Bu her zaman olan şey. İzmir Van hep oldu. Bir başka durum da ben ekleyeyim. Gönüllü olarak gelip hırsızlık yapmaya gidenler var. Kaç kişiyi yakaladık GBT lerinden. Hırsızlıktan sabıkalı hatta cinsel suçlardan sabıkalı. Biri gelmiş geri dönüşte üstümüz aranıyor mu diye bile sordu
Her isteyenin de öyle bölgeye gitmemesi gerekiyor. Baya sorunlu kişi var.
Bende hiç bu konulara girmedim ama, bu ülkenin içişleri bakanı, polisi, savcısı nerede.
1 hafta oldu. Bir tane soruşturma göz altı var mı? o evleri yapan mütahitlerin hiç biri orada değil araştırsan hepsi izmirde, istanbulda bilmem nerede. Sen ben birine bıçak çeksek 3 gün gözaltına alınırız. Var mı bir tutklama?
Bir gazetici haber yapsa, emekli 75 yaşında albayı vs yi yurtdışına çıkış yasağı koyarlar. Var mı mütahitlerin çıkış yasağı?
Benim yaptığım ev yıkılsa şuan 50 kere yurt dışına kaçmıştım.
Bunu sormanında siyaset oluyor adı…
Eskiden içimi döktüğüm zaman rahatlardım şimdilerde ha dökmüşüm ha dökmemişim pek fark etmiyor. Sussan olmuyor, konuşsan olmuyor. Ortaya karışık takılsan o da olmuyor. Uzunca bir süredir kronik melankoli halinde yaşayıp gidiyorum. Yaşıyor muyum onu da bilmiyorum. Aslında ne kimsenin umurunda, ne kendimin. Birisi “laf olsun torba dolsun” demiş de hayat öyle var olmuş gibi.
“Yaptığın yardımı bağıra bağıra, milletin gözüne soka soka, çarşaf çarşaf sosyal medya hesaplarına sererek yapmıyorsan, yardım yapmayan, kötü niyetli, bencilin tekisin” pespayeliği bu tür büyük felaketlerde mide bulandırıcı bir seviyeye ulaşıyor.
Tutuklanırım korkusuyla felaketin asıl sorumlularına, asıl katillere tek laf edemeyenler şuursuzca gücünün yettiğine saldırıyor. “Şu yardım yapmamış, bunu yardım yaparken görememişler, herkes yardım yaparken o nerdeymiş…” Nerden biliyorsunuz yardım yapmadığını? Kadının adamın banka hesabını mı hackleyip baktınız? Evine kamera mı koydunuz? Arabasına mikrofon mu yerleştirdiniz? Bu nasıl bir embesilliktir cinlerimi tepeme çıkarıyor her seferinde. Millet yaptığın yardımın dekontunu kıvırıp kıvırıp bi taraflarına sokmadığın sürece rahat etmiyor.
Zekası ayakkabı numarasından düşük tiplerin ünlü ettiği, elinde telefon, yakasında mikrofon, arkasında üç beş kameraman ile yoksul aile, engelli çocuk, yardıma muhtaç yaşlı avına çıkan sosyopat “influencerlar” ile görgüsüzlüğü, sonradan görmeliği, ahlaksızlığı, yüzsüzlüğü, pespayeliği normalleştirdiğiniz yetmedi bir de herkes böyle yapsın diye cadı avına çıkıp yapmayan insanları hedef gösteriyorlar. Tiksiniyorum yemin ediyorum…
Lütfen ,BU DEPREM BİR KAÇ AVRUPA ÜLKESİNDEN DAHA BÜYÜKTÜ demeyin.
Bu cümle; olay çok büyük, devletin, hükümetin yapacağı bir şey yoktu demektir.
Bu bir mazaeret ise:
Konya, Ankara ,Sivas tek başına zaten yüz ölçümü olarak bir çok Avrupa ve dünya ülkesinden büyüktür. O zaman bunlardan birinde deprem olursa yapacak bir şey yok…
Nüfus olarak Avrupadan kat kat büyük ilçeler bile mevcuttur.
