DUNE Kitaplığı

Aslında kötü gözüküyordu önceki gönderilerde ama WoT ciltlilerinden iyi duruyor gibi. Kağıt kalitesi de üzdü ama yine WoT ile aynı zaten. Kitap içerisinde de ek içerik yok sanırım, onu yanlış da anlamış olabilirim ama olacak denmiş gibi hatırlıyorum burada. Alıcısına hayırlı olsun, gayet iyi baskılar bence sırt ne kadar kötü olsa da. 3000 Sayfaya 650 lira etiket fiyatı koymak yerine daha ucuz bir fiyatla çıkmış olsaydı çoktan almıştım. Almadığım kötü olduğundan değil, kendimce bir aydınlanma yaşadım iyi de oldu aslında alamayışım. :smiley:

6 Beğeni

Dune ciltli set konusunda çok arada kaldım… Bende ilk dört kitap vardı, dün nasılsa ciltlileri alamayacağım deyip son iki kitabı sipariş etmiştim ama az önce iptal ettim. Sonradan ciltli almak istersem daha fazla zarar etmeyeyim diye. :joy: Nasılsa henüz seriyi okumadım, başlayınca karar veririm artık. :sweat_smile: Bu kadar kararsız bir insan olmayı ben seçmedim, ne yapayım? :joy:

1 Beğeni

Şimdi burada yazdığı sıra ile en baştan aşağı kadar sırayla mı okumak gerekiyor? :confused: İsimler farklı nasıl ilerlemeli? İki tane Dune Mesihi basılmış mesela

2 Beğeni

İki farklı yayınevinden basıldığı için öyle gözüküyor. Sıralama şöyle:

Ana seri
Dune
Dune Mesihi
Dune Çocukları
Dune Tanrı İmparatoru
Dune Sapkınları
Dune Rahibeler Meclisi

Bunlar da oğlunun yazdığı devam kitapları ana seriden keyif aldıysan kitapta geçen evreninin daha detayları işleniyor.

Dune Atreides Hanedanı
Dune Corrino Hanedanı
Dune Harkonnen Hanedanı

Dune Butleryan Cihadı
Dune Makinelerin Seferi
Dune Corrin Savaşı

4 Beğeni

Değerli arkadaşlar herkese merhabalar,

Umarım hepiniz için güzel bir haftasonu oluyordur. Çark’tan sonra Dune serisini okumayı planlıyorum. Dune için birçok okuma sırası var elbette ama biraz kafam karıştı 6 tane ana kitap gördüm. Güzel kapakları olan kitaplar. Bir de Hanedanlık Üçlemesi vb. kitaplar görüyorum tam olarak nasıl okuyacağımı bilmiyorum. Beni yönlendirebilir misiniz?

Saygılarımla.

1 Beğeni

Frank Herbert 6 kitap yazmış, ölmese devam edecekmiş ama ana seri şu anda 6 kitap. Sırasıyla Dune, Dune Mesihi, Dune Çocukları, Dune Tanrı İmparatoru, Dune Sapkınları, Dune Rahibeler Meclisi. Daha sonra oğulları muhtemelen para için ek kitaplar yayınlamışlar. Ek kitapların da seriye bir etkisi yok bildiğim kadarıyla. Üstteki üye sıralamayı yazmış oradan yardım alabilirsiniz.

Tek okuma sırası var. O da atılmış zaten, şöyle:
Dune
Dune Mesihi
Dune Çocukları
Dune Tanrı İmparatoru
Dune Sapkınları
Dune Rahibeler Meclisi

Diğer kitaplar opsiyonel. Bunları okuduktan sonra onlara bakabilirsin istiyorsan fakat esas yazarın yazdığı başka kitap yok bu altılı dışında.

1 Beğeni

Gördüğüm kadarıyla Dune ciltleri Altın Kitapların Stephen King O ve Mahşer’in ciltli basımında kullandığı malzeme ile aynı. Cildin yapısını merak eden elinde bu kitaplar varsa bakabilir.

