Hayır, cehalet asla iyi bir şey değildi ve cehaleti teşvik eden ya da dayatanlar, cehaletten nemalananlar en imansız olanlardı.
YAKINLAŞMALAR - STEVEN ERIKSON
Hayır, cehalet asla iyi bir şey değildi ve cehaleti teşvik eden ya da dayatanlar, cehaletten nemalananlar en imansız olanlardı.
YAKINLAŞMALAR - STEVEN ERIKSON
Yorganı titizlikle açtım, yatağın tam ortasına uzandım, yorganı tekrar dikkatlice kapatıp mutluluk ve rahatlama hissiyle iç geçirdim. Günün bütün bitkinliği ve karmaşası, beni sıcacık tutacak ağır bir yorgan misali üzerime iniverdi. Dizlerim, güneş ışığında açan gül tomurcuklan gibi açıldı, kaval kemiklerim yatağın içine beş santim daha gömüldü. Bütün eklemlerim gevşedi, sersemledi ve asıl işlevlerinden sıynlıverdi. Geçen her saniyeyle benliğimin her bir zerresi, yataktaki toplam ağırlık yaklaşık beş yüz bin tona ulaşıncaya kadar ağırlaştı. Bu ağırlık, o ana dek evrenin aynlmaz bir parçası haline gelmiş olan yatağın dört tahta bacağına eşit olarak dağıldı. Her biri en az dört ton çeken gözkapaklarım gözyuvarlarımın üzerine usulca devrildi. Rahatlamanın verdiği ıstırapla giderek daha da kaşınan ve birbirinden daha da aynlan dar kaval kemiklerim, mesut ayak parmaklarım yatak demirlerine abanana kadar uzaklaştı benden. Tamamen yatay, hareketsiz, mutlak ve inkar edilemez bir pozisyondaydım. Yataktan uzakta, duvarda asılı bir resim gibi pencereyle muntazaman çerçevelenmiş geceyi görebiliyordum. Bir köşede, görkemli bir savurganlıkla saçılmış diğer küçük yıldızlara eşlik eden parlak bir yıldız duruyordu. Sessiz sedasız ölü bakışlarla öylece yatarken, gecenin kendi içinde ne kadar yeni, ne kadar kendine özgü ve alışılmadık olduğunu düşündüm. Gözümün gördüğüne olan güvenimi alıp götürerek, bedensel kişiliğimi renklere, kokulara, anılara ve isteklere - dünyevi ve tinsel varoluşa ait bütün o sayısız tuhaf özlere aynştırıyordu. Herhangi bir tanım, pozisyon ve boyuttan yoksun kalmıştım ve bu dünyadaki ehemmiyetim kayda değer ölçüde azalmıştı. Orada öylece yatarken, bitkinliğimin uçsuz bucaksız kumsaldan elini eteğini çeken bir gelgit gibi benden uzaklaştığını hissettim. Bu duygu öylesine keyif verici ve yoğundu ki, mutluluktan uzun uzun iç geçirdim yine.
Flann O’Brien - Üçüncü Polis (s.134-135)
Öykünün başlığı "Dans Eden Ahmak"tı. Pek çok Trout öyküsü gibi bu da trajik bir iletişimsizlik hakkındaydı.
Olay örgüsü şöyleydi: Zog adında bir uçan daire ya ratığı, savaşların nasıl engellenebileceği ve kanserin nasıl tedavi edileceğini anlatmak için Dünya’ya geliyordu. Bu bilgiyi Margo adlı gezegenden getiriyordu, bu gezegenin canlılarıysa osurarak ve step dansı yaparak birbirleriyle anlaşıyordu.
Zog bir gece Connecticut’ a iniyordu. Daha yere he nüz değmişken yanmakta olan bir ev görüyordu. Koşarak eve giriyor, osurup step dansı yaparak insanları karşı karşıya oldukları korkunç tehlike hakkında uyarmaya çalışıyordu. Evin reisi Zog’un beynini bir golf sopasıyla dağıtıyordu.
Kurt Vonnegut - Şampiyonların Kahvaltısı (s.66)
The longer you live, the more you fail. Failure is the mark of a life well lived. In turn, the only way to live without failure is to be of no use to anyone.
Ne kadar uzun yaşarsanız, o kadar çok başarısız olursunuz. Başarısızlık, iyi yaşanmış bir hayatın işaretidir. Başarısızlıktan uzak yaşamanın tek yolu ise kimseye fayda sağlamamaktır.
Oathbringer - Brandon Sanderbot
İnsan her zaman daha iyi olabilir.Yeter ki kendisini özgür kılsın.
50 Unutulmaz Film - Atilla Dorsay
I began my journey alone, and I ended it alone. But that does not mean that I walked alone.