Olan şey Türkiye’nin neresinde olursa olsun 7 üstü bir depreme hazır olunmadığıdır. Bilin istedim.
Evet, yine birilerinin suçlarını masumlaştırmak için yapılan algı oyunları. Ne işe yaradığı belli olmayan yararsızlar çıkmış “bu depreme dayanacak bina yapılamaz” diyor, diyor ki hani müteahhitlerin peşine düşülmesin, imar barışının peşine düşülmesin, denetlemecinin peşine düşülmesin, ruhsat verenin peşine düşülmesin. Bu depreme dayanacak bina yapılamıyorsa o yıkılan binanin yanındaki ne, ufo mu? O da bina. Yıkılmayan yıkılmıyormuş demek. Ki bir bina tasarlanırken en kötü senaryo olarak kullanılmaz hale gelse bile içindekilere mezar olmayacak şekilde tasarlanır. Büyük bir afet büyük bir yıkım ama tedbirsizlik ve basiretsizlik afetin yarattığı değil ortaya çıkardığı bir durum.
Kesinlikle. Ayrıca yüksek riskli bölgelerde çok katlı bina yapılmasına izin vermeyerek de bu sorun çözülür. Ama işte arsa sahibi de, müteahhit de, belediye de bunu istemiyor genelde. Hatay’ın bir belediyesinde belediye başkanı kaçak çok katlı yapıya izin vermemiş, ilçede hiç can kaybı da yaşanmamış. Fakat deprem gününe kadar başkanın burnundan getirmişler. “Selamımı almayan vardı” diyor adam.
Hatay Erzin belediye başkanı Ökkeş Elmasoğlu
1999 depreminde de Salih Gün Tavşancıl belediye başkanı
Her ikisi de kaçak yapılaşmaya, depreme uygun olmayan binalara izin vermemiş.
Salih Gün başkanlığı bıraktıktan sonra halk yine bir şey öğrenmemiş. Hemen kaçak yapılara, kaçak katlara başlamışlar.
https://www.instagram.com/reel/CoefWVWvOU-/?igshid=YmMyMTA2M2Y=
Tavşancıl belediye başkanı uygulayacaği imar planı için zemin etud raporları istemiş. Bu zemin raporuna göre de üç katlı yapılarda karar kılmışlar. Ki zaten yapının oturacağı zemin yapının tüm statik hesabına etki eder. Ama bizim ülkede tüm yapılar aynı zemine oturuyormuş gibi hazır şablon gidilir zemin araştırması falan hak getire. Gölcük ve civarı zaten adı üsten göl toprağı. Yapı taş gibi sağlam olsa bile hakkıyla yapılmamış bir temel çalışması yüzünden zemin sıvılaşmasında bina hasar almadan oldugu gibi yan devrilebilir, altından masa örtüsü cekilmiş gibi.
İdarecilerin ve yöneticilerin para yerine onuru tercih etmesi kim bilir kaç hayatı kurtarıyor ama bize rol model gösterilen insanlar kimler? Kısa sürede voleyi vuranlar. Erdemli olmaya prim verilmiyor. Kaç denetleyici içini döktü depremden sonra rüşvet almadığı için tüm çevresi tarafından enayi olarak görüldüğünü, aynı işi yapanlar ev araba dizerken kirada oturmak zorunda kaldıklarını anlatıyorlar.
Bilmiyorum bana çok trajik geldi, bu insanlar belki de askerlerin görev sahasına indirilmemesi yüzünden vefat etti. Ama cenazesinde onlarca rütbeli asker vardı… Çok bağırmak istedim ama susup izledim hep. Kader kader deyip durdular cenaze boyunca…
@darrow2111 vardı Diyarbakır’dan, ulaşabilen oldu mu acaba?
