Ne yazıkki bu söylediğinize katılamayacağım. Bir çok konuda yayınevleri hakkında sert eleştirilere katılmayanların, farklı fikirleri olduğunu söyleyenlerin dahi hakarete varacak ithamlarla maruz kaldığını gördüm, şahit oldum. Asimov Vakıf konusunda en yakın zamanda.
Benzer muameleye ben de maruz kalmak istemiyorum. İyi forumlar.
Yine boyut veya kapak değişti diye eleştirmek mümkün tabii, sonuçta bazılarımız 3. sefer almak zorunda hissediyor olabilir kitaplıkları için. Öte yandan dolu tarafına bakarsak; 2. kapakların zaten okunabilirlik, parçalanma, çeviri gibi problemleri vardı ve ne olursa olsun düzeltilmesi gerekiyordu. Belli ki aynı boyutta o küçücük yazılarla bile dağılan kitapların puntoları büyüyünce aynı problem olacağı için ikiye bölmeyi tercih ettiler. Ben bu noktada ilk başlarda Oathbringer’ın ikiye bölünmesi durumunun neden protesto edildiğini de anlamamıştım. Daha önce de belirtmiştim, keşke karşılaştıracak vakit ve sabır olsa da terminolojik tutarsızlıkların düzeltilip düzeltilmediğine bakabilsem.
Ben bu gelişmenin olumlu olduğunu düşünüyorum. Olumlu deme sebebim de artık arkadaşlarıma seriyi anlatırken ‘’…ama baskısı şöyle o yüzden Türkçe edinmeni tavsiye etmem.’’ demek zorunda kalmayabilirim. Bir de 4. kitabı tez vakit çıkarıyorlarmış… İşte o zaman olur belki bu iş. Kim bilir?
Not: Bu durumda ara kitapların basılmasının önemini vurgulamayı unutmuşum. Ara kitapları basmadıkları sürece bu işi tam yaptıklarını maalesef söyleyemeyeceğim. Külliyat alıp basmaya kalkılacaksa Arcanum Unbounded ve devamında ara kitapların basılması çok çok önemli.
Bahsettiğiniz diğer şeylerin üzerine boyut değişimi gelince patlama noktası oldu aslında. Öncesinde de çeviri ile alakalı filan Sanderson dahil başka kitaplarında eleştiriler mevcuttu yayınevi ile ilgili. Boyut değişimden sonra yapılan iş iyi olsa ve yayınevinin okuyucuya olan tutumu iyi olsa yine dediğiniz gibi almak düşünülebilir ama öyle bir durum da söz konusu değildi. Sayfalar samandan hallice, yazıların küçüklüğüne ek olarak arka sayfadaki yazıların da kalitesiz kağıt yüzünden işin içine karışması 6 numara gözlüğe davet. Baskılar elde paramparça oluyor. Parçalanmayan da varmış ve onlar adına ne mutlu ama DR rafında bile parçalanmış duran kitaplar bolca mevcuttu. Şu an çıkan baskıda belki düzelmiştir ve düzelsin de bir zahmet üçüncü denemeleri sonuçta ama ben sizinde önerdiğiniz gibi almayı düşünmüyorum. Satmayı da düşünmüyordum eski baskıları sevdiğim için ama kitapları tekrar okuyunca satmayı da düşünmeye başladım. Satarım da büyük ihtimalle.
Daha çok kişiye ulaşmasını elbette isteriz ve umarım yayınevi kendisini düzeltir ve çevremizde daha fazla okuyan olur. Çünkü;
demek zorunda kalıyoruz ve yayınevini sevmesem de böyle olmamasını tercih ederim.
