En Son İzlediğiniz Film?

Evet izledik hatta Henry Cavill’in Sherlock Holmes’unu da çok beğendik. Hala daha Cavill’li Sherlock filmi bekliyoruz.

3 Beğeni

Dün TOD’da denk gelip izledim. Hiçbir beklentim yoktu ama izlerken çok eğlendim. 70’lerin 80’lerin yüksek gerilimli, bol kanlı, hafif absürt komedi soslu Teen Slasher filmlerine öykünen bir Eli Roth filmiydi. Bu tip filmler gibi oscarlık oyunculuklar, karakter tutarlılığı, senaryo içi mantık vs. beklemeden izlendiğinde hayli eğlenceli bir film olduğunu söyleyebilirim. Hatta ben son dönemde gereksiz derecede övülen Final Destination Bloodlines’dan bile daha çok beğendim.

6 Beğeni

Dog Soldiers 2002
Gerilim - Korku - Aksiyon
İngiliz filmi

3 Beğeni

Güzel filmdi. Superman’in insansı yanı, saflığı, umudu güzel yansıtılmış ama birden çok karakter ve konu işlemeye çalıştığı için yer yer afallıyor gibi. Yine de sıkmadan izletiyor.

4 Beğeni

The Girl Who Played with Fire

Millennium’dan uyarlama üçlemenin ikinci halkası. Bu da 3 saati geçiyor fakat ilki kadar akıcı değil. Her başına oturuşumda uyuyakalmamın akabinde, bir saat sonunda bıraktım. Üçüncüyle beraber flash belleğimden sildim. Kitapları duruyor zaten, bir gün merak edersem oradan tamamlarım.

5 Beğeni

Geleceğe Dönüş

Değişen bir şey yok. Hala çok güzel. :smiley:

:sign_of_the_horns::star::star::star::star: :sign_of_the_horns:

11 Beğeni

Efsane 40 yaşında :partying_face::tada:

3 Beğeni

Geleceğe Dönüş 2

Yol mu? Gideceğimiz yerde yola ihtiyacımız yok!

:star::star::star::star:

4 Beğeni

izlediğim son üç film :

Tatlı bir animasyon, tahmin edilmesi zor bir sonla bitiyor. Ayrılma sahnesinde ağladımsmns.

İki evli insanın başına gelen bir değişim ve dönüşümü anlatıyor. Kadının bu kadar sevgi dolu ve affedici olmasına pek akıl erdiremesem de güzel ama uzun bir film.

Bergman’dan devam (tüm filmlerini izlemek istiyorum — ) daha kısa bir film, düşündürücü ve çarpıcı bir kaç diyalog barındırıyor. İnanca bağlılık, bağsızlık… Ateist olduğunu söyleyen kadının ettiği dua, duyduğum en güzel, en içten ve en kabul edilebilir dualardan birisiydi sanırım. (O sahne için izlemiştim)

3 Beğeni

Diziden dolayı Alien filmlerine başladık. Kronolojik olarak şuan Ailen 1979 dayız. Nerdeyse Covenant ile aynı diyebilirim. 2025 gozü ile çok sevemedim. Halbuki döneminde seyrettiğimde bir hayli beğenmiştim…

1 Beğeni

F1

Amerikan yapımı yarış filmi. Konusu, yarış filmi işte. Konu baştan savma, senaryo zayıf, oyunculuklar ortalama, çekim kalitesi iyi sayılır. Amerikalılar F1 filmi çekerse bu kadar olur ancak. Bir zamanlar Devekuşu Kabare ekibinin “Müzikal” değil ama “Müzikli” oyunları vardı. Bu da onun gibi müzikli bir film. Başından sonuna bitmeyen müzik eşliğinde yarış seyrediyoruz. Etkisiz, yancı kadın karakteri hesaba katmazsak bir erkek filmi. Kadın karakterler dönemin ruhuna uygun bir şekilde “Çeşitlilik” kaygısı ile konulmuş gibi. “Mutlaka kadın olsun, zenci olsun, bir de eşcinsel”. İlk ikisi tamam, üçüncüsü için korkmadım desem yalan olur. Takım sahibi ile pilotun final yarışının ardından sahnede öpüşmesini bekledim ama şükür final yarışı Arabistan da oldu. Bu kadar ısrarla önümüze sürülen lastikçi kızın sonunda Hulk a dönüşüp arabayı iterek finişi geçmesini bekledim, o da olmadı. 2 saat 35 dakikalık kocaman bir F1 reklamı seyretmiş gibi hissettim. Onun dışında pist içi çekimler ve orijinale uygun takım içi konuşmalar hoşuma gitti. Gerçek olaylardan esinlenen “Rush-2013” ü daha çok beğenmiştim.

3 Beğeni

TOD’a geldiğini görünce iki filmi de izledim.

