İnsan hayatında kilit rol oynayan birisini kaybettiğinde o güne dek bildiği kendisini kaybediyor. Bambaşka ve daha da bir siyah kapıdan geçiveriyor bir anda. O saatten sonra her şey anlamını yitiriyor ve tüm bu bitmiş hâl içerisinde bir anlığına bu acı hissi unutup da azıcık eğlense, gülse azap gibi geliyor. Kim ne dese her şeyi biliyorsun zaten. Hayatın devam etmesi, kaybettiğimiz kişinin bizim böyle olmamızı asla istemeyecek olması… Bunları bilmek bunların yapılabileceği anlamına gelmiyor. Yokluk… O derin kapının ardı yokluk, sanki hiç yaşanmamışlık, hiçlik var. Başınız sağ olsun, acı bir kayıp. Umarım dayanma gücünüz olur.
Başınız sağ olsun @ogunyavuz ve @Blackheart.
@ogunyavuz ve @Blackheart.
Başınızsağolsun. Bu zamanlarda yaşamaya devam ediyor,gülüyor,yiyor olmak iğrenç geliyor kısmını iyi biliyorum. Ama böyle böyle devam ediyor işte. Keşke annemle , babamla ölsen diyorsun bakıyorsun köşede deden yada kardeşin oturuyor… Olmuyor…
İyi olan her şey azap gibi geliyor,evet ve hatta biliyorsun ki annem böyle olmamı istemezdi diyorsun fakat gerçekten düzelemiyorsun.Tam olarak hissettiklerimi anlattınız,demek aynı şekilde hissettiğim insanlar var.Sanki annemin yoğun bakımda elimi sıktığı yeri aşamayacakmışım gibi hissediyorum.Hepiniz sağ olun duygularıma tercüman oldunuz.Sizin de başınız sağ olsun @Blackheart ve teşekkür ederim @mit ve @erce
Başınız sağ olsun. Ölüme karşı yazılacak, söylenecek her söz yarım kalıyor. Uzakta olsanız umursamıyorsunuz nasıl olsa bir telefon uzakta diyorsunuz ya bir telefon uzakta bile olmayınca.
Ek: @Blackheart Ben de mesajı yazarken başınız sağolsun diyecektim ama forumda bir yılımı bile doldurmadığım için daha önce paylaşılıp paylaşılmadığını bilmediğimden bir şey diyemedim. Mesaja ek olarka yazayım dedim @J.S’in mesajını görünce (Teşekkürler ayrıca). Başınız sağ olsun.
@Blackheart Başınız sağolsun 
Teşekkür ederim @J.S @silence @ogunyavuz @erce @Anita sağ olun.
Nur içinde yatsınlar
başınız sağ olsun
@Blackheart
@ogunyavuz
Bir son beş senedeki yaşantıma bakıyorum, bir de güncel hareketlerime. Şundan eminim ki bir dayağa ihtiyacım var. Şöyle ağız burun, temiz.
Aynı rahatsızlıkların tekrar başlayacağını bile bile ilaçları bırakmak, bir anlık sinirle tüm arkadaş eş dost çevresiyle bağı koparmak.
En büyük sıkıntı zaten yalnızlık, ana babayla bile kanlı bıçaklısın elde kalan iki üç kişiyi de tersleyince öylece ortada kalıyorsun.
Bir de mal gibi git borca gir, eline geçen iki kuruş parayı da onun geri ödemesine göm.
Hah. Sorunu buldum. Para. Şöyle temizinden bi üç dört milyon dolar gelse dert sıkıntı hiçbir şey kalmaz. Halbuki hakkını verirsen 1M’de iş görür.

Bir mide bulantısı bile endişelendirir oldu. Ya hasta olup hastaneye gidemezsem diye düşünüyorken bir korku, heyecan hissi oluyor. Diyorum ki abartma Kubilay. Sonra geçiyor hemen. Bu dediğim tabi düşük bir seviyede, abartarak anlatıyorum. Yalnız grip falan olursam panik atağa bağlamaktan da korkmuyor değilim hani.
İletişim içindeyken insanların karşı taraftan beklentisi nedir hala anlayabilmiş değilim. Bir sürü insanla tanıştım bir sürü insanla sohbet ettim ama içlerinden çok azına ulaşabildim. Tartışmaya anlamaya açıklamaya o kadar uzaklar ki … bunun sebebi ben merkezli olmak mı bencillik mi saflk olduğunu düşünmek mı yoksa gerçekten iletişim denen şeyin ne olduğunu henüz kavrayamamaktan mı kaynaklı bilmiyorum ama canımı fazlasıyla sıkmaya başladı. Onlara ulaşabilmek için kendimi çiğnedim saygıyı bir kenara attım ama yok. Şimdiye kadar problemin hep bende olduğunu düşünürdüm ama meğerse öyle değilmiş. Bu gece tamamen anladım bunu. İnsanların bakışları huyları belirsizlikleri çok can sıkıcı. Ne olursa olsun bir daha denemeyeceğim bile. Bu kadar düşüncesiz olabilmeleri inanılmaz. İnsanlar inanılmazlar. Buraya da içimi döküyorum çünkü bu benim için bir teminat olacak. Şu birkaç satırı burada var etmek benim için fazlasıyla yeterli bir teminat. Bir de kimi insanların şu ‘yetişkin’ olurken geçirdikleri zaman içinde düşüncelerinin de kendiliğinden olgunlaştığını düşünmelerinden fazlasıyla sıkıldım. Sanıyorum birbirilerini hala ciddiye alabilmelerini sağlayan tek şey çoğunluğunun bu zırvaya inanarak yaşaması.
