Dök İçini Rahatla

Kesinlikle hocam. Benim eklemem sadece “okusak okunuruz da” kısmınaydı. Çoğumuz hiç okunmayacağız, ama yerli yazar okumanın tek artısı bu değil. Sağlıklı bir “ekosistem” oluşmasının tek yolu bu aslında dediğiniz gibi.

3 Beğeni

Keşke one billion dollarım olsa. Kaçar giderdim buralardan.

1 Beğeni

Yazdıklarınız çok sert, ama ne yazık ki hepsi doğru.

2 Beğeni

Bilenler vardır, en fazla okuduğum tür fantastiktir. Bu konuda fena sayılmam, birçok alt türünü okumuşluğum var. O yüzden konuya faydalı olur ümidiyle görüşlerimi aktarayım.

  1. Bir kitabın 700-800 sayfa olduğunu gördüğümde yazar kim olursa olsun gözlerimi deviriyorum, bunun da sebebi zaman/yatırım maliyeti. Kitabın açılması için muhtemelen 400-500 sayfa okumam gerekecek. Bu da nereden baksanız en az 10 saat okuma yapar. Sonunda da bırakma ihtimalim genelde yüksek oluyor. Okuma listemde onlarca ünlü yazar varken neden bu riski alayım ki sorusuna yanıt bulamıyorum.
  2. İsmi duyulmamış yeni yazarların direkt olarak böyle bir dünya inşa etme çabalarını anlamıyorum. Brandon Sanderson bile hayvan gibi eleştiriliyor. Bunun yerine öykü kitapları, novella’lar ne bileyim 300-500 sayfada biten romanlar yazsanız da insanlar önce sizi bir tanısa? Yetenekli misiniz değil misiniz önce bir görseler? Merdivenleri koşar adım değil tek tek çıksanız?
  3. Yazarların kendi eserlerine aşık olması durumunu da ara ara gözlemliyorum. Bu durum yazılımcılarda da var. Kodlarına, projelerine aşık oluyorlar. :slight_smile: Söz meclisten dışarı, zaten buradaki yazarların kitaplarını okumadım ama demem o ki, düşündüğünüz kadar iyi yazamıyor olabilir misiniz? Yazdıklarınızı beğenen illa ki vardır ama genele ne kadar hitap ediyorsunuz?
  4. Hedef kitlenizi iyi belirlediniz mi? Türkiye’deki okur profili aşağı yukarı belli. Düzenli olarak bilim kurgu ve fantastik okuyan 100 bin kişi var mıdır emin değilim. Okurların büyük kısmı Wattpad seviyorsa ve siz de para kazanmak istiyorsanız o türde yazabilirsiniz. Yok illa bu türde yazacaksanız da ikinci maddeyi tekrar öneriyoryum size.
  5. Yeni yazarlar genelde eleştiriye açık olmuyorlar. İnsanlar yurt dışında vs. honest review için kitaplarını bedava dağıtıyor, biz burada eleştiren adam bulamıyoruz bulunca da eleştireni eleştiriyoruz. Yazarların bu tavırlarından ötürü insanlar gerçek düşüncelerini aktaramıyor ve yazar da kendini çok iyi yazdı zannediyor. Güldür Güldür’de buna dair çok iyi bir skeç vardı. Rezalet espiri yapan birisine kimse ya sen çok kötüsün diyemediği için, herif kendini Cem Yılmaz’dan iyi zannetmeye başlamıştı. :slight_smile:
  6. Bir de ufak bir tavsiyem olsun: Öykü veya kısa bir roman yazıp bunları Google Books vs. üzerinden ücretsiz yayınlayarak bir fan-base oluşturmayı deneyebilirsiniz. Youtube kanalı veya Instagram üzerinden de yine topluluk oluşturmak faydalı olacaktır. Biraz emek verilince olmayan şeyler değil. Reklam illa ki parayla olmak zorunda değil, emek ve zamanla da oluyor.

