlı göklerin kusursuz ihtişamı;
Nazarın ki engindir sonsuzlukları süzer…
Ağıt olup taşarak ormanımızın gamı;
Ey ebedi beyazlık, seninledir şarkımız
Denizin bu yanında sürgünse de halkımız!

J.R.R. Tolkien


(Özgür Kuru) #7

“… Paketin arkasındaki o minik yazıları boşver, onları okuyamıyorsun zaten. Bizim ihtiyacımız olan şey etiketteki gerçek…”

P. J. Tracy / Canlı Yem.


(Pilav Ye, Kadınlara İnan) #8

Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur.

Zaman Makinesi - H.G. Wells

Bütün önemli anlarımda hep yalnız olmuşumdur.

Görünmez Adam - H.G. Wells

Hatasız olduğuna kesinlikle inananılan bilgi, inançtır.

Biz - Yevgeni Zamyatin

Dünya hakkında bilinebilecek her şeyin ve yaşamla ilgili tüm konuların teknik açıdan tüketilmesi, sahip olunan sınırsız olanaklar, gereksinim ve arzuların anında gerçekleştirilebilmesi böyle bir sonuca yol açar gibidir. Oysa gerçekliğin neredeyse otomatik denilebilecek bir şekilde üretildiği bir dünyada gerçekliğe inanabilmek mümkün müdür?

Kendisine inanılmaya başlandığı anda, gerçeklik de ortadan kaybolmaya başlamaktadır, tıpkı tanrı gibi.

Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği - Jean Baudrillard

İnsan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır.

Şiddet hiçbir zaman iyi sonuç vermemiştir arkadaşlar, dünyayı bir günde yıkıp yeni baştan yapamazsınız. Bir günde her şeyi değiştireceklerini söyleyenler ya şarlatan ya da alçaktırlar!

Seçildikten sonra göbeğini şişiren, yoksulları eski pabucundan bile az düşünen ensesi kalınlara oy vermek kimsenin karnını doyurmuyordu.

Germinal - Emile Zola


(İrem ) #9

“İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa,sevgisi o denli derindir.O denli doyumsuzdur.Ve acısı da o denli büyük.Yaşam acısı.”

      Tezer Özlü-Yaşamın Ucuna Yolculuk

(xxxxxxxxxxxx) #10

İlk alıntı Borges, Alef’ten:

Sen uyanıklığa değil, önceki bir düşe uyanmışsın. O düş, bir başka düşle sarmallıdır, o da bir başkasıyla ve bu böyle sonsuza kadar gider, sonsuz da kum tanelerinin sayısıdır. Geriye dönerken izlemen gereken yolun sonu yoktur ve sen bir daha gerçekten uyanmadan öleceksin.

İkinci olarak da en sevdiklerimden birini daha koyayım, Italo Calvino, Görünmez Kentler’den:

“Hep başın arkaya dönük mü ilerlersin sen?” ya da “gördüğün şey hep geride kalan mıdır?” ya da daha doğrusu “yalnız geçmişe mi senin yolculuğun?”


(Ahmet Boyraz) #11

Italo Calvino’nun alıntısı muazzam. Alıntı için teşekkürler.


(xxxxxxxxxxxx) #12

Ne demek efenim, fırsat bulursanız kitabı da edinmenizi öneririm, pişman olmazsınız. :krs:


(Ahmet Boyraz) #13

Direk okuma listeme ekledim bile. :slight_smile:


(oguz kaan) #14

Eric (Terry Pratchett)

“Ah, evet. Ama onları demiyorum. O bir sukkubus çağırmaya çalışıyordu.” Gagadan başka bir şeyiniz yokken alayla sırıtmak imkânsız olmalıydı ama papağan bunu yine de başardı. “Hani geceleyin gelirler ve seninle tutkulu bir şekilde şey…”
“Duymuştum,” dedi Rincewind. "Acayip tehlikeli şeylermiş."
Papağan başını yana yatırdı. “Ama hiç başaramadı. Çağırabildiği tek şey, bir migrener oldu.”
“O ne?”
"Her gece gelip ‘başım ağrıyor’ diyen bir iblis."
syf 23

