Dukkha a.ş

Hoş geldin abi. :grinning_face:

Aslında Alp’ten haberdarlar, biz sadece Alp’in tek bir anomaliyi fark ettiğini görüyoruz ama Alp birçok şeyi fark edip raporluyor zaten. Bu tür şeylere tamamen verimlilik endeksiyle bakması onlar için ideal bir aday olduğunu gösteriyor.

Evet, daha uzun sürmesi gerekiyor çünkü bir insanın en azından günlerce yaşadığı ıstırabın etkisi (antidepresanlık şiddette yoğun bir etki) birkaç saniyede geçip gidiyor.

Örüntünün tekrarı sıkıcı olabilir ancak klostrofobik bir tesir yaratmak adına bu denemeye başvurdum, biraz daha mantravari cümleler kurmaya çalıştım.

Benim hanım da duymasın derdim de duyuyor zaten Intermezzo gözüme ne zaman ilişse. :grinning_face:

Çok teşekkür ederim güzel yorumun için, çok sağ ol. Keyif almandan dolayı çok mutlu oldum. Elbette başka gözlere de ihtiyacı var fakat ben de memnun kaldım, doğrudan tefrika olarak bitirebildim en azından burada. :grinning_face: Yine mi başaramadım ama genele hitap etmeyi, benden bestseller olmayacak demek ki. :grinning_face:

2 Beğeni

Ek olarak, novella dokümanının sonuna @nefarrias_bredd ile yaptığım sohbetten ilhamla bir “Sonsöz” ekledim. Burada sanırım düşüncelerimi daha temiz ve anlaşılır bir biçimde artiküle edebildim.

SONSÖZ

Çağımız, nevrozlarımızı romantize ettiğimiz, küçük buhranlarımızı dünyanın merkezine koyduğumuz otobiyografik mikro-dramaların çağı. Edebiyatın uzun bir süredir, bir kuşağın maruz kaldığı o tahammül edilemez varoluşsal felci anlatmak yerine, gündelik sızlanmalara ve yüzeysel ilişki dinamiklerine sıkıştığını, “high-concept” kurgunun yeryüzünden silindiğini görüyoruz. Dukkha A.Ş. tam olarak bu edebi yoksunluktan doğdu. Plazaların eksi yedinci, on dördüncü ya da otuz ikinci katlarında anonimleşen, dünyanın her şehrinde var olan fakat edebiyatın ısrarla umursamadığı, ciddiye almadığı, karikatürize ettiği milyonlarca insanın hikayesini yazmak, kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi.

Geçmişin kült distopyalarına ya da sistem aleyhtarı yapıtlarına baktığınızda (Fight Club veya American Psycho gibi) içlerinde her şeye rağmen mistik bir taraf, tutunulacak kahramanca bir maçoluk, nefes kesici bir “glamour” ve manevi boşalma anları bulursunuz. Bu eserlerin kaleme alındığı televizyon ve Fukuyama çağında, kapitalizmin henüz ruhumuzun en ücra köşelerine kadar sinmediği günlerde, başkaldırının veya en azından sistemin dışına çıkmanın güç de olsa imkanı hala vardı. Ancak 2026 yılında, geç aşama kapitalizminin doruğunda, isyan etmek mümkün değil. İsyanın kendisi bile konveyör bantlarda ambalajlanıp reyonlara dizilerek satışa sunulabilir.

Bu nedenle okuduğunuz bu metinde, Alp Erksever’in klasik manada bir karakter arkı yok. Okuyucuyu rahatlatmanın, ona en sonunda “Fuck the system” dedirtip kefaretini ödetmenin, sahte bir deşarj anı yaşatmanın peşine bilinçli olarak düşmedim. Japonların Budizm’den ilhamla “Satori Sedai” yani “Aydınlanmış Kuşak” olarak adlandırdığı, her şeye sahip olma ihtimali elinden alınmış ve zaten halihazırda hiçbir şeyi arzulamayan bu jenerasyonun bir üyesinin, klasik dramatik şablonlarla tasnif edilebilecek bir gelişimi söz konusu dahi olamazdı.

