Dök İçini Rahatla


(Ezgi ) #244

Dört gün önce Ballard’ın Çarpışması’na başladım - çok deli, manyak bir kitap- ama iki üç gün sonra okulda konuşacağız diye Woolf’ün Kendine Ait Bir Oda’yı da okuyalım dedim incecik kitap ama Çarpışma’yı bitiremeden Woolf şey etkisi yaptı ıspanak üstüne kola okuyamıyorum yani. Bir de kütüphaneden aldığım Kaçan Ayna’nın teslim süresi dolmak üzere beş gün falan var bir sayfa okumadım. Bir de okuyup özetini çıkarmam gereken -2 gün sonraya- makale var 30 sayfa ama akademik makale okurken içim bayılıyor. :fearful: :woozy_face:

Ben ne yapacağım??? :exploding_head:


(Hiçliğin bekçisi…) #245

Okulu as, makaleyi oku, özetini yap, Kaçan Ayna’nın süresini uzat, Çarpışmayı bitir. :joy:


#247

Bizim makaleler Osmanlıca (hemde matbu değil rika idi) olurdu, önce onu cevireceksin de sonra okuyup anlayacaksın peh. Ben ne yapacağım ya? sorgusuna hiç düşmedik çünkü makale geldi mi hayatımız tek yönlü olurdu. Bi’ de hatt-ı siyakat olurdu sen harf çevirdiğini sanarken aslında uğraştığın şey harf değil rakam olurdu :joy::joy:

“Çeviri yap, çeviri yap. Müzik dinleme kafan karışır, film izleme gözlerin yorulur, uyanık kal kahve iç, ne halı sahası maç ders notunu yükseltmeyecek (en yüksek Dc olurdu, çan eğrisi hep aşağı bakardı :joy:)”
Yaz okuluyla falan atlattım
siyakat_yazisi_nedir_siyakat_ornegi_h670792
Ahanda bundan sayfalarca


(Doğan) #248

Nefes açlığı diye birşey varmış. Beynine bile söz geçiremiyorsun. Sıkıntılı. Tavsiyesi olan varsa açığım. İlaçsız çözmek istiyorum bu süreci. :slight_smile:


(Halil Oğulcan Karamağara) #249

Ben olsam 3-4 saat uyurum, kitapları bir kenara bırakırım mecburen. :slight_smile: Ben de edebiyat okuduğum için bazı çok sıkıcı hikaye ve romanlar okumam gerekiyor. Öyle ki bazen yeter diye bağırıyorum. İnsanın içini çürütüyor.


(Ezgi ) #250

Bu makaledense benimki daha kolay göründü, haklısın :smile: Tek sorun beş sayfa ilerledikten sonra ne okuduğumu unutmam ve konu sıkıcılığı nedeniyle yeni okumayı öğrenen çocuk hızında okumam :slight_smile: Türkçe olduğu için şanslıyım sadece, iyi atlatmışsın.


(Ezgi ) #251

Ben kitap okurken değil akademik makale okurken sıkılıyorum, bölümüm siyaset. Kitap okuyunca rahatlıyorum ama dün hangi biriyle uğraşayım derken en sonunda hiçbir şey yapmamış oldum. :neutral_face:


(Hiçliğin bekçisi…) #252

Ya şu Eurovision’a bir kez daha katılsak da Hayko Cepkin çıksa. Başka ne isterim. :sweat_smile: Oh, söyledim rahatladım. Mis…


(Cenk) #253

Muhabbet etmek öncelik ama sanırım buraya biraz içimi de dökebilirim. Öylesine de olsa birilerinin bunu okuması hissi beni rahatlatıyor. Kendi kendime yazıp okuyunca içimi dökmüş değil de daha da ‘içeri’ gömmüş gibi hissediyorum. Burada kimseyle bir tanışıklığım olmaması da bu yazıyı buraya daha uygun kılıyor. İzninizle bir mabadlık yer isteyeceğim.