Çünkü biz ilk cildi hazırladık o şimdi çıkacak ikincisi de üç dört ay sonra gelir şeklinde bir şey düşünmüşlerdi. Tek kitap olarak yazılmış bir şeyi ikiye bölüp sonra da parça parça çıkarmak bence kabul edilemez. Ben ciltler aynı anda çıkacak deseler hiç şikayet etmez kabul ederdim.
tamam da insanların bu kadar şikayet etmelerinin temel nedeni de sizin bahsettiğiniz şey yüzünden. Kitap ilk başta ikiye bölünmüş olarak çıksa ve diğerleri de aynı olsa kimse şikayet etmezdi bkz. Taht Oyunları serisi.
Ama yayınevi önce tek cilt büyük boy, sonra tek cilt küçük boy ve en sonunda ikiye bölünmüş olarak çıkardıkları için insanlar eeeee yeter gari bee diyor ve sonuna kadar haklılar. Büyük boy olarak alıp diğer kitaplar rafta aynı durmayacak diye satın almaktan vazgeçen yüzlerce kişi vardır muhakkak ki bu insanlardan birisi de benim, gittim 250 TL verdim ingilizce ciltli versiyonunu aldım okudum, 4. kitap için de aynı şeyi yapacağım.
Şöyle düşünün, bir 10 sene sonra bu serinin karşılığı olarak Zaman Çarkı seri gösterilecek yani aynı derecede büyük seriler, İthaki Zaman Çarkı’nı Akılçelen gibi yapsaydı bugün kaç kişi alır okur ve seri hakkında bu kadar olumlu konuşurdu. Akılçelen’deki asıl sorun adamların iş bilmez ve fantastik kurgu çıkarmadaki acemilikleri, bir kitap serisi nasıl yapılır, okuyucu kitlesi nasıl analiz edilir bilgileri yok.
Bu yazdıklarınızın muhattabı ben değilim. Ben yayınevinin yaptıklarını savunmuyorum neden yayınevinin yaptıklarını savunmamı bekliyorsunuz?
Şikayet ettiğim şey tam olarak bu işte 16x24 boyu sevmiyorum 13x21 çok daha iyi desem bile yayınevini desteklemiş ve yaptığı her şeyi onaylıyormuşum gibi algılanıp o şekilde cevap veriyor herkes sizin de yaptığınız gibi.
İlla 2 tarafa bölünmek zorunda mıyız kendimize ait farklı fikirlerimiz olamaz mı, anlamıyorum bunu gerçekten çok ilginç.
Ya sürekli eleştireceksin ya da yayınevinin taraftarı olacaksın, ben böyle bir şeyde yokum. Birbirine tamamen katılmayan iki cephenin birinin destekçisi olmak zorunda değilim.
İnsanlar sadece bir konudaki kendi fikirlerinin bir kısmına katılmıyorsun diye seni o konuda kendi fikirlerinin tam zıt pozisyonunda konumlandırıp ona göre argüman ileri sürmeye başlıyor ve senden bu zıt pozisyonu savunup tartışma yaratıp kendini haklı çıkarmaya çalışıyor bir de, tam olarak sizin yaptığınız gibi.
2 zıt cepheye bölünmeden de farklı fikirlere sahip olabilir ve bunları ifade edebiliriz diye düşünüyorum.
Bu konuda çok haklısınız, İthaki Zaman Çarkı çevirileri konusunda az eleştirilmedi. Hatta İngilizce bilen kişiler tarafından düzenlenmiş e-kitap şeklinde bile kitaplar var. Zaman Çarkı kitaplarının hiç birisi ince kitaplar değiller. İthaki hem ciltli hem ciltsiz çıkararak isteyen istediğini alsın dedi. Ne kadar çeviri konusunda eleştirilseler bile kimsenin İthaki’yi Zaman Çarkı kitaplarının boyutu konusunda eleştirdiğini okumadım. İlgili yayın evinin sorunu bu; ne yaptıkları belli değil. İthaki gibi ciltli ve ciltsiz çıkarsalardı zamanında, bu kadar eleştirilmezlerdi. Yeni kitap çıkmış, çeviri bekleniyor, yayın evi eski kitap çıkarmakla uğraşıyor. Tam bir “Ağam bizle eğlenir.” durumu. Bir de şu soru var? Neden bu yayın evi eski kitapları makyajlayıp duruyor da yeni kitap çıkarmıyor? Görüşüm; var olan telif hakları ile istedikleri satışı yapamadılar, masrafı çıkarmak için eski kitapları değiştirip değiştirip çıkarıyorlar. Ajansa da hakları kaybetmemek için bak biz bunları yaptık demek istiyorlar. Uzak durmak istiyorum ama ajansa biz bunları hak edecek ne yaptık diye e-posta atmamak da içten değil.
