Bu ülkede imar affının insanlar tarafından talep edildiği için seçim vaadi olarak verilmesi rezilliğinin hala görmezden gelmesi malesef daha göçük altından çok insanın can vereceğini gösteriyor.
Ben seçim zamanı bir parti başkanı olarak Malatya’ya Hatay’a Adıyaman’a gidip “Kaçak yapılara göz açtırmayacağız, tüm yapıları kontrol edip yönetmeliğe uymayanları ivedilikle yıkacağız” desem %10 oy bile alamazdım. “Siz beni seçin hallederiz, o iş kolay” diyen insanlar seçildi ve vaatlerini yerini getirip o işi hallettiler. Kolonları kesilmiş, kaçak kat çıkılmış, temel atılmamış, demir kullanılmamış binalara yapı denetim onayı verdiler ve çok matah bir şeymiş gibi bunarı miting alanlarında alkışlar arasında gururla duyurdular. Biz işte bunun sonucunu izliyoruz bir haftadır televizyonlarda.
Herkesin ağzında bir “Eğitimsizlik” lafı var ama problem eğitimsizlik değil ahlaksızlık. Bir toplumda ahlak çöktüğünde verdiğin eğitimin de yönetmelik üstüne yazdığın maddelerin de hiçbir geçerliliği kalmıyor.
Hocam; ahlak, eğitim aracılığıyla öğretilir. Eğitim yalnızca müfredatta bulunan planlı hazır bilgilerin aktarılmasını içeren bir uygulama değil hayatın bütününe yayılmış sürekli bir olgudur.
Şahsi kanaatimce bir toplum çok kolayca işlevsel ahlak ilkelerini esas alacak şekilde eğitilebilir. Bunun şartı, topluma ahlakı öğretmek isteyenlerin ahlaki konuda bilgili ve topluma yaymak istedikleri ahlakı içselleştirmiş insanlar olmasıdır. Ülkemizde ahlakın topluma istenildiği gibi sirayet edememesinin nedeni -halk ağzında- “İmam osurursa cemaat sıçar.” ilkesine dayanmaktadır.
Doğru hocam da çok sinirim bozuluyor bu lafları duyunca. Bazen öfkeyle hızlı hareket ediyorum. Milletin sosyal medyada troll dediği şey benim günlük hayatımda kanlı canlı ve 7-24 maruz kaldığım şeyler.
Ben kimim? Senelerce okul okumuş bir cahil miyim? Okuduklarının üzerine gitmemiş, okuduklarını unutmuş biri miyim? Çok şey bildiğini sanan ama hiçbir şey bilmediğinin farkına dahi varamayan bir sarhoş muyum?
Ben bir üşengeç miyim yoksa ben bir tembel miyim? Ne için yaşıyorum? Yemek, içmek, dolaşmak ve uyumak için mi? Peki onca çektiğim acı, baş ağrısı ve üzüntü nedir? Ben amaçsız bir aptal mıyım? Kendine ve zihnine işkence eden bir mazoşist miyim? Manyak mıyım ben?
Potansiyeli olduğunu sanıp kendini avutan bir yalancı mıyım? Ben bir kıskanç mıyım? Yoksa ben bir özenti miyim? Ben vicdansız biri miyim? Kendinden küçüklerden daha güçsüz, daha akılsız, daha bilgisiz miyim? Ben sürekli üzgün biri miyim?
Dışarıya gülen, içeride içten içe ağlayan birisi miyim? Kendine çok güvenen biri miyim? Aciziyetinin farkında olmayan biri miyim? Ben kitap okumayan biri miyim yoksa ben bir hiç miyim? Belki de birşey olmaya çırpınan sudaki bir balık gibiyim…
Son 4-5 gündeki izlenimlerim ile ülke hayatının tekrar normale dönmeye başladığını gözlemliyorum ama kafa olarak normale dönememe sıkıntısı yaşıyorum.
Geçen haftadan perşembe gününe kadar her gün yardım malzemesi götürdüğüm belediyenin toplama alanının günden güne ufaldığını, yardım malzemelerinin sığmaması nedeniyle kurulan 3-4 çadırın her gün birer birer toplandığını gördüm. Gönüllüler ve çalışanlarla +100 kişilik bir kalabalık ve hengame vardı geçen hafta, son gittiğimde 10 kişi kalmamıştı.
Çıkalım kahve içelim, çıkalım yemek yiyelim, çıkalım sinemaya gidelim gibi teklifleri geçiştiriyordum hep. En son dün, bir arkadaşımı kıramayıp dışarı çıktım ve baktım ki normal hayat çoktan geri dönmüş. Sıkıntının bende kaldığını fark ettim Deprem bölgesinden uzakta kendi halinde bir birey olarak elimden geleni yaptığımı kabul edip içimdeki üzüntü ve siniri bir kenara koyarak kendi hayat rutinlerime dönmeye çalışma zamanı gelmiş sanırım.
