Ben de ilk kitabı bitirmek üzereyim, inanılmaz akıcı bir üslubu var. Çekirdek çitler gibi eriyor sayfalar. Büyük Defter’i okuyor olmamızın, onun yazım kuralları ve yazım tarzının dışına çıkılmamasının, her şeyin her zaman somut olmasının da büyük bir katkısı var tabi.
Ama tuhaf ve rahatsız edici bölümleri gerçekten fazla. Yani hikaye açısından ne kadar önemli, bu kadar sert olması gerçekçi mi, bunları kitap bitince daha net anlayacağız gibi duruyor.
Lucas ayrı bir şehre nasıl düşüyor da sonradan sınırı geçiyor. Son hikayede yaralandıktan sonra hastahaneye sonra yurda yerleşiyordu. Sonra nasıl sınır ötesinde bir yaşama başlıyor?
anneanne dediği kadın öldükten iki yıl sonra kaçıyor. Hatta bu sahneler anlatılıyordu aslında. Sınırı geçmeye çalışan babası değil yabancı biriymiş aslında falan. Yetimhane gibi yere bomba düşüyor, oradan anneanne olan teyzenin yanına veriliyor. O kadın öldükten birkaç yıl sonra yurt dışına çıkıyor ve sonra kırk yıl mı ne gelmiyor. Gidince kaydını da 15 değil 18 yaşında ve adını da Klaus olarak kaydettiriyor.
Anne, baba, Lucas ve Klaus birlikte. Savaş dönemi baba başka bir kadın için onları terk edecekken anne tarafında vurularak öldürülüyor. Seken kurşunlardan Lucas da vuruluyor. Lukas hastaneye anne tımarhaneye düşüyor. Klaus’u da babanın sevgilisi yanına alıyor.
Savaşta Lucas’ın kaldığı hastane bombalanıyor. Kurtulan yetimler yerli halkın yanına yerleştiriliyor. Burada sadece Lucas yaşlı bir kadının yanına yerleştiriliyor(İlk hikayede babaanne dediği, Klaus ile birlikte annesi tarafından bırakıldığı şeklinde anlattığı olayın gerçek hali). Kadının yanında büyüyor, meyhanelerde mızıka çalıyor vs. Sonrasında 15 yaşındayken sınırdan karşıya geçiyor. Yaşlanıncaya kadar da karşıda yaşamaya devam ediyor.
Klaus ise belli bir zamana kadar babasının sevgilisi ve üvey kızkardeşi ile birlikte yaşıyor. Bu dönemde küçük şehire Lucas’ı aramaya da gidiyorlar. Hastanenin bombalandığını, biryerlere verildiğini vs öğreniyorlar ama bulamıyorlar. Hatta kadının babası ve annesinin evindeyken balkondan Lucas’ı görüyor sokaklarda gezinirken ama tanıyamıyor. Sonrasında annesi hastaneden çıkıp evine dönünce annesi ile birlikte yaşamaya başlıyor, babasının sevgilisi ve üvey kardeşinden ayrılıp.
Yıllar sonra Lucas ülkeye turist vizesi ile geri dönüp Klaus’u arıyor. Sonunda buluyor, yüzleşme vs gerçekleşiyor.
Hikaye ana hatları ile böyle. Buradan öğrendiğimiz şunlar: İlk kitap tamamen bir güvenilmez anlatıcı örneği. İkizler olarak yaşadıkları şeklinde anlatılanlar sadece Lucas’ın başından geçiyor - bunların da ne ölçüde tam gerçek olduğundan hiç emin olamıyoruz. Bu kitaptaki ilginç olan şeylerden biri de hiç ismin kullanılmaması. İkizler, anne, babaanne, baba, tavşandiş, küçük şehir, büyük şehir vs şeklinde gerçek hiç bir isim kullanılmıyor bu bölümde. Günlük şeklinde akıcı ve kolay okunur yazmayı ve isimlerin muğlak olmasını tercih etmiş yazar. İsimler ancak ikinci kitapta karşımıza çıkıyor. İkizlerin isimlerini bile burada öğreniyoruz.
İkinci hikaye ise Lucas tarafından yazılmış kurmaca bir hikaye. İlk bölümün sonunda kardeşinin karşı tarafa geçtiği, kendinin orada kaldığını anlatmıştı. Ama biliyoruz ki karşıya geçen kendisi. Burada yazılanlar Lucas tarafından yazılan hikayeler. Bunu da bu bölümün sonunda ve sonraki kitapta öğreniyoruz. Soruşturmada yazılanların son 6 ayda yazılmış olduğu vs şeklinde bir bölüm geçiyordu, mahkeme tutanaklarındaydı sanırım.
Son kısım tamamen gerçek hikaye ve o bölümde de aslında geçmişte olanları ve her iki kardeşin yaşantısını öğreniyoruz.
Kitapta beni tek rahatsız eden bu sahneydi, bırakacaktım neredeyse ama iyi ki görmezden gelip devam etmişim. Yazım tekniği, güvenilmez anlatıcı, görece gerçek olaylar, şizofreni vs. derken şaheser olabilecek bir eser.