O ve Mahşer



3 Beğeni

Şu setin fiyatı 250 civarında olsaydı hepimiz almıştık ya… Karton kapaklılarıyla aynı içeriğe sahip altı kitabı sırf ciltledikleri ve kutulayıp içine bir de poster ekledikleri için %50 indirimle bile 325 TL’ye satmaları bana hala çok mantıksız geliyor. Sadece o siyah kapak ve sırt görünümü için alasım geliyor ama 150’ye karton kapaklı seriyi alabildiğimiz halde 175 TL daha ödemeye elim varmıyor. :man_facepalming:t2: 175 TL’ye kaç tane kitap alınır, İthaki bizi hiç düşünmüyor.

10 Beğeni

İthaki para kazanma amacıyla kurulmuş bir şirket. Sizin ya da benim ya da herhangi bir okuyucunun çıkarını gözetme ihtimalleri yok. Tek amaçları kitap basıp satarak para kazanmak, kazandıkça da daha fazla kazanmak. Bunları bildiğinizin farkındayım ama genel bir hatırlatma olsun istedim. Yayın evlerine meziyetler yüklememiz, onları sevmemiz, desteklememiz, kendimize yakın görmemiz maalesef onların soğukkanlı ve açgözlü şirketler oldukları gerçeğini değiştirmiyor.
İthaki bu seti de para kazanmak içni bastı, hatta bence sahafların eline düşeceğini de tahmin ederek ve yine de umursamayarak bastı. Önemli olan baskının bitmesi, yoksa Ahmet almış, Ali almış ya da sahaf almış hiç farketmez.

14 Beğeni

Çok haklısınız, diyecek bir şey bulamadım. :neutral_face:

2 Beğeni

Muhtemelen birkaç baskı yapıp tekrar basılmayacak. Koleksiyonluk çıkarılmış bence. @Pyrewrath 'ın yorumuna katılıyorum. İthaki eğer bizleri düşünseydi şu an 1.500-2.000 TL’ye satılan kitabını uğraşıp tekrar basardı. Sonuçta kar amacı güden bir şirket… :woman_shrugging:

5 Beğeni

Ciltli seriyi almak için banka kredisi çekerken kitapları bankadan teslim alabiliyor muyuz acaba.?

4 Beğeni

Sarmal yayınları çevirisi nasıl arkadaşlar ? Okunamayacak kadar kötü mü ?

1 Beğeni

Şahsen gayet severek okumuştum, fakat beğeneni kadar beğenmeyeni de çok. Daha oryantal bir havası var Sarmal çevirisinin. En çok verilen örnekten bahsetmek gerekirse;
Crysknife --> İthaki = Billurbıçak --> Sarmal = Hançer-i figan.

2 Beğeni

Bence bayağı başarısız. Çok fazla çeviri hatası var. Kesinlikle İthaki tercih edin.

1 Beğeni

Verdiğiniz örneğe bakılırsa bu bile yeterli okumamak için :slight_smile:

@Kvasir Elimde zaten İthaki’ nin serisi var daha doğrusu ilk 4 kitap var diğerleri de kargoda. Geldiği gün başlayacağım fakat elimde kitap olmadığı zamanlarda epub okurum diye düşünmüştüm. Bulduğum epublar da sarmal yayınlara ait.
O zaman ben tek yayınevinden okuyayım.

2 Beğeni

Sarmal Yayınları’nın çevirisinin çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Üstelik İthaki çevirisi çok eleştirilen Dost Körpe’ye ait. Yine de İthaki çevirisi gayet okunabilir ancak çok düz bir çeviri olduğunu belirteyim.

2 Beğeni

İthaki çevirisi çirkin duruyor fakat Sarmal’ın çeviri hataları boyunu aşıyor inanın. Tamamen yanlış cümleler var her yerde. Ve zaman zaman Körpe’nin çevirisinden de çirkin cümleler var.

@Seroo İsterseniz ingilizce pdfleri var bende. Yabancı diliniz yeterliyse göz atmanız için atabilirim.