Hayata bir kısım çoktan döndü. Bir kısımsa zaten o noktaya gelmedi bile…
Kendi başına gelene kadar her felaket aslında bir kaç sıyrıktan ibaret. Ama kendisi düştüğünde buraya en uzun yazıyı, whatsapp a bitmek bilmeyen durumlarını paylaşacak. Yardımı da en çok o hakedecek.
Bu bizim değil, dunyanın sorunu. İnsanlıktan çıkıp başka bir aşamaya geçmemiz. Ama tabiki sen de kahve içecek, sinemaya gidecek ve yaşayacaksın. Başta biraz utanarak ve sonra normal olarak. Başka türlü yaşanamaz çünkü… Sen bunu yapacaksın belki 1 belki 5 yil sonra bu olayı en merkezde yaşayan da yapacak.
Sen belliki kendince gerekeni yapmışsın. Tabi herkes bir fazlasını ister ama mücadeleni vermissin. Yaşamaktan utanma…
Her felakette ülkenin “aydın kesimi” diye nitelendirilen insanlara güvenimi biraz daha kaybediyorum.
Ortaokul mezunu insanların dahi söylemeyeceği, savunmayacağı onlarca şeyi her gün tv kanallarında ve sosyal medyada adının önünde “prof. dr.” ünvanı taşıyan insanlardan duymak çok umut kırıcı bir durum.
“Bir kişinin ölümü trajedi, on insanın ölümü dramatik, bir milyon kişinin ölümü ise istatistiktir.” sözü canlı canlı gözlerimizin önünde yaşanıyor ve bu beni rahatsız ediyor.
Düzeltme: Söz Stalin’in değilmiş. Uyarı için @yunusemre 'ye teşekkür ederim.
Heyt be deprem deprem her akşam yürüşe çıktığım sokaklarda insanlar gergin ,hüzünlü ve gözlerinde korku var. İnsan görmek ortamdan keyif almak için çıkardım ne keyif alıyor insan nede rahatlıyor. Şehirimi böyle görmek istemezdim .Savaş ve gerilim filmlerindeki insanlar gibi ama bizzat buna şahit olmak tuhaf …
Yarın benim doğum günüm normalde kutlamayan ve çok önemsemeyen bir insanım ama abim ve benim doğum gunlerinde ailece yemeğe çıkardık.Sonra birkaç yakin arkadaşın ısrarı uzerine parkta yada cafede oturur sohbet ederdik.Şimdi koca mahallede geniş bir aile kadar insanla abimle birbaşımıza başıma geçirecez.Ailemden ayrı geçirdiklerim olmuştu ama bu sefer ilk defa kalabalık istiyorum.
Eğer yanlış okumadıysam veya yalan haber değilse(tam araştırmadım) İhsan Eliaçık’ ın Ku’an meali/tefsiri yasaklanmış ve toplatılma kararı verilmiş. Zat-ı muhteremi pek sevmem ve fikirlerinin yüzde yetmişini de onaylamam amma velakin 2023 yılında, bu çağda… Adeta insanları İslam’ dan soğutmaya ahdetmişler gibi.
Keşke hep çocuk olarak kalsaydım diyorum bazen. Bu hayatın iğrenç tarafını görmemiş olurdum.
Eskiden keşke büyüsem, araba sürsem kendi paramı kazansam diye hayal kurup dururdum.
Büyüklerim çocukluğunun kıymetini bil yetişkin olmak kötü bir şey derlerdi, meğer ne kadar haklılarmış.
İnsanlarımız, en yakın çevremiz ne kadar ikiyüzlü insanlarmış. Bunu bizzat yaşadım ve suratıma ters tokat yemiş gibi etkide bıraktı beni. Eşiniz dostunuzun kötü zamanda sizin en güçsüz olduğunuz vakitte size destek olacaklarına kendilerinin hal ve durumlarına bakmadan sizi yermesi, arkanızdan dedikodusunu yapması insanın kulağına gelince gerçekten bu hayatta yalnız olduğunu anlıyorsun. Yakın çevreniz siz ayakta durduğunuz sürece yanınızda ama düştüğünüzde gerçekten sizi yerinizden kaldıracak bir insan yok. Bunu sosyal medya gibi mecralarda çok sık görürdüm ve haklılarmış.
Bugün mesela. Kendimce çok büyük bir başarı elde ettiğimi düşünüyorum. Bir profesör tarafından takdir edildim, ödüllendirildim. Bunu en yakın arkadaşıma ( on yıllıktan fazla bir arkadaşlık) paylaştım. Tek bir mesaj bile yazmadı, tebrik ederim demedi.
Yani çevremiz kendilerinden başarılı olmamızı istemiyor, kendilerini geçmemizi istemiyorlar.
Bu eğitim konusunda da, parasal konuda da, hatta mutlulukta bile.
Eşimin iş yerinden kaç senelik arkadaşları defalarca daha iyi pozisyona geçmesini engellediler, pasifleştirmeye çalıştılar. Maalesef artık birkaç kişiden başka kimseye güven yok.
