Voyna i Mir / War and Peace (Savaş ve Barış, 1966-67)
“İnsanlar birbirlerini öldürmeye gelir, yarın yapacağımız gibi. Onbinlerce kişiyi kesip boğazlarlar, ve sonra da öldürdükleri adam başına şükran duası alırlar. Ayrıca zaferi yüceltmek için, ne kadar adam öldürülürse o kadar büyük başarı elde edilmiş sayılır. En çok insan öldürenler, en büyük ödülleri alır. Tanrı onlara nasıl bakıyor?”
Tolstoy’un ölümsüz klasiğinin bu nihai sinema uyarlaması, yedi saatlik ekran süresini dört bölüme ayırıyor: İlk bölüm, The Deer Hunter, Generation: War ve hatta The Godfather seyircisine tanıdık gelecek biçimde, masumiyetlerin yitirileceği savaş öncesi ihtişamlı balolar ve gece alemlerinde tanıtıyor karakterlerini bizlere. Baş karakter Pierre, yönetmen Bondarchuk tarafından canlandırılmış. Nataşa’nın (Ludmila Savelyeva) küçüklüğü Austenverse’ten ilham alan Bridgerton güncel serisinde "Eloise"ye karşılık geliyor. Zaten ikinci bölüm tamamen onun duygu dünyasına ayrılmış. Üçüncü ve dördüncü bölümler Napolyon’un 1812 Rusya Seferi etrafında şekillenirken, savaşın her iki taraf için de anlamsızlığı kimi zaman komutanların kendi iç çelişkileriyle de verilerek pekiştirilmiş. Bu bölümlerdeki kalabalık çekimler inanılmaz: Zaten kaydırmalı ve geniş plan çekimler filmde ustalıkla kullanılırken savaş alanında geçen neredeyse 3 saatlik bölümde etkisi büyüyor ve ister Kubrick’in Paths of Glory’sinden sersefil siper savaşını ister Andrei Rublev’den tablo gibi ulusal hazineleri göz önüne getirin, hepsini ihtişamlı biçimde kullanıyor ve yazarın vermek istediği mesajı görselliğin diline çevirmeyi başarıyor. Zaten müziğin de katkısıyla anlatıyı diyalogsuz hallettiği epeyce sahne var yönetmenin. Hipnotize biçimde dinlediğimiz eserlerin hiçbiri de Rus folklorundan bildik eserler değil. Sefiller’de çatışma bölümü kurgu içinde erimemiş, ayrıksı kalmış demiştim, burada uyarlama gücünü bu bölümlerden alıyor. Film En İyi Yabancı Film Oscarı kazanan ilk Rus yapımı olmayı da başarmış 1969 yılında, Milos Forman’ın Firemen’s Ball’unu ekarte ederek. Yine Sefiller’de söylediğim gibi, bu film de uzun uzadıya süresine rağmen bütün kitabı anlatma yetisine ve gayretine sahip değil. Ancak olabilecek en kapsamlı uyarlama da bu. Yani tek bir atış şansınız varsa, doğru yer burası. Romanın da hemen hemen 100. yılına denk geliyor. Tolstoy kitaplar için “en iyilerden başlamazsanız asla onlara sıra gelmez.” demişti, edebiyat uyarlamaları için de bu böyle: Bu filmi izlemezseniz asla bir gün sırası gelmeyecek. Ben yıllarca beklettim, üstüne kaç bin film ve dizi bölümü geldi geçti, kendimden biliyorum. Dolayısıyla, ister sükun ister aksiyon seviyor olun, bu film kaçmaz.

“Ve diyorum ki, iyiliğe inanan her birimiz el ele tutuşalım, ve sadece tek bir bayrağımız olsun, iyi niyetin bayrağı. Demek istediğim, sadece önemli sonuçlar doğuran düşüncelerin daima basit olduğu. Düşüncelerimi şu sözcüklerle özetlemek mümkün: Eğer namussuzlar bir güç oluşturmak için bir araya geliyorlarsa, dürüst insanlar da aynısını yapmalı. Bu kadar basit.”