Alp, çağın yarattığı mükemmel bir kahraman. Mükemmel bir boşluk. Ancak karakter arkından yoksun olması, boşluğunun statik olduğu anlamına gelmiyor. Kitabın başında karşılaştığınız Alp; kullandığı markalarla, dinlediği podcast’lerle, V60 kahve demleme ritüelleriyle, kapsül gardırobuyla tanımlanabilen, kimliksizliğini ve anonimliğini bunlarla dolduran türden bir boşluktur. Wellness endüstrisinin, hygge felsefesinin ve İskandinav minimalizminin kar marjına etkisini fark ederek kapitalizmin hepimize dayattığı bu yeni steril yaşam, aslında bizden önceki kuşaklara empoze edilen “her şeye sahip olabilirsin kapitalizmi”nden çok daha sinsi ve acımasız.

Kitabın sonundaki Alp ise, onu tanımlayan bütün nesnelerden ve kavramlardan arınmış haldedir. Tüm markalardan, eşyalardan, podcast’lerden, pratiklerden, hobilerden arınan Alp’ten geriye kalan şey, tarifi imkansız, mutlak bir boşluktur.

Dukkha A.Ş.’de kapitalizm, Budizm’in; Alp ise Buda’nın karanlık bir doppelgänger’ıdır. Kapitalizm, yüzyıllar boyunca bütün dinlerin, inanç felsefelerinin ve bilgelerin vaat ettiği o arzulardan kurtulup aydınlanma halini, yani nirvana’yı bize ruhani bir yolla değil; tüketim, optimizasyon ve anhedoniyle sundu. Her şeyin, ama her şeyin, insan ıstırabının bile, bir tüketim nesnesine, bir metaya dönüşebileceği bu tuhaf ve ürkütücü dünyada varabileceğimiz nihai nokta işte bundan ibaret.

Sen, okuyucu; harika görünüyorsun, parıldıyorsun, usanmadan çalışıyorsun, her şeyi kusursuz bir biçimde yerine getiriyorsun. En tepeye tırmanabilirsin. CEO koltuğuna oturabilirsin.

Ama o gün geldiğinde senden geriye hiçbir şey kalmayacak.

Dukkha A.Ş., teselli edici bir sığınak değil. Yüzümüze tuttuğumuz bir ayna. O aynadaki akis, felce uğramış ruhumuzun 8K çözünürlükte bir yansıması.

3 Beğeni

Sonsöz enfes olmuş. Çok iyi düşünmüşsün.

Niş dedim çünkü günümüz tüketim toplumu oturup düşünmek istemiyor. Sadece tüketmek ve bir sonrakine geçmek istiyor. Bir aşk masalı anlatsan, aldatma hüzün vs eklesen binlerce okuyucusu olur. Wattpad yazarları da bu yüzden zaten çok okunmuyor mu.

Neyse, moralini bozmak için demedim. Nerde yayınlıyoruz bunu onu konuşalım. :slight_smile:

Ekleme: Aklıma geldi. Eğer Alp Buda ise, ceo koltuğuna oturduğu zaman Nirvana’ya mı ulaşmış oluyor?

Bunu hikayeye yedirmek lazım. Bunu sen biliyorsun ama okur olarak ben okuduğum zaman boşluk oluştu. Birkaç cümle bile yeter yukarıdaki gibi. Alp muhtemelen neden ben diye sormaz, tarzı değil. O yüzden Sevgi Hanım mıydı, o direkt anlatabilir.

2 Beğeni

Yok yahu, sinirlerim artık çelikten, Alp’le benzeyen tek yanım herhalde bu benim. :grinning_face: Bu olmadı mı, üçüncüyü yazarız, dördüncüyü yazarız, belki Allah’ın Yüzüncü Adı’nı tamamlayıp tozu dumana katarız. :grinning_face: Yapabildiğim ve yapmaktan keyif aldığım tek şey yazmak.