Birkaç şey daha vardı, onları da gerekirse zaman içinde konuşuruz. Tekrar edeyim, konuya faydalı olsun diye yazdım, kimseyi hedef almadım.

14 Beğeni

Ben de çok nadiren yeni bir yazarın kitaplarını okuyorum. Okuma konusunda biraz muhafazakarım galiba; az çok bildiğim, güvendiğim limanlarda kalıyorum. :slight_smile:

Şu öneri, yeni bir yazar için günümüzde en mantıklı strateji gibi geliyor bana da. Eş dost dışında kimseye ulaşmayan basılı bir kitap yerine, bu çok daha doğru bir yöntem gibi.

4 Beğeni

Bizim ülkede iki sayfa bir şey yazanın kendini Hemingway sanması ne yazık ki genel bir problem fakat bu durumun haricinde ortaya çıkan sıkıntılı durumları, yazarların kafasında oturmuş bir tür ve bu türün hitap ettiği genel bir hedef kitlesi belirlememesine bağlıyorum.

Örneğin siz cinsiyet eşitsizliğini, toplumdaki sınıf farklılıklarını veya ne biliyim varlık felsefesini vs. işlediğiniz ve bilimkurgu türünde yazdığınız bir romanınız için 1000kitapta “bak şindi dosdoyevsikiciğim, herşey eyv ama karakterler varya aşşşırıı bayıcı gerçekten yhaaa” diye inceleme yazan kişilerden eleştiri alırsanız ortaya problemli durumların çıkması kaçınılmaz.

Öte yandan, bizde zaten eleştiri kültürü yok, kötü demiyorum hiç yok… Daha kendine faydası olmayan vasıfsız insanların, kendi düşük egolarını ve karakterlerini tatmin edebilmek, konu hakında sözde bir halt bildiğini gösterebilmek için her önüne gelene “yapıcı eleştiri” kılıfı altında neyi nasıl yapması gerektiğini söylemesi benim de en uyuz olduğum şeylerden biri. Bende bir hikaye yazsam, içinde "gerçekten ve “aşşşırı” geçmeyen cümle kurmaktan aciz tiplerden gelen sözde eleştirileri kabul falan etmem, umrumda olmaz.

Dolayısı ile bence hitap etmek istediğiniz hedef kitlesinden gelen eleştirilere kulak verilmeli. Eğer siz young adult türünde fantastik bir eser yazdıysanız 1000kitapta “ağbi vörlt buyildink aşşşırı kötü yhaa, gerçekten yhani gözlerim kanadı gerçekten aşşıırıı yani” yorumunu ciddiye almanız gerekir.

3 Beğeni

Dökülecek içim pek yok gibi. Unutmayı seçiyorum genelde ve artık günübirlik yaşamayı… Bu sayede depresyon falan kalmıyor. :sweat_smile: Ama Türkiye’de her şey insanı her gün sinir etmeyi başarıyor, ne yazık ki. Depresif olamayacak kadar gamsız olsak da bu ülkede agresiflik bâkî. Kendimleyken gayet mutluyum. Çevrenin tacizleri devreye girince mutsuzluk başlıyor. :smiling_face_with_tear:

Canım sıkılınca da ya çikolata yiyorum ya da beni mutlu edecek bir müzik açıyorum. Hiçbir şeyi kafaya takmaya değmez. :+1:

2 Beğeni

Şu kitapları kendi Türk sokak ağzına ve/veya kültürüne göre çevirmiyorlar mı deliricem yemin ediyorum. :face_with_steam_from_nose:

Benim de en nefret ettiğim şeylerden biridir. Son zamanlarda bunu bazı film dublajlarında da yapıyorlar.

2 Beğeni

Sistemin herkesce kabul edilmesi doğru olduğunu göstermez. Adaleti bırak resmen yazarı sömüren bir sisteme “herkeste böyle, her yayınevi böyle şartlar sunuyor” diye doğru diyecek değilim. Ortada bir yanlış varsa herkesin ona doğru demesi onu doğru yapmıyor maalesef.