2018

Nisan 25
Etrafımdakileri kaybediyormuşum gibi…
Hiçbir şey yapamıyormuşum gibi…
Katrandan bir deniz varmış da ortasında debeleniyormuşum gibi…
Sorular soruyormuşum da cevapları kendi yankılarının içinde kayboluyormuş gibi…
Hikayenin sonunda “Peki.” deyip vazgeçiyorum. Katran içine çekiyor çünkü artık debelenmiyorum, yankılar bitiyor çünkü soru sormayı kesiyorum, kaybetmiyorum çünkü hiçbir zaman kazanmak uğruna bir mücadeleye girmiyorum. Hikayem böyle bitiyor. Yüreğimi kapatıyorum her şeye.
Risk almak bile ağır geliyor artık, sonunda ceza olduğunu biliyorum.

Nisan 25
Güzel veya kötü cümleyle biten bir şeyin bitmesi canımı yakıyor. Nokta güzel veya kötü bitmesi değil. Güzel bir şeyin olması ve bitmesi.
Güzel olan ve kendi ellerimle bitirdiğim her şeyden acı ve pişmanlık duyuyorum. Kronik bir vicdan azabının çamurunda yuvarlanıyor, Aldous Huxley’nin öğüdüne kulak asmıyorum.

Nisan 25
Kimseyi rahatsız etmeden bağırmak istiyorum… Ben bağıra bağıra şarkı söyleyeyim ama kimse duymasın. İnsanların beni önemli biri gibi görmesini istemiyorum. Kendi ızdıraplarını yaşasınlar. Benimkini bana bıraksınlar. Hiçbir kimse benim ızdırabımdan muzdarip olmasın istiyorum.
Ama yapmacık muzdariplikler görüyorum. Umursamacılık oyunları… "Senin derdin benim derdimdir’ler. Köşedeyse dışlanmış ve “Bana ne?” diyen maskesizler.
Maskesizlerin yüzünde bir ifade görmüyorum, kendi acılarını dışarı yansıtmıyor, daha da güzeli başkalarının acılarına sahte bir misafirperverlikle ‘Hoş geldin’ de demiyorlar. Bedenleri bir perde. O perdeye maske takmıyorlar.
“Her insan bir adadır” diye mırıldanıyor Neil Gaiman. Huxley’nin öğüdü kulağımdan çıkarken Gaiman’ın sözünü onaylıyorum.

Nisan 25
Tüm bunların ortasında kendimi nereye konumlandıracağımı bilmiyorum. Tercih hakkım olsa kendi kendine yetebilen bir insan olmak isterdim. Kendime bile yetersiz kalırken başkalarına yetmeyi planlayan birisi değil…
İddialı konuşmayı kendime uygun bulmuyorum. Dedim ya önemsizim diye. Fikirlerimin, benliğimin bir önemi yok. Öylesine bir hayatım, emojilere, harflere ve piksellere sıkışmış bir mutluluğum var. Hepsini kasıp kavuran da bir ızdırabım. Bana yeter.

Nisan 25
Benim gibi birinin bile hedefleri ve başarmak istediği şeyler olduğunu görünce hafifçe gülümsüyorum. Kendi kendime yetmek isterken kendimi aşmak istiyorum. Spiral bir paradoksun içinde savruluyorum. Paradoks döndükçe ben duvarlarına çarpıyorum.
Canım dayanılmaz bir şekilde acırken aklıma gelen en kötü küfürleri ağzımdan bir bir dökmek istiyorum. Ama korkaklığım boğazına takılmış. Bir kelime bile dökülmüyor ağzımdan. Ve tek bir yaş bile, gözlerimden. Korkudan değil, kibirden…

Nisan 25
Gerçek hayatın problemlerine piksellerle serzenişte bulunuyor, her pikselde söylenemediğim için farklı pikseller açıyorum.

Nisan 25
Benim hayallerimin başkasının gerçeği olduğunu görüyorum ve saygı duyuyorum, zerre kıskançlık yok içimde.
Benim istediğim bir şeye başkasının sahip olduğunu görüyorum ve kıskanıyorum, zerre saygı yok içimde.

