Mortal Kombat
İkincisinin verdiği itici güçle birinciyi tekrar izledim ve ikincisinin ilkinden daha iyi olduğunu tekrar anladım. İlki de güzel sayılır aslında. Hakkını yemeyelim. ![]()
Mortal Kombat
İkincisinin verdiği itici güçle birinciyi tekrar izledim ve ikincisinin ilkinden daha iyi olduğunu tekrar anladım. İlki de güzel sayılır aslında. Hakkını yemeyelim. ![]()
Lütfi Akad’ın Göç Üçlemesinin (Gelin-Düğün-Diyet) ilk filmi Gelin, 1973 yılında yayınlanmış. Yozgat’tan İstanbul’a göçen bir ailenin yaşadıklarını anlatan çok etkileyici bir film. Çok beğendim.
Psikolojik korku/slasher filmi olan 1980 yapımı Fade to Black, sinefil bir gencin takıntılarını ve bu yolda bir katile dönüşmesini konu alıyor.
Marilyn Monroe’ya hayran olan genç, Monroe’ya ikizi gibi benzeyen Avustralyalı bir modelle tanışır ve kaçınılmaz sona doğru adım adım yürümeye başlar.
İntikam duygusuyla boğulan, akıl sağlığını yitiren ve Cosplay yapan bir katilin hikayesini izliyoruz.
Dennis Christopher’ın performansının yanında diğer karakterler biraz sönük kalmış ancak bu da film için çok büyük bir eksiklik oluşturmuyor.
Eski usül, 80’li yılların İtalyan yapımı bu korku filmiyle, o kasvetli, sisli ve tekinsiz sokaklarda gezintiye çıkmaya ne dersiniz ?
1980 yılı yapımı Nightmare City (Şehir Baskını) adlı bu kült korku filminde korku, iliklerinize yavaşça değil, kapıyı kırarak karşınıza dikilecek.
Bir Televizyon muhabiri, gecenin ortasında gizemli bir şekilde iniş yapan bir uçağın peşine takılır. Uçaktan inenlerin insan değil de gözünü kan bürümüş zombiler olduğunu anladığında artık iş işten geçmiştir.
Bu kült korku filmini mutlaka izleyin.
Dahi
Güzel bir gerilim. Sizi film boyunca diken üstünde tutuyor fakat filmin şok edici bir yanı yok. Ne olup biteceğini az çok tahmin edebiliyorsunuz. En azından uğraşmışlar. ![]()
![]()
![]()
![]()
Sonunda izledim. Evet bahsedildiği kadar harika bir yapımmış. Oyunculuklar, olayların ilerleyişi ve elbette mafyalığın böylesine gerçekçi anlatılması 10 numara olmuş. Fazla geçmeden diğer iki filmi de izleyeceğim.
9/10
1959 yılı yapımı “House on Haunted Hill” filminde gotik filmlerin aranan ünlü oyuncusu Vincent Price’ın baş rolünü oynadığı hikâyede, bir grup insanın para karşılığında ürkütücü bir tepedeki perili bir evde, bir gece geçirmeleri anlatılıyor. Davetliler gece ilerledikçe ruhlar-hayaletler, katiller ve diğer korkunç şeylerle bu evde tıkılı kaldıklarını anlayacaklardır.
1999 yılı yapımı yeniden çevrimi “House on Haunted Hill” ise 1959’daki filmden daha kanlı, daha psikolojik ve görsel efekt ağırlıklı bir film. DVD oynatıcılarınızı hazırlayın. Seçim sizin, ikisi de güzel ve klasikleşmiş korku filmleri.
Nolan öncesi Batman filmlerinin sonuncusu Batman&Robin’i izledim. 1997 yılında yayınlanmış. Batman rolünde George Clooney var. Uma Thurman ve Arnold da oyuncular arasında. Film genel olarak zayıftı. Önceki Batman filmlerini sevmiştim, bu film pek sarmadı.
“Yıldızlardan gelen misafir konuşmak istiyor. Peki insanlık dinlemeye hazır mı?” ![]()
![]()
Hazır ABD, Trump’ın emriyle resmi UFO belgelerini peyderpey yayınlayadursun, biz kendi yayınımıza bakalım. Evet, DVD oynatıcılarımız hazırsa başlayalım:
1951 yılı yapımı “The Day The Earth Stood Still”
tam da sonradan olacakların sanki önceden kurgusu yapılarak sinema filmi olarak çekilmişi gibi.
Bir Uçan Daire, Washington’a iner ve içinden bir uzaylı çıkar. Uzaylının yanında bir de kimsenin hayal edemeyeceği oranda tahrip gücü çok yüksek kötücül bir robot vardır. Her ne kadar Uzaylı, kendini dost olarak tanıtsa da dünya henüz bunu kabullenmeye hazır değildir, korku ve şüphe içindedir,
Dünyanın durduğu o günden sonra bakın neler olacak neler…
CREEPSHOW (1982)
Father’s Day (Babalar Günü):
Ölüler bazen mezarında kalmaz… Bir aile yemeği, yıllardır beklenen bir intikamla kana bulanıyor.
The Lonesome Death of Jordy Verrill (Jordy Werill’in Yalnız Ölümü)![]()
Gökyüzünden düşen bir taş… Ve onunla birlikte büyüyen, durdurulamaz bir felaket.
Not: Bu bölümde Jordy Werill’i bizzat Stephen King oynamış, yani hikayeyi hem yazmış hem oynamış).
Something to Tide You Over (Gel-Git Geçene Kadar)![]()
Deniz kıyısında bir aşk üçgeni. İhanetin bedeli ödenir… Ama deniz, verdiklerini geri ister.
