Meraktan ne zamandır forum üyesiyim diye bakayım dedim. Herhalde bir 3-4 senesi vardır derken 7 sene olduğunu fark ettim. Zaman gerçekten su gibi açıp geçiyormuş yahu…
Yaşlı hissettim kendimi
Meraktan ne zamandır forum üyesiyim diye bakayım dedim. Herhalde bir 3-4 senesi vardır derken 7 sene olduğunu fark ettim. Zaman gerçekten su gibi açıp geçiyormuş yahu…
Yaşlı hissettim kendimi
Reddit’de tonla holiganın bulunduğu futbol sublarında bile en ufak sorun yaşamamış biriyim. En sevdiğim serilerden biri olan Gintama’nın subında ise, “Anime izlemekle insanın hayatı değişmez.” yazdım diye ne sığlığım kaldı, ne serileri düşünmeden beyinsizce izlediğim ne sadece hype-aksiyon sahneleri için fan olduğum kaldı. Dahası adamlar “Ama mangakalar seslendirme aktörleri para kazanıyor, bak onların hayatını değiştirdi ehehehe.” yazıp beni bozduğunu düşünüyorlar.
Fan kitlesinin rezalet olduğunu yıllardır biliyordum da bu kadarını beklemiyordum. Tövbe bir daha anime-manga sublarında herhangi bir tartışmaya girmem.
Ulan başımıza senelerdir gelmeyen kalmadı, hâlâ böyle basit şeyler için canım sıkılıp tribe giriyorum. Kendime de kızıyorum yani. Nasıl bir şeyse şu dünyayı ve insanları takmamayı başaramadım. Şimdiye kadar o evreye gelebilmiş olmam gerekiyordu onca şeyden sonra.
İş arama serüvenimde yaşadığım maceralar Vol.21312344 ;
Dün Fabrika Müdürlüğü için görüşüp pazartesi başlama için tüm detaylarda anlaştığım firma sahibinin sabahın 8’in de araması ile uyandım. Bana söylediği özetle şu “ dün ben sigortayı tam dedim ama akşam bir hesap yaptım bize çok ağır gelecek Ocağa kadar asgari ücretten göstersem Ocaktan sonra tekrar baksak olur mu? Bu sebeple de maaş konusunda da senden biraz indirmeni isteyeceğim…”
E bilader dün atıp tutuyordun şöyle firmayız böyle sağlamız 2 ay önden ödüyorum maaşları artık vs vs ??
Ya tamam piyasa kötü biliyoruz da yani üstümüze üstümüze de gelmeyin…
Ağır gelme sebebi de yılbaşında 2025 arabasını 2026’ya yenilemek istemedisir muhtemelen.
Bir de güya taban maaş uygulaması başladı yıllar önce, SGK iş kollarına göre taban belirlemişti de altında maaş gösterilemeyecekti de asgariden göstermenin önüne geçilecekti de…
Hangi ülke o bahsettiğin? ![]()
![]()
2012’de başlayan meslek kodu uygulamasından bahsediyorum, gerçi fiili olarak 2018’de yaptırım uygulanmaya başlamış, yersen tabii. ![]()
Meslek kodu uygulamasının esas faydası; çalışanın bulunması gereken pozisyonda değil de, daha aşağıda veya asgari ücret için vasıfsız gösterilmesinin önüne geçmesidir.
Bizim “ülke” nin en büyuk sorunu kanunları uygulayıp denetlemek değil mi zaten? Bizim topraklar çok bereketli her tarladan kanun fışkırıyor ![]()
![]()
Öyle valla.
Zamanında pek sevinmiştim, uzun sürmedi tabi ![]()
@Askeladd Genelde bir olguyu takıntı derecesinde seven insanlar sıkıntılı tiplerdir.
Futbol, inanç, felsefe, düşünce, anime farketmez.
Atatürk ve onun fikirleri hariç.
@yates232 Peki sonuç nedir üstat işe başlıyor musun?
Yok başlamiyorum. Bu tip insanlarla çalışmanın sonucu çok belli oluyor ve o sonuca giderken çektiğin stres, sıkinti ve ekonomik kayıplar çok fazla şeyi alip götürüyor kişiden. Daha önce para kazanma ve tecrübe edinme adına çok denedim.
Anlayacağın sektörde bir kulağımın arkası kaldı artik ![]()
Bu durum gerçekten çok can sıkıcı. Ben de iş arayış sürecindeyim. Firmalar LinkedIn’de çok güzel atıp tutuyor. Şunu başardık, bu kadar kar ettik, 90 ülkeye açıldık, üst üste 4. çeyrekte de hedeflerimizi aştık falan. İş görüşmesine gidince asgarinin 3-5 üstünü teklif ediyorlar. Bana ne sizin başarılarınızdan bana yansıması olmuyorsa? Sosyal medyada yansıtılan imajla gerçek hayat arasında maalesef inanılmaz fark var.