Nisan 25
Kronik, kopyala yapıştır fikirler.

Nisan 26
Drama kasırgasının içinde pazarlanan bir fanatik savaşı…
Ne daha fazlası, ne de daha azı…

Haziran 9
Görece kısa ömrümde ilk defa umudumun, damarlarımdaki kan gibi coşkuyla ve aşkla bedenimde dolaştığımı hissediyorum. Yolun sonunda yaşadığım şeyden işte bu yüzden pişmanlık duymayacağım.

Haziran 12
Yenilsem de mutlu yenileceğim, içim rahat.
Ağustos 14
Yenildim ve mutsuzum. Demek ki söylediğim kadar kolay olmuyormuş.

Haziran 13
Siz tartışmıyor, nefret kusuyorsunuz. Konuşmuyor, egolarınızı yarıştırıyorsunuz. Kesinlikle ikna olmuyorsunuz çünkü sözlerinizle değil inatlarınızla iletişim kuruyorsunuz. Sözde sevginiz, içinizde köpüren nefretinizin yanında sönük kalıyor…
Kibriniz, halihazırda varolan duygularınızın önüne geçiyor. İstediğiniz gibi algılıyor, konuşuyor, anlatıyor, tartışıyorsunuz. Ne yaparsanız yapın asla önüne geçemeyeceğiniz bir kibrin pençesinde can çekişiyorsunuz.
Farkındasınız ama yine pençesinde kıvrandığınız kibir yüzünden görmezden geliyorsunuz ya da körsünüz.
Bilmiyorum. Belki de insan olmak tam da budur.
Gerçi sizi ne hakla eleştiriyorum ki? Ben de bu saydıklarımdan ibaretim. Çünkü ben de insanım. Çünkü insan olmak tam da bu kibrin pençesinde kıvranmak hatta yeri gelince ölmektir. Hatta ve hatta ömrümüzün son anlarında yıllarca bu gülünç durumda olduğumuzu fark etmektir.
Uzun yıllar boyu kibrinin pençesinde acı çeken ve can çekişen insanın sadece son saniyelerinde bunu fark etmesi gülünçlüğünden bahsediyorum evet. Belki insan olmak tam da budur. Bundan bahsederken kör olan gözlerimizin hayatımızın son saniyesinde açılmasından bahsediyorum evet.
Bu farkındalığa erişildiğinde, kiminin suratında bir korku, kimininse sevinç, kimininse üzüntü oluşur. Belki de Azrail diye bilinen, bizzat bu farkındalıktır.

Temmuz 4
Bugün hiçbir şekilde kendime saygı duymadığımı fark ettim. Ne hayallerime, ne hayatıma, ne de varlığıma. Ölüp gitsem en az üzüleninizden daha az üzülür, en fazla sevineninizden daha fazla sevinirim.
Bir insan kendiyle ne kadar kavga edebilirse o kadar ediyorum. Benim tüm derdim kendimle, yok olup gitsem rahatlayacağım da yaşama zincirlenmişim.
Nefret ettiğim o kadar şeyin arasında en fazla kendimden nefret ediyorum. En fazla kendimden tiksiniyorum. Beni insan yapan onca şeyi etrafımdakilerden daha çok kendime borçluyum.

Temmuz 26
İnsanoğlu gerçekten çok nankör. Sevdiğimiz bir şeyin gerçekleşmesi bile tatmin etmiyor, hep gerçekleşmeyen mutluluk hayallerinin peşinde koşmaya devam ediyoruz, ta ki gerçekleşene kadar. Gerçekleştiği zaman kısa bir sevincin ardından gerçekleşmeyen başka bir hayale takılıyoruz.
“Bari…” ile başlayan cümleler “Bir de…” ye dönüşüyor.
Sevgilisi olsa mutlu olacak fakat hiçbir şeye sahip olmayan birini düşünün;
“Bari sevgilim olsaydı.”
Bu adamın sevgili hariç her şeye sahip olduğunu düşünün;
“Bir de sevgilim olsaydı.”
Eksikliğini hissettiğimizi düşündüğümüz tüm şeylerin tek bir sebebi var: Açgözlülük.