Böyle giderse beyaz yakalı insanlar tamamen ahlak (etik) yoksunu hale gelecekler. Yaşadığımız çağda en büyük ideolojilerden birisi kariyerizm olmuş durumda. Karar verici veya sorumluluk sahibi konumundaki kimse hata yaptığını kabul etmiyor. Beyaz yakalı herkesin temel amacı ilk önce işini korumak, işinde başarılı olmak ve/veya başarılı gibi görünmek, prim almak, promosyon almak, zam almak. Tabii bunlar normal ancak pragmatizm dediğimiz faydacılık alabildiğine kabul edilmiş durumda, Machiavelli tarzı amaca ulaşmak için her yol mübahtır düşüncesi toplumumuza alabildiğine işlemiş durumda.
Bunu sadece yayıncılık değil neredeyse her sektörde görüyorum. Senem Hanım aptal bir insan değil, kapağın ne kadar kötü olduğunu en az bizim kadar iyi biliyordur. Önemli olan bunlardan rahatsız olmaması, kapağın telifini yüksekti ondan kullanamadık dememesi.
Belki abarttığımı düşünüyorsunuzdur ama Senem Hanım benim karşılaştığım tek örnek değil. Profesyonel hayatta çok daha fazlasıyla karşılaşıyorum. Gerçekten çok yazık, çok kaliteli eğitim almış, okumuş yazmış, sanatla ilgilenen insanlar kariyerizmin içine düşmüş durumdalar. Tabii “yönetim bütçe vermiyordur, ne yapsınlar” da denilebilir ve doğrudur da ama konu bu değil konu yaptıklarından rahatsız olmuyor olmaları.
Senem Hanım durumdan rahatsız olmuşsa da bunu çok iyi saklamış tebrik etmek lazım.
Vay Akılçelen’e bak be . Olumlu bir adım olmuş. Bundan sonraki kitaplar için de planlarını az çok belli etmişler gibi. Geç kalmış doğrular bunlar. Bakalım gelecek bize neler gösterecek.
Güzel bir adım. En azından maddi olarak okuyucular yıpratılmış olmayacak. Büyük boy edinenler için de bir şey düşünmeleri lazım, onlara haksızlık yapılıyor. Ama belli ki es geçmişler.
Ben bu kadar olumlu düşünemiyorum maalesef. Kitapları rezil ettiler, üçe beşe böle böle, boyutlarını kısaltıp uzata mahvettiler adamın kitaplarını. Bunları önceden görmek çok mu zor? Bence değil, bir yayınevi kitaplarını yayımladıktan sonra ne çeşit sorunlarla karşılaşabileceğini bir düşünmeli bence. Sanderson’ın hakları şu an başka bir yayınevinde olsaydı bu kitapları hiç bölmeden, ciltli ve çok daha güzel çevirilerle okuma şansımız olurdu diye düşünüyorum. Puntoları küçük diye yenileriyle değiştirme fikirlerini takdir ettim fakat maalesef yeterli değil.
Bunu zamanında büyükler için söylediğimiz zaman “Neden böyle bir şey yapalım?” tarzı bir şeyi dövercesine söylemişlerdi. Tabii değiştirmezdim kötü baskılar ile ama o üslupları aklımdan çıkmıyor.
Yinede güzel bir adım atmışlar mutlu oldum ben. Bu şekilde okuyucu odaklı düşünmeye devam ederler umarım.