Sadece bu kitap özelinde değil de acaba kitaplardaki rahatsızlığa rağmen koyverip vermeme durumu kurgu farkındalığından mı karakterlerle özdeşleşme seviyesinden mi yoksa benzer olayları işitip okumaktan mı kaynaklı?
Yorumları spoiler yememek adına okumuyorum ama son 125 sayfam kaldı kitapta. İnanılmaz akıcı ilerliyor bu kitabı öneren ve etkinliği yapan sizlere teşekkür ederim, okumama vesile olduğunuz için.
3 Beğeni
Lorem
(Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua. Ut enim ad minim veniam, quis nostrud exercitation ullamco laboris nisi ut aliquip ex ea commodo consequat. Duis aute irure)
32
Bu kitap özelinde okumayı sürdürmemi sağlayan şey, kitap evreninin gerçekten alışagelmediğim şekilde sunulmasıydı. Kitabın başlarında, ikizlerin olaylara garip bir olgunlukla yaklaşması bana ilgi çekici gelmişti.
Karakterlerle pek özdeşleşmedim.
İnternet sağ olsun, çokça pislik şey gördüğüm için kitap bana çok da rahatsız edici gelmedi.
Mesela, "Lolita"yı okumak bana eziyet gibi geldiği için bırakmıştım. Bu kitapta ana karakterler tiksindirici öğeye yalnızca tanık olurken Lolita’da basbayağı ana karakterin pislik; arzuları, planları, eylemleri, düşünceleri vb. ayrıntılı olarak yazıyordu.
Bence de bu kitabın rahatsız edici seviyesi öyle çok yüksek değil. İkizlerin yaptıkları her ne kadar yaşları sebebiyle çok inandırıcı olmasa da, muhteşem yazarlık yeteneği sayesinde inanılmaz akıcı idi o serüven. Hadi be diyorsun ama merak edip okumaya devam ediyorsun, bakalım bu kez ne deneyecekler diyorsun.
Bence ilk kitap benzersiz bir kitap. Mükemmel bir deneyimdi benim için.
Bir de ben rahatsız olmayı da dert etmiyorum. Hayatın bir parçası olarak görüyorum. Bu kabulüm, bu tür kitapları okumaya devam etmeme çok yardımcı oluyor.
3 Beğeni
Lorem
(Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua. Ut enim ad minim veniam, quis nostrud exercitation ullamco laboris nisi ut aliquip ex ea commodo consequat. Duis aute irure)
34
+1
Ben, kurguda rahatsız edici öğelere ancak daha büyük bir amaca hizmet ediyorlarsa tahammül edebiliyorum. Bunun dışında gerçek hayatımda zaten fazlasıyla rahatsız edici unsur var, kitaplarda olmasa da olur.
Kitaplarının rahatsız edici olduğu eleştirilerine Hakan Günday şöyle yanıt veriyor: Eğer ana haber bültenini izleyebiliyorsanız, benim kitaplarımı da okuyabilirsiniz.
Elbette gerçek hayatta yeteri kadar rahatsız edici şeyle karşılaşan insanların bunlardan kaçınmak istemesi, bunları okumak istememesi gayet normal. Ben rahatsız edilmeyi ve farkındalığımı diri tutmayı tercih ediyorum.
An itibarıyla kitap bitti. Neredeyse soluksuz okudum. 2. kitap ve daha sonrasını aklım bir karış havada okudum. Olayları az çok çözdüm sonra da burada yazılanlar ile pekiştirmiş oldum. Gerçekten böyle bir kitabı böyle bir etkinlikle okumak iyi geldi. Kitap bana birden fazla duygu yaşattı. Alışık olmadığım ve diğer kitaplardan farklı yazım tekniği/kurgusuyla bu kitap benden tam puan aldı.
Aylarca yeniden basılmasını bekledim. Basıldı, koşa koşa aldım. Hemen okumadım ama kitaplığın önünden her geçişimde okuma isteğiyle doldum. An geldi hazır olduğumu hissettim. Okudum. Sarsıldım. Üzüldüm. Şaşırdım. Hayran kaldım.
Sonra Amazon’da defalarca neredeyse yarı fiyatına düştüğünü gördüm. Ve:
Benim “yüzümden” kitabı alanlar, umarım pişman olmamışlardır. Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim ama insan bir kitabı sevince başka okurlar da o deneyimi tatsın istiyor.
1 yıldan uzun süredir Storytel’e gelmesini bekliyordum. Baktım geleceği yok, Amazon’da uyguna görünce yapıştırdım hemen. Sayende çok ucuza müthiş bir kitap okumuş oldum hocam, teşekkürler.
İlk kitabı her gün 3-5 bölüm olacak şekilde yavaş yavaş okudum ancak sayfa 250’den sonuna kadar bir merak içinde bir günde bitirmeden tutamadım kendimi.
Ben de ikinci kitapta isimler ilk söylendiğinde Lucas-Claus bu işin altından şizofren çıkacak dedim, “Zindan Adası” sağolsun. Sonrasında hikaye bu yönde tahminimi besliyor derken üçüncü kitap ile bambaşka bir boyuta geçiş yaptı yazar.
İlk kitaptaki bombalama esnasında kapıda ölen anne ve kızı babanın ikinci eşi Antonia ve Sarah’ı temsil ediyor diye de düşündürdü bana.