Tebrikler, her ne kadar beklediğiniz kişilerden gelmese bile belki biraz mutlu eder. Çocuk olarak kalmak isterdim velakin öyle bir şansımız yok. Zaten yolu yarıladıkta geçtik yaş olarak ayrı konu. Geçmiş ve çevrem, ailem hakkında çok şey demek isterdim ama bir anlamı yok. Benimde hayal ettiğim dünya ile sonraki arasında çok fark var. Çocukken aman psikoloji bozulmasın, güzel söz söyleyelim derken tüm insanlar gözümüze harika insanlar olarak görmeye başladık galiba. (Gerisini sildim gerek yok)
Biraz üsteliyor gibi olacak ama yine de söylemek istiyorum.
Bir günde resmi olarak ~44.000, tahminen ~150.000 kişinin ölmesi biraz çabuk unutulmadı mı? Aradan yıllar geçmesine rağmen Gölcük depremi bile toplumun hafızasında daha çok yer kaplıyordu gibi.
Sanki -lafın gelişi- herkes “Yardım ettik, her şey oldu bitti.” modunda.
Ortada yıkıcı boyutlarının önü gayet de alınabilecek bir olay var, imkan olmasına rağmen önlem alınmıyor. Bu olayın sonucunda yüz binlerce insan ölüyor, biz de toplum olarak vicdan masturbasyonumuzu bağış yaparak gerçekleştiriyor ve içinizdeki rahatsızlığı boşaltıp gözümüzü sorunun kendisine kapatıyoruz.
Şu son depremlerden sonra şundan adım gibi eminim: Eğer yarın öbür gün büyük İstanbul depremi olursa 19 gün önce gördüğümüz manzaranın daha büyüğünü seyretmekten başka bir şey yapmayacağız.
Sözün özü: Distopyada yaşıyoruz. Bu mesaja ismini yazamadığım, bu dahil nice sorunun kaynağı olan şahıs ve temsil ettiği fikirimsiler distopyanın yaratıcılarıdır.
Aslında bu dediğin olmuyor. Bir kesim, mesela İStanbul’un eğitimli beyaz yakası içten içe gerçeği biliyor. Bu kesimin büyük bir kısmı bölgeyi terk etmeyi düşünüyor ve hiç birşeryi unutmuş değiller. Hali hazırda İZmir’den Van’dan beri bu süreci bilen ve boşlamayan kişiler vardı.
Öte yandan tabi ki bir depremzede ile aynı kategoride bakamayız hayata. Bir şekilde yaşam devam ediyor. Dünya ve farklı şehirlerde insanlar parça parça hayatlarına geri dönecek. Bu dönüş hızıda olayın merkezinden uzakta başlayıp içe doğru gelecek. ARtısı ve eksisiyle bir şekilde o insanlarda yaşama tutunacak. Çünkü herşeyi boşlayarak sadece bütün gün bir koltukta oturabilirsin.
Vicdan zorluyor tabi. Ama burada kastettiğim şey gülüp eğlenelim bir gün onlarda bize katılır durumu değil. Bir kısım insanda aslında içten içe o korkuyu duymasına rağmen , pskolojik olarak birşeylere tutunuyor. İtiraf ediyim ben depremin 3. gününde tekrar çıkıp koşmuştum. Bugün yine koştumm. Geçen haftada…Çünkü bu benim için bir kafa dağıtma yolu. Ancak böyle boşalabilirim. He aksine kitap okuyamıyorum, yaptığım işe konsantre değilim.
Bunların hepsi vicdan mast. ı değil. 2010 dan beri her seçimde insanları uyardım. Burada bile katif yer alan Trol grubu, depremde gık demeden pıstı gitti. Ama bir yandan, kim ne tarafta bakmadan yardım etmeye, evimi eşimi gelecek olan şeye ayarlamaya ve insanları uyarmaya devam ediyorum. Yazdıklarına bakılırsa bence sende öyle bir amaca hizmet ediyorsun.
Hocam değinmek istediğim kısım şu: Duymuşsunuzdur " Almanlar 2. dünya savaşından ders aldıkları için şu anda demokrasi, sanayi, ekonomi gibi alanlarda çok iyiler. Japonlar yaşadıkları depremlerden ders aldıkları için inşaat mühendisliği konusunda üst düzeydeler." benzeri sözleri.
Yahu biz ülkecek salak mıyız ki ölen ~150.000 vatandaşımız ders almamız için yeterli olmasın.
Kimseye bireysel bir yük yüklemiyorum ve “Şimdi şöyle yapmalıydınız.” demiyorum, diyemiyorum çünkü ne diyeceğimi bilmiyorum ve böyle bir şey demeye hakkım olduğunu düşünmüyorum. Ama ortada büyük bir yanlış görüyorum ve görebildiğim kadarıyla bu yanlışı diğer insanlara göstermek istiyorum.
Hocam belki değişim zaman alan bir süreç olduğu içindir. Bilemiyorum, çok sosyolojik veya politik çıkarım yapabilecek durumda değilim. Hatırlama pratiğimiz ne oranda gelişti ileride göreceğiz bakalım. İnşaat sektörü ülkenin siyasetinin finans aracı olduğu sürece değişim olabilir mi, onu da bilmiyorum.