Bayadır forma girmediğim için mesajı yeni gördüm. Arkadaşım sosyal bilgiler öğretmeni, ben değilim. (Gönül isterdi ama korku yazacak cesaretim yok. Hayır kendim yazsam bakın yazdım diye övünürüm. :rofl:)

İkincisi korku romanlarından evet okumadım, toplasan iki elin parmağını geçmez okuduklarım. Onlarda S. King falan. Ancak bir edebiyat öğretmeniyim ve dil, olay örgüsü, yaratıcılık, tutarlılık açısından bir hikayesinin başarısını değerlendirebilirim ve geliştirici editörlük yapabilirim.

Tut ki uzun süre önce yayınevinde de çalışmış bir insanım. Çok daha vasat çalışmalara (hatta 20 günde yazılmış sözde kitaplara) benzer teklifler yapıldığını bizzat tecrübe ettim. Onlarda tanınmamış yazarlardı ve çöp denecek kişisel gelişim kitaplarıydı.

Ve bir buçuk yıllık bir emeğin karşılığı 10-15 bin tl olamaz. Size gülünç gelmiyordur, bana geliyor. Hatta absürd derecede komik. Bu bir sömürü sistemi, sizin onaylamanız bir şey değiştirmez. Ve arkadaşım olmasa bile yeni yazarlar adına oturup hakkını ararım. Herkesin araması gerekir, ama o bilincin olmadığını da görüyoruz.

1 Beğeni

Bol şans o zaman da hakkınızı daha genel arayın derim.

Misal ben hak aramalarını 2 diploma , 1 yüksek lisans sayısız belge ile 2-3 sınav sonrası kuruma atanırken, açık öğretimi 7 yılda ittiterek bitirmiş dışardan imza ile müdür atanmış kişilere karşı yapıyorum. Kendimi geçtim 15-20 yıl kurumda çalışıp, üstelik iktidar partisine 20 yıl oy verip her kahrını çekmiş insanlar terfi bile alamazken, dışardan gelen hısım akrabanın terfi alması… Bunlar benim kategorimde haksızlık.

Mesela siz Edebiyat öğretmeniymişsiniz ya ; Millet vergiden kaçırırken , özel hekimler, kuaförler, psikologlar, diyetisyenler bir muayenede 8-10 bin TL parayı kart yok, eft yok, elden nakit var sadece diye fişsiz- faturasız alırken; maaşın 3 te 1 ini devlete daha almadan vermek, vergi affına uğramamak haksızlık. Haksızlık çok…

Sömürü düzenini savunmak ayrı bu ayrı.
Benim anladığım sıfır kitabı olan birisi kitap yazmış, marka bir yayınevinden yüzde 15 teklif almış. Bunu da millet Yazarım diye Kitap Yurdunda bedava kitap yayınlarken, ortalık 3. sınıfı ucuz ergen aşk kitabı kaynıyorken yapmış. Daha da dahası yerli korkuyu kim okur Türkiye’de derken teklif almış. Ne diyim, bol şans inşallah arkadaşınız sizin kıymetinizi biliyordur.

2 Beğeni

O dediğiniz haksızlıklar da bizzat yaşamış biriyim. Sonuçta iki defa mülakata elenmiş özel sektörde yarı parasına çalışan bir öğretmenim.

Diğer bir konu da tanmış bir yayınevi olması daha acı zaten. Yerli korku-fantastik o türlerin satış, okunma oranını bilmiyorum. Ama gençlerin okuduğu türler bunlar, satar gibi geliyor.

Sadece miktara yani paraya dökünce çok komik bir rakam. Mutlaka basılan yeni yazarlar vardır sektörde, bu telifi alıyorlarsa bu gerçekten üzücü ve herkesin tepki göstermesi gereken bir durum. Açıkçası bunu fark ettiğimde gerçekten şaşırdım. Her zaman yeni yazarları desteklerim ve teşvik ederim. Benden yardım isteyen olursa da ücretsiz destek olurum. Hatta bu formda bana ulaşıp tavsiye isteyenler de vardı. Bu telifler karşısında teşvik ettiğim için biraz pişmanlık duyuyorum.