1 Beğeni

İthaki

Bir başlangıç, dengelerin doğruluğuna en büyük özenin göste-rilmesi gereken zamandır. Bunu her Bene Gesserit rahibesi bi-lir. Bu yüzden, Muad’Dib’in hayatını incelemeye başlarken ilkin onun yaşadığı dönemi göz önünde bulundurmaya özen göste-rin: Padişah İmparator IV. Shaddam 57 yaşındayken doğmuştu.
Özellikle de Muad’Dib’in yaşadığı yeri göz önünde bulundurun:
Arrakis gezegenini. Caladan’da doğmuş ve hayatının ilk on beş yılını orada geçirmiş olması sizi yanıltmasın. Dune adıyla bili-nen Arrakis gezegeni, sonsuza dek onun vatanıdır.
—PRENSES IRULAN, “Muad’Dib’i Anlama Kılavuzu” Arrakis’e doğru yola çıkmalarından önceki hafta, etraftaki toplanma telaşı neredeyse dayanılmaz bir çılgınlık boyutu-na ulaşmışken, yaşlı bir kadın Paul adlı delikanlının annesini ziyarete geldi.
Caladan Şatosu’nda ılık bir geceydi; Atreides ailesine yir-mi altı nesil boyunca yuvalık etmiş bu kadim taş bina, hava şartlarındaki her değişimden önce olduğu gibi, soğuk soğuk terliyordu sanki.
Kubbeli geçitteki yan kapıdan Paul’ün odasına alınan yaşlı kadının, yatakta yatan çocuğu biraz seyretmesine izin verildi.
Döşemenin biraz üstünde asılı duran süspansör lambası-nın kısık, donuk ışığıyla aydınlanan loş odada uyanan çocuk, kapıda, annesinin bir adım önünde cüsseli bir kadının dur-duğunu gördü. Bu yaşlı kadının silueti cadı gölgesine benzi-yordu… keçeleşmiş saçı örümcek ağlarını andırıyordu, kuku-letasının karanlıkta bıraktığı toparlak yüzündeki gözleri de mücevher gibi parlıyordu.
Yaşlı kadın, “Yaşına göre boyu kısa değil mi Jessica?” diye sordu. Hırıltılı sesi akortsuz bir baliset gibi tınlamıştı.
Paul’ün annesi yumuşak kontralto sesiyle yanıt verdi:
“Atreidesler boy atmaya geç başlamalarıyla bilinir Muhterem Efendimiz.”
Yaşlı kadın, “Ben de öyle duymuştum,” diye hırıldadı.
“Yine de artık on beşine geldi.”
“Evet Muhterem Efendimiz.”
Yaşlı kadın, “Uyanık, bizi dinliyor,” dedi. “Seni küçük, kur-naz yaramaz seni.” Kıkırdadı. “Ama hükmetmek için kurnaz-lık gerekir. Eğer gerçekten Kuisatz Haderah ise… o zaman…”
Yatağının gölgeleri arasında uzanan Paul gözlerini hafif-çe aralamıştı. Parlak, oval şeklinde iki kuş gözü –yaşlı kadı-nın gözleri– onun gözlerinin içine bakarken sanki irileşiyor, alevleniyordu.
Yaşlı kadın, “Uykunu iyi al seni küçük, kurnaz yaramaz,” dedi. “Yarın gomcebbârımla tanıştığında tüm yeteneklerine ihtiyacın olacak.”
Sonra Paul’ün annesini dışarı itip, kapıyı sertçe kapatarak gitti.
Yatağında uyanık halde uzanan Paul merak içindeydi:
Gomcebbâr ne ki?
Yaşadıkları bu değişim döneminin onca kargaşası içinde, o yaşlı kadın kadar tuhaf bir şey görmemişti.
Muhterem Efendimiz.
Üstelik o kadın, Paul’ün annesine sanki alelade bir hiz-metçiymiş gibi ismiyle, Jessica diye hitap etmişti… Oysa kar-şısında bir Bene Gesserit Leydisi, dükün odalığı, veliahtın annesi vardı.
Paul, Gomcebbâr oraya taşınmamızdan önce öğrenmem ge-reken, Arrakis ile ilgili bir şey mi acaba? diye merak etti.
Dudaklarını sessizce oynatarak, yaşlı kadının tuhaf sözle-rini yineledi: Gomcebbâr… Kuisatz Haderah…
Öyle çok şey öğrenmesi gerekmişti ki. Arrakis, Cala- dan’dan çok farklı bir yer olsa gerekti; öğrendiği yeni bilgiler Paul’ü serseme çevirmişti. Arrakis… Dune… Çöl Gezegeni…
Babasının Suikastçılar Ustası Thufir Hawat durumu şöy-le açıklamıştı: Can düşmanları Harkonnenlar seksen yıldır Arrakis’teydi; yaşlanma geciktirici melanj baharatını kazıp çıkarmak için CHOAM Şirketi’yle yaptıkları anlaşma uyarın-ca gezegeni derebeyi gibi yönetmişlerdi. Şimdiyse Harkon-nenlar gitmişti ve o gezegeni derebeyi gibi yönetme sırası Atreides Hanedanı’ndaydı… Görünüşte Dük Leto adına bir zaferdi bu. Ama Hawat bu zafer algısının son derece tehlikeli olduğunu söylemişti; Dük Leto, Landsraad’ın Büyük Hane-danları arasında popülerdi.
“Popüler insanlar erk sahiplerinde kıskançlık uyandırır,” demişti Hawat.
Arrakis… Dune… Çöl Gezegeni…
Uykuya dalan Paul rüyasında bir Arrakis mağarası gördü;
etrafı korkürelerin loş ışığında hareket eden suskun insanlar-la çevriliydi. Hayal meyal duyduğu bir sesi, şıp şıp damlayan suyun sesini dinlerken, ortalığa katedral ciddiyeti hâkimdi.
Paul rüya görmeye devam ederken bile, uyandığında bütün bunları hatırlayacağını biliyordu. Gelecekten haber veren rü-yaları daima hatırlardı.
Rüya solup kayboldu.
Paul uyanınca kendini sıcacık yatağında buldu… ve dü-şüncelere daldı. Belki de Caladan Şatosu’nun dünyası hü-zünlü bir vedayı hak etmiyordu; ne de olsa burada Paul’ün oyun oynayacağı, arkadaş olacağı yaşıtları yoktu. Öğretmeni Dr. Yueh, faufreluches denilen sınıf sisteminin Arrakis’te çok da katı bir şekilde uygulanmadığını ima etmişti. O gezegen, çölün kıyısında yaşayan bir halkı barındırıyordu; başlarında onları yönetecek ne kâid ne de başar vardı: İmparatorluk’un nüfus sayımlarının hiçbirinde yer almayan bu halka Fremen, “kumun iradesi” deniyordu.
Arrakis… Dune… Çöl Gezegeni…
Kendi gerginliğini hisseden Paul, annesinin öğrettiği zi-hin-beden egzersizlerini uygulamaya karar verdi.

