Kesinlikle. Ben de yıllardır ötelediğim iki büyük uyarlamayı artık seyretmeye karar verdim, biri 5 diğeri 7 saatlik. Dolayısıyla…
Les Misérables (Sefiller, 1934)
Filmin 1925 sessiz uzun metrajından sonra gelen destansı uyarlaması, bugüne kadar kitaba en sadık versiyon olarak kabul ediliyor. Toplam süresi 4 saat 40 dakika olan film, Michel Simon ve Jean Gabin ile fiziksel benzerlikleri su götürmez baş aktörü Harry Baur’un omuzlarında yükseliyor.
Üç bölüme ayrılmış filmin ilk kısmı mahkeme sekansıyla bitip, Thenardierlerin hanında diğer bölümü açıyor. Son bölümün neredeyse bir saati isyancılar ve askerler arasındaki çatışma ile geçiyor. Kanalizasyon sahnesi uzun uzadıya verilmiş.
Hızlı atlanan birkaç yer var: Jean Valjean’ın ilk kimlik değişiminde onu hemen belediye başkanı olarak görüyoruz. Ortanca bölümde Cosette handan 8 yaşında ayrılır ancak sonrasında 16 yaşında genç kız olarak karşımıza çıkar. Jean Valjean’ın son kimliği, Javert’in ağzından tek cümleyle geçiştirilir, oysa filmde hayatını kurtardığı Fauchelevent gösterilir (kitapta ondan iyilik isteyecektir). Fantine’in namusunu korumak adına ölmeyi göze alması, kitabın (Pre-code sinemasının esin aldığı Avrupa sinemasında!) seyirciler için yumuşatılmasının bir sonucudur. Film kısa olsa kurguda atılmış diyeceğimiz bir noksanlık ise, Marius’un hancının babasının hayatını kurtardığı söylevini yan duvardan duyması. Sonrasında yüzleşmeleri gösterilmiyor, hatta Jean Valjean’a kurulan kumpas sonrasında tutuklanıp bir daha görünmüyor çift. Küçük oğullarına (ve elbette Marius’a yanık kızlarına) odaklanılıyor.
Bir saat 50 dakikalık ilk bölümü takiben seksen beşer dakikaya ayrılmış iki parçalık ikinci bölüme rağmen, kitabın filme uyarlanmasında ne kadar detayın sığdırılamayabileceğini bir kez daha görüyoruz. Sinema gözüyle baktığımızda aslında üçüncü bölümde 55 dakikanın çatışmalara ayrılması bu yönden epey fırsat maliyeti çıkarmış. Çok daha verimli kullanılabilir sürenin tamamı, akışı kesercesine, devrime ayrılmış. Bu bölüm 25-30 dakikaya sığdırılıp en azından Marius’un hikayesi tamamlanabilirdi. Ayrıca filmin son anlarından sonra (Marius’un evinde baba-kız buluşması) kitap rahat bir elli sayfa kadar daha devam ediyor, ancak burası film diline uygun düşmüş, lakin 55+30 olarak bakmak lazım bu son bölüme, maalesef 110+85 dakika drama izledikten sonra paldır küldür çatışmayla açılan bölümün içine düşmek ve bir saat bunu izlemek, böylesi bir uyarlamaya köstek vuruyor. Bakın, Suç ve Ceza’nın 4 saatlik Rus uyarlamasında hiçbir önemli noktanın atlandığını hissetmiyor, iç monologları bile duyumsuyordunuz. Yine de Jean Valjean’ın mahkeme, Javert’in de malum nehir yolculukları öncesi yaşadıkları iç çatışmaları görebiliyoruz. Kitabın beylik sözleri de filmin önemli kısımlarına yedirilmiş.
1958 versiyonu 5 saatten kırpıla kırpıla üçe inmiş olduğundan onu tam versiyonu karşıma çıkmadıkça seyir defterimden sildim. Filme dönelim, geniş perspektiften çekimler pek az, ışık ve yakın çekim kullanımları ağırlıkta, hatta Dutch angle ve alttan çekim teknikleri Jean Valjean’ın duygu dünyasını yansıtmak için ustaca kullanılmış. Suç ve Ceza’da müfettiş de iyi oynuyordu (fahişe Sonya rolünü BBC uyarlamasında Lara Belmont yardırmıştı) ve Raskolnikov ile karşılıklı döktürüyorlardı. Bu kadroda beş saate yakın sürede tüm iş Jean Valjean’ın üzerine düşmüş. Rol çalabilen bir yüz yok, sırıtmıyor ancak ekstra güç de katsa güzel olurdu.
Gotik (ve Alman dışavurumcu) mimarinin yer yer kendini gösterdiği görüntüleri her bölüm için ayrı galeriyle aşağıda sunuyorum. İleride filmi izleyecek yeni okurlara rehber teşkil etmesi dileğiyle…