Geçtiğimiz aylarda bir şirket ile görüşmeye gitmeden önce sitelerinde hakkımızda kısmını inceliyordum. İnsan hakları politikamız adlı sekmelerinde “decent working hours” başlığıyla çalışanlarına haftada bir kez kesintisiz 24 saat tatil verdiklerini söylüyorlardı. “Our employees have a 24-hour uninterrupted week holiday one day a week”. Wow. Teşekkür ederiz.
Bu olaylar yeni türedi. Bu palavraları atıyorlar sizde ona göre varsa tercihinizi değistirerek yoksa doğrudan giriyorsunuz. Sonra geçtim 1 ayı daha ilk günden bir bakıyorsunuz anlatılanların hiçbiri gerçek değil. Benim gibi eşi de işsiz olan maaile is arayan birinin o safhadan sonra ortaya bir tavır koyması ve eve dönmesi vs yi hayal edin… Ya tüm bu yalana dolana, vaad edilen maaş harici sacma sapan bir paraya, sırf işim olsun diye devam edeceksiniz yada tavrınızı koyup eve, size umutla bel bağlamış ailenize geri döneceksiniz.
Bakın bu dedigim olaylar mavi yaka için değil, “müdür” dediğimiz üst düzey yönetici pozisyonları için oluyor. Diğerlerini düşünemiyorum bile…
Türkiye’de kısa bir süre çalışmak gerçekten insana sınıf bilincini Marx’ın en ıslak rüyalarından daha hızlı bir şekilde öğretiyor. Tüm panteonlar herkese sabır versin hocalarım.
@Askeladd hocam siz yine de çok yargılamayın bence, hayatını değiştirmek isteyene her şey bahane olabiliyor ![]()
Aman hocam inşallah uygulanmasın hiç. Tabana çalışacak bulunur, biz de tabanlarla aç kalırız dur elleme.
Büyük çoğunluğu asgari ücret kıskacından kurtaracak şekilde yapılsa hayır demem ama mutlaka istismar etmenin bir yolu bulunur, patronlarımızın hayal gücü oldukça geniş. Seni etkileyeceğini sanmam ama, işinde iyi olan fark yaratabiliyor biraz şansla. ![]()
Şahsi bir şey değildi aslında söylediğim. Biz derken meslektaşlarımı kastetmiştim. Çünkü birlik olamayan bir grubuz. Her zaman bir grev kırıcı ya da tabandan çalışmayı kabul eden yüzlerce binlerce insan oluyor. Onlar da haklı, bu bir sarmal. Kimisi karın tokluğuna bile olsa çalışmak zorunda. Büyükler de bunu kullanıyor.
Neden böyle hissediyorum? Yalnızlık canımı mı sıkıyor? Aslında en az yalnız olduğum zamanlardayım. İstemeyeceğim kadar insan içindeyim ve sürekli zorunlu bir etkileşimdeyim. Üstelik olumsuz da değil, genellikle beni mutlu eden iletişimler kuruyorum. Canımı acıtan ne? Birini kaybetmek mi? Sürekli bir ilginin yok oluşu mu? Aslında zaten telefonuma saatlerce ulaşamadığım bir işte çalışıyorum. Yalnız kalmaya vakit oluşturmaya çalıştığım zamanlar dahi oluyor. Ne öyleyse?
Hayalimdeki işi yapıyorum. Spor yapıyor ve gelişme gösteriyorum. Çok değerli arkadaşlıklara sahibim. Derin bağlarımın olduğu güvenebileceğim dostlarım var. Hayallerim, istediklerim var bu hayatta ve onlara ilerliyorum. Tüm bunların yanında içimde bu hissi taşımak bir hastalık mı?
Bazen iyi bir müzeci olabileceğim düşünüyorum. Hayatımın bir kısmını gösterişli stantların üzerine koymak, onları koruyup saklamak ve herkesin onlara hayranlıkla bakmasını, yıllarca, yüz yıllarca öyle kalmasını sağlamak istiyorum. Bir zamanlar içimi dolduran, göğsümden fışkıracak gibi hissettiren, tüm yaşamımı bu ana gelmek için yaşamışım dedirten tüm hayat kesitlerimi böyle stantlarda saklamak istiyorum. Zihnimden yavaşça silinmeleri, benim ve birkaç kişinin dışında hiçbir şahitlerinin olmayışını ve o benzersiz anların bizim zihinlerimizle birlikte silinip gideceğini düşünmek korkunç geliyor. Duygu dolu gözlerin sevgiyle bakışını bir stantta nasıl saklayabilirim ya da bir kokuyu, gülüşü ya da yorucu bir günün ardından kulağıma fısıldanan bir şarkıyı nasıl bir standa sığdırabilirim? Üstelik hepsinin anısı şimdi bir zehir gibi eritip parçalıyorsa tüm benliğimi. Bir gün, birkaç dakika, belki de sadece bir an tüm hayattan daha değerli olabilecekken, geride yok olmaya bırakmak hatta bunu istemek nasıl mümkün olabiliyor? Yeniden uyanmak, yeniden ilerlemek, yeniden denemek, yeniden ve yeniden… Yeniden böylesi değerli zamanları, belki de çok daha değerli olanları kovalamak için yeniden bir umut duymalı insan. Geçmişiyle dolu bir müzede, hatta sadece eski bir arşivde o değerli anların hatırasına mahkum olmamalı. Bunlara inanmıyor bence kimse. Sadece böyle şeyler düşünüp acısını bastırıyor ve hayatına devam ediyor. Başka bir çare yok çünkü. Kimseye o sonsuzluk gibi hissettiren, milyonlarca belki milyarlarca kez yaşansa yine de yetmeyecek gibi gelen anlarla sarmalanma, o anların içinde kaybolma şansı sunulmuyor. Başka şansımız olmadığı için güçlü kalıyoruz. Düşüp kalkıyor ve ilerliyoruz.
