Aynen 2. film, ben de -Türkiye’de görürsem eğer- uzak duracağım ![]()
Aynen 2. film, ben de -Türkiye’de görürsem eğer- uzak duracağım ![]()
Call Northside 777
Oğlunun suçsuz olduğuna inanan bir annenin gazeteye ilan vermesiyle olaylar başlıyor. Güzel bir film. 10/8
District 9
Klasik uzaylı filmlerinden farklı bir bakış açısı sunuyor, o yönünü beğendim. Bir de devam filmi olsaymış gerçekten güzel olurdu, kaç sene geçmiş üzerinden. 10/8
Şahsi düşüncem, kendini izleten filmler çıkarıyor James Cameron. Ne kadar kızsam eleştirsem de Avatar serisini kaliteli buluyorum. Özellikle ilk filmini. Ve evet, 30 yıl sonra da izleyebilirim. Çünkü hikâye akışı, oyunculuklar, teknoloji, görsellik ve müzikler beni o dünyaya çekiyor. Eywa’ya saldırıldığında Na’vi’ler gibi üzülebiliyorum. Bana geçen bir yapım kısacası. İkinci filmin yarısı ilk filmin kopyası olmasına rağmen ikinci perdede özgün şeyler ortaya koymuştu. Ancak üçüncü film olayı biraz saçmalaştırmış. Yeni bir kabile tanıtıp yan figür olarak kullanmak mantıklı değil. Quaritch’in her şeye maydonoz olması ve ana karakter edası ile senaryosunun yazılması canımı sıktı. Zaten ikinci filmi çekerken üçü de çektiği için sayın Cameron, hiç ekleme yapmamış. Dizi izliyor gibi hissettim. İkinci filmde zaten denizden saldırı olmuştu ve gemilerle, botlarla vb. araçlarla saldırılmıştı resife. Üçüncü filmde de aynısı gerçekleşti. Aynı saldıı taktikleri, aynı yardım talepleri, aynı Toruk Makto sekansları… Aşırı basite kaçmış. Yine de izlenir bu arada. Ve 3D izlenmeli bana kalırsa. Bulunduğunuz şehrin hangi salonu iyiyse orada izleyin elbette. Bir kez yalnız bir kez de arkadaşımla gittim üçüncü filme. İkisi de 3D salonuydu. Çok memnun kaldım. Tron:Ares filmini de 3D izlemiştim. Bu filmlerin teknolojisi yüksek olduğu için sorun yaşamadığımı düşünüyorum. Gidip gitmeme konusunda kararsız kalsaydım giderdim ![]()
Final Destination 3 (2006)
Mary Elizabeth Winstead’ı görmek şaşırttı. Onun haricinde ortalama bir Son Durak filmi diyebilirim. Finalini bu kez beğendim.
Final Destination 4 (2009)
2009-2010 yılları arasındaki 3D furyasına yetişmek için aceleye getirilmiş, baştan savma bir film. Ölümler, sırf 3D için tasarlanmış gibiydi. Hikayesini de beğenmedim. Filmde beğendiğim tek şey, Mortal Kombat tarzındaki introsu ve ending’i oldu.
Final Destination 5 (2011)
Geldik serinin sonuna. Bloodlines’tan sonraki en iyi filmiydi bence. En başta da bahsettiğim üzere, yıllardır meşhur olan ve çocukluğumda açıp açıp izlediğim en rahatsız edici ölüm şekilleri bu filmdeydi. Sonunda serinin bir filminde, izleyiciyi şaşırtacak plot-twistler görmek sevindirdi. Özellikle final sahnesindeki ilk filmle bağlayarak seriyi bütünleştirme olayı güzeldi. Beğendim.
Bacanızdan gelen seslere ürpermeye ne dersiniz ?
Arkadaşlar, bugün Yılbaşı Arefesi olduğunu biliyorsunuz. Film seçimim ve tavsiyem, tam da bugünün önemi ve anlamı üzerine olacak.
1980 yılı yapımı Christmas Evil (Yılbaşı Arefesi) ile siz de çan seslerinin birer tehlike sinyali olduğunu anlayacak, kırmızı kostümün rengini kandan aldığını fark edecek, hediyelerin ise size gerçek sürprizler yaşatacağını göreceksiniz.
Bu DVD’yi kaçırmayın ve bu gece izleyin…
Hoca’nın yeni gösteriyi izledim hazır yılbaşı.
Öncelikle seyirci Diamond Plus’tan bile daha kötü, daha suskun, daha tepkisiz idi. Hoca da yer yer sitem etti bu konuda dayanamadı adam artık. O zaten baştan kırıyor gösterinin atmosferi.
Cem Yılmaz’ın bence gösterilerindeki en komik şeylerden birisi muhteşem taklit yeteneği idi. Ancak son iki gösteri, özellikle bu gösterisinde taklitler epey geriye gitmiş. O dikkatimi çekti.