O değindiğin nokta dolayısıyla Dukkha A.Ş.'yi 90-100 sayfa civarı olacak biçimde tasarladım. Dili ve üslubu da yine aynı gerekçeyle bu şekilde belirledim. Ayrıca belki evet, genel olarak toplum bu yönde evrilmiş olabilir fakat bu biraz da kolaycılık geliyor. Hani en çok Türk prodüktörlerden falan duyarız ya, e kardeşim halk bunu izlemek istiyor napalım türünden bahaneleri. Sanki sen halka Twin Peaks çektin de çakıldın. :grinning_face: Valla edebi eleştirimin de arkasındayım. Belki bu defa kurgunun aksine üslupta aksaklıklar olabilir çünkü epey hızlı yazdım zaten. Ancak küstahlık gibi görünmesin ama, bu devirde böyle bir kurgu yazılıyor mu da insanlar okumuyor, bunu da bilemiyorum. :grinning_face:

Yayın için bu defa şövalyece dosya gönderip sigara üstüne sigara yakarak gelen kutumu kontrol etmek yerine sızma stratejisi deniyorum. :grinning_face:

Aynen öyle, Alp’in koltukta ulaştığı o insanlık dışı hal, koltuğun yüzeyine aktaracak ısıdan bile yoksun olması tam olarak kapitalizm tarafından vaat edilen nirvana.

Doğru söylüyorsun aslında, eksi yedinci katta biraz koşturarak gitmişim, oraya eklenebilir. Yoksa her şeye şerh düşerek ayrı bir kitap da çıkarmak zorunda kalabilirim. :grinning_face:

2 Beğeni

1 Beğeni

Geç de olur, güç de olur, ama sözünün eri bir insanım ben. :grinning_face:

1 Beğeni

Kalemine sağlık hocam. Dün ara vere vere okudum. Amatör olarak yorumlarsam hatalı olabilecek psikolojik temele oturtarak şirketin terazisi haline gelen Alp’in aslında;
içsel terazisinin reddi - pişmanlığın anlamsızlığına inancı - sınır muğlaklığı - ölüm korkusunun kaybı – boşlukla bütünleşmesi - öz yıkım (??) süreçlerinin yedirildiği olay örgüsüne oturması daha novella vari yapıya bürünmesini sağlayabilir. Yoğun, yaratıcı olsa da kelimeler arada balyozla iniyor sürekliliği bozuyor. Metindekiyle benzer yapıda markalar, eşyalar ve deneyimlerin fiyat endekslerine kadar varan okumalarda karşıma çıktığı oldu. Ona rağmen %30’una bu neymiş diye açıp arama motorundan baktım. Betimlemelerle zenginleştirildikçe bu yabancılık hissi gidecektir.
Öz yıkıma varmama tercihiniz anlaşılabilir ama ufaktan acaba olabilir mi sinyalleri verilmesi daha iniş çıkış sağlayabilir. Belki devam kitabına saklamışsınızdır bilmiyorum :upside_down_face: :upside_down_face:

PlazMa Vekili (Nebisi?) -atomun elektronlardan arınıp iyonlaştığı fazda elektriksel olarak nötr olan plazma Alp a.k.a. M(Maitreya) insanların …

Aeterna binasınının içi plazma 4000K florasanlarla dolu dışı A’nın düz çizgisinin m yi andırdığı plazma neon aydınlatmalarla dolu olabilir. Hipergerçekçilerin kitaplarına gökdelen koymaya bayılıyorlar eh sonuçta satışa iyi etkisi var. Denizi de içeren içime tam sinmese de örnek kapak fikri :

Diğer yazılarınızı da okuyacağım fırsat buldukça iyi günler dilerim.