Biraz içimi dökmeye ihtiyacım var.
Yaklaşık bir hafta önce eski sahibi tarafından bebekleriyle bir sokağa atılmış bir kediyi sahiplendik. (yavruları başka birileri sahiplenmiş) Geldiğinde çok zayıftı ve dehidrasyon yaşamıştı. Eski sahibi tarafından kötü muameleye maruz kalmış ve muhtemelen aç ve susuz kalmış. Bize geldikten birkaç gün sonra nefes almakta zorluk çekmeye başladı kalbi çok hızlı attı. Gece veterinere götürdük ve röntgen çekip bizi hayvan hastanesine sevk etti. Hayvan hastanesinde de Eko çekildi ve diyafram yırtığı (PPDH) sebebiyle karaciğerinin perikardı delerek kalbe ve akciğere baskı yaptığını söyledi. Bu şekilde hem acı çekiyor hem de ameliyat olmazsa her an ölebileceğini söyledi. Ameliyat çok riskli ama olmaması durumunda eninde sonunda bu sebepten ölecek.
Teşhis için yaklaşık 10 bin TL harcadım zaten. Ameliyat masrafları da çok fazla. Daha yeni sahiplendik ama Eva şimdiden ailenin bir parçası oldu yani kaderine terk edemeyiz. Ameliyat masrafını tek başıma karşılayamam diye kardeşimle birlikte destek toplamak istedik. Bunun için hayvan hastanesinin (İzmir Pegasos Hayvan Hastanesi) iban bilgilerini aldık ve açıklamaya adımız yazılacak şekilde yapılan yardımları ameliyat masrafı için kullanmak istedik. Kısa bir video ve açıklama yazısı hazırladık ve Eva’yı bulduğumuz gibi hayvan sahiplendirme sayfalarında paylaşılmasını sağladık. Ayrıca kendi hesaplarımızda da paylaştık.
İban hastanenin ibanı ve bunu belirttik ki zaten ibanı yazınca net bir şekilde görünüyor. Bunun etkili olacağını düşünmüştük ancak sonuç tam bir hüsran. Yabancıları geçtim kendi çevremde bile kimsenin umurunda olmadı. Yardımı geçtim paylaşan hatta geçmiş olsun diyen biri bile olmadı.
Eva o ameliyatı her türlü olacak, borç almam gerekse bile ve tedavi olup iyileşecek ancak benim insanlara karşı kaybettiğim umudumun iyileşebileceğini sanmıyorum.
Bu tip konularda Forum çok iyidir. Hatta depremde baya kenetlenme ve para toplama olmuştu. Ancak ülkenin mevcut hali, ekonomi ve siyasi şeyleri de düşününce beklenti biraz buna göre oluşmalı.
Siyasiden kastım biz şu hastaneyi yazdık, bellirttik gibi şeyler demişsiniz ya… Kurumlar ve isimleri zerre güven vermiyor. Mesela devletin tek kan toplama ve depremde yardım yapma kuruluşunun halini görünce ben vazgeçtim. İsmi Molla Tarık olan bir derneğe, ismi Atatürkçü olan dernekten daha fazla güvenebilirim yeri geldimi. Hiç beklenmeyen vakıf ve derneklerden hatta polis ve askeriyeden dahi acayip şeyler çıkıyor. Sizin için demiyorum sadece durumumu anlatmak için söylüyorum; sahtekarlıklardan ve adalet sisteminden ötürü metroda yere düşene el bile uzatmıyorum. Çünkü sonu karakolda yada mahkemede bitebiliyor. Ayıplamaları da anlayabiliyorum… Empati yapmak bile düşüncemi değiştirmiyor ![]()
Çok zor durum ama maalesef bu ekonomi ve yönetimde gelinen durum bu… Geçmiş olsun. Her şey gönlünüzce olsun.