Yolculuğuma tek başıma başladım ve tek başıma bitirdim. Ama bu, tek başıma yürüdüğüm anlamına gelmiyor.
Oathbringer - Brandon Sanderbot
I could see that I was upsetting his fundamental view of how the cosmos works; the superior man can do everything better than the inferior man, except for this one bizarre anomaly. It itched him like mad, but the superior man never scratches in public. To do so would be to admit to having an itch.
Evrenin nasıl işlediğine dair temel görüşünü altüst ettiğimi görebiliyordum; üstün insan, aşağı insandan her şeyi daha iyi yapabilir, bu tuhaf anomali hariç. Bu onu deli gibi kaşındırıyordu ama üstün insan asla toplum içinde kaşınmaz. Bunu yapmak, kaşındığını itiraf etmek olurdu.
A Practical Guide to Conquering the World - K. J. Parker
…unutma ki bir gün yeminini tutup tutmadığını sorabilirim çünkü ölsem, unutulsam da yaşıyor olacağım.
Birbirimizi sevelim, bize verileni alıp mutlu olalım; mezarda sevgi, sıcaklık yok, birbirine değen dudaklar yok. Rastlayacak bir şey yok, yalnızca olabilecekler hakkında pişmanlıklar var.
Kadın(Ayişe) - Henry Rider Haggard
“…Dünya benim için içinde sonsuza dek yatabileceğim yumuşak bir yatak değil, Ayişe. Dünyamız taş kalpli bir anne, çocuklarını taşla besliyor. Taşla besleyip acı su içiriyor, çocuklarını kamçılıyor. Buna kim yüzlerce ömür boyunca dayanabilir? Kim sırtına kayıp zamanlara ve aşklara ait binlerce anı yükleyebilir, komşusunun azaltmadığı dertleri üstlenebilir ve insanı teselli etmeyen bilgi toplayabilir? Ölmek zordur çünkü narin derimiz hissetmeyeceği kurtlardan, önümüzü kapatan geniş perdeden çekinir. Yine de ben yapraklarım yemyeşil olsa da çekirdeğim ölü olarak yaşamanın daha kötü olduğunu düşünüyorum, hatıraların gizli kurtçuklarının kalbimi kemirmesini istemiyorum.”
Kadın - Henry Rider Haggard
Yazarın insan doğasındaki eşsiz özelliklere kendini çok kaptırmasına ve ahlak duygusunun bu konuda güçsüz kalmasına yol açan içgüdüde, zaman içinde alışkanlık yüzünden duyarlılığı körelmeden önce yazarın kendisini de rahatsız eden bir şeyler vardır. Yazar kendisini biraz ürperten bir kötülüğe bakmaktan sanatsal bir tatmin duyduğunu görür ama kimi eylemler karşısında hissettiği hoşnutsuzluğun, o eylemlerin nedenlerine dair merakının yanında solda sıfır kalacağını da samimiyetle itiraf etmek zorundadır. Mantıklı ve eksiksiz bir kötü karakter, kanunlara ve düzene hakaret sayılacak bir hayranlık uyandırır yaratıcısında.
Ay ve Altı Peni - W. Somerset Maugham s.150
“İnsanlar,erdem sayesinde soyludurlar,gerek kendi erdemleri,gerek aile soyunun erdemleri sayesinde.Gerçekten de, Aristoteles’in Politika’da açıkladığı ve Juvenalis’in dediği gibi (“ruh soyluluğu , yalnızca ve yalnızca erdemdir”) ,asillik erdemden ve geçmişe uzanan zenginlikten kaynaklanır.
Bu iki söz,iki soyluluğa gönderme yapar: kişinin kendisinin ve eskiye uzanan soyunun soyluluğu.”
Dante - Alessandro Barbero
İnsandan başka bir şey aramıyoruz biz.Başka dünyalara ihtiyacımız yok.Ayna lazım bize.Başka dünyalarla ne yapacağımızı bilmiyoruz.Biri yetiyor bize,ama onda boğuluyoruz artık.
Stanislaw LEM - Solaris S.110
İnsanoğlu kendi kuytularında,çıkmaz sokaklarında,dipsiz kuyularında,önüne barikat kurulmuş karanlık kapılarının ardında ne olduğunu tam olarak keşfetmeden başka dünyalarla,başka uygarlıklarla buluşmak için yola çıkmıştı.