Genel olarak eğlenceli, hoş vakit geçirten bir şov idi. Prime Cem Yılmaz’ı artık aramadığımdan tam beklediğim tatta bir gösteriydi. Yani aşağı yukarı böyle bir şey bekliyordum. Çok öyle katıla katıla gülmesem de eğlendirdi, hoş vakit geçirtti.
Bazı tespitleri gerçekten çok hoş iken, bazıları ise 5-10 sene önceden kalma, bayatlamış şeylerdi. Ancak genel itibariyle Cem hoca hayata bakışını ve kişiliğini çok sevdiğim bir insan. Gerçek bir Türk aydını bence.
60/100 diyelim.
Hayatımda seyrettiğim en kötü filmlerden biriydi diyebilirim. Duyduğuma göre oscar adayıymış, ilginç. Bu kadar övülecek nesi varmış çok merak ettim. 90’lı yılların ucuz vampir filmleri gibiydi…
10/4
Göçmenlik anlatısını Vampirler üzerinden veriyor Ryan Coogler kardeşlerden biri İtalyan mafyasına katılırken diğeri de İrlanda mayfasına katılıyor göçmenlerin yaşadığı sorunları anlatıyor ben filmi beğendim.
Bugonia (4/5)
Bu yılın ilk filmi Bugonia oldu. Yorgos’un büyük bir fanı olarak film boyunca absürtlük beklediğim için açıkçası giriş-gelişme-sonuç beni pek şaşırtmadı. Onun dışında Stone, Plemons ve Delbis’ten resmen oyunculuk resitali izledim. Üçü de ayrı ayrı baya iyiydi. Film akıcı, ilginç ve temposunu kaybetmiyor. Benden geçer not aldı.
Filmleri 5 maddede değerlendiriyorum:
Senaryo: Özgünlük, hikaye, diyaloglar - 8/10
Oyunculuklar - 10/10
Yönetmen: Sahne geçişleri, tempo, kurgu - 9/10
Görsel Kalite: Görüntü yönetimi, CGI, prodüksiyon - 10/10
Genel Etki: Tekrar izleme isteği, bittikten sonra etkisi, tatmin, sürükleyicilik - 7.5/10
Sentimental Value (3,5/5)
Türkiye’de elimi sallasam 10 insandan 8’inin ya baba tarafından terk edildiğini ya da baba evde kalsa bile ailede derin travmalar bıraktığını bildiğim için, ve muhtemelen her TC vatandaşının baba hikâyesi bu filmden daha travmatik olduğu için, film bende çok derin bir etki bırakmadı. Oyunculuklar çok başarılı. Yönetmenin çekimleri ve yakaladığı kareler oldukça güzel. Ancak yer yer “Bu buna ne yapmış?”, “Bunların arası neden kötü?”, “Burada kime ne olmuş?” gibi sorular kafamda kaldı; filmi tam olarak yakalayamadım. Diyaloglar yeterince açıklayıcı değildi, daha çok oyuncular arasındaki bakışlardan ve sergilenen tavırlardan neler olduğunu anlamaya çalıştım. Zaten yönetmeninde amacı buydu ama bende biraz kopma yaşandı. Birkaç eksiğine rağmen geneline bakıldığında anlamlı ve duygusal bir film. Etki bıraktığı kesin ama sarsıcı mı? Ortalama bir Avrupalıya işler; bize ise Babam ve Oğlum gibi biraz daha ağıtlı şeyler lazım. Bizim travmalar bu filmden daha öte.
Filmleri 5 maddede değerlendiriyorum:
Senaryo: Özgünlük, hikaye, diyaloglar - 7,5/10
Oyunculuklar - 10/10
Yönetmen: Sahne geçişleri, tempo, kurgu - 8/10
Görsel Kalite: Görüntü yönetimi, CGI, prodüksiyon - 9/10
Genel Etki: Tekrar izleme isteği, bittikten sonra etkisi, tatmin, sürükleyicilik - 6,5/10
Ağır işleyen, gerçek hayata dokunan ve doğayla iç içe geçen filmleri çok seven biri olarak büyük keyif aldım. Zaten 2025 yılı için birçok ödüle adaylığı da bulunun bir filmmiş.
Kod Adı: U.N.C.L.E
Güzel, eğlenceli bir ajan filmi ama vasat. Fazladan bir şey sunmuyor.İzlenmese bir şey kaybedilmez. İzlenilse eğlenilir. Seri olmaya niyetlenmişler bir de tutarsa diye. ![]()
![]()
![]()
Az evvel bitti The Whale. Nicedir izlemek istiyordum. Yönetmen de Aronofsky olunca…
Çok acıklı. Canım yanarak izledim. Bugüne göre fazla saf bir yerden bakıyor ama belki de baktığı yer doğrudur: İnsanların umursamama yetileri yok. Belki de insanlar gerçekten harika. Charlie kadar iyimser bakabilir miyim bilmiyorum ama kötümserliği dengelemek gerek. Dünyanın, kötü insanların çoğunlukta olduğu bir yer olduğunu düşünmek çok acı verici. Bunu düşünmemeye çalışıyorum.