Çok yoruldum. Son 3 sene hayatın sıkıcılığı, dizilerin ve filmlerin bayatlaması beni olabildiğince kitaba itmişti. Kayıp Rıhtım da olmasa konuşacak 3-5 kişi bile bulamazdım belki de. Bu yorgunluk sizlerin de anlayacağı üzere ne iş yorgunluğu ne de bedensel. Tamamen psikolojik bir bunalımla başa çıkmaya çalışıyorum. Sistemin bozukluğu, insanların inanışları, iktidarın politikası, muhalefetin beceriksizliği derken şimdi de deprem peydah oldu ve yerle yeksan etti her şeyi. Her şeyden ayrı şu durumda bile fırsatçıların ve kötülerin bolluğu, iyi insanların bu dünyada yaşayıp tamamen acı çekmek için yaratıldığı düşüncesine sevk ediyor. Sanki yaratıcı kötü bir yaratıcı ve iyilikten nefret ederek biz iyileri bu dünyada zevk için cezalandırıp kötüleri ödüllendiriyor.
Her neyse, bu fikirden uzaklaşarak yorgunluğumun artmasının en büyük sebebi de ne yazık ki din oldu. Depremi bile kadere bağlayan kitlenin varlığı içimi hala cızlatıyor. Bazı yerlerde ve çevremde duyduğum kader kelimesinin yanındaki allah ol derse olur, allah işte yaşatıyor gibi cümleler neredeyse patlamama sebep olacak. En acısı da bu düşünceye inanan o kadar çok birey var ki insan neden yaşadığını sorguluyor.
Toplanın gidelim sayın @SJack Benzer mesajları ben de yazmıştım bu başlığa. Epeyce bir ıssız ada da aradım, artık ıssız ada kamamış meğer, sonra çaresiz puroya başladım.
(inanın çok pahalı alınmıyor. Daha az masraflı bir kötü alışnalık bulmalıyım.)
O kadar çok sıkılmışım ki bazı konulardaki birikmiş mesajlara hiç bakmamışım. Forumdaki birçok arkadaşın da aynı durumda olduğunu zaten tahmin ediyordum. Gelgelelim ki böyle bir yer bulmak bu insanlar varken çok zor. Hepimiz kendi içimizde oluşturacağız sanırım bu yeri.
@Blackheart var mı bir gelişme dostum. Dualarım seninle.
melih kendisi ile konuştum. Her yerde yazmadım akşam forumun demremzedeler ile ilgili olan kısımında yazcaktım ama kendisi (fiziken) iyi, enkazda tekrar çalışma bşaladı. Halen çıkmayan akrabası mevcut. Bir çıkan kişininde yeğeni olma ihtimali var ama benzetememişler. DEtayları yazıcam bir saat sonra herkesten bilgi topluyorum
Şu an tek düşündüğüm herkesin profiline konum şehrini eklemesi… Bu kadar ihtiyacımız olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Boş kaldıkça üye üye mesaj tarıyorum, konum bakıyorum. Birisine ulaşırız belki diye. Diğer düşündüğüm ise mutlaka uzak bir şehirden forumdaşta telefon numarasının olması.
İç dökmek için değil düşüncelerimi açıklamak için kullanacağım bir yazı olacak.
Muhtemelen forumun son yaşanılan depreme ve deprem olgusuna en uzak olan üyelerinden birisiyim; evim deprem bölgesinde değil ve görece sağlam, son depremden etkilenmiş bir tanıdığım yok, deprem sonrası için de maddi veya manevi herhangi bir yardımda bulunmadım, yani depremden fiziksel olduğum kadar duygusal olarak da uzağım.
Bu durumda içinde bulunduğum durumun avantajlarını kullanarak gelecekteki benzer bir felaketten nasıl kurtulabileceğimi anlamak için ortamı gözlemledim. Gözlem sürecim hala sürdüğü için yargılarımın güvenilir olmadığını da belirtmek isterim.
- Deprem çok büyüktü; şehirler neredeyse yok oldu, on binlerce insan öldü.
Yukarıdaki madde bir felaketin tanımı
- Deprem sonrası müdahale ve organizasyon eksikliği en hafif tabiriyle beceriksizlik en ağır tabiriyle pasif katliam örneğiydi
Bu madde de bir felaketin tanımı.