Eric, Rincewind’in kulağını kendi ağzına doğru çekti. “Bu bir şaka, değil mi?” dedi. “O aslında güzel Elenor değil, yalnızca benimle alay ediyorsun?”
“Bu ateşli tipler hep böyledir,” dedi Rincewind. “Otuz beşinden sonra kesinlikle çökerler.”
“Makarna yüzünden,” dedi çavuş.
“Ama kitapta, onun dünyanın en güzel…”
“Ah, şey,” dedi çavuş. “Bir de gidip bu tür şeyleri kitaplarda okursan…”
“Mesele şu,” dedi Rincewind çabucak, "bu, dramatik gereklilik dedikleri şey yüzünden. Kimse, iyi bir ışıkta bakıldığında biraz çekici denebilecek bir hanım için savaşmak istemez. Değil mi?"
Eric’in gözleri yaşarmıştı. “Ama diyordu ki, binlerce gemiyi denizlere salan…”
“Bu da,” dedi Rincewind, “mecaz dedikleri şey işte.”
“Yani yalan,” diye açıkladı çavuş nazikçe.
“Her neyse. Klasiklerde okuduğun her şeye inanmamalısın,” diye ekledi Rincewind. "O kitapları yazarken tarihsel gerçekleri kontrol etmezler. Onlar yalnızca efsaneleri satmak için yazılır."
syf 71


Demirciler Çarşısı Cinayeti (Yaşar Kemal)

Erkeğin yakışıklısı dünyadaki en güzel yaratıktır. Dünyada bir Arap atının tayı güzel olur, bir de erkeğin yakışıklısı.
syf 31

Dünyada hiçbir şeyin gereği olmaz da bir insana, dünyada her şey eskir de, her şeyin gereği geçer de, bir şeyin gereği geçemez. O da insanın.
syf 268

"Düşünebilmenin saçmalığı, hem de ahmaklığı. Düşünmeyen kin duymaz, öç almaz. Öldürme, düşünerek öldürme öldürmedir. İçgüdüde bilinçli öldürme yoktur. Bilinçli öldürme öldürmedir, canavarlıktır. O da insanın saçmalığındadır."
syf 435

"Dünyada zulüm görmüş çocukların yüzü kadar, elle tutulurcana belli hüzünlü yüzler yoktur."
syf 515


Hasbüyü (Terry Pratchett)

Kediler uzun bir yolun iki ucuna oturup saatlerce birbirlerini izleyebilirler ve öyle zihinsel manevralara girişirler ki, yanında büyük bir satranç ustası bile fevri kalır ama sihirbazların yanında kedilerin yeteneği hiçbir şeydir. ikisi de, kendilerini bekleyen diyaloğu baştan sona gözden geçirip hamlelerin olası sonuçlarını tartmadan, harekete geçmek istemiyordu.
syf 34

Ondan epey hoşlandın, değil mi? Anlayabiliyorum, dedi kafasındaki ses. Ah, kahretsin, diye düşündü Rincewind, yine mi vicdanım konuşuyor? Yok, libidon. Burası biraz bunaltıcı olmuş, değil mi? Buraya uğradığım son seferden bu yana pek elin değmemiş. Bak, git buradan, olmaz mı? Ben bir sihirbazım! Sihirbazlar kafalarıyla hareket eder, yürekleriyle değil! Hormonların da oy kullanıyor ve bedenin söz konusu olduğunda, beyninin azınlıkta kaldığını söylüyorlar. Öyle mi? Ama son kararı veren oy beyne ait. Hah! Sen öyle san. Yüreğinin konuyla hiçbir alakası yok, bu arada; o yalnızca kan dolaşımını sağlayan kaslı bir organ. Ama bir de şu açıdan bak – ondan epey hoşlandın, değil mi? Şey… Rincewind duraksadı. Evet, diye düşündü, ee… Oldukça iyi bir yol arkadaşı, ha? Sesi de güzel? Eh, elbette. Onu daha fazla görmek istemez misin?
syf 102


William Golding (Serbest Düşüş)

Masum insanlar işlenen suçları bağışlayamazlar.
syf228


2666 (Roberto Bolano)

Çemberin içinde hata yaparsanız hatalarınızın bir önemi olmuyor. Hatalarınız hata olmaktan çıkıyor. Hata yapmak, çıkmaza düşmek politik erdemlerdendir, taktiktir, politik anlamda var olmanızı, basının dikkatini çekmenizi sağlar ve politikada haklı olup silinmektense hata yapıp her yerde olmak çok daha iyidir. Varlığınızı, ağırlığınızı koruduğunuz sürece dilediğiniz kadar çuvallayabilirsiniz.
syf706


Ben Claudius (Robert Graves)

Hukukun ihtişamını şahsi garezden kaynaklanan önemsiz eylemlerin intikamını almakta kullanmak kişinin zayıflığını, korkaklığını ve cibilliyetsizliğini uluorta ilan etmesi demektir.
syf 324


