En Son İzlediğiniz Film?


(Didem) #246

Modigliani - Mick Davis

Ressam Modigliani’nin hayatını anlatıyor, Picasso ile aynı dönemde yaşamış; şöhreti ve parayı hiç önemsememiş bir ressam. Müziklerine bayıldım. Hakkını vermek lazım, Andy Garcia da döktürmüş.


(Bird of Hermes) #247

Hilary and Jackie

Muhteşem Elgar Çello Konçertoyla bu ölümlü zihne büyük bir haz yaşatan çellist Jacqueline Du Pre’nin yaşamını konu alan film. Filmde iki müzisyen kardeşin birbirleriyle tek insanmışçasına yakınlıkları ve onlar büyüdükçe gelişen olaylarla ikisinin yollarının ayrılışı buna rağmen daima birbirlerinin destekçisi oluşları, Jackie’nin performansları, yaşadıklarıyla birlikte içine düştüğü sıkıntılı durumlar çok hoş bir dram arka planında sunulmuş. İnsana çellonun ruhunu ve iki kardeş arasındaki bağın ne kadar istikrarsız ama güçlü olabileceğini gösteriyor.

Bunun yanında işini mükemmel derecede icra eden insanların bile, hatta özellikle bu insanların kendilerine yakışacak şekilde davranmadığı anların olduğunu göstermiş oldu bana bu film.


(Erlik Han) #248

Var elbette. Beatrix Potter’ın hayatını anlatıyor. İzlemeni tavsiye ederim.


(AliCagan4235) #249

Beatrix deyincede Bellatrix geliyo aklıma izleyeyim merak ettim.


(Damla) #250

En son Midnight Cowboy’u izledim. O kadar güzel akıp gitti ki hiç bitmesin izledim ama o son resmen etkisi altına aldı beni.


#251

The Nun filmini izledim. Açıkçası yurtdışında aldığı eleştrilerin gerçek olduğunu görmek beni biraz üzdü ama berbat bir film de değildi. 2. Conjuring filminde en beğendiğim karakterlerden biriydi bu rahibe o yüzden beklentim yüksekti ama James Wan yönetmen değil de sadece yapımcı olunca böyle oluyor herhalde.

Filmde görüntüler, müzikler vs çok iyiydi ama 1-2 sahne dışında korku sahneleri hep ani korkutma şeklinde yapılmış, karakterler de biraz zayıf. Yine de izlenmeyecek gibi değil…

the%20meg

Bu filmde de tam tersine beklentiyi çok düşük tuttuğumdan herhalde fena bulmadım filmi :slight_smile:

Temposu yüksek, köpek balığının olduğu sahneler çok iyi, tabi ki CGI olması kötü ama artık bu kadar büyüğünü başka türlü yapamazlar, zaten efektler genellikle iyi.
Kafa dağıtmak için iyi bir seçim…

Zifiri Sanat


(the drought) #252


Josh Trank’e Fantastic Four işinin verilmesine sebep olan film bu büyük ihtimalle. Şaşırtıcı biçimde gayet beğendim. Biraz farklı yönden bakan bir ‘‘süper güç’’ filmi. İzlemenizi öneririm keyifli vakit garantisi. 7/10


(Duygu) #253

Şu an televizyonda Dangal’ ı izliyorum. Uzun süredir izlemek istediğim bir filmdi, mutlu oldum görünce. :slight_smile:
Oğlu olmayan bir güreşçinin kızlarını güreşçi olarak yetiştirme çabası etkileyici şekilde anlatılmış.


(Ahmet Boyraz) #254

Çok güzel bir filmdir. Orijinal diliyle daha çok keyif alırsınız bence. :slight_smile:


(Duygu) #255

Eminim orjinali daha güzeldir. Uzun süre önce ev internetini kapattığım için izleyemiyorum. :slight_smile:


#256

Raging bull izledim. Robert de niro film için aldığı kilolarla, aşırı hırslı ve kıskanç olan bir karakteri çok iyi canlandırmasıyla yine kendine hayran bırakıyor. Tavsiye ederim


(Wifhty Zet) #257

Dün Red Sparrow izledim. Ahım şahım bir sonu yoktu vay canına dedirtmedi ama sürükleyiciydi. Bugün de Star Wars 1-2-3 eski günleri yad ettim. Sith’in İNtikamı ne zaman izlesem böğrüme öküz oturuyor.