21 Ağustos
Kontrolü elimde olmayan süreç içinde yaşanan belirsizliklerden nefret ediyorum. Dibe vurmaya ya da zirvede olmaya katlanabilirim ama belirsizlik sadece sonu gelmeyen bir acı çektiriyor.

Eylül 19
İnsanın mutluluğunu bir kişide, bir yerde, bir mekanda, bir zamanda araması kadar nafile bir çaba ve umut olamaz. Kendi mutluluğunu başka bir şeyde arıyorsan mutsuzluğa mahkumsun. Hayallerin ve hayatların yetmiyorsa mutlu olamazsın.

Eylül 19
Var oluşundan bu yana değişmeyen, böyle gelmiş böyle gidecek olan bir akıntının değişeceği, en azından seni istisna sayacağı ümidiyle çırpınıyorsun. Belki hiç sorgulamadığın bir şey ama kazanamadığın sürece mücadele etmenin amacı ne ki? Dönüp “Ben mücadele ettim!” demek mi? Kazanamadığın sürece umut çığırtkanlığını yapmaya devam edebilir, kendini kandırabilir, vicdanını rahatlatabilirsin. Sonuçta kaybettiysen kaybetmişsindir. Bu kadar basit. O yüzden sana tavsiyem bazı şeyleri ya olduğu gibi ya da değişmeyeceklerini kabullen. Değiştirmeyi deneyebilirsin ama zorlamanın bir faydası olmaz. Olacağına dair hiçbir belirti görmedim ki şu zamana kadar da olmadı zaten. Kendinden sana tavsiye. Dinle beni. Ve mücadeleni kendine sakla. Senin kişisel mücadelen kimsenin umrunda değil, hem de hiç kimsenin! En değer verdiğin kişiler için bile bir safsata. Anla bunu. Kendine hiçbir değer vermeyen insandan değer bekliyor, kendini kandırıyorsun. Kendine yazık edip mahvediyorsun. Hiç kimse için nadir, değerli, el üstünde tutulan, imtiyaz sağlanan bir insan olamayacaksın. Diğerlerinden biri olacaksın. Herkes olacaksın. Tabii ki öyle söylemeyecekler ama aksi şekilde de davranmayacaklar. Unut bunu. Güzel olduğunu söyleyip seni içeri davet edecekler ama günah izi bulundurmayan çocuğa kapılar açık değil.

Eylül 19
Tek ihtiyacımız olan doğru eylemlere duyulan yeterli bir sağduyuydu.

Ekim 18
Gerçekten bağırış ve yakarışlarımı kimse duymuyor mu? Bir kişi bile mi? Bağırıyorum, çağırıyorum, yardım için dileniyorum, kimsenin kulakları çınlamıyor mu? Herkes mi terk etti beni? Yalnızlığı bildiğimi sanırdım. Hiçbir fikrim yokmuş.
Ekim 19
Peki ya sen? Problemlerimi seninle çözeceğim dediğim sen bile mi duymuyorsun beni? Bu kadar mı dayanamadın bana? Kulaklarını bu kadar çabuk mu tıkadın?

Not: Daha önce daralıp Rıhtım Kamarası’na dökmüştüm ama madem böyle bir konu açıldı artık orada durmasının bir sebebi yok. O yüzden buraya attım bunu tekrardan. Zaten yine daraldım bahanem oldu.


(Hiçliğin bekçisi…) #254

Yüreğimdeki ağırlıklar bir mezar taşı gibi…
Ne kötü, yıllar önce toprak olmuş hepsi…
Sevdiğin herkes yaşamaya çalışırken unutmuş seni…
Ne zaman kapılarına dayanmış ölüm,
O zaman hatırlamış tüm kaybettiklerini.