(Bu bölümde de komedi ustası Leslie Nielsen oynamış, onu korku hikayesinde görmek çok ilginçti).
The Crate (Sandık)![]()
Üniversitenin tozlu bodrumunda unutulmuş bir sandık. İçindekinin aç kalması ise hiç iyi bir haber değil.
They’re Creeping Up on You! (Üzerine Geliyorlar) ![]()
Temizlik takıntılı bir adam. Kapalı kapılar, kilitli pencereler… Ve her yerden gelen çıtırtılar…
CREEPSHOW 2 (1987)
Old Chief Wood’nhead (İhtiyar Şef Tahtafa)
Kasabanın eski tahta Kızılderilisi sessizce bekler. Ama bazı adaletsizlikler, ölülere bile huzur vermez.
The Raft (Sal)
Bir göl, bir sal ve birkaç genç. Suyun altında bekleyen şey ise açtır… Ve çok sabırlıdır.
The Hitchhiker (Otostopçu)
Gece yolunda bir çarpışma. Kadın kaçmaya çalışır. Fakat bazı yolcular, öldükten sonra da peşinizi bırakmaz.
Hamiş: İlk film (1982), korku ve kara mizahı daha dengeli kullanırken; ikinci film (1987), özellikle The Raft ve The Hitchhiker bölümleriyle daha karanlık ve acımasız bir atmosfere sahip. Özellikle The Raft, birçok korku hayranı tarafından serinin en rahatsız edici öykülerinden biri olarak görür.
Işıkları kapatın ve öyküleri tek tek izleyin…
Predestination (2014)
İzlediğim en farklı filmlerden bir tanesi. Beyin yakıcı güzel bir film ama çok fazla akılda soru bıraktı. Tavsiyem film hakkında fazla bir şey araştırmadan izleyin.
Bunları seyretmiştim + 2019-2023 dizi versiyonunu da izledim. Şimdilerde pek yapmıyor ama , Stephen King’in kendi uyarlamalarında figüranlık yaptığı çok olmuştur. “Pet Sematary” de rahip, “Maximum Overdrive” da bankamatikte ki aptal adam, “Rose Red” de pizzacı, ilk aklıma gelenler.
Hostiles (Vahşiler, 2017) filmini izledim. Uzun süredir western yapım izlemiyordum, Kızılderili savaşları çok fazla işlendiği için biraz klişe bir konusu var tabii ama sevdiğim oyuncular olduğu için beğendim.
Worldbreaker
Sıradan bir bilim kurgu, gerilim, kıyamet sonrası filmi. İzlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz.
![]()
![]()
Ne zamandır izlemek istediğim bir filmdi. Yorumunuzu da görünce tekrar aklıma düştü ve daha fazla ertelemek istemedim. Film benim çok hoşuma gitti. Çok yerinde mesajlar var, aradan 75 yıl geçmesine rağmen halen güncelliğini yitirmediğini söyleyebiliriz. İzlediğim en eski bilimkurgulardan birisi oldu. 2008 yılındaki yeniden çevrimini de izlerim belki
Madem bu filmi Türkiye’ye getirmediniz bizde boş durmadık ve filmi yasal yollardan izledik diyelim.
Eğlenceli, derdini yer yer şakaya vuran günün sonunda oyuncak satmaya yönelik izle geç filmi olmuş. Masters of Universe evrenine az da hakimseniz filmden alacağınız haz bir başka olacak. Kötü oyunculuğun zirve ismi Jared Leto bile filmde iyi oynamış. Tek sıkıntı yine woke kültürüne kurban giden Man at Arms karakteri olmuş. Idris Elba iyi oyuncudur lafımız yok da bırakın da karakterler eskiden bildiğimiz şekilde kalsın. İlla araya bir tuz serpiştirecekler. Hikaye Skeletor’un Eternia’ya saldırmasıyla evini terk eden Adam’a odaklanıyor ve daha sonra yurdunu zalimlerin elinden kurtarmasını izliyoruz. (Hiç de klişe bir hikaye değil.)
İlk I have the power sahnesi aşırı iyiydi. Heyecanladım şöyle bir eskiye dönüş yaptım.
Maalesef gişede istemine veremeyecektir. Bu devam filmini riske atacaktır ancak izleyicilerin tepkisi bakalım devam filmine yeşil ışığı yaktırabilir.
Hikayenin klişe oluşu, yer yer CGI patlamaları haricinde ortaya orta halli bir film çıkmış. Filmin içinde hoş bir cameo var aynı zamanda film sonunda 3 ek sahne var. Hele 2. ek sahne sizi heyecanlandıracak cinsten ![]()
Şu karakter(ler) var mı sorusu filmde saklı. ![]()
He-Man severlere tavsiye ediyorum. Normal izleyeciler için film vasatı geçemeyecektir bunu bilerek filmi izleyin derim.
Blumhouse yapımı, psikolojik gerilim filmi olan Obsession; seyirciye, korkunç bir aşk hikayesi sunuyor.
Müzik dükkanında çalışan Bear, iş arkadaşına sırılsıklam aşıktır. Ona bir hediye almak ister. Bir dükkanda Tek Dilek Ağacı adında, dilekleri gerçekleştirmeyi vaat eden bir nesne satın alır ve olaylar bu şekilde gelişmeye başlar.
Filmin alt metni, -en genel ifadeyle- kadın-erkek ilişkilerindeki olumsuzlukları gözler önüne seriyor.
Huzursuz edici atmosferine, aldığı övgülere ve iyi oyunculuklara rağmen filmi pek beğenmedim. Sinemada izlemesem de olurmuş.