Emre ben de sanat dünyasını bilmediğim için fikir belirtmiyorum. “Sanat simsarları, koleksiyonerler kara para aklayan suçlulardır. Bu toplumu sömürüyorlar. Fuhuştan uyuşturucudan para kazanıp tabloyla falan kara para aklıyorlar” desem, öfkelenmez misin? Kara para aklayan hiçbir insan evladı yok mu? Vardır elbette. Herkes böyle mi? Tabii ki değil. İmkânsız.
Niye uğramıyor abi kimse? Bir haftadır telefonumdaki oyunları sildim, sıkıldıkça buraya göz atıyorum, ülser olacağım bu gidişle. Bütün yayınevleri düşman, editörler vampir, herkes sömürgeci. Kumarhane düzeneği kurmuş yayıncılar, rulet masasının başında poz kesiyorlar sanki. Sadece bir haftadır değil, hep böyle. Yayınevi temsilcisi dediğin maaşlı çalışan. Ne kadar güçlü, ne kadar zengin, ne kadar sömürgeci olabilir?
Kim size laf etti forumda bu güne kadar, konuşanların da sözleri size yönelik değil zaten. Ben de kişisel olarak bugüne kadar demedim ki yazarlar az kazanıyor. Dağıtım ağının çok para kazandığını butik yayınevlerinin geri gönderilen kitapları yüzünden büyüklere göre kitabevi raflarında yer alamadığı hep çevremizden duyduk ama. Geri iadelerin masraflarını da onlara yüklendiği vb.
Ama bir bankanın sanat müzesi veya yayınevi açmasını anlamayacağım, dünyaya baktığım yere uymuyor bu, ama başkaları çıkardıkları kitaplara bakarak çok memnun ne diyebilirim.
Foruma yazarlar da uğramıyor yapılan hakaret veya aşağı çekme yönelimi yüzünden bu da forumun kendi sorunu.
Restoran zinciri ya da banka bana ne ki bundan, ben okurum. Kendimizi de olayları da fazla önemsiyoruz. Adamlar gayet güzel kitaplar basıyor. Okur olarak kim basıyorsa bassın. İyiyse alıp okurum geçerim. Her şeyi bu kadar kafaya takmaya gerek yok. Ölümlü dünya okuyun geçin.
Daha dün paylaştım Burgess külliyatını tamamladım diye. Geçmişten beri kim basıyor bu yazarı. Bana düzgünce ulaştıyorsa tamam da dünyadaki diğer örnekler böyleymiş bunu da paylaşayım
Dünyada Türkiye’deki gibi devasa ölçekli ve doğrudan banka adıyla özdeşleşmiş “genel kültür” yayınevi modeli oldukça nadirdir. Batı’da bankalar yayıncılık faaliyetlerini genellikle kendi isimlerinden ziyade kurdukları kültür vakıflarıüzerinden veya sadece finansal/akademik raporlar yayımlayarak yürütürler.
Ancak bazı ülkelerde Türkiye’deki modele yakın veya kültürel yayıncılık yapan ilginç örnekler mevcuttur:
1. İspanya ve Latin Amerika (Vakıf Modeli)
İspanyol bankaları, kültürel yayıncılıkta Türkiye’ye en yakın duran gruptur. Ancak bu kitaplar genellikle “yayınevi” adı altında değil, bankanın vakfı aracılığıyla basılır.
Fundación Banco Santander (İspanya): Bu vakıf, Fundamental History Collection gibi serilerle unutulmuş tarihi belgeleri ve biyografileri yayımlayan çok prestijli bir yayın koluna sahiptir.
BBVA (İspanya): “OpenMind” projesi kapsamında bilim, teknoloji ve ekonomi üzerine her yıl derinlemesine incelemeler içeren prestij kitapları yayımlamaktadır. [1, 2, 3]
2. Brezilya (İtaú Cultural)
Itaú Unibanco: Brezilya’nın en büyük bankalarından biri olan Itaú, Itaú Cultural adlı enstitüsü aracılığıyla sanat, edebiyat ve Brezilya kültürü üzerine kitaplar ve sergi katalogları basmaktadır. Bu yapı, içerik çeşitliliği açısından Türkiye’deki banka yayınevlerine benzerlik gösterir. [4, 5]
3. Almanya (Berenberg Verlag)
Berenberg Bank: Almanya’nın en eski özel bankası olan Berenberg’in sahiplerinden birinin kurduğu Berenberg Verlag, doğrudan bankaya bağlı olmasa da onun adını ve prestijini taşır. Bu yayınevi biyografi, deneme ve edebiyat alanında yüksek kaliteli butik kitaplar basmaktadır. [6]
4. Uluslararası Finans Kuruluşları
Küresel ölçekte “banka yayını” dendiğinde akla gelen en büyük yapılar şunlardır:
Özetle: Türkiye’deki İş Bankası veya Yapı Kredi Yayınları gibi her mahalledeki kitapçıda satılan, klasikleri ve çocuk kitaplarını domine eden “banka yayınevi” yapısı, Türkiye’ye özgü bir “kültürel bankacılık” geleneğidir. Dünyanın geri kalanında bankalar bu işi daha çok elit kesime hitap eden vakıf yayınları veya uzmanlık raporlarıyla sınırlandırmıştır.