(Hazal Çamur) #16

İnsanların birbirlerine söylediklerini gözlemlemek hiçbir şey kazandırmıyordu. Dil yalnızca, düşünceleri saklama için vardı

  • Diskdünya #11 - Tırpanlı Adam, Terry Pratchett

Köylünün yemek yiyişinin temelinde doğrudan doğruya yemek yeme eylemi ve yenen yemek olduğunu görürüz (…) Burjuvanın yemek yiyişinde ise fantezi, törenselik ve gösteriş vardır (…) Birinci örnek doyumla sonuçlanır, ikinci örnek ise hiçbir zaman bir sonuca ulaşamaz ve özünde doyumsuzluk olan bir iştahın doğmasına yol açar.”

  • Hayvanlara Niçin Bakarız? John Berger

Kitap Fırsat/Kampanya Alanı
(Yakup Alioğlu) #17

… Kırk yılda bir yaşanabilecek, çok tuhaf bir olay geçmişti adamın başından. Birkaç kişiyle birlikte idam sehpasına çıkardılar kendisini, işlediği siyasi suçtan dolayı ölüm cezasına mahkum edildiğine dair yarı kararını okudular yüzüne; yirmi dakika adar sonra ise, bağışlandığına, daha doğrusu ölüm cezasının kaldırılıp, yerine daha hafif bir ceza verildiğine ilişkin bir başka karar okudular. Ama bu iki karar arasında geçen çeyrek saatlik süreyi adam, sayılı birkaç dakikadan sonra öldürüleceğine, kesinlikle öldürüleceğine inanarak yaşadı. Çok seyrek de olsa, o güne ilişkin anılarını anlatacak oldu mu, mühiş bir merak duygusu içinde kendisine çeşitli ayrıntıları sorardım. Her şeyi öyle net bir şekilde hatırlardı ki, şaşardım. O birkaç dakikaya ilişkin hiçbir ayrıntıyı ömrünün sonuna dek unutabilmem mümün değil, derdi. Çevresini halkın ve askerlerin sardığı idam sehpasının yirmi adım berisine üç direk çakmışlardı; çok sayıda idam mahkumu vardı ve onları üçer üçer öldüreceklerdi. İlk üçlüyü getirip direklere bağladılar, üzerlerine ölüm giyisilerini (uzun, beyaz bir gömlek) gidirdiler, tüfekleri görmesinler diye gözlerine inecek bir şekilde başlarına beyaz birer başlık geçirdiler, sonra her direğin karşısına bir manga asker geçti. Benim aradaş listede sekizinci olduğu için, üçüncü parti kurşuna dizilecekler arasındaydı. Papaz, elinde haçıyla teker teker her direğin önüne gidiyordu. Nerden baksanız beş dakikadan daha fazla değildi önlerinde kalan zaman mahkumların. Bu beş dakika arkadaşımın gözünde bitmez tükenmez bir süre, bitmez tükenmez bir zenginlik gibi görünüyordu; bu beş dakika içinde akla hayale gelmez bir hayat yaşayabileceğini düşünüyor, bu nedenle de, o son anı düşünmeye gerek bile duymayıp, önündeki zamanın planlamasını yapıyordu: Arkadaşlarıyla vedalaşmaya iki dakika ayırıyordu örneğin, kendi kendine son bir kez düşünmek için ayırdığı süre de iki dakikaydı; kalan süreyi de son bir kez çevresine bakınmak için ayırmıştı. Böyle üçlü bir görev dağıtımı yaptığını ve her göreve tam da belirlediği kadar vakit ayırdığını çok iyi anımsıyordu. Yirmi yedi yaşında, sağlıklı ve güçlü biri olarak ayrılacaktı hayattan; vedalaştığı arkadaşlarından birine çok ilgisiz bir soru sorduğunu ve onun verdiği yanıtı büyük bir ilgiyle dinlediğini anımsıyordu. Vedalaşma faslı bitince, kendi kendine düşünmek için ayırdığı iki dakikalık süre başlamıştı. Bu süre içinde ne düşüneceğini önceden belirlemişti: şu anda varım ve yaşıyorum, üç dakika sonra ise birşey olacağım, ama ne olacağım nerede olacağım, üç dakika sonraki ben kim olacak? İki dakika içinde yanıt bulmayı düşündüğü sorular işte bunlardı! Hemen yakınlarda, altın kubbesi güneş altında pırıl pırıl yanan bir kilise vardı; uzunca bir süre gözlerini kıpırtısızca bu altın kubbeye dikip ışıkları izlediğini anımsıyordu; bir türlü kopamamıştı ışıklardan; bu ışıkların yeni yaşama ortamı olduğunu, üç dakika sonra onlara karışıp gideceğini düşünmüştü. Az sonra başlayacak yeni yaşamın bilinmezlikleri ve bu yaşama karşı duyduğu tiksinti korkunçtu; ama durmamacasına zihnini yoklayan şu düşünce çok daha korkunçtu: “Ölmüyormuşum! Yeniden yaşama dönüyormuşum! Bitip tükenmez bir yaşam! Ve hepsi, olduğu gibi benim! Ah bir yüzyıl bile yaşayacak olsam, her anın değerini bilir, tek bir dakikayı bile boşa harcamazdım! B düşünce gidere beynini öyle zonklatmaya başlamıştı ki, bir an önce sırasının gelmesini, bir an önce kurşuna dizilmeyi arzular olmuştu.