Edit: Alp’in evden işe gidişi detaylandırılabilir. Şimdi bulamadım da metinde “otopark vardır herhalde” cümlesine kadar arabasıyla gidip geliyordur diye düşünüyordum. Bu tip insanlar araba kullanırken özellikle motorda da bu Alp’e uymaz farkındalıkları artıyor, müzik yoksa konuşası geliyor ama akan uzun yol maskeyi bazı anlarda düşürüyor. İstanbul trafiğinin kaotikliği derken, metro, tren, metrobüs nasıl metne yedirilir bilemiyorum. Evindeki işindeki ritüelistik yapı ulaşım metoduna arabadan adımlamaya oradan toplu ulaşıma da bulaşabilir. Fikirlerin ne kadarı iyidir bilemem de attım ortaya.

3 Beğeni

Öncelikle zamanınızı ayırıp uzun uzadıya yorumladığınız için çok teşekkür ederim.

Geri kalan kısma gelirsek, siz bana şablonlarla kurgulanmış başka bir kitap yaz diyorsunuz. Sonsözü bir kez daha okumanızı tavsiye ediyorum.

Teker teker açayım. Değindiğiniz noktaların hiçbiri aklıma gelmediğinden, beceremediğimden yapmadığım şeyler değil. Bilerek, kasten yapmadım. Eğer Alp’e ölüm korkusu vs. gibi şeyler verirsem yazdığım karakter Alp Erksever olmaz. Meursault olur, bilmem ne olur, bir asrı aşkın süredir yazılmış herhangi biri olur. Siz Alp’i okumaktan keyif almamış olabilirsiniz, ki zaten Alp okuyucuya keyif vermek adına yaratılmadı.

Betimlemeleri de bilerek asgari düzeyde tuttum. Yabancılaşma hissi oluştuysa sevindim, çünkü bu da tasarladığım bir şeydi. Ben burada insanı tatlı bir hüzne sürükleyecek şiirsel bir metin yazma amacı taşımıyorum. Hatta amaçladığım tam aksiydi.

Acabasız bir dünya kuruyorum, acaba olabilir mi gibi iniş çıkış sinyallerine ihtiyacım yok çünkü benim çağa, dolayısıyla kitaba dair tezimde acabaya da, devam kitabına da yer yok.

Alp’in maskesi yok. Alp bu.

Beğenmemiş olabilirsiniz elbette, tekrar edeyim, bu sizin öznel seçiminiz. Fakat rastgele sallayarak yazmadım ben bunların hiçbirini. İlginizi çektiyse son defa sonsözü bir kez daha okumanızı öneriyorum.

Tekrar teşekkür ederim.

2 Beğeni

Bir şeyi beğendiysem beğendiğim yönlerinden çok beğenmediğim yönlerini yazıyorum. Karamsar yapımla ilgili olabilir bilemiyorum. %90 beğeni %10 acaba kısmıydı kendi açımdan.

90-100 sayfalık kitaba dönüşme muhabbeti aklımda kalmış ondan tırnak içinde genel okuyucuyu yakalayabilecek eklemeler düşünülürse ne olabileceğini ne beklenebileceğini yazmak istedim de okuyucu beklentisi amacınız değil. Sonsözü tekrar okumak iyi oldu.

Alp fazla mükemmel beni kaşındırması ondan geliyor. İkinciye yeltenmemenizde ondan geliyor. Tek, pür, köşesiz. Beceremediğinizi düşünmedim bile. Yorumlarımı metni tekte okuyup bitiren ortalama okuyucunun ne bekleyebileceğinin ekolarından birisi olarak düşünebilirsiniz. İyi günler.

1 Beğeni

Geçenlerde şöyle bir yazıya denk geldim:

Yazının geneli aklıma Dukkha A.Ş.'yi getirdi hocam :sweat_smile:

Bu arada bence Aeterna Farmasötik de Dukkha fracking işine girerdi 5 yıllık büyüme planı kapsamında. SSRI’lara azıcık müshil katarlardı. Kafama yattı bu iş :roll_eyes:

1 Beğeni