Birinci filmi ilk izlediğimde daha çok gerilmiştim. Bu sefer dümdüz izledim. 2002 yılından bu yana hemen hemen aynı konuya, aynı senaryoya ve aynı işlenişe sahip zibilyon adet film çekilmiş olmasından olabilir. İkinci film ise ilk filmin ekmeğini yemek için çekilmiş, çok kötü olmayan fakat ilk filmin yanına yaklaşamayan vasat bir musallat filmiydi.

2 Beğeni

Bu filmin orijinali 1938 yılı yapımı gerililim ustası Alfred Hitchcock’a ait “Kaybolan Kadın” (The Lady Vanishes) ’dır. Film, baştan sona ilgiliyi ve merakı canlı tutan bir akışa sahiptir. Çoğu remake (yeniden yapım) gibi Uçuş Planı filmi de orijinalinin çok gerisinde ve başarısız bir filmdir.

Kesinlikle tavsiyem "Kaybolan Kadın” filmini izlemendir.

5 Beğeni

Arkadaşlar, tekrar izlediğim ama artık sadece videokasetlerde kalmış, yapımcı firma kapandığı için dağıtımı olmayan, unutulmuş, mükemmel bir gerilim filmi; üstelik Alacakaranlık Kuşağı dizileri tadında 1971 yılı yapımı bir film: The Deadly Dream ( Ölümcül Rüya)

Başrolünü Lloyd Bridges ve Janet Leigh(Alfred Hitchcock’un Sapık filminde ünlü duş sahnesinde bıçaklanan kadın) paylaşıyor.

Filmde, sakin bir yaşam süren bir bilim adamı rüyasında gizemli bir mahkeme tarafından suçlanır. Her rüyasından uyandığında gördüğü olayların izlerini vücudunda görmeye başlar. Karısı ve arkadaşlarının da bu komplonun içinde olduğuna dair rüyalar görmeye devam eder. Yoksa rüyaları gerçekleşmeye başlıyor mu…

Bu sürükleyici gerilim filmini mutlaka arayıp bulun ve seyredin.

4 Beğeni

28 Years Later’ı izledim.

Film hakkında sağda solda hep olumsuz yorumlar okumuştum ama benim beğendiğim bir film oldu. Sanırım bu kadar gömülmesinin sebebi de ilk filmlerden tamamen farklı bir kafayla çekilmiş olması çünkü Danny Boyle bu sefer oldukça fantastik ve absürt bir tarz benimsemiş. Filmin adı 28 Years Later değil de başka bir şey olsaymış aldığı olumsuz yorumların yarısını bile alacağını düşünmüyorum. Konu ve olaylardaki mantıksız ve tutarsız kısımlar malesef tolare edilebilir seviyenin üzerinde olduğu için türün en iyilerinin arasına girmesi imkansız.

4 Beğeni

Sony yeni filmi dün duyurdu. 28 YEARS LATER: THE BONE TEMPLE

Ben daha izleyemedim maalesef.

5 Beğeni

https://www.imdb.com/title/tt0340855/

Monster (2003), 2002 yılında idam edilen ABD’li seri katil Aileen Wuornos’un hayatını konu alıyor.

Aileen, 13 yaşında sokağa atıldığından beri fahişelik yapan bir kadındır. Mücadele ile geçen hayatında duygulara yer yoktur, ta ki Selby ile karşılaşana dek. Para karşılığı ormana, ıssız yerlere giden ve erkeklerin cinsel arzularını gideren Aileen, sevgiyi bir kadının kollarında bulur. Birlikte yaşamaya başlarlar.

Bir gün müşterilerinden biri ormanda ellerini bağlayıp tecavüz etmeye kalkışır. Aileen, kendini iplerden kurtarıp bir silahla adamı vurur. Hayatta kalmak için işlediği bu ilk cinayet, ruhunda karanlık bir sayfayı açar ve cinayetlerin gerisi gelir. Diğer kurbanlarını giderek basitleşen bahanelerle öldürür Lyn. Paralarını, arabalarını çalar.

Mutluluğu Selby’nin yanında bulduğu gibi sonu da onun elinden olacaktır. Selby, polislerden korkarak Aileen’i ihbar eder. 7 cinayetten sonra yakalanan ve artık bir seri katil olarak anılan Lyn, 12 yıllık hapisten sonra idama mahkûm edilecektir.

Film Aileen’in Selby ile tanışmasıyla başlar ve yakalanmasıyla sona erer. Oyunculuklarla birlikte, kostüm ve makyaj da oldukça başarılı. Christina Ricci, Aileen Wuornos’a epeyce benzemiş.

Film, objektifliği ve dengeyi gözetmiş. Bir seri katilin hayatını anlatırken iki türlü hikâyeyi bozabilirsiniz: ya insani yanını hiç göstermez ve şeytanlaştırırsınız, ortaya fantastik bir “saf kötü” çıkar ya da insan olarak göstereceğim derken acındırıp kötü yönünü görmezden gelirsiniz. Bu filmde ise Aileen’in zor hayatıyla birlikte onun öfke kontrolünü kaybetmesini ve canileşmesini de izliyorsunuz. Üzülürken kızıyorsunuz da.