#258

Özellikle Apex Predator muhabbeti ve bu üç Liseli çocuğun koparabileceklerinden fazlasını ısırmaları, ellerinde çok büyük bir güç olmasını ve bunu nasıl acemice kullandıklarını (çoğu insanın yapacağı gibi) müthiş işliyor bence.

Aralarında oluşan tatlı rekabetin güçler arttıkça düşmanlığa yönelmesi de cabası.

Aslen saf gücün aralarında en saf ve temiz görüneni bile nasıl etkileyebileceğini gösteriyor film bence.

Beğendiysen 2. Film için yazılan ama Trank ve Landis projeden ayrıldıktan sonra iptal edilen first draft’ı okuyabilirsin. Evrene çok güzel şekilde antagonist yerleştiriyorlar zira,

Chronicle: Martyr;


(patricia franchini) #259

Bu filmi uzun süredir saklıyordum, izlemek bugüne nasipmiş. Oyunculuklar çok iyiydi. Ahmet Uğurlu’ya yorum bile yapmayacağım, göz yaşartıcı bir performans sergilemiş. Tuncel Kurtiz’i bir daha saygıyla andım. Ayşen Aydemir’in oyunculuğu iyi fakat yetersizdi, filmden sonra vefat etmiş, bu da üzücü bir ayrıntı. Öğrendiğimde aklıma Nuri Bilge’nin yeğeninin ölümü geldi. Hayat daha bir trajikleşti gözümde. Bilmiyorum, anlamsız. Tavus kuşlarını da unutmamak gerek. Derviş Zaim’in ilk filminde böyle bir başarı göstermesi de takdir edilesidir. Ben neler mi hissettim… Boğaz’da o kışı ben yaşadım, köhne bir yerde kirli bir tuvalette eroin bağımlısı oldum, gözüm döndü açlıktan, belediye otobüsü kaçırdım… Kapıldım gittim anlayacağınız. Türk sinemasının en değerli filmlerinden biridir Tabutta Rövaşata. Peki tabutta rövaşata yapılabilir mi? Hayır. Filmin ismi bütün filmi açıklıyor.

Şener Şen mizahı bana hiçbir zaman laçka ve gereksiz gelmedi, bu zayıf filmde bol bol kahkaha atarak bunu bir kez daha anladım. Güzel kadın-yakışıklı erkek örneklerimizden biri daha işte. Söylenecek bir şey pek yok. Çerezlik izlenir, gülünür.

Bu filmle ilgili söylenecek şey var, nereden başlasam bilemiyorum. Zamanının çok ilerisinde bir film, Metin Erksan’ın başyapıtı. İzleyin, “Bir zamanlar bu ülkede sanat yapılıyormuş.” diyeceksiniz. Film müziklerini loop’a aldım, bütün gün Halil’i düşündüm. Çok etkilendim. Nasıl kelimelere dökerim bilmiyorum. Filmin tutarlılığından mı bahsedeyim, kamera aksiyonlarından mı, müziklerinden mi, karakterizasyonundan mı bilemiyorum. Klasik bir zengin kız fakir oğlan filmi değil öncelikle, her şey mantık çerçevesinde ilerlemekte. Filmde en beğendiğim karakterlerden biri Meral’in babasıydı, zaten zengin kız babası, “Kızımdan uzak dur!” babası hep boş gelmiştir, ilk defa bir film bana istediğimi verdi bu konuda. Halil ve Meral arasında hiçbir zaman hiçbir şey yaşanmadı, yaşanamadı. Halil kıza aşık değil, kızın resmine aşık. Dolayısıyla da Halil kendine aşık, kendi duygularına, kendi üzerinde yarattığı güce, yaratabildiği duygulara aşık. Halil narsist… Gariban olan ise Halil değil, Meral.

Bu filmle sonbaharı yaşadım. Aşkı yaşadım.

Meral: Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.
Halil: Evet bir korkudan ileri geliyor. Bu korku sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme, belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor ve ebediyen bakacak.


#260

Joaquin Phoenix’ten Joker olur mu olmaz mı sorusuna yanıt bulmak için izlenebilir. Adam çok güzel kafadan sakat bir karakter canlandırmış. Film fena değil, aslında çok güzel olabilirmiş ama senaryo biraz zayıf kalmış. Onun dışında çekimler, oyunculuk, müzikler harika.

