Kurtlar Sofrasında Ahmet Arpad çevirisiyle Ketebe’den çıkıyormuş. Bu seriden tekrar çıkmaz sanırım.
Geçen Salı
“Biz topu yuvarlayanlarız.
Ve kendimiz o yuvarlanan topuz.
Ama aynı zamanda o yuvarlanan topla devrilen lobutlarız.
Ağır topların üzerinde gürüldediği saha da kalbimiz.”Geleceğini sanatla ve edebiyatla şekillendirmeyi beklerken kendini acımasız bir savaşın ortasında, şiddetli kar fırtınalarıyla sarsılan cephelerde bulan Wolfgang Borchert, kısacık ömrüne rağmen Alman edebiyatının tartışmasız en büyük isimlerinden biridir. Ruhunu ve bedenini tüketen açmazların içinde yazdığı eserleri, II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da yeşeren “Enkaz Edebiyatı”nın başyapıtları arasındadır. İlk olarak ölümünden sonra Geçen Salı başlığıyla yayımlanan bu öykü derlemesinde de savaşın yerle bir ettiği dünyayı büyük bir isyan duygusuyla, ustalıkla resmeder. Savaştan insan manzaralarını, sıradanlaşan acıları ve paramparça hayatları yalın bir dil ve sarsıcı bir üslupla tahlil eder. Saldırgan bir milliyetçiliğin ve farklı olana, farklı düşünene karşı körüklenen düşmanlığın yıkımını ortaya koyan bu öyküler, zamansız ve evrensel insanlık meselelerini kayda geçiriyor.
Liste güncellendi.
![]()
Kapak tasarımını değiştirmişler ![]()

Bu ülkede iyi olan şeye alerji var galiba. Değişecek o kadar şey varken güzelim kapakları değiştirmişler ellerine sağlık.
Kesinlikle eski kapaklar daha güzeldi. Berbat olmuş bu.
Demişim zamanında. Anlamak zor bunların yaptıklarını ![]()
Bu kapakla yenisi de gelmiş hemen

“Hangi yolu yürüdüysem, hangi yoldan da kaçındıysam hepsi burada bitiyordu, bir çıkış yolu daha olmayan, sırf o yüzden bile ölümün mekânına benzeyen ve muhakkak meleklerin arazisine yakın düşen bu vadide…”
Annemarie Schwarzenbach, Nazizm’i doğuran, cinsel yöneliminden dolayı onu da yalnız bırakan burjuva toplumundan kaçan bir yirminci yüzyıl göçebesi; sarsıcı metinlere imza atmış bir modern seyyah-yazar.
1939’da yayımlanan otobiyografik romanı Mutlu Vadi’de de kendi hayatının uçurumlarında ve çelişkilerinde geziniyor. Romanın anlatıcısı, Tahran’ın güneşten kavrulduğu bir yaz mevsiminde bazı arkadaşlarıyla birlikte yaylaya kaçar. Aslında kendisi zaten hep firardadır, kısıtlayıcı olarak algıladığı varoluştan kaçar. Kendi kimliğini aramak amacıyla yıllardır dünyayı dolaşmaktadır. Ne var ki İran’ın yabancı,
sessiz doğasında keder onu avucuna almıştır. Bir başına değildir fakat yapayalnızdır; uğruna çaba harcadığı “özgürlükle” başa çıkamamaktadır. Bir yandan İsviçre’deki geçmişini, çocukluğunu unutmak ister, diğer yandan özlemini çeker. Tüm bu çelişkiler İran’da, genç bir Türk kızına duyduğu aşkla derinleşir. Bugün ve dün, hayal ve hakikat, yürek burkan bu lirik romanda iç içe geçiyor.
“Mutlu Vadi, kendine yabancılaşan modern insanın varoluşsal yalnızlığı ve parçalanmışlığı üzerine şiirsel bir anlatı.”
—Neue Zürcher Zeitung
Bu dizinin kapaklarını ne hale getirdiler ya. Rezalet.
Kesinlikle aynı düşünüyorum. Eski kapakların tasarımı çok iyiydi. Bunlar çarşamba pazarı gibi.
Yazıklar olsun. Şiddetin Çocukları son kitabı da gelmedi halen, eğer gelirse kapağı eskisi gibi de yapmazlar bunlar. Bu uyduruk kapaklardan gelir.
Bakıyorsun son iki kitabın kapakları kendi içinde de uyumlu değil. Çok özgün bir dokunuş yaptı sağolsun.
Doktor bu ne?
Tekil tekil kitap bunlar basbaya.
Of bu ne rezalet kapak ya. Seri olduğu neresinden belli bunun şimdi? Güzel giden birşeyi de bozmasalar keşke!
Soldan sağa @alper, ben ve @BiblofilYouTube.
Bu arada kapak bence baya iyi. Tepkim tamamen tutarsızlığa. Yiter bu ne ya.
O vakit ben geçiyorum yatağa. Tutarsızlık konusunda benzer düşünsekte hiç beğenmedim bu yeni kapağı.
Valla bu renk paletine zaafım var. Annemarie abla da Tam karizma çıkmış. Bu kapaklık yatağa seni alabiliriz.
Ama seri beni yatalak etti.
Doktor’u ben yaparsanız yatalak olmanız da kaçınılmaz oluyor. ![]()
2 kitapta bir kapak tasarımı değişecek herhalde…