Stanislaw LEM- Solaris S.237
Evrendeki en sıkıcı hayat benimki olmalı. Neptün’de kayaların altında yaşayan yumruların bile benden daha heyecanlı hayatları olmalı…
İnsanlığı Ancak Sen Kurtarabilirsin - Terry Pratchett
Gelelim kıssada hisseye. Sevgili okurlarım, ben size bir masal anlattım. Bildiğiniz gibi, hepsi değil ama, masalların pekçoğu, çocukları da, büyükleri de uyutmak içindir ve buyüzden pekçok ülkede devlet adamları, hükümet adamları, siyaset adamları, ilerigelenler, büyük adam sayılanlar, halkı uyutmak için masal anlatırlar yada anlattıkları şeyler masaldır. İşte benim anlattığım bu masal da, uyutucu masallardan biridir. Öteki dünyanın olup olmadığını, ne gördüğüm ne de görenden duyduğum için, bilmiyorum. Belki siz öteki dünyaya inamyorsunuzdur. Benim, başkalarının inancına saygım vardır. Ben inanmasam bile, siz öteki dünyaya inanıyorsanız, şunu bilmelisiniz ki, öteki dünyanın da bu dünyadan hiçbir ayrımı yoktur. Bu dünyada en iyi, en geniş, en güzel parsellere sahip olanlar, öteki dünyada da, güzel manzaralı parsellere sahip olacaklardır. Çünkü, iyilik yapmak hakkına salt onlar sahiptir. Zavalh yoksullar, iyilik bile yapamaz lar ki, cennette bir yer kapabilsinler. Sömürgenler, iyilik yapmak hakkını bile yoksullara bırakmamışlardır. Kötülük yapmak da, iyilik yapmak da ancak onların hakkıdır.
Masal burda bitti.
Tanrısal Adalet sayfa 54 / Nah Kalkınırız, Aziz Nesin
"Ülkede yönetim biçimi anarşiydi; tabii Castsle Şeker’in bir şeye sahip olmak ya da bir işi yaptırmak istediği sınırlı sayıda durumun haricinde. Bu gibi durumlarda yönetim anlayışı feodalizme dönüyordu. Soylular sınıfı, hepsi dış dünyadan gelmeş tepeden tırnağa silahlı beyaz adamlardan, Castle Şeker’in şekerkamışı tarlalarının patronlarından oluşuyordu. Şövalye sınıfıysa ufak hediyeler ve saçma sapan imtiyazlar karşılığında kimi isterseniz öldüren, yaralayan ya da işkence yapan yerli seçkinlerden derlenmişti. Bu şeytani sincap kafesine hapsedilmiş halkın ruhani ihtiyaçlarıysa bir avuç yağ tulumuna dönmüş rahip tarafından karşılanıyordu.
Kedi Beşiği - Kurt Vonnegut s.115
Rorschach’in günlüğü. 12 Ekim 1985: Yaptıkları sekslerin ve işledikleri cinayetlerin birikmiş pisliği köpüre köpüre bellerine kadar gelecek ve orospusu da siyasetçisi de yukarılara bakıp haykıracak, “Kurtarın bizi!” Diye… …Ben de aşağı bakıp fısıldayacağım: “Hayır.”
Watchmen - Alan Moore s.6
Hayattan çok az şey istedim ve bu kadarı bile çok görüldü. Yakınlarda bir tarla, bir güneş ışığı, biraz ekmeğin yanı sıra biraz sakinlik, var olduğumu bilmenin baskısı altında hissetmemek, başkalarına muhtaç olmamak ve onların da bana bağımlı olmaması… Bu bana çok görüldü, hani bir dilenciyi kötü kalpli olduğumuz için değil de ceketimizin düğmelerini açmaya üşendiğimiz için başımızdan savarız ya, tıpkı öyle.
FERNANDO PESSOA - HUZURSUZLUĞUN KİTABI
Bazıları dünyayı yönetir, bazıları da o dünyanın ta kendisidir. Amerikalı bir milyoner, bir Sezar, bir Napolyon veya bir Lenin ile küçük bir kasabanın sosyalist bir lideri arasında nitelik bakımından fark yoktur; fark niceliktedir. Onların altında biz varız, fark edilmeyenler; pervasız oyun yazarı William Shakespeare, okul öğretmeni John Milton, serseri Dante Alighieri, dün bir iş için gönderdiğim ayak işlerine bakan çocuk, ben, bana şakalar yapan berber ve şimdi sadece şarabın yarısını içtiğimi fark ederek bana iyi dileklerde bulunan, dostluğunu sergileyen garson.
FERNANDO PESSOA - HUZURSUZLUĞUN KİTABI
Sonbaharın ilk günlerinde karanlık aniden, vaktinden önce çöktüğünde günlük işlerimizin üstesinden gelmek daha uzun sürüyormuş gibi gelir, oysa ben hâlâ çalışıyorken karanlığın çökmesiyle gelen çalışmama fikrinin tadını çıkarıyorum çünkü karanlık gece demektir ve gece de uyku, ev, özgürlük demektir.
FERNANDO PESSOA - HUZURSUZLUĞUN KİTABI