Ve tüm o kötü sözler. İnsanların size söyledikleri. Sizi kırmak, üzmek, mahvetmek için söyledikleri. Bunlar sadece size dair değil. Belki de en çok söyleyenlere dair. Bu nefret, hedefi var gibi görünse de sadece bir çığlık. Charlie bu çığlığı görebilen nadir insanlardan. Ya da aptallık derecesinde iyi biri. Bilmiyorum.
Ceset ![]()
![]()
![]()
![]()
Gayet güzel bir polisiye/korku filmiydi. Ama korkuyorum filmi gibi çekilmesine hiç anlam veremedim. Şimdi kalkıp ‘ya ben tahmin etmiştim’ diyemeyeceğim hiç. Olayın açıklanmasına birkaç saniye kala anca anladım. Kurgu güzel, oyunculuklar güzel ama niye korku filmi gibi ya. Sonuçta kadın ya öldü başkası yapıyor ya da ölmedi kendi yapıyor. Başka seçenek yok dolayısıyla bir korku unsuru da yok aslında. Bana bu korkutma çabası biraz gereksiz geldi açıkçası. Ama plot twist güzeldi ve beklenmedikti. Bir konu kafama takıldı sadece. Bu Madem dedektif adamsın niye gidip kızına öldürtüyorsun adamı. Buradaki olayın daha farklı işlense çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Ama keyifli bir akşam geçirmelik gayet güzel bir filmdi.
İlginç bir tesadüf oldu. Bugün bu filmin finalindeki müzik kafamda çaldı durdu ama ne olduğunu çıkaramadım. Bu afişi görünce jeton düştü. Teşekkürler diyim ![]()
Yıllardır etkisinden çıkamadığım bir film. Bu etkiyi yitiririm diye tekrar izlemek de istemiyorum.
(Kısa olan halinin videosu spoiler içeriyor o yüzden loop halini koyuyorum. Zaten 1 saat dinleyince kesiyor şahsen.)
Filmi bende çok beğendim,etkisinden uzun süre çıkamam herhalde.Düşük bütçe ile çekilmiş filmler daha çok etki bırakıyor bende.Film müziği için teşekkürler.
The Seventh Seal (1957)
Ingmar Bergman, ölümü bir korku figürü olmaktan çıkarıp insanın karşısına diktiği en dürüst soru haline getiriyor. Satranç masası inanç, şüphe ve sessizlik arasındaki o bitmeyen hesaplaşmanın kendisi. Film, orta çağ karanlığını fon olarak kullanırken aslında modern insanın varoluş sancılarını anlatıyor. Bergman’ın sade kadrajları ve bilinçli suskunlukları, filmi yaşanan bir deneyime dönüştürüyor. Her duraksaması akılda kalıyor.
Konunun 3500. mesajı da bana nasip oldu.
Aramıza yeni arkadaşların da katıldığı bol bol film incelemelerinin yapıldığı mesajlar görmek dileğiyle. ![]()
Sentimental Value çok fazla dram tüketmeyen ülkeler için gayet izlenebilir hatta belki de etkileyebilir bir yapım olmuş fakat bizim ülkemizde filmleri ve özellikle dizilerden tutun hatta şarkılara şarkılarımız ve özellikle türkülerimize kadar her şeyimiz dram kustuğu için bana epey banal geldi. Oyunculuklara söylenebilecek bir şey yok. Senaryo da güzel fakat ben sanırım iyice sıkıldım bu dram işinden.
Dusty Bunny Çok ilginç bir film ne cgi kalitesi güzel ne oyunculuklar alıp götürüyor… Öyle ki filmin kadrosunda çok sevdiğim Mads Mikkelsen ve Sigourney Weaver var ama sanki zoraki oynatıyorlarmış gibi bir iş çıkmış ortaya. Çekimler güzel bazı yerlerin dekorları ve ortamı şahane fakat bütüne vurduğun zaman çok vasat bir iş. İkisinin hatırna 1.5x2 yapıp geçtim. ![]()
The Body’i @Nepenthe ‘den görerek izledim. Kapak görseline bakınca aaa Rachel McAdams’ mı oynuyormuş diye heycan yapıp sonra detaylı bakınca o olmadığını fark etmemle film zaten -1 ile başladı
Şakası bir yana izlemek için epey geç kalmışım asla kötü bir film değil bence twist de hoştu.
CMXXIV: Üstat epey yaşlanmış. Sevenine gider de ben pek keyif alamadım açıkçası. Espiri materyali açısından çok daha farklı şeyler izlediğim için bana gitmiyor artık sanırım bu tarz. Yemek yaparken arkaya açtım dinledim diyebilirim.