Top Gun’un gazıyla çekilmiş, havalı gençler, rock müzik, jetler, aksiyon ve Amerika Propogandası ! Yani ortalama bir 80’ler Hollywood aksiyon filmi.

Eğer doğru düzgün bir Suicide Squad filmi izlemek istiyorsanız bunu izleyin derim. Buram buram grindhouse kokan bu animasyon filmi Flashpoint Paradox filmiyle bağlantılı. Ben beğendim.

Zifiri Sanat


(Atakan) #261

En son Arrival’ı izledim. 2016 yapımı bir film ama ben bir iki gün önce izledim. Güzel başladı, gelişme bölümünü de beğendim ama bence berbat bir sonu vardı. Çok klişe geldi. Normalde klişelere karşı değilimdir, ama çok kötü işlenmişti ve beğenmedim.

İzlememiş olanlar için ise konusu: Dünyaya 12 uzay gemisi geliyor ve her biri dünyanın rastgele bir yerine iniş yapıyorlar. İlk önce insanlar gemilerin neden o noktalara indiklerini araştırıyorlar, teoriler üretiyorlar ama mantıklı bir şey bulamıyorlar. Sonra bir dil bilimci olan başrol karakterimize rütbeli bir komutan ziyarete geliyor ve onu da alıp kendi sorumlu olduğu birliğe götürüyor.

Dil bilimcimiz ve oraya getirilen bir fizikçi arkadaş bu gemilerden birinin içerisine girip uzaylı kardeşlerimizin dillerini çözmeye, iletişim kurmaya çalışıyorlar. Film genel olarak bunun üzerine. Bu arada topraklarına gemi inmiş olan her ülke yapıyor bunu ama biz Amerika penceresinden görüyoruz olayları. Filmin sonunda ise zamanla ilgili bir paradox söz konusu oluyor, aslında başrol karakterimizin geçmişi ve geleceği bu uzaylı ırkıyla bağlantılıymış. Bu arada uzaylı betimlemesini çok beğendim, oldukça etkileyiciydi. Sonunu bir nevi İnterstaller vari yapmışlar. Onun dışında keyifli bir filmdi.


#262

Searching.

Kaybolan kızını arayan bir babanın hikayesini anlatıyor diye özetleyebiliriz sanırım. Film orta bütçeli, bir bilgisayar ekranından izliyoruz her şeyi. Ancak Apple ürünlerinin tam fonksiyonlu kullanımı sayesinde, birçok böyle ‘kolaya kaçılmış’ film gibi sadece bir videochat üstünden gitmiyor. (Gerçekten fazlaca kullanıyor her özelliğini, her neyse)

Oldukça sürükleyici, bir saniye bile sıkılmadım ve “Meah… Çok klişe!” demedim. Spoiler sayılmaz -çünkü bekliyorsunuz böyle bir şeyi- şaşırtıcı bitiyor.

Ayrıca filmin yönetmeni 27 yaşındaymış ve bu filmle birlikte düşük bütçeli olsa da güzel film yapılabileceğini göstermek istemiş. Yani bir açıdan. İşte Twitter’da paylaştığı yazısı.


#263

Biraz hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Tom Hardy çok iyi olsa da tek başına filmi kurtaramıyor çünkü senaryo çok zayıf. Asıl filmin uzun bir fragmanını izlemiş gibi oluyorsunuz.

Eddie ile Venom’un arasındaki ilişki güzel işlenmiş ve baz aksiyon sahneleri de güzel ama bence filmi kurtarmaya yetmemiş.


#264

Sinemaya izlemeye gitsem mi gitmesem mi kararsızdım kaç gündür. sıkıntıdan gitmeyi düşünüyodum yarın ama vazgeçtim :((


(Barışcan Bozkurt) #265

Aslında paradoks söz konusu değil, çünkü orada tekrar eden bir döngü oluşmuyor. Ana karakter heptapod’ların dilini öğrenmesiyle birlikte zaman kavramını algılaması değişiyor sadece. Ve bu değişikliği de zekice bir şekilde kullanarak krizi önlüyor. Filmin uyarlandığı 1998 yılında yayınlanmış Story of Your Life öyküsü de benzer şekilde bitiyor fakat bu kadar aksiyona girilmiyor sadece.
Heptapod’lar gittikten sonra ana karakterin çocuk teklifini duyacağını bilmesi, kendini sarhoş ettikten sonra bu teklifi duyması gibi detaylar klişe değil aksine daha vurucu yapmıştı bana göre.