Ülkemizde özellikle insanların değer yargıları çok yanlış benimseniyor diye düşünüyorum. Çevrenize bakın mesela. O kadar fazla kalıplaşmış ve kilitlenmiş düşünceler görürsünüz ki…
Herkes haddinden fazla fanatik duygular içerisine giriyor. Objektiflik yok denecek kadar az. İletişim o kadar keskin ve kuvvetli birşey ki oysa. Çoğu kişi siz konuşurken kafasında size sıralayacağı cümleleri tasarlamakla vakit geçiriyor, ne dediğinizi tam olarak dinlemiyor bile. Hele onun hoşlanmayacağı türden birşey konuşuyorsanız yandınız…
Bu yüzden fanatikliği hiçbir alanda sevmedim, sevemeyeceğim. Din, dil, ırk, siyasi partiler, kültürler, farklı görüşler ve benzeri konularda fikir belirtirken her zaman daha samimi ve ortadan bir üslup benimsenmeli. Bazen bir merhaba demenin tonu ve vurgusu bile o an karşıdaki insanın gününü güzelleştirebilir. Gel gör ki, yaşadığımız topraklarda bu tür şeylere karşı yabani bir yaklaşım var. Sizi çok iyi anlıyorum bu yüzden…
Yıllar sonra ilk defa oruç tuttum. Aslında oruç tutmayınca çok şey kaçırıyormuşum. En azından o kafayı yaşamak gerekiyor. Oruçluyken çok daha fazla şeyi sorguluyorum daha radikal düşünüyorum. Neye ihtiyacım olup olmadığını daha fazla sorguluyorum veya neye sahipken onun kıymetini daha az bildiğimi görüyorum vb. vb. Yani fazilet diyorlar buna sakallı abiler, ben de bu kelimeyi kullanmak istiyorum. Sanırım bazı şeylerde fazilet var ve insanlar onu deneyimlemeli.
Kitap okuyan insanların çoğu pasif okuyucudur. Amaçları kitabı anlamak değil, okuyup bitirmektir. Bu şekilde düşünce üretilemez. “Ne demek istiyor lan bu?” diye düşünmediğin neredeyse hiçbir kitap analitik zekanı geliştirmez. Hayal gücü ise analitik zeka ile harmanlanmalıdır.
Hayal gücüyle beynin sağ tarafı ilgilenirken, analitik düşüncelerle beynin sol tarafı ilgilenir. Eğer okuduğun kitap üzerine düşünmezsen, en azından okurken bile ne demek istediğini anlayarak okumaya çalışmazsan beynin sadece hayal gücünü geliştirdiğinden bir şey üretemezsin.
Hayatında 3000 kitap okumuş ama hiçbir şey üretememiş insan haline gelmek istemiyorsan, düşünmeli ve sorgulamalısın. Yoksa her gün bir kitap bile bitirsen, hayatında köklü bir değişiklik göremeyeceksin.
Kitap okumayı öğrenmelisin. Yoksa o gelişen hayal gücüne yetişemeyen analitik zekan, senin de hayatını değiştiremez. Hayal gücüne ihanet etmek istemiyorsan sorgula. O kitap sana sorgulatacak hiçbir düşünce sunmuyor mu? O zaman okuma ve daha güzel kitaba geç.
Peki ya zaten sorgulamalardan bıkıp bir çıkış yolu olarak kitapları görüyorsak n’olacak? Her kitap, sorgulama eylemi yaratır mı? Sorgulatmayan kitap kötü müdür? “Daha güzel kitaba geç” derken kimin için daha güzel, kimin için daha kötü?
Siz de dediklerinizde haklı olduğunuz için verebilecek bir cevap bulamadım.
Bende sanırım bu şekilde düşünüyorum. Bir kitabın mesajı ne olmalıdır?
Herkes kendince birçok mesaj çıkarabilir bence. Geçen gün genç yetişkin sayılabilecek türde bir kitap okudum. İçeriği siyahi insanların Amerika’da yaşadığı zorluklarla ve mücadele vermeleriyle ilgiliydi. Dışına baksanız çocuk kitabı der elinize bile almazsınız belki.
İnsanların kitap okuma konusunda ‘sofistike’ bireyler olarak benimsenmeye çalıştıklarını gözlemledim. Tabi ki herkes değil fakat dışarıda herhangi bir kitaptan bahsettiğiniz takdirde ya da elinizde fantastik, absürt, aksiyon dolu birşey gördüklerinde hemen karşı çıkmaya başlıyorlar. Bu kitap sana ne katacak, boşa giden zaman diyorlar.
Kategorize etmek ve etiket yapıştırmak bu dünyadaki en rahatsız edici şeylerden biri. Bir insan öğrenmek, dinlenmek, eğlenmek, okuduğunu anlamayı geliştirmek ve eğer yazmak istiyorsa yazı dilini geliştirmek için okuyabilir. Çokta takılmamak lazım.