Sarmal

Başlangıç, dengelerin doğru olduğuna dair en hassas ihtimamın gösterileceği zamandır. Her Bene Gesserit rahibesi bunu bilir. O halde, Muad’Dib’in yaşamını incelemeye başlarken, evvela onu kendi zamanına yerleştirmeye ihtimam gösterin. O, imparator Padişah IV. Şaddam 57 yaşındayken doğmuştur. En özel ihtimamı ise Muad’Dib’i kendi mekanına yerleştirirken gösterin, Arrakis gezegenine. Onun Caladan’da doğmuş ve ilk on beş yılını orada geçirmiş olması gerçeği sizi yanıltmasın. Dune adıyla bilinen Arrakis gezegeni, onun ebedi mekanıdır.

  • Prenses Irulan’ın yazdığı "Muad’Dib’i Anlamak"tan

Arrakis’e taşınmalarından önceki hafta, bütün o son telaş neredeyse dayanılmaz bir cinnet boyutuna eriştiğinde; ihtiyar bir kocakarı, Paul’ün annesini ziyarete geldi.
Caladan Kalesi’nde ılık bir akşamdı; ve yirmi altı kuşaktır Atreides ailesinin yuvası olmuş bu antik taş yığını, havada bir değişiklik olacağı zaman edindiği o soğumuş ter hissini taşıyordu.
Yaşlı kadın, yan kapıdan içeriye, Paul’ün odasının önündeki kemerli geçide alındı ve yatağında yatan Paul’e bir an için bakmasına izin verildi.
Uyanan çocuk, yere yakın bir şekilde asılı duran kısık, süspansörlü lambanın yarı aydınlığında, odasının kapısında, annesinin bir adım önünde duran iri bir kadın silueti görebildi. Yaşlı kadın adeta bir cadının gölgesiydi; birbirine dolanmış örümcek ağı gibi saçlar, yüzünün karanlığını çevreleyen kukuleta, parıldayan mücevherleri andıran gözler.
“Yaşına göre küçük değil mi Jessica?” diye sordu yaşlı kadın. Sesi akortsuz bir baliset gibi hırıldadı ve tınladı.
Paul’ün annesi yumuşak kontralto sesiyle yanıtladı:
“Atreideslerin büyümeye geç başladıkları bilinir, Saygıdeğer Efendim.”
“Duymuştum, duymuştum,” diye hırıldadı yaşlı kadın. “Ama artık on beş yaşında.”
“Evet, Saygıdeğer Efendim.”
“Uyanık, bizi dinliyor,” dedi yaşlı kadın. “Kurnaz küçük kerata.” Kıkırdadı. “Ama soyluluk kurnazlık gerektirir. Ve eğer gerçekten Kuisatz Haderah’sa… yani…”
Paul yatağının gölgeleri içinde gözlerini kısarak belli belirsiz araladı. Kuş gözü gibi parlayan iki oval, yaşlı kadının gözleri, gözlerinin içine dikiliyken genişleyip ışıldamış gibi göründü.
“İyi uykular, seni kurnaz küçük kerata,” dedi yaşlı kadın. “Yarın gom cabbarımla tanıştığında tüm yeteneklerine ihtiyacın olacak.”
Ve annesini dışarı itip, kapıyı güm diye kapayarak gitti. Paul uyanık, merak içinde yattı: Gom cabbar da neyin nesi?
Bu değişim zamanının tüm karmaşası içinde görmüş olduğu en acayip şey bu yaşlı kadındı. Saygıdeğer Efendim.
Ve annesi Jessica’ya, bir Bene Gesserit Leydisi, bir dükün kadını ve dukalık varisinin annesi gibi değil de alelade bir hizmetçiymiş gibi hitap etmesi.
Acaba gom cabbar Arrakis’e ait olan ve oraya gitmeden önce bilmem gereken bir şey mi? diye düşündü.
Kadının garip sözlerini kendi kendine tekrarladı: Gom cabbar… Kuisatz Haderah.
Ne kadar çok şey öğrenmişti. Arrakis, Caladan’dan öyle farklı bir yerdi ki, bu yeni bilgiler Paul’ün başını döndürüyordu.
Babasının Baş Suikastçisi Thufir Hawat bunu açıklamıştı: Can düşmanları Harkonnenler seksen yıldır Arrakis’teydiler, ömrü uzatan bahar, yani melanj çıkarmak için yapılmış bir CHOAM Şirketi sözleşmesi altındaki yarı toprak idaresiyle gezegeni ellerinde tutuyorlardı. Şimdi Harkonnenler, gezegeni, toprak idaresini bütünüyle alan Atreides evine bırakmak üzere terk ediyorlardı: Dük Leto için görünüşte bir zafer. Ancak Hawat’ın söylediğine göre, Dük Leto, Landsraad’ın Büyük Evleri arasında popüler olduğu için bu görünüm en ölümcül tehlikeyi barındırıyordu.
“Popüler bir adam güçlülerin kıskançlığını uyandırır,” demişti Hawat.
Paul uyuyakaldı ve rüyasında kendisini Arrakis’te büyük bir mağarada gördü; dört bir yanında ışıkürelerin kısık ışığında sessiz insanlar hareket ediyordu. Mağaranın dinsel bir havası vardı, bir katedral gibiydi… o belli belirsiz sesi dinlerken, suyun tıp tıp tıp diye damlayışını. Paul rüyayı görürken bile, uyandığında bunu hatırlayacağını biliyordu. Kehanet olan rüyaları her zaman hatırlardı.
Rüya silikleşti.
Paul, yarı uyanık kendini yatağının sıcaklığında hissetti, düşündü… düşündü. Ne oyunun ne de akranlarının olmadığı Caladan Kalesi’ndeki bu dünya, belki de veda hüznünü hak etmiyordu. Öğretmeni Dr. Yueh, Arrakis’te faufreluches sınıf sisteminin katı bir şekilde korunmadığını ima etmişti. Gezegen, çölün kıyısında, kendilerine komuta edecek bir kaid ya da başar olmadan yaşayan insanları barındırıyordu: İmparatorluk’un hiçbir nüfus sayımında kayda geçmeyen, Fremen denen kumun-azmi insanlar.
Paul sinirlerinin gerildiğini hissetti, annesinin öğrettiği zihin-beden derslerinden birini uygulamaya karar verdi.

4 Beğeni