Budala - Dostoyevski


(Zeynep) #18

"Doğa bizi asla kandırmaz; bizi kandıran hep kendimiz olmuşuzdur"
Jean-Jacques Rousseau
Emile ya da Eğitim Üzerine adlı eserinden


(Cem) #19

Şurada okuduğum kitapla ilgili kısaca görüşlerimi yazmıştım.


Tılsım-ı Kudret’ten bir alıntı da iliştireyim:

“Uğultuların arasında bir ses duydum,
Öte diyardan bir haykırış.
Araladım bin zincirli kapıyı ardına dek,
Korkuyla kavrulan birini buldum.
Kıl gibi ince bir ipin üzerinde yürüdüm,
Kanım yere damlarken insan tohumlarını gördüm,
Bedenim alevin korudur, yalanın özü,
Ateşten toprağa, hiçlikten varlığa döndüm.”


(Onur Selamet) #20

Hepsi, Emirhan Burak Aydın’ın Dedalus Kitap’tan çıkan “Gözlemci Olarak Buradayız” romanından:

“Benim eskiden gözlerim vardı, artık yoklar, en iyi ihtimalle kindar bir kamerayım sadece.”

“Derin her şeye inanabilir, yeter ki kendisi de o yalanın bir parçası olsun.”

“Bazı anılar saklandıkça insanı içten içe çürütür. Bütün yaralar ortaya dökülmeli. İtiraftan iyi edebiyat çıkacağını düşünüyor Derin ama neyi itiraf edecek? Sadece fikir aşamasında kalmış günah, Allah için manasız değil mi?”

“Yaşanırken gözlemlemekle yetindiğin felaketler peşini bırakmaz, onları daha da içselleştirirsin sadece.”

“Aşkı hissetmiyor artık. Belki de onun için edebiyat kutsal değildi. Ya da kutsal olan başka bir şeyi keşfetmek amacıyla kullandı onu. Güzelliği, kötülüğü anlamanın, doğru şeyi yapmanın, tanık olmanın, göstermenin, öğrenmenin peşindeydi. Bu hedeflerin hiçbirini gerçekleştiremedi. Yetmedi edebiyat.”

“Bir anda beni burada terk edebilirsin. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Çünkü ben ve içindeki boşluk hep var olacak. Hiçbir yere gitmeyeceğiz. Ben hep buradaydım. Hep yoktum. Tetiği çektiğim gibi hiçliğin sürekliliğine karıştım. Sense içinde yok olma ihtimalini, tehdidini barındırıyorsun, seni kıskanmak istiyorum ama başaramıyorum. Neden biliyor musun? Her şeyi görmeme rağmen gözlerim bile yok benim.”


(Cem Yorulmaz) #21

“Bu haksızlıktı!” diye bağırdı Locke. “Adil bir imtihan değildi! Kazanmanın yolu yoktu!”
“Hayat böyledir,” dedi Zincir. “Etten kemikten bir canlı olarak sana tek kalan miras budur. Hiç kimse sürekli kazanamaz Locke.”

• *Hırsızlar Cumhuriyeti - Scott Lynch
Sayfa 103

İnsanın kaderidir ölüm.
Oysa İnsanlar ölmeye ve dünyayı terk etmeye mahkumdur bu yüzden “Misafirler” ve “Yabancılar” denir onlara.

• *Silmarillion - J.R.R. Tolkien

Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz.

• *Arthur C. Clarke - Çocukluğun Sonu

“Dünya, yeteneklerini zorlayacak bilinmezliklere doludur. Hep kendine en uygun olanları seçebileceğini mi zannediyorun?”

• *Locke Lamora’nın Yalanları - Scott Lynch