Ben biraz özelden genele yönelik yorum yapmak istiyorum şu yazar, yayınevi konularına.
Bence okur, yazar, şahıs olarak bu kadar detaylı düşünmemeliyiz. Yayınevi çok kazanıyor, cirosu şu oluyor vs vs.. Tüketen veya üreten olarak bunları düşünmeden talep etmekte sorun görmüyorum. Biz talep edelim, yine olmuyorsa olmasın. Talep saçma olabilir, akıl dışı olabilir veya çok mantıklı olabilir ama talebin kendisini hayat böyle işte diyerek “susturmaya” çalışmamalıyız.
Ben burada kimsenin 6 aylık-1 yıllık emeğin karşılığının 20bin-30bin olduğunu düşündüğünü düşünmüyorum. Gerçekçi olmayabilir, herkese olmayabilir ama hakkı da bu değildir. Ve bu sorun sadece Türkiye’nin değil dünyanın da sorunudur ama sizin de beğendiğiniz büyük yazarların hayatını okuduğunuzda sefalet içinde yaşayıp öldüğünü görüp içiniz ezilmiyor mu? Öyle ise bunu nasıl değiştirebileceğimizi tartışmak, neden yapılamayacağını tartışmaktan daha iyi değil midir?
İnternet üzerinden ikinci el bir şey satmak her geçen gün daha rezil bir hal alıyor. Bizim insanların akıl almaz derecede boş vakitlerinin olması ve zamanlarının aynı oranda da değersiz olması korkunç bir durum. İşin kötüsü herkesi de kendileri gibi sanıyorlar.
Bütün gün ikinci el sitelerinde gezinip, almayacağı ürünler için öylesine pazarlık yapan, fotoğraf, fatura, kutu vs. talep eden, öylesine muhabbet etmek için arayan sosyopat bir güruh zaten vardı ama son dönemde sayıları korkutucu bir hal aldı.
Elimde yedekte dursun diye alıp kullanmadığım bir mekanik klavye vardı. Boş boş durmasın satıyım gitsin dedim, internete koydum. 5 kişi sabah 8 gece 12 demeden gevşek gevşek kaça aldığımı, neden sattığımı falan sormak için aradı. Birkaç gün önce sonuncu arayan ile telefonda küfürleşme raddesine geldik. Ulan sanane kaça aldığımdan. Velev ki ederinin 10 katına alıp kazıklandım seni ne ilgilendirir ki? Öbürleri de özellikle habire “Neden satıyorsun?” diye soruyor ki “Paraya sıkıştım, ödemem var.” falan dersen, senin bu zor durumda olmanı istismar etmek için “Şu kadarı kabul edersen hemen gelip elden alırım” diye ürünün piyasasının 5’te 1’ini teklif ediyor. Şeref, onur, ahlak göçüp gitmiş bu topraklardan. Bu kolay kolay düzlecek bir şey değil.
Hakikaten bu toplumda doğru, düzgün kalabilmek imkansız. Kendi kendinizi bitiriyorsunuz. Ben de bundan sonra sattığım her şeye “Hediye geldi, elimde aynısından bir tane daha var ondan satıyorum” yazıyorum. Yalan mı? Buz gibi yalan ama hiç yoktan bu işsiz güçsüz çakal sürüsü zamanımı çalamıyor. Kafam rahat etti.
Ben bu kısmı bile artık kabullendim. Ciddi teklif olarak bakıyorum. Eşimle bebeğin bazı ikinci el bazı hiç açılmamış ürünlerini satıyoruz.
Abi gram okuma olmaz mı ya.
İlanda İstanbul içi elden teslim yapılır diyor. Adres İstanbul diyor. Letgo filan zaten adres bazlı arıyor. 5 gün yazışıp soru sorup sonra fiyat öneriyor, kabul ediyorum sonra siz nerdesiniz diyor. Ben İstanbul diyorum sabırla… Ama ben Antalyadayım keşke baştan deseydiniz diyor.