Bu tür filmleri sevenler izleyebilir.

6 Beğeni

28 Years Later - 2025

İngiliz - amerikan yapımı korku filmi. İngiliz yönetmen Danny Boyle un elinden çıkma bir film. Korku türünü sevsin sevmesin bütün sinema seyircilerinin en azından adını bildiği meşhur “28 Days Later - 2002” filminin devamı (Aynı olayların seneler sonrasını anlattığı için devamı demekte sakınca görmüyorum. Hem devamı olmadığını da bilmiyoruz şimdilik). İlk film sinema dünyasında çığır açtı. Uyuşuk, mıymıntı zombieler den. gayet enerjik ve hızlı zombielere geçiş furyası yarattı. Öyle ki türü yaratmış. hatta patentini almış (Gerçekten patentini almış bu arada. “Zombie” ismi patentli. O yüzden birçok dizi ve film de o isim yerine “enfekte”. yok “aylak”. yok “zıplak” gibi isimler duyuyoruz) George A. Romero bile bu filme cevap vermek zorunda kaldı.

Bu filme gelecek olursak; konusu, Salgın avrupa da bitmiş ancak karantina altındaki ingiltere de devam etmektedir. Hayatta kalanlar evrim geçiren virüsün etkilediği hastalardan ve art niyetli guruplardan kendilerini korumak için izole topluluklar halinde yaşamaya çalışmaktadır. Konu vasat, senaryo ortalama, oyunculuklar normal, çekim kalitesi yeterli. Üç film olarak tasarlandığı için şimdiden bir şey söylemek için erken. Bakalım olay nereye ve nasıl gidecek. Aslında üçlemenin tamamını değerlendirmek daha yerinde olur. Ancak şimdilik şunu söyleyebilirim, ilk filmin o taşları yerinden oynatan, bütün bir türü etkileyen yapısı gitmiş yerine diğer yapımlardan etkilenen bir film çıkmış ortaya. Yeni bir hava yeni bir soluk getirmesini beklediğim film tek yenilik olarak getire getire dal başak koşturan zombie ler getirmiş. Oğlum üzerine bir şey giysene, hastasın diye, adam yiyorsun diye dal başak mı dolaşman gerekiyor. Biraz efendi olsana.

Velhasıl üçlemenin tamamına bakmak lazım. Ama ben şimdilik gördüklerimden çok memnun değilim. Ört şu üstünü.

2 Beğeni

Aile ortamında izlenecek bir film değil. Bu filmi büyük beklentilerle almıştım.

El kamerasıyla çekilmiş buluntu türünde filmler gibi, güya gerçekçi izlenimi vermek için çekim kamerasının sürekli oynadığı bu son dönem filmlerden bildiğin nefret ediyorum. Evet, bunu birinin söylemesi gerekiyordu. Beyaz TV’de oynatılan amatör/dandik filmler gibi kameranın sürekli titrediği, oynadığı filmlerden nefret ediyorum.

İşte, şişirilmiş film 28 Days Later da o dandik filmlerden biri. DVD’sini direkt çöpe attım.

Ne varsa eskilerde var.

4 Beğeni

Postmodern sanat diye bir lanet var. Her şey sanat olabilir; dolasıyla saçmalık ile sanat arasındaki çizgi belirsizleştiriyorlar. Tabii başka başka isimleri de var performans sanatı, konseptüel sanat gibi ki kum dolu kovayı devirmek, vücudunu çamura sürtmek, görünmez heykel satmak vs.

El kamerası ile çekim film izliyorsun algısını kırmak için kuralların dışına çıkma, sınırları belirsizleştirme gibi kavramlar içinde düşünülüyor. Bir ayağı postmodern sanat içinde diğer ayağı da diğer isimler (gerçekçi sinema, dogma 95 akımı) içinde bulunuyor.

Filmi izlemedim. Beğenip beğenmedim diyemem ama el kamerası çekimi, yani artık bu iş bana ekonomik gözükmeye başladı. Ne kadar az parayla bir şey üretip ne kadar çok paraya satabiliriz derdine düşen sanatçıların iyice saçmaladığı bir zamanın içine düştük gibi geliyor. Görünmez heykel maliyet sıfır gelir bir çuval para :slight_smile:

Yok el kamerası ile çekim, yok iPhone telefonla çekim… Yani sen ben çeksen amatör film olur sinemaya sokmazlar, ismi olan bir yönetmen ya da ismi olan bir oyuncu ya da ismi olan bir seri ise yani ambalajı varsa sanat eseri olur.

Anlayışa bakar mısın? İphona telefon ile çektik. Aman tanrım didim! Hemen bir ayfon alıp bacanakla film çekeyim, amcaoğlu duydun mu bu film aha şu elimdeki telefonla çekilmiş.

Nereden nereye geldik.

5 Beğeni