- Deprem sonrası uygulanan sansür o denli sıkıydı ki bölgedeki neredeyse tek iletişim aracı olan Twitter yasaklandı, insanlar müdahalenin geç gelmesinden yakındığında onlara muhabirler tarafından sırt çevrildi, göründükleri yayınlar kesildi.
Bu madde de bir felaketin tanımı.
- Halk depreme yardım ederken bir üst bilinç olmadan kendi iç güdüleriyle inisiyatif aldılar, organize oldular ve hareket ettiler. Kimse “Devletin gücü her şeye yetebiliyorsa bize ne gerek var?” demedi.
Bu madde yeri gelince kurtarıcı (günümüzdeki rolü) yeri gelince felaket olabilecek bir durumu açıklıyor. Halk devlete yeterince güvenmiyor mu, yoksa halk kendisini devlet olarak mı görüyor? Halkın homojen bir bütün olmadığı bilindiğine göre toplumun içinde kaç farklı fikir odağı kendisini devlet olarak görüyor?
Peki ana akım medya bu maddelerden destek alınarak üretilen eleştirel argümanları nasıl çürütmeye çalıştı?
-
madde kader olarak değerlendirildi.
-
madde “Bu deprem o kadar büyüktü ki hiç kimse hazırlıklı olamazdı.” denilerek savuşturuldu.
-
maddenin odağına dezenformasyon çıkarmak isteyen vatan hainleri yerleştirildi.
-
madde “Halk bir bütün oldu.” denilerek güzelleniyor.
İlk üç maddede yöneticiler doğrudan veya dolaylı olarak suçlular ama kamuoyunun öfkesi Suriyelilere -haklı veya abartılı olarak- çevrilmiş durumda.
Ana akım medyada. en optimist insanın gözünü yaşartacak seviyede boş bardağın dibindeki birkaç damla su bardak doluymuşçasına gösteriliyor; sürekli devletin halkın yanında olduğuna vurgu yapılıyor.
En kaba haliyle gözlemlerim ve yorumlarım bu şekilde, süreç içerisinde daha da keskinleşip isabetli hale gelecektir. İlgim devam ederse gelecekte gözlemlerimi düzenleyip yeniden paylaşırım.
Tüm forum halkına esenlikler dilerim.
Ekleme: İnsanlar enkazdan birisi kurtulunca “Allah kurtardı.”, devlet yardıma gelince de “Devlet yaptı.” diyorlar sanki istenmeyen duruma sebep olanlar dua ettikleri şeyin kendisi değilmiş gibi. Bunun da psikolojik temelleri incelenmeli.
1-2 spiker gönlümü kazandı. Hatta bana çok itici gelen Mehmet Akif ERsoy bile iyi bir performans sergiledi şuana kadar.
Ama bazıları da acayip nefretimi kazandı. Tabiki hepsi bölgede çok sıkıntı çekiyorlardır o yüzden özellikle uyuz olduklarımı yazmayacağım ama işini yapmak ile sınırları aşmak arasında gidip geliyorlar.
Abi enkazdan çıkan görüntüleyeceğim diye, ekiplere bir çekiln diyen. Adamların zaten çalıştığı yer sabit değilken tepelerine çöreklenen. abartılı abartılı tepkiler. saça sapan isim koymalar melek bebek umut bebek, adamlar sessiszlik dedikçe stüdyo ile konuşmaya devam etmek.
Bina çökmek üzere, adamlar açılın diyor, görevliye mikrofon tutuyor…Malmısınız abi ya… Hayır şoktaysalarda o bölgeye eğitimli muhabir gitsin abi. Adam işini bırakıp sana demeç mi versin.
Bir grup bunu yaparken bir grupta demeç veren vatandaşa mikrofon kapıyor.
Yıkılan binadan değil adamın iktidar eleştirisinden korkuyorsan oraya haberciyim diye gitmeyin abi

Ne 10 ila 15 yılı abi? Siz dalga mı geçiyorsunuz? Bunun düzeleceğini bileyim, 50 senesini bile veririm. Kalan 3-5 yıl ya da artık ne kadar kalırsa artık o kadarını sağlıklı geçireyim yeter.