Yıllar önce ölmüş, mezar taşından ibaret o kişi…
Seni unutanların da örttü üstünü o karanlık perdesi,
Şimdi kalmadı hiç seni tanıyan bir kişi…

Kaybettiklerimi hatırladım akşam akşam, boğazım düğümlendi…


#255

Aralara ne kadar tatlı tebessümler katmaya çalışsak da hayat bir yitiştir.


(Sümeyra) #257

Doğru başlığa mı yazıyorum bilmiyorum ama birkaç gün sonra sınıfta sunum yapmam gerekecek ve bende hala aşamadığım bir sahne fobisi mevcut. Ne yapmalıyım sizce, tavsiyesi olan var mı?


#258

Bir yerden “Herkesi sanki iç çamaşırı giyiyormuş gibi hayal et.” diye bir cümle duymuştum. Denemedim hiç :confused:

Onun dışında kendinizi aynaya konuşuyormuş gibi hayal edebilirsiniz. Genelde denediğim bir şey. Bende işe yarıyor. Bunu da geçtim, sakince nefes almayı unutmayın. Başarılar efendim.


(Kingebu) #259

Güzel kardeşim ben söylediğimi söyledim.İt dalaşına girecek vaktim yok.Ben rahatsızlığımı ilettim.Umrunda değilse yapacak birşey yok.Dilediğin gibi davran.Ama bu kadar negatif olma.Sonuçta ikimizde birbirimizi tanımıyoruz, bilmiyoruz.


(galeme) #261

Bu konuda tavsiye verecek belki son kişiyim ama aynı dertten muzdarip birisi olarak ben biraz daha geniş bir pencereden bakarak rahatlatmaya çalışıyorum kendimi.

O gün tıpkı senin gibi sunum yapacak dünya üzerinde binlerce insan var. Ve herkes seni unutup gidecek, sunumu yaptıklarının umurunda değilsin. Dünyadaki basit bir olayda yer alacak basit önemsiz birisin şeklinde düşün.


(Kingebu) #262

Tamam güzel kardeşim uzatma istersen Seninle saatlerce insanlığın neredeyse varoluşundan beri süregelen bir konu hakkında uzun uzadıya tartışmacayacağım.


(Muhammed Furkan Sayın) #263

Pilotun sarhoşluğu ile insanların dini kaygılarını kıyaslayan birisi yetkin olamaz


(Kingebu) #264

Ayrıca siz bunu seçersiniz ne demek? Ben ne akit bilirim ne üstün Dökmen kimdir onu tanırım.


(İbrahim Şahin) #265

İnşallah ve maşallah kısmında haklı ama başörtü ile bağdaştırma konusunda haksız. İnşallah ve maşallahı sadece başörtülüler mi kullanıyor, başörtüsüzler kullanmıyor mu? Bütün başörtülüler inşallah ve maşallahı mı kullanıyor, kullanmayan yok mu? Kusura bakma ama zehirli düşüncelere sahipsin ve bu düşüncelerin bazı kesimlere güç veriyor. Hani bana geçen faşist yaftası koymuştun ya, hah asıl faşist sensin işte. İnsanları ötekileştiren, hor gören bir faşistsin.


(Kenan Ulusoy) #267

Konunun adı “Dök İçini Rahatla” ama rahatlayabilen pek yok.
Neyse şu kuralları hatırlamakta fayda var. Özellikle 3.maddeyi. Kendime de hatırlatmış olayım çünkü ben de bazen herhangi bir tartışmayı boş yere uzatabiliyorum.

Tartışmak güzel bir şey özellikle de her iki tarafta birbirine bir şeyler kattıği zaman.

Lütfen tartışma boş yere uzadığı zaman taraflar sağduyulu davransın ve cevap vermeyi bıraksın, konu kapansın.

Bazen öyle tartışmalar içine giriyorum ki arkadaşlarımla sonra kendi kendime diyorum ben ne elde ettim bu hır gürden. Koca bir HİÇ.

Neyse fazla uzatıp sıkmayayım sizleri iyi forumlar.