1 Beğeni

Tamam, tepki gösterelim ve düzeltelim. 500 TL’den 500 adet basılan bir kitaptan yayınevi kasasına 125 bin TL ciro giriyor. Bu rakam kâr değil, ciro. Yazara bu paranın 25 bin TL’sini veriyor. Yaklaşık 70-90 bin masrafı var. 500 kitabın hepsi bir günde satılsa ve para o gün yayınevi kasasına girse 10-30 bin kâr eder. Yazara ne kadar vermeli sizce?

3 Beğeni

Ayrıca bu mali hesaplardan bağımsız şu yok mudur? Aklıma geldi:

Benim kitabımı Can , YKY, tarafından basılıp + %5

İthaki , İşbankası’nın basıp + %15

6.45 , Ephesus yayınları +%25

Kapra yayıncılığın basıp +%65 vermesi arasında kalsam….

İlkini seçerim.

( Örnekler doğru oldu mu, kimsenin çalıştığı kurumu gömmeyelim ama ben kendi kalite anlayışıma ve piyasalarına göre… )

2 Beğeni

O kişinin bileceği iş. Kimisi parayı, kimisi prestiji seçer; farklı bakar. Ama işin matematigini, masrafını hiç bilmeden bir tarafı sömürücü olmakla itham edip kulak tıkamak bence doğru bir tavır değil.

5 Beğeni

Hocam yukarılarda bu konuları farklı yönlerden irdelemiştik aslında, ama işin finansal fizibilitesi az buçuk belli. Yayınevleri çoğunluk itibariyle para basan firmalar da değiller (pek fazla halka açık yayınevi yok gibi, ama baktım bulduklarım da hep yıllardır zarar yazıyorlarmış: İhlas, Big Media)

Yani hocam burda Allah affetsin sermaye savunuculuğu yapıyor gibi olmak istemem ama durumlar, beklentilerin olması gereken yerler aşağı yukarı belli gibi.

Emeğe değer bir para olmayabilir ama atıyorum ben para almadan on yıl her gün 2 saat çukur kazıp geri doldurabilirim; o emeğin de karşılığı sıfır olmamalı baktığınız zaman ama günün sonunda talebe göre belirleniyor her emeğin finansal karşılığı.

4 Beğeni

Aynen öyle. Bu kitap 500 adet değil de 500 bin adet basılsaydı ve yazar 15-20 milyon kazansaydı (aynı telif oranıyla) sömürülmüş mü olurdu? Yoksa bu sefer sömüren yazar mı olurdu? 2 yıllık bir çalışma için 15-20 milyon kazanmak çok fazla mı diyeceğiz?

3 Beğeni

Yayınevlerini tek parça gibi düşünmek bizim ülkemiz için fazla masum. Başka şirketlerin alt kuruluşu çoğu ve zarar etse de esas patrona kazandırmaya devam etmiyor diyemeyiz. Kasa her zaman kazanıyor. Bu sorunların en büyüğü olabilir.

1 Beğeni

Sorunların en büyüğü bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, filin sadece kuyruğunu tutup ne olduğu hakkında fikir belirtmek. Başka şirketlerin alt kuruluşu olan birçok isim var ama çoğunlukta değil, azınlıktalar. Yayınevleri kâr ediyor ama 1-2 bin adet baskı öncesi kâr yok denecek kadar az. Katalogların hatırı sayılır bir kısmı yapılan masrafı çıkaramamış (net zarar yazmış) kitaplarla dolu. Okuma oranları düşük. Sömürgeci, zalim, başkötü ilan ettiğiniz, kasa daima kazanır dediğiniz yayınevleri kitaba/kültüre değil parayı faize koysa mevcut durumda daha fazla kâr eder, hiç de başları ağrımaz.

4 Beğeni

Yayınevinde çalışmıyorum ki, en detayı bileyim. Eksikliğim gideriliyor buraya başka yayınevi temsilcisi de uğramıyor zaten.

1 Beğeni